3. ORDU KOMUTANLIĞI 1 NOLU ASKERİ MAHKEME BAŞKANLIĞINA
ERZİNCAN
Fatsa Devrimci Yol Davası başladığından bugüne kadar, sanıkların ileri sürdüğü işkence iddiaları yeterince araştırılıp incelenmemiştir.

Bilindiği gibi poliste, Jandarmada işkence ile alınan ifadelerin, hukuki değer taşıyabilmesi için yasalara uygun olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Oysa tüm sanıkların ifadeleri işkenceyle, zorla, ölüm korkusuyla alınmıştır. Bu yüzden bu ifadelerin hiçbir hukuki delil değeri yoktur.

Bugüne kadar, bizlere yapılan işkenceler üzerinde, uzun uzun durmuş, işkence yapan görevliler hakkında suç duyurusunda bulunulması talebimizi heyetinize iletmiştik. Ne var ki, mahkemenin başlangıcından bu yana işkenceciler hakkında yeterli soruşturma açılmamış açılanlar da üstünkörü incelenmiş ve işkencecileri aklayacak sonuçlara varılmıştır.

Adaleti sağlamakla gövrevli alan kuruluşlar, işkencecileri korumasalardı, şüphesiz Fatsa Devrimci Yol Davası sanıklarma işkence yapanlar ortaya çıkacak ve hak ettikleri cezayı bulacaklardı.

Bugün yargılanmakta olduğumuz davanın iddianamesini hazırlayan Askeri Savcı Hakim Binbaşı Halit Cengiz, işkencecileri nasıl koruduğunu Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e yazdığı dilekçede ve 3. Ordu Sıkıyönetim komutanlığına yazdığı mektupta şöyle açıklamaktadır:

"Görevlerini yaparken işkence iddiasıyla hakkında soruşturma açılan tüm polis ve subayların dosyaları bana verildi. 300'ü aşkın görevli hakkında devlet adına hareket ettiklerine inanarak SORUŞTURMASIZ TAKİPSİZLİK KARARI verdim." (12.3.1986 tarih, 1986/22 esas, 1986/22 karar nolu 3. Ordu Komutanlığı Askeri mahkemesi GEREKÇELİ KARARI, sayfa:50)
Görüldüğü gibi, işkence iddialarını soruşturacak olan Hakim Binbaşı Halit Cengiz, hiç soruşturmaya bile gerek görmeden 300' ü aşkın işkenceci hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Hakim Binbaşı HALİT CENGİZ cebir, irtikap, görevine girmeyen hususlarda çıkar sağlamak, Üst'e hakaret suçlarından mahkeme edilip ceza almasaydı, işkenceyle ilgili bu hususlar açığa çıkmayacaktı. Bir yığın olay gibi, üstü kapanıp gidecekti. Kaldı ki, bugüne kadar, ortaya çıkan bu olayların üzerine de gidilmemiştir.

12 Eylül 1980 sonrası ülkenin birçok yerinde olduğu gibi, Fatsa'da da, polis ifadelerinin ölüm tehditleriyle, hatta insanların öldürtüerek almdığını gösterir örnekler de yaşanmıştır.

SADİ EKİZ'in öldürülmesiyle ilgili Askeri Savcı Binbaşı HALİT CENGİZ yukarıda adı geçen gerekçeli kararın 50. sayfasında:

"Fatsa Çullutepesi'nda yaptırılan keşif esnasında arkadaşlarının cesedini görüp infiale kapılarak militan AYHAN YILDIZ'ı (Halit Cengiz burada SADİ EKİZ'i Ayhan Yıldız'la karıştırmıştır. Ayhan Yıldız davamız tutuklu sanıklarındandır.) KURŞUNA DİZEN GÖREVLİLER hakkında da takipsizlik kararı verdim."
demektedir.

En sessiz, sakin insanları bile isyan ettirecek bu açıklamalar, 12 Eylül sonrası dönemde adaletin nasıl çalıştığını gösteren ibret verici bir örnektir.

Bugüne kadar SADİ EKİZ'i Çullu Tepesinde kurşuna dizen polisler hakkında hiçbir soruşturmanın açılmaması da şimdiki hukuksal işleyiş hakkında fikir vericidir.

