12 Eylül döneminde çıkarılan yasaların çoğu, insan hak ve özgürlüklerini ve çağdaş hukuk ilkelerini hiçe saymıştır. 12 Eylül'ün sivil görünümlü devamı olan 1. Özal Hükümeti de çıkardığı pek çok yasayla 12 Eylül yönetimini izlemiş ve 12 Eylül'ün eksiklerini tamamlamayı amaçlamıştır.
“3216 Sayılı Yasa”, l.Özal Hükümeti döneminde tarihimizin acı deneylerini
önemsemeyen, insani değerleri ve ahlaki normları yok sayan bir anlayışla
çıkarılmıştır.
Kamuoyunda “Pişmanlık Yasası” olarak bilinen 3216 Sayılı Yasa, pişmanlık
değil, ihbarı esas almaktadır. Onun için bu yasanın “Pişmanlık Yasası”
olarak adlandırılmasının doğru olmayacağı kanaatindeyiz.
Bilindiği gibi, Abdülhamit, tarihimizde muhbir ağını en iyi örgütleyen
bir padişahtı. Özgürlüğe, demokratik ve yenilikçi hareketlere karşı Abdülhamit
büyük bir muhbirler ağı oluşturmuştu. Kendi çıkarlarını her türlü amacın
üstünde gören zayıf karakterli, kokuşmuş birçok kimse Abdülhamit'in paralı
jurnalcileri oldular.
Bugün Abdülhamit jurnalciliği 3216 Sayılı Yasa ile tekrar hortlatılmıştır.
Abdülhamit’in jurnalcileri, işkencecileri 1908'de II. Meşrutiyetin gelmesini
önleyememişti. Her türlü özgürlükçü demokratik kıpırdanışı muhbirleyen
jurnalcilerden çok çeken halk, bunları meşrutiyetle birlikte cezalandırmıştı.
İttihat ve Terakki’nin Katib-i Umumisi Mithat Şükrü Bleda, anılarında “meşrutiyetin
ilanından sonra cezalandırılan jurnalcilerin cesetlerini halkın ibret ve
nefretle izlediğini” belirtmektedir.
Tarihten ders almasını bilmeyen Özal Hükümeti, Abdülhamit'in yolunu
izleyerek, insanlardaki kokuşmuş ve çürümüş yanı ödüllendirme yoluna gitmiştir.
Hümanist yaklaşımı benimsemiş hukukçular, hukukun tanımını şöyle yapıyorlar:
“HUKUK İNSANLIKTIR”(Faruk EREM-Olağandışı yargılamalar, sayfa:18) .
Hukuk İnsanlıksa 3216 Sayılı Yasa insani değerleri yücelten, insanı
insan yapan bir yasa değil; insani değerler açısından yıkıcı, insani değerleri
aşındıran, yok eden bir yasadır. Onun için insanlığı yok eden bu yasanın
hukuki olduğu söylenemez. Bu yasa, insanların binlerce yılda yarattığı
değerleri ayaklar altında çiğniyor.
Dünyanın her ülkesinde muhbir ve ihbarcılar, zayıf, kişiliksiz, kendi
çıkarları için her türlü aşağılık şeyi yapan yaratıklar olarak bilinirler.
Onun içindir ki, en kötü Amerikan filmlerinde dahi, muhbirler aşağılık
yaratıklar olarak teşhir edilirler.
Toplumu yönetenler, toplumdaki değerleri yüceltmeyi amaçlamazlarsa, ahlaki değerler hızla erozyona uğrar. 3216 Sayılı Yasa binlerce yılda oluşmuş değerleri yok eden bir yasadır. İnsanları “ölüm” ile “ölümden kurtulma” ikilemi arasında bırakın bir yasadır. Ölümden ya da ağır cezalar almaktan korkan bir kısım insanlar, bu yasanın sağladığı çıkarlardan yararlanmak için KİŞİLİKLERİNİ, ONURLARINI, GEÇMİŞLERİNİ inkar edebilmekte, kendilerini kurtarabilmek için suçsuz insanları yalan yere suçlayabilmektedirler.
