FATSA GERÇEĞİ
M.Tali Öngören
Türkiye Yazıları Haziran 1980
"Fatsa'ya girerken bizi gençler durdurdu. Önce üstümüzü başımızı aradılar. Sonra kim olduğumuzu sordular. Sonra bomboş sokaklardan geçirerek belediye binasına getirdiler. Halk bu gençlerin yarattığı zorba baskıdan korkmuş ve evlerine kapanmıştı. Daha sonraki günlerde her nasılsa konuşabildiğimiz halktan, bazı kişiler, Fatsalı gençlerin kendilerini sürekli baskı altında tuttuklarını ve her istediklerini yaptırdıklarını söylediler. Belediye başkanı, belinde iki tabancayla, bir Amerikan filmindeki kovboyu andırıyordu. Bir geniş kenarlı şapkası eksikti. Bizi gülerek selamladı. Ama istediğini zorla yaptırmaya alışık insanların sertliğine sahipti. Arkasından şenlikteki çeşitli kültürel etkinlikleri izledik. Ortada Fatsalı falan yoktu. Hep uzun bıyıklı, sert bakışlı, silahlı gençler görüyorduk. Ağır havaya sahip Fatsa'dan zor kaçtık."

Pek çok kimse 8-14 Nisan 1980'de yapılan Fatsa Halk Şenliği ile ilgili izlenimlerin böyle başlamasını ne denli çok isterdi. Çünkü faşistlerin, Fatsa belediye başkanlığı seçimlerinde, yenilgiye uğramış siyasal partilerin genel merkez yetkililerinin ve onların yalan ve yanlış olarak yaydıkları söylentilerin etkisi altındaki bir kısım vatandaşların Fatsa'daki havayı böyle kabul ettikleri bir gerçektir. Hatta CHP'nin üst kademesi son seçimi kazanan Fatsa Devrimci Belediye Başkanı Fikri Sönmez’i kutlayan kendi milletvekillerini de kınamadan yapmamıştı. Çünkü onların yaymaya çalıştığı havaya göre Fatsa kendilerine "Devrimci" diyen birtakım gençlerin zorla ele geçirdikleri bir kaleydi. Gençler halkı belediye seçimlerinde silahla korkutarak kendi adaylarına oy vermeye zorlamışlardı. Böyle düşünenlerden hiçbiri seçimlerden sonra Fatsa’daki değişikliği izlememiş, araştırmamıştı. Başka hiç kimsede Fatsa'daki gelişmeyi kamuoyuna duyurnıaya çalışmamıştı.

Fatsa'lı bir Şoför, evine konuk olarak gittiğimiz zaman, TRT 'de arı dili "halk anlamaz" diye yasaklayan yöneticileri şaşırtacak değin yeni sözcüklerle durmadan anlatıyor: "Kolay olmadı bu güne gelişimiz. Eskiden sokaklarda dolaşmak tehlikeliydi. Fatsa dışından gelen faşistler bizi rahatsız ederdi. Bizler de kahvelerde, içkide, kumarda oyalanıp onlara engel olmayı düşünmezdik. Şimdi birlik ve beraberlik içindeyiz. Birbirimize de düşmeyeceğiz. Ama daha yapacak çok şeyimiz var. Biz Devrimciyiz." Bunları söyledikten sonra ekliyor: "Ben 49 yaşındayım."