Mahkemenin bugün geldiği aşamada, delillerin hukuki değer taşıyabilmesi için şu konularda soruşturmanın derinleştirilmesi gerektiğine inanıyoruz:

1- Askeri Savcı Hakim Binbaşı HALİT CENGİZ'in sözünü ettiği 300'ü aşkın işkenceci polis ve subay görevli hakkında bugüne kadar hangi soruşturmalar açılmıştır? Bunun mahkemece araştırılması, bu kişiler hakkında soruşturma açılmamamışsa bir an önce yasal soruşturmanın açılması ve sonuçların mahkemeye bildirilmesi gerekmektedir. Bu durum, mahkemelerde delil olarak kullanılan polis ifadelerinin hukuksal değer taşıyıp taşımadığı açısından önemlidir. Aynı zamanda, bugüne kadar devletçe gizlenen işkencelerin ortaya çıkması, Türkiye halkının geleceği açısından da özel bir önem taşımaktadır. İnsan haklarına saygılı, çağdaş bir Türkiye, işkencelerin ve işkencecilerin gizlenmesiyle değil, açığa çıkarılıp yargılanmasıyla kurulabilir.

2- SADİ EKİZ'in Fatsa Çullutepesi'nde yargılanmadan, işkenceci polislerce katledilmesiyle ilgili bugüne kadar hangi soruşturmalar yapılmıştır. Bu konunun araştırılmasını ve ilgili dosyanm mahkemece istenmesini, soruşturma yapılmamışsa gerekli soruşturmanın bir an önce yapılmasını ve sorumlular hakkmda suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz.
Yukarıda belirttiğimiz hususlarda, soruşturmanın derinleştirilmesi, savunmalarımızda belirttiğimiz işkencelerin, ölüm tehditlerinin doğru olduğunu, hiç kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlayacaktır.

16.9.1987
SEDAT GÖÇMEN, PERTEV AKSAKAL, AYDIN ORAL, YAŞAR DURMUŞ
 
 
 

2 NOLU ASKERİ CEZAEVİ MÜDÜRLÜĞÜ KANALIYLA
3. ORDU KOMUTANLIĞI
1 NOLU ASKERİ MAHKEME BAŞKANLIĞINA
ERZİNCAN

(……)

12 Eylül sonrasında Fatsa'da sürdürülen işkenceler, sadece Fatsa davası sanıklarıyla sınırlı kalmamıştır. Sanık yakınları ve hiçbir siyasi kimliği olmayan insanlar yıldırılmak için işkenceye tabi tutulmuşlardır. ŞERAFETTİN TIRIÇ son yedi sene içinde Ordu Bölgesinde işkence gören onbini aşkın kişiden biridir. Bu kişi, işkence görmekle de kalmamış, polislerce işkencede öldürülmekten kurtulamamıştır. ŞERAFETTİN TIRIÇ'ın belirgin bir siyasi görüşü yoktur. Tek özelliği, devrimci olan Şehittin Tırıç'ın kardeşi olmasıdır.

Bu olay, sorgulamalar sırasında bizlerin ve yakınlarımızın, ne tür baskılara maruz kaldığını gösteren çarpıcı bir örnektir.

1980 Yılında SADİ EKİZ'i, Fatsa Çullutepesinde kurşuna dizen işkenceciler, 1985 yılında da ŞERAFETTİN TIRIÇ'ı öldürmekten çekinmemişlerdir. Bu insanlık dışı olayları gerçekleştiren işkenceciler, cezalandırılmadıkları sürece, ülkenin dört bir yanında bu tür acı olaylar yaşanmaya devam edecektir.

Mahkememizde delil olarak okunan polis ifadelerinin hangi şartlarda, nasıl alındığı gerek sanık anlatımlarıyla, gerek doktor raporlarıyla, gerekse yukarda anlatılan olaylarla açığa çıkmaktadır.

ŞERAFETTİN TIRIÇ davamız sanığı değildir. Ama, davamıza sanık yapılmak için işkence görmüş ve bu sırada hayatını kaybetmiştir. Bu olayla ilgili olarak bugüne kadar -öğrendiğimize göre- ciddi bir soruşturma da yapılmamıştır.