İnsan haklarına, insan onuruna, insan kişiliğine saygılı olmayan bir yasayı hukuki saymak doğru olamaz. Yalanı, iftirayı teşvik eden, ahlaki normları aşındıran bir yasa olduğu için 3216 sayılı yasayı hukuka uygun saymak, gerçek hukuka saygısızlık olacaktır.
3216 Sayılı Yasa, Anayasa'ya Aykırıdır
5.6.1985 tarihinde Mecliste kabul edilen,11 Haziran 1985 tarihli Resmi
Gazete'de yayınlanan 3216 Sayılı Yasa'nın 3. maddesi şöyledir:
“ Bu kanun uygulanması bakımından mahkeme, ihbar ve açıklamaların doğruluğunu ayrıca İçişleri Bakanlığı vasıtasıyla da araştırır. İçişleri Bakanlığı mahkemenin yazısı üzerine konuyu en kısa zamanda inceleyerek, mahkemeye gerekçeli kararlar verir."Davaya ilişkin bütün deliller mahkeme heyeti tarafından toplanmaktadır. Bu deliller içerisinde İçişleri Bakanlığı Memurlarının hazırladıkları ifadeler, yer gösterme tutanakları ve benzerleri de bulunmaktadır, “İtirafçı (!)ların itiraflarının” doğru olup olmadığının İçişleri Bakanlığı'na sorulmasını gerekli kılan yasa maddesi, mahkeme Heyetlerine ait olması gerekli olan bir görevin, İçişleri Bakanlığı'na devredilmesi anlamına gelmektedir. İtirafların (!) doğru olup olmadığını inceleyen İçişleri Bakanlığı yetkilileri, yargıç niteliği taşıyan kişiler değillerdir. Bunların, itirafların(!) doğru olup olmadığını araştırdıkları bilgi kaynakları nelerdir? Yasada bu konuda açıklık yoktur. “İtirafçılar” suçlamalarda bulunduktan. sona verilen yanıtlarda şöyle denilmiştir:
“Şimdi insanlığını yitirmiş itirafçıların ve muhbirlerin ifadelerinin doğruluğunun araştırılması görevi İçişleri Bakanlığı'na veriliyor. (3216 Sayılı Yasa 3. madde) yani işkenceciler tekrar rapor hazırlayıp insanlığını yitirenlerin hakkımızdaki yalanlarını, itiraflarını doğrulayacaklar...” (Sedat GÖÇMEN'in “İtirafçılara” yanıtı)Gerçekten de bizim daha o zamanlar söylediğimiz şeyler, olduğu gibi gerçekleşmiştir. İçişleri Bakanlığı'nın 3216 Sayılı Yasa'nın 3. Maddesine göre hazırladığı gerekçeli raporları işkenceciler hazırlamıştır. İçişleri Bakanlığı'nın “itirafçı” sanıklar için hazırladığı “gerekçeli rapor”lar mahkemeye gelmiştir. Bu raporlarda işkencecilerin imzaları görülmektedir. Ama İçişleri Bakanlığı’nın raporları, Ordu Valisi’nin hazırladığı raporlara göre yazılmıştır. Ordu Valisi’nin “itirafçı” sanıklar hakkında hazırladığı raporlar ise doğrudan doğruya mahkemeye gönderilmemektedir. Bunun bir istisnası, 1 nolu “itirafçı” Yusuf ATASOY için yapılmıştır. 1 Nolu “itirafçı” sanık için gönderilen ve mahkemede dosyada bulunan Ordu Valiliği gerekçeli raporu, bizim daha önce söylediklerimizin doğru olduğunu göstermektedir : İçişleri Bakanlığı raporunun ilk hazırlayıcıları İŞKENCECİLERDİR.
