Sonra bu örnek sağın gözüne batmaya başladı. Başka yerlerdeki kurtarılmzş bölge öyküsüyle Fatsa'nın öyküsü bile bile bir tutulmaya, bu alışılmamış demokrasi denemesi anarşi etiketinin altına sokulmaya başlandı.
Ama, önemli, çok önemli bir nokta hep unutulmaktaydı: Başka yerlerdeki "Kurtarılmış bölgeler" sağlı-sollu gizli örgütlerce ve silah zoruyla ele geçirildiği halde, Fatsa’daki Belediye yönetimi, başkanıyla ve organlarıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına göre seçimden geçirilerek kurulmuştu. Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yasalarına göre ayaktaydı.
Fatsa'yı anarşi defterinin sayfası saymak öylesine yaygınlaşmıştı ki Milliyet'in "anarşi raporu"nu yazanlar konuya o kapıdan girmeden edemediler. Çünkü herkes Fatsa'yı merak ediyordu.
Nelerdi Fatsa'da "anarşi" sayılan durumlar? İsterseniz onlarıda birbir sayalım ve kendi kasabanızda, kendi mahallenizde aynı durumların bulunup bulunmadığına siz karar verin;
"Fatsa'ya gelen her yabancı gözlenmekte, izlenmekte, kuşkulu görülürse çevrilip sorguya çekilmektedir."
"Bazı mahallelerde geceleri can güvenliği, geceleri nöbet bekleyen kişiler tarafından sağlanmaktadır. Kendi güvenliğini sağlamak için silahlananlar vardır."
"Fatsa köylerinden pek çok kişi, Samsun ve Ünye'ye göç etmiş, buna karşılık Fatsa'lı öğrenciler Ünye'de bile okuyamaz duruma gelmişlerdir."
"Halk resmi makamlara başvurmaktan çekinmekte, gördüğü olaylara tanıklık etmekten korkmaktadırlar."
Türkiye de bu "durum"ların olmadığı bir köşe gösterebilir misiniz?
Ama, Fatsa'da Türkiye'nin başka köşelerinde olmayan birşey vardı: İlçede onbir halk komitesi kurulmuştu.
CHP'nin de bir ara heves ederek, programına ve seçim bildirilerine koyduğu, ama bir türlü gerçekleştiremediği bu komiteler, halkın oyuyla seçilmekte her mahallede halk, şikayetlerini bu komitelere yapmakta, komiteler sorunları doğrudan doğruya çözümlemeye çalışmakta çözemediklerini de belediyeye aktarmaktaydılar.
Ne varki, Fatsa'da yaratılan yönetim, halkı işin içine katmadan ülke yönetmeye hevesli olanların keyfini kaçırmıştır. Böyle olunca da, orada seçimle işbaşına gelmiş bir yerel yönetim sorumlusunu sanki ezilmesi, yok edilmesi, yerin dibine batırılması gereken bir düşman gibi görmeye başlamışlardır. Bir sağ gazetede çıkan şu satırlara bakın:
"General Mc Arthur’un gemisinden Japon topraklarına mütareke imzalamak için tek başına silahsız gidişinin Japonlar üzerinde atom bombasından daha büyük bir tesir icra ettiğini söylerler. Perşembe'ye kadar giden Genel Kurmay Başkanımız da manevra kıyafeti ile değil, günlük kıyafeti ile ve yanında sadece emir subayı ve simasında, Türk Ordusunun, Türk mitletinin, Türk devletinin kararının keskinliği ile Fatsa'ya girse, elindeki kamçı ile komüncü devrimci belediye başkanının omuzuna dokunup;
-Şuradan iki çay al gel bakayım, dese bütün Fatsa'lılar terzi Fikri Efendi'yi tükrüğe boğarlardı sanırım.
Daha doğrusu devrimci, komüncü başkana tükürmeye dahi lüzum kalmazdı. Çünkü, o kendisine yeni bir çakşır dikmek zaruretinde kalırdı."
Bu hava içinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın "Fatsa'nın hakkından gelmeye mecburuz" demesi ve gelmiş geçmiş operasyonların en büyüğü ile Fatsa'nın "hakkından gelme" emrini vermiş olması hiç de şaşırtıcı değildir.
Elbette, Türkiye'nin hiçbir köşesi, şiddet olayları denen belayı giderici önlemlerin dışında kalmak ayrıcalığına sahip değildir. Ama büyük kıyımların olduğu, insanların diri diri kesilip gözlerinin oyulduğu yerler ortada dururken, ayıklamaya Fatsa'dan başlanması dikkat çekici değil midir?
Üstelik ilçedeki CHP'li, AP'li ve MSP'li parti başkanları da; "Her yerde kan var, biz burada huzur içersindeyiz" demişlerdir.
Başbakanı çileden çıkaran, her halde, 1977 seçimlerinde AP millet vekili adayı olan ve şimdi Fatsa Hayırsevenler Derneği Başkanlığı eden kişinin şu sözleri olmuştur. "Bugün belediye birşey yapacağı zaman halka danışalım, diyor. Ama, biz zaten halk bizi seçmiş, tekrar halka danışmanın ne alemi var, diye düşünürdük. Şimdi mahallelerdeki halk komitelerine danışılmadan birşey yapılmıyor."
Evet, Fatsa Belediyesi, halk komitelerine danışarak, halktan gelen bir düşünceyle ve halk sırtında deniz kıyısından taşınıp sokaklara serpilen çakıl taşlarıyla Fatsa'nın çamur sorununu çözmüştü. Türkiye'nin battığı çamurdan hiçbirinin hakkından gelmeden bula bula bir garip Fatsa'nın hakkından gelmeye çalışmak, Demirel'e şeref kazandırmayacak herhalde.
Ayıptır beyler ayıp.