Fatsa'da alınan polis ifadelerinin nasıl alındığının net olarak ortaya çıkması için, ŞERAFETTİN TIRIÇ'ın öldürülmesiyle ilgili dosyanın mahkemenizce istenmesini ve işkenceci polisler haklarında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz.

2.10.1987
ATIF ÖZGEL, SEDAT GÖÇMEN, PERTEV AKSAKAL, AHMET ÖZDEMİR
 
 
 

3. ORDU KOMUTANLIĞI
1 NOLU ASKERİ MAHKEME BAŞKANLIĞINA
ERZİNCAN

İlk sorgularımız sırasında, 12 EyIül öncesinde Fatsa'da ve Ordu bölgesinde meydana gelen olayların, Reşat Akkaya'nın vali atanmasıyla birlikte hızla tırmanmaya geçtiğini ve bu olaylardan Vali Reşat Akkaya'nın sorumlu olduğunu belirtmiştik. Bu iddialarımız mahkeme tarafından bu güne kadar araştırılmamıştır. Oysa, Ordu bölgesindeki olayların sebeplerinin açığa çıkarılabilmesi için, böyle bir araştırma gerekliydi.

3. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesince 1986/22 karar, 1986/22 esas sayılı "Gerekçeli Kararıyla", "Cebri irtikap, görevine girmeyen hususlarda çıkar sağlamak, memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak, üst'e hakaret" suçlarından ceza alan Savcı Hakim Binbaşı Halit Cengiz, Reşat Akkaya ile ilgili şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

"20.4.1980 tarihinde Ordu Valiliği görevine başlayan Reşat Akkaya Fatsa'daki komünleşme hareketini sezmiş ve devletin etkinliğini sağlamak üzere kararlı bir tutumla icraata başlamıştır." (Fatsa Devrimci Yol İddianamesi, sayfa:l50)

Savcı Hakim Binbaşı Halit Cengiz’in bu değerlendirmeyi yapması hiç şaşırtıçı değildir. Halit Cengiz, yukarıda sözünün ettiğimiz "Gerekçeli Kararı"da, milliyetçi (!) olduğunu, sağ düşüncelere sahip bulunduğunu açıkça belirtmektedir. MİSK Başkanı Mete Beşen'le, Samsun Ülkü Ocakları Başkanı Şefik Yazgı'yla MHP yöneticilerinde Yaşar Okuyan'la dava (!) ve çıkarbirliği yaptığı da ayrıca anlaşılmaktadır. MHP'nın görüşlerini taşıyan Hailt Cengiz'in, aynı görüşleri taşıyan Vali Reşat Akkaya hakkında bundan başka bir değerlendirme yapması da beklenemezdi.

İddianamedeki bu görüşlere uygun propagandalar, başta Tercüman Gazetesi olmak üzere sağ basında da büyük ölçüde yer almıştır. Dahası, Ordu bölgesinde faşistlerce yürütülen terör olaylarının sorumlusu olan Vali Reşat Akkaya, adeta "devlet kurtarıcısı", "kahraman" ilan edilmiştir.

Öyle sanıyoruz ki, bugüne kadar mahkemenin, Reşat Akkaya ile ilgili gerekli araştırmayı yapmaması, iddianamedeki H.Cengiz'in değerlendirmesini doğru kabul etmesindendir. Oysa, mahkemenin sağlıklı bir karara varabilmesi için, olaylara neden sonuç ilişkileriyle bakması gerekirdi.