Mahkeme Heyetinin 3216 Sayılı Yasa'nın 3. Maddesi gereğince İçişleri Bakanlığı'ndan istediği 1 nolu itirafçı sanık hakkındaki gerekçeli rapor, İçişleri Bakanlığı'nca Ordu Valiliğinden istenmiştir. Ordu Valiliği, Emniyet Müdürlüğünün “Gizli” damgasıyla 11 Aralık 1986 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği (ilgi 16 Eyül 1986 gün ve Em.Gen.Md.Güv.Da.Yık.Faa.Şb.C-2/122212-76668- 309328 Sayılı emir) raporu imzalayanlar şunlardır:
1- 11 Aralık 1986 polis memuru M. SAZAK
2-12 Aralık 1986 Başkomiser Mustafa YAYLA
3-12 Aralık 1986 Md. Yardımcısı A.B.DEMİRER
4-15 Aralık 1986 Em.Md. T.ÖZKANLI
5- Ordu Valisi Necati ÇETİNKAYA
3216 Sayılı Yasa gereğince İçişleri Bakanlığı'ndan istenen gerekçeli raporun hazırlanması için Ordu Valiliğinden İçişleri Bakanlığı'na gönderilen rapora imza atanlardan polis memuru M.SAZAK ve Başkomiser Mustafa YAYLA, Fatsa yöresinde yakalananlara işkence yapan görevlilerdir. Bu işkenceciler hakkında özellikle Mustafa YAYLA hakkında bu davada yargılanan sanıklar defalarca suç duyurusunda bulunulmasını istemişlerdir. İşte bu işkenceciler, “itirafçı”ların söylediklerinin doğru olup olmadığı hakkındaki raporları hazırlayan kişilerdir.
İşkenceciler, işkenceci çömezliğine soyunan muhbir “itirafçı”ların doğru
konuşup konuşmadıklarını neye göre değerlendireceklerdir?
Bize göre bu da çok açıktır. İşkencecilerin insanlık dışı yöntemlerle
hazırladığı ve oluşturduğu polis ifadeleri, yine işkenceciler tarafından
“itirafçı” ifadelerinin doğru olup olmadığına temel yapılacaktır.
Ordu Emniyet Müdürlüğünün İçişleri Bakanlığı'na Yusuf ATASOY'un verdiği bilgilerin doğru olup olmadığı, esasının bilinen bilgilerden olup olmadığı, 3216 Sayılı Yasa'dan yararlanıp yararlanamayacağı ile ilgili yazıya verilen 11 Aralık 1986 tarihli yanıtta, raporu hazırlayanların daha önceden işkenceyle alınmış bilgileri esas aldığı çok açık biçimde görülmektedir. İçişleri Bakanlığı'nın “itirafçı” ifadeleri ile ilgili araştırma yapacakları tek kaynak işkenceci polis ifadeleriyle, itirafçı (!) uydurmaları olmuştur.
Bizzat mahkemenin yapması gereken bir görev, 3216 Sayılı Yasayla İçişleri Bakanlığı'na, yani işkenceci polislere devredilmiştir. Bu durum, MAHKEMELERİN GÖREVLERİNE BİR TECAVÜZDÜR. İdarenin yargı erkine müdahalesidir. Yasayla, hukuka uygun olmayan çağdışı bir anlayış getirmiştir. Bu anlayış mahkemeleri lüzumsuz hale getirmektedir. Polis, işkenceyle ifadeleri alıyor ve işkence yapanlar bu yasaya göre, “itirafçı”ların ifadelerinin işkence ifadelerine uyup uymadığını raporla saptıyor. Ve bu saptamalara göre ceza veriliyor. Bu durumda mahkemelere ne gerek vardır? İşkenceci ifadeleri ve çıkarları için her yalanı uydurmaktan kaçınmayan yozlukta olanların ifadeleri birbirini doğrulayınca ceza kesilecekse, gerçekten de mahkemelere gerek yoktur. Çünkü işkenceci hem cellat, hem de yargıç olmuştur. Bu durumda mahkemeler göstermektedir.
Mahkemelerin vereceği kararlar kuşkudan uzak, objektif delillere dayanmak zorundadır. İşkencecilerce alınmış ve kendi çıkarları için “itiraf ” adı altında yapılmış iftiraların kuşkudan uzak olduğu öne sürülemez. Kuşkuya dayalı “delil”lerle alınacak kararların hııkuka uygun olmayacağı da açıktır.
