Telefondaki kendine güvenli, tatlı, inandırıcı erkek sesi gürlüyordu:
-Gelsinler, Aslan Abi...Çiğ yemedim ki karnım ağrıyacak diye çekineyim...Gelsinler ve bu fıtne, bu yalanlar bitsin..
Telefondaki bu sesin şimdi nerede olduğu belli değil... Belki bir basın mensubu olarak kendisi ile en son konuşan ben idim. Fatsa’dan Fatsa halkının devrimci disiplininden, halkın kendine hizmet edenlere duyduğu dayanışma ve sahip çıkma duygularından güvenli... Ben de, o da telefonların dinlenmediğinden emin değildik... Ama o da başına gelecek fiziksel acıların, üstüne yüklenecek koca bir düzenin farkında, sadece vicdanı temiz bir insanın olabileceği kadar çekinmesiz konuşuyordu. Fatsa şenliklerinde tanışıp ahbap olduğu kızımın hatırını soruyordu. Fikri Sönmez bölgesini ve bölgenin tarihsel gelişme ve işlevlerini, iğne ucu ile işlemiş olduğu hemşerileıinin duygu ve düşünce yaşamını en iyi bilen adamdı... Bilen adamın korkusuzluğu içindeydi...
Bu kadar iyi bildiği içindir ki, gecenin saat on birinde telefonda, bir kaç saat sonra insan yapısının zor dayanacağı işkenceleri bile bile böylesine güvenli konuşabiliyordu. Bir aile söyleşisindeki kadar böylesine senli benli hal hatır sorabiliyordu.
Evet geldiler. Beldenin savcısından habersiz geldiler hem de... Öyle bir geldiler ki beldenin savcısının bile haberi olmadı da, o savcının aradığı kişiler maskeli yüzleriyle yol gösterdi...Aramayı yapan kimdi acaba? Türkiye Cumhuriyetinin bir valisi mi? Yüzlerinde kapkara maskelerle, Ecevit'in dediği gibi Demirel iktidarının maskesini indiren bu aramanın muhbirleri ve yöneticileri neyi arıyorlardı? Yüz kişinin öldürüldüğü K.Maraş soykırımının kışkırtıcılarını mı? Çorum soykırımı girişimini başlatanları mı? Mehmet Ali Ağca'yı ya da Alpaslan Alpaslanı mı? Kimi arıyorlardı ve ne gibi suçlamalarla?
Ankara'da değerli bir gazeteci arkadaşımla konuşuyordum. "Arasınlar. Bir şey bulamazlar" dedim. İlerici bir gazeteci olan arkadaşım, yarı inanır yarı inanmaz. "İnşallah öyledir" dedi. O bile Fatsa'yı gözleriyle görmediği için Fatsa'lıların ve onların temsilcisi mert emekçi, halk çocuğu Fikri Sönmez'in düzene karşı çıkarken kullandığı tek silahın sevgi, halka dayanmanın verdiği güven olduğunu anlamamıştı. Hem de gazetesinde orada bir süre kalan bir değerli gazeteci tarafından bunlar yazıldığı halde. Bazı gazeteler uzun namlulu silahlarla yapılacak ateşli çatışmaları beklemek üzere kalabalık timler göndermişlerdi. O kadar kandırılmıştı kamuoyu... Bir gazetenin değerli bir köşe yazarı inanmak zorunluluğunu anlatıyor, "devletin en yetkilisinin sözüne nasıl inanmazsınız?" diyor. Devlet yetkilisinin başka gerçek dışı beyanları varsa inanmamalı... 1935'te Almanya’nın en yetkilisi Hitler idi. Onun Almanya hakkında her dediğine inananların bu inanışlarına pişmanlıkları, vicdan azapları kendilerini bir kaç yıl içinde mezara götürmedi mi?(1) Türkiye'de öyle bir Başbakan var ki, memuruna maaş vermek için basılan paraların mürekkebi kurumadan, hazine tamtakır iken, "Yatırım hamlesi başlayacak yeniden” diye balon uçuruyor. Geçen yıl ihracatımız ilk beş ayda petrol dış alımını fazlasıyla karşılıyordu. Bu yıl devalüasyona karşın yetmiyor ve Başbakan çıkıyor "ekonomide köşeyi döndük" diyor. Böyle bir Başbakan çıkıyor ve bu sayın yazar "kime inanalım " diyor? O sayın yazara yanıt verelim: Fatsa'da günlerce kalan, yaşamlarına faziletten başka bir şey bulaşmamış bir düzine yazar ve profesöre... Onlara inanınız. İnansaydınız ilerde çok mahçup olacağınız o yazıyı yazmazdınız.
Fatsa bozgunu dedik yazının başmda... Evet bu bir bozgundur... Türkiye'de faşizmi yerleştirme çabalarının bozgunu... Fatsa halkı, her evde birkaç silah bulunması geleneğine, bu yerleşmiş Karadeniz geleneğine güvenerek, boş atıp dolu tutma çabalarını boşa çıkarmış, yaygara çanlarına ot tıkamıştır. Bu bozgunun siniri içinde Gülcügil ülkedeki faşizmin ana mekanizmasını en çirkin biçimde ortaya koyan o "itiraf demeci" vermiştir. Fatsa olaylarını abartan bir gazetede ise onurlu köşe yazarları dostlarımız Fatsa halkından özür dilercesine, doğru, yürekli, kişilikli yanları faşist uygulamaların suratına bir şövalye eldiveni gibi çarpıyorlar. "Ne istediniz garip Fatsa’dan?..Ayıp çok ayıp..." diyorlar.
Selam size Fatsa'nın disiplinli, devrimci halkı, selam dostlarım... Geçmiş olsun dostum Fikri Sönmez... Kuşkusuz hayatta isen ve bir yerlerin kırılıp ezilmemişse...
(1) İngiltere Başbakanı Chamberlain, Hitler'ce uydurulan yalanlara emperyalist umutların da itmesiyle kanmıştı. Bu kanışın vicdan azabı onu üç yılda mezara götürmeye yetti. Fransa Başbakanı Daladier de öyle...