Bugüne kadar yapılmayan araştırmalar için zaman tamamen geçmiş değildir. Bize göre, Fatsa Davasında görülen olayların nedenlerinin anlaşılabilmesi için, Reşat Akkaya'yla igili şu araştırmalar yapılmalıdır:

1- Bizler, sorgularımızda Vali Reşat Akkaya'nın, Ordu'yu MHP'lileştirmek için olayları hızlandırdığını, Ordu'da tam bir terör estirdiğini belirtmiştik. Bu durum, aşağıdaki soruların yanıtlanmasıyla, ortaya çıkacaktır.

a) Reşat Akkaya Ordu Valisi olmadan önce, Ordu İlinde adliye'ye yansımış siyasi olaylar nelerdir? Bunlar tek tek tüm İl ve İlçeler düzeyinde adli makamlardan sorulmalıdır.

b) Reşat Akkaya'nın, Ordu'ya Vali olduktan sonra İl ve İlçeler düzeyinde gerçekleştirilen siyasi olayların sayısı nedir?- Bu da adli makamlardan sorulmalıdır.

2- Reşat Akkaya'nın, Askeri Savcı Hakim Binbaşı Halit Cengiz'in hazırladığı iddianamede belirttiği gibi "devletin valisi" değil, Faşist MHP'nin valisi olduğunu söylemiştik. Aşağıdaki şu araştırmalar mahkemece yapıldığında Reşat Akkaya'nın faşist kimliği de ortaya çıkacaktır.

a) Reşat Akkaya 1979 yılında Ankara Emniyet Müdürü iken Gümrük ve Tekel Bakanlığı MHP'li ve ÜGD'li faşistlerce basılmıştır. Bu durum karşısında, zamanın Ankara Emniyet Müdürü olan Reşat Akkaya basına hangi açıklamayı yapmıştır?

Aynı dönemde Ankara Sıkıyönetim Komutanı olan Nihat Özer'in olayla ilgili açıklamaları nelerdir?

Sıkıyönetim Komutanı ile tamamen zıt açıklamalar yapan Reşat Akkaya, bu görevinden niçin merkez emrine alınmıştır.

b) Reşat Akkaya’ya "yüksek derecede yetkili olamaz" raporu verilmiş midir? Buna rağmen Ordu'ya Vali olarak nasıl atanmıştır?

c) Raşet Akkaya, Ordu'ya Vali olarak gelir gelmez İl Genel Meclisini neden feshetmiştir?

d) Vali Reşat Akkaya, araç-gereç ve polis kadrosu takviye istediğini neden MHP Genel Merkezine yazmıştır? Bu tür isteklerin Valilikçe İçişleri Bakanlığı'na yazılması gerekmez miydi? Reşat Akkaya, MHP'ye istek listesini yazdığı tarihte MHP'nin Hükümette hiçbir göreviniın olmadığını bilmemekte midir? Bunların araştırılması, MHP'ye ve Alparslan Türkeş'e yazdığı yazı örneklerinin mahkeme dosyasına getirilmesi, Reşat Akkaya ile MHP arasındaki somut ilişkiyi açığa çıkarması açısından yararlı olacaktır.

e) Reşat Akkaya'nın Ordu’ya Vali olmasından sonra, bölgede, faşistlere silah ruhsatı verildiğini savunmalarımızda belirtmiştik. Bu durumun kanıtlanması için, Reşat Akkaya döneminde kimlere silah ruhsatı verildiğinin araştırılması.

f) Temmuz 1980 tarihinde Reşat Akkaya emrindeki maskeli faşistler Gürgentepe Belediyesinin kapılarını kırdığı, arama bahanesiyle içerdeki eşyaları talan edilip edilmediğinin, bu arada belediyeye ne kadar parasal zarar verildiğinin araştırılması, (Bununla ilgili belgeler Gürgentepe Davası dosyasında mevcuttur.)

g) Çamaş Belediye Başkanı Osman Uygun, bizzat Vali Reşat Akkaya tarafından dövülerek hastanelik edilmiştir. Temmuz 1980'de meydana gelen bu olay adliyeye intikal etmiş midir? Durumun netliğe kavuşması için Osman Uygun’un tanık olarak dinlenmesi,

h) Haziran 1980'de meydana gelen 96. olayla ilgili ifadesi alınan tanıklardan Mehmet Çetin, Aslan Çelik'in silahının şarjörünü Vali Reşat Akkaya'nın aldığını söylemektedir. (Tutanak sayfa:7135) Bu şarjürün ve silahın Reşat Akkaya tarafından ne yapıldığının araştırılması,