3216 Sayılı Yasa'nın, yargının görevlerine müdahale anlamına geldiği Ordu Valiliği'nin 11 Aralık 1986 tarihli raporuyla iyice anlaşılmıştır. Bu raporda işkenceciler kendilerini mahkeme yerine koyarak değerlendirmeler yapmıştır. 3216 Sayılı Yasa'yla “doğru konuşmayan itirafçı(!)ların bu yasadan yararlandırılmaması” hükmü bulunmasına rağmen 1 Nolu (Yusuf ATASOY) sanığın bu yasadan yararlandınlması istenmektedir. Raporun 2. Sayfasında:
"....(itirafçı sanıklar) arasında doğru konuşanla, kısmen dogru konuşanlar, hiç doğru konuşmayanlar adı altında bölünmeler meydana gelerek her gruba ayrı ayrı koğuşlar tahsis edilmiştir. Adı geçen itirafçı Yusuf ATASOY'un 2. ve 3.grup arasında yer aldığı görülmüştür.”denilmektedir.
Raporu hazırlayan işkenceciler bile 1 Nolu itirafçının (!) kısmi doğruları konuştuğunu öne sürememektedir. Kısmi doğru söyleyenler ile hiç doğru söylemeyen itirafçılar (!) arasında sayılan 1 no'lu itirafçı (!) için raporun sonunda bakın ne isteniyor.
“Sanığın 3216 sayılı yasadan faydalanmasının.... Yasanın öngördügü biçimde istifade etmesinin uygun olacağı kanaati mevcut(tur)”1 No'lu itirafçı(!)nın yalan söylediği raporda yer almasına rağmen, muhbirlik yapacağı, işkencecilere yardımcı olacağı düşüncesiyle 3216 Sayılı Yasa'dan yararlandırılması isteniyor!
3216 Sayılı Yasa’nın yargının görevlerine müdahale niteliğini gösteren 3. maddesi, 1982 Anayasasına da aykırıdır. Anayasanın 318. maddesi ile 3216 sayılı yasanın 3. maddesi çelişmektedir. Anayasanın 138. maddesinin 2. fıkrası, “hiçbir organ, makam, merci veya kişinin hakimlere telkin ve tavsiyede bulunamayacağını” belirtmektedir. 3216 Sayılı Yasa 3. Maddesi ise, İçişleri Bakanlığına mahkemenin kararlarını etkileyecek “tavsiye ve telkinlerde” bulunulmasına neden olmaktadır. Yine Anayasaya göre yargı erki, görevini idareye devredemez. Oysa İçişleri Bakanlığı, 3216 sayılı yasa ile yargı erki yerine “pişmanlık yasasından” yararlanmak isteyenlerin doğru anlatımda bulunup, bulunmadığına karar veren yetkili (!) organ durumuna gelmektedir. Bu durum yargının yetkilerinin idareye devredilmesidir ki, bu da Anayasaya aykırıdır.