Aynı yaşta olduğumuz bu şoföre bakıyorum. Nereden ve nasıl almış bu bilinci? Nasıl kendinden emin konuşuyor. Hiç durmadan konuşuyor. Neler yaptıklarını ve yapacaklarını. Daha sonra bizi ağırlamaya gelen yaşlı bir kadın var. Yaşını kestiremiyorum. Sormuyorum da. Anadolu'nun özelliklerini taşıyan bir görünüme sahip. Başı örtülü biraz eğri duran bir gözlüğü gözünde o da anlatıyor. Kendinden o denli emin, o denli kesin konuşuyor ki... Nereden biliyor tüm bunları? Biraz önce şoför seminer yapıldığını söylemişti. Bu yaşlı kadında mı seminerlere gidiyor? Biraz sonra onu da anlıyoruz. Kadının çevresi onu gerçeklere yönelten olgularla dolu. Belki sözkonusu "seminerler"e o da gitmiş. Ama ortada bir başka önemli neden daha var: "İnsanı duyduğu acı bilinçlendiriyor." diyor. Devrimci oğlu, bir yolu bulunup, yedek subaylığını yaparken sinsice öldürülmüş. Acının getirdiği bilinçlenme, acaba kin ve öç alma tutkusunu da mı oluşturuyor onda? Ama anlattıkları hep yapıcı ve sevgi dolu. Fatsa'nın gençlerini anlatıyor durmadan, onların neler yaptığını ve yapacağını. Evin içinde çerçevelenmiş bir yedek subay diploması var. Bu kadınla konuşmadan önce, gösteriş için çerçevelettiğini sandığım bu diploma onun acısının bir simgesi. Bir camlı dolabın içinde de bir yedek subay giysisinin asılı olduğıınu bir arkadaşın uyarısından sonra gördüm. Oğlu ona ancak bunları bırakmış, ama ondan annesine çok önemli bir başka değer de kalmış. Bunun içinde elbette acı da var ama, Devrimcilik de var. Bu anlayışın içinde ise kin ve öc alma tutkusuna hiç yer kalmamış.

Birinci Fatsa Şenliğine geldiğimiz bu küçücük yerdeki çeşitli kültürel etkinlikleri Fatsa'lılarla birlikte izlerken, Devrimci hareketin iç yüzünü incelemeden yapamazdık. Hareketin 1964 yılına dek geriye uzanan bir geçmişi var. Uyanış elbette gençlerle birlikte başlamış. Ama ilk olarak köylüye ve küçük esnafa uzanıyor. Köy kökenli devrimci önderlerin yetiştirilmesine çalışıldı. Bu günkü Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez de bir terzi örneğin. Fatsalı pek çok öğretmen, ebe ve öğrenci gibi geniş kitleyle ilişki kurabilecek kişiler canla başla çalıştılar. Ama Fatsa'daki Devrimci hareketi salt onların uğraşlarına mı bağlamak gerekiyor acaba?

1966 ve 67 yıllarında Fisko-Birlik ve banka işgalleri vardır. Bunlara öğrenci hareketi demek yanlış olur. Kredi olarak para ağalara veriliyor, üreticiye dağıtılmıyordu. Devrimci öğrenciler bu gerçeği halka anlattılar. Halk kendilerine birşeyler söylemeye çalışan bu öğrencileri günlük yaşamlarında karşılaştıkları her zorluk sırasında yanıbaşında buldu. İşin ince noktası da buradaydı. Öğrenciler onları "kışkırtmıyor", onlara "yardımcı" oluyordu. Hasta mı var? Öğrenciler onların yanındaydı. Aralarında çekişme mi var? Öğrenciler onları barıştırmaya koştu. Ama her kez de toplumsal gerçekler yıllardır sömürülen, ezilen ve bir türlü işlerin iç yüzünü öğrenemeyen, bu halka anlatılıyordu. Eğer halk Fisko-Birlik ve bankaları işgal ettiyse bu eylemi "kışkırtılarak" ve "sonuçsuz romantik bir eylem isteği" ile değil, bilinci ile gerçekleştirdi ve hakkını da aldı.