ı) Fatsa’da 11 Temmuz 1980 tarihinde, Vali Reşat Akkaya’nın sorumluluğunda başlatılan "Nokta Operasyonu" sırasında, Yılmaz Gezer, Şener Güven, Fevzi Keskin, Dursun Mehmet İnal, Nuh Küçük, Ahmet Hoşgönül, Musavvat Devrişoğlu, Cihan Baygın, Yaşar Koç gibi MHP'li, ÜGD'li faşist militanlar hakkında tutuklama kararı var mıdır? Tutuklama kararlarına rağmen, Vali Reşat Akkaya tarafından bu faşist militanlar nasıl maskeli muhbir olarak görevlendirilmişlerdir?

j) 12 Eylül sonrası merkez emrine alınan Reşat Akkaya'nın MHP'lilerce çıkarılan ve faşist düşünceleri yansıtan "Yeni Düşünce" Dergisinde yazılar yazdığı bilinmektedir. Bu dergi örneklerinin dava, dosyasına konulması,

k) Reşat Akkaya'nın 1983 sonrası kurulan Milliyetçi Çalışma Partisine üye olup olmadığının, ayrıca isminin MÇP başkan adayları arasında geçip geçmediğinin parti kayıtlarından ve basından araştırılması gerekmektedir.

3- Yukarıda belirtilen soruların somut yanıtlar bulabilmesi için Vali Reşat Akkaya'nın mahkemenizde dinlenmesini istiyoruz.

Bu araştırmaların yapılması ve Vali Reşat Akkaya'nın mahkemenizce dinlenmesi, O'nun MHP, ÜGD ile ilişkisinin, devletin tüm olanaklarını Ordu bölgesini faşistleştirmek için nasıl kullanmış olduğunu gösterecektir. Bizlerinse, Anayasayı ortadan kaldırmayı amaçladığımızı değil, bölgede Valinin sorumluluğunda estirilen faşist teröre karşı can güvenliğimizi korumak için savunma durumunda olduğumuzu ortaya çıkaracaktır.

14.10.1987
AYDIN ORAL, SEDAT GÖÇMEN, AHMET ÖZDEMİR, YAŞAR DURMUŞ
 
 
 

3. ORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEME BAŞKANLIĞINA
ERZİNCAN

1984 yılında yaptığım savunmada Askeri Savcı Hakim Binbaşı Halit Cengiz'in hazırladığı Fatsa Devrimci Yol İddianamesi ile yargılanamayacağımızı söylemiş ve iddianamesini reddetmiştim.

Bizleri "vatan hainliği" ile suçlayan, 12 Eylül öncesi olayların tek sorumlusu olarak bizleri gösteren bu iddianamenin, faşist görüşler çerçevesinde hazırlandığına hiç kuşku yoktu. Ülkemizde yaşanan sosyal, ekonomik ve siyasal gerçekleri ters yüz edip anlatan, tek yanlı hazırlanan bu iddianame, ancak ve ancak MHP'li birisi tarafından yazılabilirdi.

Zaman, bu görüşlerimin doğruluğunu kanıtladı. Askeri Savcı Hakim Binbaşı Halit Cengiz, 3. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesindeki ifadelerinde, kendisinin "sağcı" ve "milliyetçi" (!) olduğunu ortaya koymaktadır. 12.3.1986 tarih, 1986/22 esas,1986/22 karar nolu "gerekçeli karar"da Halit Cengiz'in, MHP'li faşistlerle dava(!) ve çıkar birliği içinde olduğu net bir şekilde görülmektedir. Samsun Ülkü Ocakları Başkanı Şefık Yazgı ve Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfedarasyonu (MİSK) Başkanı Mete Beşen'le Halit Cengiz'in ilişkileri, bunların dava(!) ve çıkar birliği yaptıklarına hiç kuşku bırakmayacak örneklerdir. Yine MHP Yönetim Kurul Üyesi Yaşar Okuyan'la ticari ilişkiler içinde olması da, Halit Cengiz'in görüşlerinin anlaşılması açısından önemlidir.