Fatsa Devrimci Yol Davasında İçişleri Bakanlığı “İtiraflar” la ilgili Gerekçeli Rapor Göndermemiştir
Fatsa Devrimci Yol Davası Heyeti, 3216 Sayılı Yasa'nın 3. maddesi gereğince İçişleri Bakanlığı'ndan “İtirafçılar” hakkında gerekçeli rapor göndermesini istemiştir. Mahkemenin yasa gereği yaptığı bu talep üzerine İçişleri Bakanlığı “İtirafçılar” hakkında rapor göndermiştir. Ama bu raporların hiçbirisi gerekçeli değildir. İçişleri Bakanlığı'nın raporlarının gerekçeli gelmemesi üzerine yasaya uymadığını belirten bir dilekçe yazmıştık. Dilekçede :
"... 3216 Sayılı Yasa'nın 3. maddesi İçişleri Bakanlığı'nın raporu GEREKÇELİ yazmasını Şart koşmaktadır. Oysa İçişleri Bakanlığının mahkemeye gönderdiği raporlarda hiçbir gerekçe bulunmamaktadır. “İtirafçı” sanıkların bugüne kadar mahkemelere yaptıkları açıklamalar hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle çelişki içindedir. Aynı sanık bir olayı savcılıkta başka, mahkemede başka anlatmaktadır. Yine aynı sanık aynı olayı daha sonra verdigi dilekçelerde daha değişik anlatmaktadır. Aynı olayı açıkladığına iddia eden farklı farklı itirafçilar da aynı olaya ilişkin değişik anlatımlarda bulunmaktadır. İçişleri Bakanlığı'nın mahkemeye gönderdikleri raporlarda itirafçıların her birinin ifadelerindeki farklı açıklamalardan hangisinin doğru, hangisinin yalan olduğu belirtilmemiştir. Ayrıca, açıklamaların doğru ise neden doğru olduğu, yalan ise neden yalan olduğu raporlarda yer almalıdır. Aynı olayı açıklayan farklı “itirafçıların” farklı ifadelerinden hangilerinin doğru olduğu, hangilerinin yalan olduğu nedenleriyle birlikte açıklanmalıdır. İçişleri Bakanlığı'nın elinde başka bilgi, belge varsa, bunlar da gerekçeli raporda yer almalıdır. Yalan suçlamalarla ağır cezalar atabilecek sanıkların savunmalarını yapabilmeleri için raporların gerekçeli yazılması özel bir öneme sahiptir...” (Sedat GÖÇMEN'in 15 Ekim 1986 tarihli dilekçesinden)Mahkeme Heyetine verdiğimiz bu dilekçe dikkate alınarak, İçişleri Bakanlığı'ına “itirafçılar'la ilgili verilecek raporların gerekçeli yazılması doğrultusunda bir talimat gönderildi. Ama, mahkemenin bu talimatına rağmen, İçişleri Bakanlığı “itirafçılar”la ilgili raporları gerekçesiz olarak göndermeye devam etti.
İçişleri Bakanlığı raporu gerekçeli yazmış olsaydı, İçişleri Bakanlığı'nın elindeki bilgilerin işkenceyle alınmış yalan, yanlış polis ifadeleri olduğu ve “İtirafçılar”ın ifadelerinin bu hukuki değer taşımayan belgelere göre değerlendirildiği anlaşılmış olacaktı.15 Ekim 1986 tarihli dilekçede yapılmasını istediğimiz gerekçeli değerlendirme, işkenceci M.SAZAK ve Mustafa YAYLA tarafından yapılmış ve İçişleri Bakanlığı’na gönderilmiştir. Ordu valisi Necati ÇETİNKAYA'nın da imzasını taşıyan bu raporun hiçbir tutarlı yanının olmadığı ve hukuki olarak itirafçıların (!) uydurma suçlarla suçladığı sanıkların, yani bizlerin lehine olduğunun anlaşılması üzerine, bu raporlar mahkemeye gönderilmemiştir. Bu raporun mahkemeye getirilmesi 1 Nolu “itirafçı” sanığın başvurması ile olmuştur. Bu rapor, işkenceci çömezliğine gönüllü olarak soyunan 1 No'lu “itirafçının” (!) işkencecilerce bile yalancı olarak nitelendirildiğini göstermektedir. Bu raporun gösterdiği bir başka şey de 3216 sayılı yasanın 3. maddesinin Anayasaya aykırı olduğudur.
Pişmanlık Yasasında Çifte Standart
12 Eylül yönetimi sağa ayrı, sola ayrı ölçü uygulamayı yerleştirdi. Sağ düşüncede olanlar birinci sınıf güvenilir yurttaş, sol düşüncede olanlar ise ikinci sınıf sicili bozuk, takip edilmesi gerekli, güvenilmez yurttaşlar haline getirildiler. Eşitliğin savunucusu, koruyucusu olması gereken mahkemeler de 12 Eylül sonrasında sağcılara ayrı, solculara ayrı ölçü uyguladılar. Öyle ki, bir solcu öldüren faşist, hafif cezalarla kurtulurken, faşistlerin girdiği çatışmada bir kişiyi yaralayan solcuya 146/1'den cezalar verilmiştir. Toplumda son yıllarda sola ayrı, sağa ayrı çifte standart uygulamaları 3216 sayılı yasayla da devam ettirilmiştir.