Peki esnafa nasıl yaklaşıldı. Halkın örf ve adetlerine saygılı davranan gençler, halkın her zaman yanıbaşında bulunduğu gençler esnafla da konuştular. Onları karşılarına almadılar. Salt esnafla mı? Din adamlarına da yaklaşıldı. Esnafla "seminerler verildi "Sizinle değil, sizin sisteminizle bizim işimiz var" denildi. Faşistlere yardım eden, onları koruyan esnaf Fatsa'dan ayrıldı. Ama diğerleri halkı sömürmeden işlerini sürdürüyorlar. Fatsa Halk Şenliğini izlemeye gelen konuklara da çok yakınlık gösteriyorlar. Bu arada, belirtildiğine göre, din adamları da halkla olan ilişkilerinde Devrimcilerin desteklenmesi düşüncesini yayıyorlarmış. Fatsa'da oldukça çok camii var. Hatta bir tanesi de yeni yapılıyordu. Halk da istediği zaman, istediği gibi gidip tapınıyor. Engellemek kimsenin aklına gelmiyor. İşin özü de burada. Herkes halkın görüşlerine saygılı. Bir sinemanın afişlerinde Müjde Ar'ın yarıçıplak görüntüsü üstüne kağıt yapıştırılarak örtülmüştü. Demek ki bundan rahatsız olanların bulunduğunu düşünenler var. O nedenle de gereken önlem alınmış. Bu ne bir özenti ne de geri kafalılık.

Biri diyorki: "Biz halkımıza herşeyi anlatırız. Ama sonra, da bırakırız, düşünsün" örneğin Fatsa çevresinde bir köye elektrik mi gerekiyor? Devrimciler, orada kürek sallıyor, direklerin dikilmesine yardım ediyordur. Ama sonra köylüye oturup anlatırlar, ortalık ışıyacak, öte yandan da bundan kim yararlanacak diye... Buzdolabı, TV alıcısı vb satanlar nasıl başınıza üşüşecek ve bu gibi malları sizlere satacak diye..." Ya siyasal partiler? Onlarla ilişkiler nasıl yürütülüyor? Belediye başkanı Sönmez o konuda da şöyle diyor: "Onlar mı? Hiç kimseyi karşımıza almak istemediğimiz gibi, onlarıda karşımıza almadık. Burada bütün siyasal partiler vardı. Ama faşist partilere ya da mevcut partilerin faşist yanlılarına hoşgörülü değiliz. Adalet Partisin'de de, Cumhuriyet Halk Partisinde de dürüst insanlar var. Onlara saygılıyız. Hiç birini karşımıza almayız. Biz sorunları ve çözüm yollarını saptadık. Hepsinden bu sorunların üstüne bizim istediğimiz gibi gidilmesini isteriz. Yardım eden eder, etmeyen etmez. Etmeyene yapacağımız bir şey yok, tek ki, faşist olmasın. Burada fraksiyon da yok. Bazen gelirler. Bir gün bir fraksiyon dernek açmak istedi. İzin verdik. İzin vermeseydik, halk onları tanıyamaz ve işe yaramadıklarını anlayamazdı. Bıraktık açtılar. Fakat halk onları tanıyınca, hiç ilgi göstermedi ve eriyip gittiler. Bizde zorlama yok."

Ağustos 1979. Fatsa'nın eski belediye başkanı ölüverdi. Fikri Sönmez ve arkadaşları, yani Devrimciler bu beklenmedik ölüm üzerine yapılması gereken seçime girmeyi hiç düşünmediler. Fakat halk arasında onların seçim için bir aday çıkarması gerektiğine değin istekler duyulmaya başladı. O zaman konunun üzerinde durmak zorunda kaldılar. Halk devrimcilerle çok sayıda olay yaşamıştı. Faşistler Fatsa'dan Devrimcilerle birlikte atılmıştı. Vurguncuların depolarını Devrimciler ortaya çıkarmış. "Yağ yok" diyenlerin sakladıkları yağ stokları bulunmuş ve halka dağıtılmıştı. Halk deminden beri anlattığım olayları onlarla birlikte yaşamıştı. "Eğer şimdi bu Devrimciler seçime girmezlerse, en demokratik eylemi ortaya koymaktan kaçıyorlar." gibi bir düşüncenin yayılması doğru olmazdı. Durum araştırıldı, ve belediye başkanlığı seçimine girme, genel seçimi de boykot etme kararı alındı.