Halit Cengiz, Sıkıyönetim Askeri Savcılığı sırasında Gölköy-Karadere Katliamı ile ilgili ayrı bir iddianame daha hazırlanmıştır. Karadere'de halktan insanları katleden faşistlerle ilgili hazırlanan bn iddianame solculara ayrı, sağcılara ayrı tavır göstermenin tipik bir örneğidir. Bu iddianamede Halit Cengiz, poliste alınan ifadeleri yeterli bulmayıp geçersiz sayarken, Fatsa Devrimci Yol İddianamesinde ise, polislerin işkence ile aldığı ifadeleri temel almıştır. Kendisi MHP düşüncelerini taşıyan bir savcının iki farklı davada (biri sağ, diğeri sol) böylesine bir çifte standart uygulaması bizleri hiç de şaşırtmadı.
Sanıkların aleyhine olan delillerin olduğu kadar lehindeki delillerin de toplanması mahkemenin görevleri arasındadır. Bugüne kadar aleyhimizdeki delillerin tümü toplanırken, lehimizdeki deliller ise gözardı edilerek önyargılı davranılmıştır.

Askeri Savcı Hakim Binbaşı Halit Cengiz’in MHP'li olması ve milliyetçi (!) düşünceleri taşıması biz sanıkları 1. derecede ilgilendirmektedir. Böyle bir kişinin hazırladığı iddianameyle idamımız istenmektedir. Mahkeme de bizleri, yıllardır, Faşist Halit Cengiz’in iddialarına göre yargılamaktadır. Bugüne kadar, Halit Cengiz'in durumunu ortaya koyan 3. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin "gerekçeli karar"ı ve dava dosyası mahkemeye getirilmemiştir. Gölköy-Karadere Katliamı ile ilgili iddianame de mahkemenize getirilmemiştir.

Halit Cengiz'le ilgili dava dosyası mahkemeye getirilmiş olsaydı, bu kişinin "cebr-i irtikap, görevine girmeyen hususlarda çıkar sağlamak, memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak ve üst’e hakaret" gibi suçlardan 29 yıl ceza aldığı da mahkemece anlaşılmış olacaktı. Yukarıda sözünü ettiğimiz "Gerekçeli Karar"ın 15. sayfasında Halit Cengiz'in, "...Ben istersem sanığı tanık, tanığı da sanık yaparım..." dediği görülecek ve bu nitelikteki bir savcının hazırladığı iddianame de mahkemece dikkate alınmayabilecekti. (Böyle bir iddianame ile 5 yıldır yargılanıyor olmamız, çağdaş hukuk anlayışından ne kadar uzaklaşıldığının da bir göstergesidir.)

Lehimize olan diğer deliller de ısrarla taleplerimize rağmen araştırılıp dava dosyasına konulmaınıştır. Bunlar:

1- Ahmet Özdemir, Sedat Göçmen, Yaşar Durmuş, Aydın Oral imzalı 14.10.1987 tarihli dilekçemizde, Vali Reşat AKKAYA ile ilgili soruşturmanın derinleştirilmesine ilişkin talebimiz,

2- Yine aynı tarihli Pertev Aksakal, Ahmet Özdemir, Atıf Özgel, Sedat Göçmen imzalı, Fatsa'da 14 Ekim 1979 belediye seçimlerine, Devrimci Yol'cuların hile karıştırdığı iddiasının ortaya çıkarılması için soruşturmanın derinleştirilmesi talebimiz,

3- Ahmet Ödemir, Atıf Özgel imzalı 14.10.1987 tarihli halk mahkemesinde kullanıldığı iddia edilen giysilerin bilir kişiye gönderilmesine ilişkin talebimiz,

4- 16.9.987 tarihli Sedat Göçmen, Pertev Aksakal, Aydın Oral, Yaşar Durmuş imzalı, Sadi Ekiz'i Fatsa Çullutepesinde öldüren polislerle suç duyurusu ve Halit Cengiz'in soruşturma açmadan takipsizlik kararı verdiği 300'ü aşkın işkenceci polis ve subay'lar hakkındaki suç duyurusu talebimiz,