3216 Sayılı Yasa tasarısı tamamiyle solculara yönelik olarak hazırlanmıştır. Solcular için bu yasa tasarısı hazırlanırken, faşistler için “af çıkarılacağı” haberleri yayıldı. Tasarı kamuoyunda tartışılmaya başlayınca ÇİFTE STANDART uygulamaları konusundaki eleştiriler nedeniyle TCK'nın 313. maddesinden ceza alanlar da yasa kapsamı içine alındı. Ama faşist militanların büyük çoğunluğu adi suç hukümlerine göre cezalandırıldıkları için bu yasa kapsamı dışında kaldı. Üstelik 313. maddeden ceza alanların cezasının üst sınırı 10 senedir. 1985 yılında yasa çıktığında 313. maddeden ceza alan pek fazla kimse cezaevlerinde kalmamıştır. Görüldüğü gibi, 3216 sayılı yasa solcular için çıkarılmıştır.
Hükümet, 3216 sayılı-yasa ile 12 Eylül'ün sol üzerindeki baskı, zulüm ve karalama kampanyalarını geliştirmeyi amaçlamıştır. Hükümetin bu konuda amacına ulaştığı söylenemez. 3216 Sayılı Yasa amaçlanan hedefe ulaşamamıştır. Ama bu yasa haberleriyle birlikte zayıf karakterli, çıkarı için herşeyi yapabilecek özellikte olan bir takım kimseler ortaya çıkmıştır.
Fatsa, Devrimci Yol Davasındaki “İtirafçılar” ve Yaptıkları
3216 Sayılı Yasa tasarı halindeyken, 1 Nolu sanık “pişman olduğunu” söyleyerek, savcılıkta ve mahkemede anlatımlarda bulundu. 1 nolu sanığın yalanlarına önce birkaç kişi katıldı. Daha sonra 3216 sayılı yasa çıktı. Yasanın çıkmasıyla birlikte de “pişman olduğunu” söyleyerek “itiraf” yapanların sayısı arttı. İşin ilginç yanı, her yeni “itirafçı” kendisinin doğru söylediğini, diğer “itirafçıların” (!) ise kendisi kadar samimi “itiraf” (!) yapmadığını belirtmeye başladı.
“İtirafçıların itiraflarında” anlattıkları, önceleri mahkeme heyetine inandırıcı gözüktü. Bizler bunu mahkeme heyetinin tavırlarından ve arada bir mahkeme heyeti üyelerinin sarfettiği bazı sözlerden anlayabiliyorduk. “İtirafçı” sayısı arttıkça aynı olayı anlatan “itirafçılar'ın çok farklı şeyler söylediği mahkeme heyetinin gözünden kaçmaz oldu. Öyle ki, “samimi(!) olarak gerçekleri anlattıklarını ve vicdanlarını rahatlattıklarını” iddia eden bir kısım sanıklar tekrar tekrar dilekçeler vererek, ilk söyledikleri yalanları başka yalanlarla değiştirdiler.
Bunların “İtiraflarında” değiştirmedikleri tek şey devrimcilere ve devrimci düşüncelere karşı gösterdikleri husumet oldu. “itirafçı”ların anlatımları birbirleriyle çeliştiği gibi, “itiraf” ifadeleri kendi içinde de büyük çelişkilerle dolu idi. 1 nolu “itirafçı”nın hapishanede yatan kişilere dışardaymış gibi eylem yaptırması, olaydan çok önce ölmüş kişilere mezardayken eylem yaptırması mahkeme tutanaklarında yer almaktadır.