Fikri Sönmez, "İki seçim arasındaki farkı görmek zorundaydık." diyor. "Belediye seçimi yerel bölgelerde Devrimcilerin halkla daha sağlam bağlar kurmalarını sağlayacaktı. Oysa bir genel seçim sonucunda T.B.M.M.'ne girebilirmiydik? Girsek bile ne yapabilirdik? Yasa çıkaramayan, bir bu Partinin, bir o partinin iş başına geldiği bir Meclis var". Böyle bir karar elbette "Devrimciler Millet Meclisini önemsemiyorlar. Onlar ancak zorla işbaşına gelmenin arayışı içindeler" görüşünün yaygınlaşmasını da beraberinde getirebilirdi. Ne var ki, Fatsalılar genel seçimleri boykot kararını bir kez için almışlar. Önümüzdeki genel seçimlerde oturup düşünecekler ve aynı konuda yeni bir karara varacaklar. Hatta, her konuda olduğu gibi, bu konuda da halka danışacaklar, Belediye seçimlerine giderken başvurdukları yol da aynı yol değil miydi?

Fikri Sönmez nasıl Fatsa Belediye Başkanı seçildi?

Halk Devrimcilerin belediye başkanlığı seçimine girmesini istiyordu. İstemek kolaydı. Ondan sonra tüm sorumluluk, Fatsalı Devrimcilerin üzerinde kalacaktı. Oysa onların güttüğü gerçek amaç bu halkı "kendi kendini yönetmeye" alıştırmaktı. Her alanda, her konuda. Halka dediler ki, "Madem ki bizim belediye seçimlerine girmemizi istiyorsunuz, adayımız kim olsun? Onu da siz seçin. Biz kendi adayımızı kendimiz seçmeyelim." Tam 20 günlük bir araştırma yapıldı, halkın Devrimci adayını bulabilmek için. Sonunda Fikri Sönmez halkın adayı olarak saptandı ve Fatsa Belediye Başkanlığı Seçimi'ne "bağımsız aday"lığını koydu.

Bu arada Fatsa’daki siyasal partiler ne yapıyordu? Fatsa CHP’nin kalesi sayılırdı. Fatsa gerçeğini gören dürüst CHP'liler Genel Merkez'e bilgi verip, "Biz Devrimcilerin adayını destekliyoruz." dediler. Diğer partiler ise aday bulmakta güçlük çekiyorlardı. Ama yine de bazı "seçim hastaları" aday olarak ortaya çıkmakta gecikmedi. CHP Genel Merkezi'nin ısrarı ile de son günlerde CHP için bir aday bulundu. Aynı sırada Devrimcilerin seçim komiteleri çevreye dağılmış, "bağımsız aday"ın kazanması sonucunda nelerin yapılacağını halka anlatıyorlardı. Fatsalılara özellikle "umut" verilmeden, hangi partiden olursa olsunlar, hepsi güç birliğine çağrıldı. Sorunları Devrimcilerin kendi başlarına çözümlemesine olanak bulunmadığı belirtildi. "Öbür partiler bugüne değin şunu şunu yapmadı, biz yapacağız." denmedi. "Ancak halk olarak sizler bize katılırsanız, bu sorunların hakkından gelebiliriz." diye ortaya çıktılar.