5- 2.10.1987 tarihli Atıf Özgel, Pertev Aksakal, Sedat Göçmen, Ahmet Özdemir imzalı, Şerafettin Tırıç'ı Fatsa'da sorgu sırasında öldüren polisler hakkında suç duyurusu talebimiz, mahkeme tarafından, "bu aşamada yararı olmayacağı" gerekçesiyle reddedilmiştir.
Mahkemenize Ercincan'da sıkıyönetimin kalkmasıyla birlikte Askeri mahkenin görevinin son bulması gerektiğini 5.3.1986 tarihli dilekçemde belirtmiştim. Bu dilekçem Mahkeme Bşk. Albay M. Kemal Şerbetçioğlu'nun muhalefet oyu ile (dörde bir) reddedilmiştir.
Bugün, bütün ülke çapında sıkıyönetim kaldırılmıştır. Mahkemenin bugünkü aşamasında izlenecek en uygun yolun, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinin görevini Sivil Yargı organlarına devretmesi olduğu dikkate alınarak, Fatsa Devrimci Yol Davası sivil yargı organlarına devredilmelidir.

21.10.1987
SEDAT GÖÇMEN
 
 
 

 3. ORDU KOMUTANLIĞI
1 NOLU ASKERİ MAHKEME BAŞKANLIĞINA
ERZİNCAN

Ülke çapında sivilleşmenin sağlandığı, demokrasiye geçildiği iddia edilmesine ve sıkıyönetimin kaldırılmasına rağmen, 12 Eylül dönemi uygulamaları hala devam etmektedir. Son zamanlarda askeri cezaevlerinin sivil cezaevlerine devredilmesi konusunda atılan adımlar henüz sonuçlanma aşamasına gelmemiştir. 12 Eylül döneminin olağanüstü mahkemeleri olağan dönemde de işleyişini sürdürmektedir.

Fatsa Devrimci Yol Davası olağan koşullarda Erzincan 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde devam etmektedir. Alelacele üstünkörü hazırlanmış Esas Hakkındaki Mütalaa'nın okunmasından sonra, 8 Şubat 1988 tarihinde savunmalara başlandı.

Mahkemede ve ülkede gelişen son durumlar, Fatsa Devrimci Yol Davasının sivil yargı organlarına devredilmesinin sağlanmasını gerektirecek niteliktedir.

Bugün Hükümet, insan haklarını güvence altına alan bir dizi sözleşmeleri imzalamıştır. İşkence ve kötü muamelenin önlenmesini amaçlayan Avrupa Sözleşmesini ilk imzalayan ülke Türkiye olmuştur. Yine, "İşkenceye diğer zalimane, gayri insani veya insanı küçültücü muamele ve cezaya karşı hazırlanmış Bileşmiş Milletler sözleşmesi," Türkiye Büyük Millet Meclisinde imzalanmıştır. Bu sözleşme:

"İŞKENCE İLE ALINDIĞI TESBİT OLUNAN İFADELERİN KOVUŞTURMA DELİLİ OLARAK KABUL EDİLMEMESİNİ ÖNGÖRMEKTEDİR." (Cumhuriyet Gazetesi 14 Şubat 1988)

Fatsa Devrimci Yol Davası Esas Hakkındaki Mütalaa'sında, işkence ile alınmış olduğu doktor raporlarıyla kesinleşmiş polis ifadeleri temel alınmıştır. Devleti bağlayıcı olan uluslararası belgeler imzalandığına göre, sözleşmelerdeki hükümler, mahkemeleri ve savcıları da bağlamak zorundadır. Esas Hakkındaki Mütalaa'da her sanığın aleyhine delil olarak kullanılan, işkenceyle alınmış polis ifadelerinin yargılanmamızda temel alınması olanaksızdır. Türkiye'nin imzaladığı bu sözleşmeler çerçevesinde, işkenceyle alınmış polis ifadelerini temel aldığı için, Esas Hakkındaki Mütalaa'nın geçerliliği kalmamıştır.

