ÖNSÖZ
1970'li yılların sonunda Türkiye, ekonomisinden siyasetine kadar bütün toplumun günlük hayatına yansıyan bir bunalıma sürüklenmişti.
Özellikle MC Hükümetlerinden sonra gelişen sol muhalefet ve faşizme karşı direnme eğilimleri iç savaş politikalarıyla bastırılmaya çalışıldı. Ve Türkiye'de sonuçta okulların, mahallelerin, şehirlerin bölündüğü; silahlı çatışmaların, siyasal cinayetlerin gündelik olaylar haline geldiği bir iç savaş görüntüsü ortaya çıktı.
Biz, 12 Eylül öncesinde ülkemizde sürdürülen sömûrü ve haksızlıklara, baskı ve teröre, bütün faşist katliamlara ve cinayetlere kararlı bir şekilde karşı çıktık; sonuna kadar haklı ve meşru bir savunma mücadelesi verdik. Bu onurlu direniş mücadelesinde yüzlerce arkadaşımız hayatını kaybetti. Eğer 12 Eylül öncesinde bütün Türkiye bir Maraş'a çevrilmediyse yüzbinlerce, milyonlarca insanın yokedildiği yeni bir Endonezya Katliamı gerçekleştirilmediyse; faşizme karşı onurlu ve yiğiıt mücadelelerinde hayatlarını kaybeden o gencecik insanlarımıza çok şeyler borçlu olduğumuzu hiç kimse unutmamalıdır.
12 Eylül'den sonra tüm bu yaşanılan gerçekler çarpıtılmaya, saptırılmaya, karartılmaya kalkışıldı. Ülkemizi bir dehşet ortamına sürükleyen faşistler, gerici-faşist ayaklanmalar, katliamlar tertipleyenler korunmaya, Suçları örtbas edilmeye çalışıldı. Öte yandan devrimciler, solcular, faşizme karşı direnenler, halktan yana olanlar anarşistlik, teröristlik, satılmışlık, vatan hainliği suçlamalarıyla karşı karşıya kaldılar; işkence gördüler, ağır cezalara çarptırıldılar, idam edildiler...
Ülkemizde yaşanan tüm bu olaylar, egemen sınıflar tarafından daima gözardı ettirilmeye çalışılan gerçekler hesaba katılmadan anlaşılamaz.
Neden Cumhuriyet tarihinin neredeyse üçte ikisi sıkıyönetimler ve askeri yönetimler altında geçti? Ülkemizdeki demokrasi neden gelişmiyor? Niçin Türkiye bir türlü kalkınamıyor? Ekonomik krizler ve enflasyon, sosyal ve siyasal kargaşalıklar, askeri darbeler neden sürekli yaşadığımız birer gerçek haline geliyor?
Bizler, uzun süren bir yargılama sürecinde verdiğimiz dilekçelerde, tahkikatın genişletilmesi taleplerimizde, savunmalarımızda bu soruların yanıtlarını vermeye, gerçekleri ve nedenlerini ortaya koymaya çalıştık.
Elbette, cezaevlerinin kısıtlı olanakları da gözönüne alındığında tüm gerçeklerin ortaya konulduğunu söyleyebilmek mümkün olmadığı gibi, savunma da herşeyi söyleme iddiasında değildir. Tersine, söylenebilecek asgari şeyler söylenmeye çalışılmıştır. Yazılanların dışında herkesin söyleyecek çok şeyi muhakkak vardır. Ama savunmada, özellikle yazılanlar söylenmelidir; mahalle bakkalından dolmuş şoförüne, öğrenciden işçiye herkes herşeyden önce bunları bilmeliydi diye düşündük.
Ankara 1 No'lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde görülen Devrimci Yol Davası dosyasındaki çeşitli belgelerden oluşturduğumuz bu derlememizi, Türkiye'nin yakın tarihine ilişkin gerçekleri ortaya koyan ve devrimcilerin haklılığını gösteren bir belge olarak kamuoyuna sunmak istedik.
Böyle bir çalışma yapmanın, bize yöneltilen suçlamalara karşı kendimizi savunabilmemiz için gerekliliği ötesinde, olayların içinde yaşamış ve tanıklık etmiş insanlar olarak tarihe ve halkımıza karşı yerine getirmemiz gereken bir görev olduğu inancındayız.