"Seçim çalışmalarını yürütürken, bürokrasinin bağımsız adayımızın önüne çeşitli numaralar çıkarabileceğini, de düşündük. Adaylık ücretini yatırmaya gerek yok dendi önce. Ama biz hazırlıklıydık. Sonra da 50 bin küsür lira istendi. Bizim Fikri Sönmez bu kadar parayı ömründe bir arada, görmemiştir. Ama para toplanmıştı. Hemen yatırdık. Arkasından duyduk ki, bir önemli kişi ‘Onların adayına engel olmak için komandoları Fatsa'ya getiririm.' demiş. Hemde bu önemli kişi, komandoları besleyen partiden de değil. Ama bir akşam bizim Fikri evine giderken taranmasın mı? Ölümden kıl payı kurtuldu. Seçime kadar bir daha evine gitmedi. Bir başka akşam evine giderken kayınbiraderini o sanıp yine taradılar. O da paçayı kurtardı. Bu gibi olaylar birbirini izlemeye başladı. Kahveler tarandı. Fatsa'ya giren bir otomobilin içinde silah ve dinamit lokumu bulundu. Fikri Sönmez'i sakladık. Günlerce dışarı çıkmadı. Seçim çalışmalarını da durdurduk. Kışkırtmaya yol açmayalım diye... Ne oldu, bilirmisiniz? Halk öbür adayları hiç dinlemedi. Adaylar gelip kahvelere oturdular, halkla konuşma için Halk kalkıp kahveleri boşalttı. Sonunda da Fatsa'da en sakin, en düzenli ve en dürüst bir seçim oldu ve 15 Ekim 1979 günü Türkiye'de ilk kez bir Devrimci aday Belediye Başkanı seçildi, halkın oylarıyla. Bunları bana yaşı ellinin üzerindeki bir "devrimci" anlatıyor çoşkuyla. Arkasından da ekliyor: "Buralarda zorbalık yoktur. Belediye Başkanı'nı halkın silah zoruyla seçtiğini söyleyenler ve bu söylentilere inananlar var. Gelsinler görsünler". Evet, inanmayanlar, gitsinler görsünler. Fatsa'ya girerken, kimse pasaport sormayacak. Meraklanmayın.

Seçimden sonra neler olmuş Fatsa'da?

İlk olarak yapılan işlerin başında halk komitelerinin kurulması var. "Halk Komiteleri." İşte Fatsa'da işlerin zorbalıkla yapıldığına değin söylentileri çıkaranların dillerine doladıkları en çok bu komiteler. Devrimciler yaptırmak istediklerini, bu komitelerde Fatsalılara zorla kabul ettiriyorlarmış. Oysa bu komitelerde Fatsa halkından isteyenler yer alabiliyor Komite üyeleri arasında CHP'ler ve AP'liler bile görülüyor. Amaç toplantılar yaparak çeşitli konularda halkın düşüncesini öğrenmek, kararları birlikte almak ve sorunları ortadan kaldırabilmek için birlikte planlar yapmak... Örneğin yolların onarımı Fatsa'da büyük bir sorundu. Halk, söz, konusu komitelerde ilk iş olarak bu sorunun ele alınmasını istedi. Oturup bir araştırma yapıldı. Doğal yöntemlerle Fatsa yollarının ancak dört yılda onarılabileceği anlaşıldı. Oysa devrimciler bir başka araştırma ve plan da yapmışlardı. Altı günde de aynı işi başarmak mümkündü. Ama halkın, çoluk çocuk ve kadın erkek yollarda çalışması ve taş taşıması gerekiyordu. Fatsalılar düşündüler ve dört yıl beklemektense sokaklarda çalışmayı yeğlediler. Halkın beraberliği işin altı günde bitirilmesini sağladı.

"Ama" diyor, Belediye Başkanı, "Fatsa bir ekonomik abluka altındadır. ABD'nin İran'ı ablukaya aldığı gibi... Yerel Yönetim Bakanlığı dağılmadan önce, oradaki bir iki arkadaşımızın yardımıyla birazcık yardım koparabildik. Paramızla Ankara'ya siparişler yaparız, ama isteklerimiz bir türlü Bakanlar Kurulundan geçmez. Kanalizasyon borusu satın almak istiyoruz. Kendi paramızla. Başvurumuz üzerinde durulmuyor. Geçenlerde Samsun'a mazot alması için tankerimizi gönderdik. Yine paramızla, Fakat oradaki yetkili bizim şoförü geri çevirnıiş, haber aldığımıza göre size Rusya'dan bir tanker istediğiniz kadar mazot getiriyormuş diye. Bu gibi davranışlarla Belediyemiz yokluk içinde tutularak, halka bizi beceriksiz ve işe yaramaz diye göstermek istiyorlar. Başbakan da bazı belediyelerde militanlar çalışıyor gibi demeçler vererek bizi hedef yapıyor. Ama halk gerçeği görmektedir artık."