Esas Hakkındaki Mütalaa'nın diğer bir dayanağı da, sözde itiraf ifadeleridir. Geldiğimiz bu aşamada mahkemenin seyrini değiştiren önemli gelişmeler olmuştur. İddia makamını bir süre temsil eden Askeri Savcı Ömer Güneş ve Esas Hakkındaki Mütalaa'yı hazırlayan Askeri Savcı Ön.Yzb. Kerim Koçer, bir kısım "itirafçı" sanıkların doğru anlatımlarda bulunduklarından bahisle, 3210 Sayılı Yasa’dan yararlandırılmaları gerektiği şeklinde mütalaa vermişlerdir. Bu sanıkların "itiraf" ifadelerini askeri savcılar bizlerin suçlu olduğumuz kanıtları olarak sunmuşlardır. Oysa bu "itirafçı" sanıklardan Şevki Gündoğdu, Kemal Aytekin, Reşat Erol, Kadir Özbayarak verdikleri '"itiraf' ifadelerinin gerçekleri yansıtmadığını, kişisel çıkarları için, iddianame, polis ifadeleri ve dava dosyalarına göre yalanlar uydurduklarını mahkemede belirtmişlerdir. Bu 4 sanığın "itiraf" adı verilen uydurmalarına göre, Esas Hakkındaki Mütalaa’da birçok sanığın cezalandırılması istenmektedir. "İtiraf"larının uydurma olduğunu belirten bu sanıkların son açıklamaları Esas Hakkındaki Mütalaa’yı geçersiz kılmaktadır.

Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinde sivillerin yargılanmaları, olağanüstü koşulların bir ürünüdür. Aynı dava dosyasındaki bulgu ve belgelerin elde edilmesinde hukuk dışı yöntemler kullanılmıştır. Mahkemelerin, bağımsız, hukuka uygun kararlar alması 12 Eylül yöneticileri tarafından engellenmiştir. Mahkeme kararlarının 12 Eylül yöneticilerinin politik tercihlerine göre verilmesi için, mahkeme heyetlerine baskılar yapılmıştır.

Fatsa Devrimci Yol Davası heyetinde görev yapan hakim üye Niyazi Yılmaz'ın, 20.5.1985 tarihinde mahkeme tutanaklarına (Diz 14776-14777) geçen açıklamaları, mahkeme heyeti üzerindeki baskıları göstermektedir. Niyazi Yılmaz açıklamalarında Adli Müşavir Yılmaz Hızlı ile, Sıkıyönetim Askeri Savcısı Çetin Akkaya'nın davanın hemen bitirileosi gerektiğini, bu tür (solcuların yargılandığı siyasi) davalarda 4/4'lük karar alınamayacağını mevcut delillerle yetinilmesi gerektiğini ve mahkeme heyetini baskı altına alıcı sözler söylediklerini belirtmiştir.

Askeri Hakim’in de belirttiği gibi, BASKI altında tutulan Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinin olağan dönemlerde de görevlerini sürdürmeleri, demokrasiye geçildiği, sivil yönetimin tamamen kurulduğu iddialarıyla çelişmektedir.

Bugünlerde hukukçuların ve muhalefet gruplarının tartışmaları bir yana, hükümet üyeleri içinde de sivilleşmeden, insan haklarından ve demokrasiden söz edilmekte, bu doğrultuda önemli adımlar atıldığı ve atılacağı belirtilmektedir. Bu doğrultuda Askeri Cezaevlerinin ve Askeri Mahkemelerin sivile devredilmesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Esas Hakkında Mütalaa'nın "temel" dayanaklarının ortadan kalktığı, Askeri Cezaevlerinin ve Askeri Mahkemelerin işlevlerine son verilmesinin yasalaştırılması için, çalışmaların yapıldığı bugünkü koşullarda, Anayasa’ya aykırı olarak işlevini sürdüren bütün Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinin yetkileri sivil yargı organlarına devredilmelidir. Fatsa Devrimci Yol Davası da bu aşamada sivil yargı organlarına devredilmelidir.

Gereğinin yapılmasını bilgilerinize sunarız.

7 Mart 1988
Sedat GÖÇMEN, Pertev AKSAKAL, Atıf ÖZGEL, Yaşar DURMUŞ
Gazetelerde Çıkmış Fatsa İle İlgili Yazılar
Bir Yerel Yönetim Deneyi