Giriş

Sayın Yargıçlar,

Bizler, Fatsa Devrimci Yol Davası Sanıkları 8 ytldan beri Askeri Mahkemelerde yargılanmaktayız. Fatsa Devrimci Yol Davası 12 Eylül sonrasında açılan çok sanıklı siyasi davalardan biridir. Siyasi davaların genellikle hukuka göre değil, siyasi koşullara göre sonuçlandırıldığı bilinen gerçeklerdendir.

Bizler, 12 Eylül devlet terörünün en yoğun olduğu dönemlerde yargılanmaya başladık. Bugün, ülke çapında sıkıyönetim kalkmıştır. Buna rağmen, Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinde yargılanmaktayız. Olağan dönemde, olağanüstü mahkemelerde yargılanmamızın, hukuk ilkeleriyle bağdaştığı söylenemez.

12 Eylül'le birlikte işkencehanelerin ve işkence görenlerin sayısı alabildiğine arttı. Yüzbinlerce insan, toplumda dehşet, korku, yılgınlık yaratmak amacıyla işkenceden geçirildi. Yüzlerce devrimci, ilerici, demokrat son nefeslerini işkencehanelerde verdiler. Binlerce insan da 12 Eylül döneminde yapılan işkencelerden sakat kaldı.

Devlet terörü en acımasız biçimde sürdürülürken, devrimciler, ilericiler ve tüm demokrasi yanlıları aleyhine kampanyalar açıldı. Devrimciler, en acımasız devlet terörünün uygulayıcıları tarafından "vatan haini" ve "terörist" ilan edildiler. 12 Eylül'ün tüm toplumu etkileyen bu propagandalarının, baskı ve terörünün, mahkemeleri etkilememesi beklenemezdi. Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinde görev yapan savcı ve yargıçlar da aleyhimizde estirilen rüzgarlardan paylarına düşeni aldıar.

Ülkeyi emperyalizmin yeni sömürgesi haline getirenler, tüm bir halkı esir alabilmek, sessiz, boyun eğen yığınlar haline getirmek için işkenceleri, zindanları, baskı ve zulmü meşru bir araç olarak kullandılar. Yaratılan korku ve yılgınlık ortamında emperyalizmin, IMF va Dünya Bankası gibi kurumları aracılığıyla dayattığı ekonomik program rahatlıkla uygulanır oldu. 8 yıllık bu programdan halkın payına düşense, daha çok açlık, sefalet ve gerçek gelirlerin gün be gün düşüşü idi. Halka tüm bunları reva görenler, ideolojik bombardımanlarının tozu dumanı arasında gerçekleri gizlemeye çalışmayı da ihmal etmediler. Ne acıdır ki kimi bilim adamları da bu çabanın gönüllü piyonları olmayı kabullendiler.

Yaşadığımız son sekiz yıl, 12 Eylül'ün gerçek yüzünü kısmen de olsa ortaya çıkardı. Artık 12 Eylül yöneticileri bile yaptıkları işkenceleri, zulümleri, açıkça savunamaz oldular. Bir zamanlar meydanlarda "Bunları asmayıp da besleyecekmiyiz?" diyenler, bugün aynı çığlıkları atamıyorlar. Bu, ülkedeki değişen siyasi ortamdan kaynaklanıyor. Yoksa, dün işkence yaptıranların, idam çığlıkları atanların düşünceleri, hala değişmiş değildir. Ülkede, 12 Eylül anlayışını olduğu gibi devam ettiren tek istisna organ, Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleridir.

Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinde açılan davaların iddianameleri 12 Eylül'ün bakış açısını tam olarak yansıtmaktadır. Bu iddianamelerde, solcular, "vatan haini", "terörist" olarak gösteriliyor ve 12 Eylül'e gelişin sorumluları olarak ilan ediliyorlardı. Mahkemelerin sonuçlanma aşamasında hazırlanan Esas Hakkındaki Mütalaa'lar da iddianamelerden pek farkh değildir.

Savcılığın Fatsa Devrimci Yol Davası'na ilişkin Esas Hakkındaki Mütalaa'sı, işkencede alınan polis ifadeleri temelinde hazırlanmış iddianamenin nerdeyse kopyasıdır. Bir başka ifadeyle Mütalaa 12 Eylül politikalarının hukuksal kılıfa sokulmuş ifadesidir. Yani tamamen politik önyargılardan hareketle hazırlanmış bir belgedir. O nedenle böyle bir belgenin hukuksal değeri yoktur. Ele alınan dönemi ortaya çıkaracak olan neden-sonuç ilişkileri hiçbir biçimde araştırılmamış, devrimcileri suçlu gösterebilmek telaşıyla olaylar ters yüz edilmiştir. Kısacası bu Mütalaa; bir politik tavır alış belgesidir, 12 Eylülcü'lerden daha çok 12 Eylülcü'dür. Böyle bir Mütalaa'dan kalkılarak hukukun gereklerinin yerine getirilemeyeceği açıktır.

Biz, savunmamızda önce ülkemizde askeri darbeleri doğuran, demokrasiyi engelleyen koşulların yaratıcısı ortamı ve 12 Eylül öncesi yaşananları kısaca hatırlatacağız. Bu arada savunmamızı ilgilendirdiği kadarıyla 12 Eylül'e ve getirdiklerine de değineceğiz.

İkinci olarak,12 Eylül öncesinde Fatsa'daki gelişmeleri ve bu gelişmeleri durdurmak için yapılanları ele alacağız. Bu arada Esas Hakkında Mütalaa'da yer alan, Fatsa ile ilgili bazı iddiaları, yanıtlayacağız.

Daha sonra hukuki durumumuzu yakından ilgilendiren 12 Eylül Adaleti(!) ile ilgili görüşleremizi açıklayacağız. Ayrıca, Fatsa Devrimci Yol Davasında TCK'nın 146. maddesinin uygulanma koşullarıın bulunup, bulunmadığını da ele alacağız. İşkenceyle ve 3216 Sayılı yasayla ortaya çıkan "Pişmanlık" olayı ile ilgili konulara da savunmamızı ilgilendirdiği kadarıyla değineceğiz.

12 Eylül öncesi ve sonrasında yaşanan tüm olumsuzlukların bizlere fatura edilmeye çalışıldığı bir dönemde yaptığımız bu savunmayla gerçekliğin tüm boyutlarını ortaya koyamayacağımız açıktır.

Söyleyeceklerimiz siayasi bir davanın gerektirdiği kadarıyla sınırlı olacaktır. Ve söyleyeceklerimiz, söylenmesi gerekenlerin yanında belki devede kulak bile olamayacaktır.... Ama inanıyoruz ki ülkede gelişecek demokrasi mücadelesini omuzlayanlar 12 Eylül'ü tüm boyutlarıyla yerli yerine oturtacaklardır.


I. BÖLÜM - 12 EYLÜL ÖNCESİNDE YAŞANAN ORTAM VE DEVRİMCİLERİN TUTUMU
Bir Yerel Yönetim Deneyi