Fatsa'nın yeni bağımsız yerel yönetimine kim en çok destek oluyor, biliyor musunuz? Kadınlar. Çünkü bu belediyeyi kuran devrimciler onların erkeklerini sarhoşluktan, kumardan ve kahvelerden kurtarmışlar. Biraz para kazanan erkekler hemen soluğu içkide, kağıt oyununda ve tavlada alırmış eskiden. Başı sıkışınca eve koşup karısının boynundaki beşibiryerdeyi de aynı amaçla koparırmış. "Şimdi hepsi işinde gücünde." diyor evinde bizi konuk eden bir kadın.
"Hacılar, hocalar da köylerde devrimci hareketin propagandasını yapmaktadır." Düş mü tüm bunlar?

Ne varki, Belediye Başkanı Fikri Sönmez daha hiçbir işi tamamlayamadıklarını söylüyor. "İçki masalarında kahvelerde zaman yitiren insanlar var daha. Faşistleri Fatsa'dan kovduktan sonra herşeyin düzeleceğini sanmıyoruz. Önümüzde yığınla sorun yer alıyor. Bizim amacımız, halkın kendi kendini yönetme alışkanlığına sahip çıkması. Evet, biz halka bazı reçeteler verdik ve bu reçeteler tuttu. Ama Fatsalılar bu reçeteleri kendi kendilerine hazırlayabilecek aşamaya gelmelidir. Bugün şuradan bir faşist geçse, halk hemen oraya koşar. Niye? Biz söyledik diye. Bizim istediğimiz, halkın bunu kendi düşünerek yapmasıdır. Öyle bir durumdayız ki, Fatsalılar bugün kadın kız sorunlarını bile halk komitelerine götürüyorlar. Bu da gösterir ki, biz henüz durumu halka adamakıllı anlatamadık, onları kendi sorunlarına sahip çıkmaya yöneltemedik."

Fatsa bir "kurtarılmış bölge" mi? Böyle bir kanıya varmaya olanak yok. Özellikle gidip Fatsa'yı gördükten sonra... Fatsa gerçeği Türkiye'de siyasal partilerin neler yapamadıklarını anlatan çok açık bir model olarak kabul edilmelidir. Oy ile işbaşına gelen bir iktidarın tüm demokratik yöntemleri kullanarak halkı nasıl "kendi kendini yönetmeye" yönelttiğinin küçük bir modeli.. Küçük bir model çünkü henüz tamamlanmamış ve işin doruk noktasına erişememiş.

Fatsa'da devrimciler amaçlarına erişebilirler mi en sonunda? Onların başlattığı hareket çevredeki diğer kasabalara da yayılıyor yavaş yavaş. Fatsa Belediyesi, kendi sınırları içinde geliştirdiği hizmetleri kendi olanakları ile yakındaki belediyelerin sınırları içindeki halkada ulaştırmaya çalışıyor. Daha önceleri oy alma bakımından siyasal partilerce önemli sayılmayan yerlerdeki halka, Fatsa Belediyesinin araçları ile çeşitli hizmetler götürülerek, komşu bölgelerdeki insanlara da devrimci hareketin anlatılmasına çalışılıyor. Bu nedenle Fatsa gerçeğinin yaygınlaşması ve Fatsa'dan daha büyük bir bölgenin gerçeği olması olasıdır. Ama buna diğer siyasal çevreler ne diyecekler? Burjuvazi ne diyecek? Bunlarda üzerinde durulması gereken sorular. Ne varki, Fatsa bir yandan halkı kazanırken, bir yandan da kokuşmuş düzenin koruyucularından gelebilecek oyunlara karşı önlem almayı ihmal etmiyor. Fatsa gerçeğini tüm demokratların desteklemesi gerekiyor.


ÇORUM VE FATSA, Emil Galip Sandalcı, 12 Temmuz 1980, Demokrat
Bir Yerel Yönetim Deneyi