Diğer “itiraf”(!)çılarda aynı türden yalan anlatımlarda bulunmuşlardır. Onların “İTİRAFÇI” değil, İFTİRACI olduklarını ; yaptıklarının itiraf değil, iftira olduğunu belirtmiştik. Bugüne kadar “itiraf” yaptığını söyleyenlerin doğru söylediğini kanıtlayan bir gelişme olmadı. Aksine daha önce “itirafçı” (!) olup da “itiraflarından”(!) dönenler vardır. Bunlar, nasıl yalan uydurduklarını , hangi nedenlerle uydurma suçlamalar yaptıklarını, uydurmalarıyla nelerden yararlandıklarını açıklamışlardır. Bunlar üzerinde durmadan, önce “itirafçı” sanıkların yaptıkları üzerinde kısaca duralım.
Bunlar “İtirafçı” Değil Muhbir
“İtiraf” adı altınla yalanlar uydurmaya başlayanların ilk işleri muhbirlik yapmak olmuştur. Zaten 3216 Sayılı Yasa kamuoyuna yansıtıldığı gibi pişmanlık yasası değildir. Bu yasanın esas amacı, muhbirliği teşviktir. Alabilecekleri ağır cezadan korkarak pişman olduğunu söyleyenlerin ilk işleri muhbirliğe başlamak olmuştur. Bunlardan bir tanesi o güne kadar kaldığı koğuştan çıkar çıkmaz “bunlarda ısıtıcı var, yakalayın” diyerek, hemen muhbirliğe başlamıştır.Yasadan yararlanmak için muhbirliğe başlayan “itirafçı”lar, hiç ilgisi olmayan kişileri de olayda varmış gibi gösterdiler. Bu yüzden Fatsa yöresinde yüzlerce kişi tekrar tutuklandı. Ve tutuklulara haftalarca süren işkenceler yapıldı.
Bu muhbirlerin yalan ihbarı sonucu yakalananlar gördükleri işkence sonucunda savcılığa ve sorgu hakimliğine çıkarıldılar. İşkenceciler, savcı ve sorgu hakimliği arasında kurulan üçgen sonucu, “itirafçıların” yalanları yakalanan sanıklara savcılıkta ve sorgu hakimliğinde de kabul ettirildi. Suçlamaları kabul etmeyenler tekrar işkenceye gönderildi. “İtirafçıların” yalanları sonucu tutuklanan her sanığa yapılan suçlamalar kabul ettirildi. Bu sanıklar, ancak ağır ceza mahkemesine çıkarak “itirafçıların” itirafçı değil, iftiracı olduklarını kanıtlayarak salıverildiler. Mahkemenin, “itiraflarla (!) ilgili aldığı karar örneklerinden bazılarının bu bölüm sonunda belirteceğiz.
“İtirafçı”ların içerde, dışarda birçok kişiyi muhbirledikleri gibi birbirlerini de muhbirlemekten uzak durmadıklarını “itirafçı”lıktan dönen Kemal AYTEKİN mahkemede anlattı. Görüldüğü gibi, “itirafçı”lar, yalnız bizleri değil, kendilerini de muhbirlemekten geri kalmadılar !
“İtirafçı”lar İşkenceci Çömezliği Yapıyor
Yalan ve uydurma ihbarlarıyla yüzlerce kişiye işkence yaptıranlar, bu yetmiyormuş gibi doğrudan doğruya işkenceci yardakçılığına başladılar. İşkenceci Mustafa YAYLA ile yakın ilişki içine girmeyen, O'nunla mektuplaşmayan “itirafçı” muhbir yok gibidir. İşkenceci Mustafa YAYLA ile birlikte devrimcileri ve halkı sorgulayan “itirafçı”lar da vardır.
“İtiraf” adı altında yaptıkları uydurmalardan dönen Kemal AYTEKİN ve Reşat EROL, Mustafa YAYLA ile girdikleri ilişkilerin bir kısmını mahkemede anlattılar. “İtirafçı” muhbirlerden bazıları ise, Mustafa YAYLA ile birlikte arkadaşlarımıza İŞKENCE YAPMIŞTIR. Bunlar kendi çıkarları için tam bir işkenceci çömezi olmuşlardır.
Samsun Davasında “itirafçı” olan birisinin ise subaylarla, askerlerle birleşerek, yapılan işkence ve zulme karşı direnen arkadaşlarımıza göz yaşartıcı bomba atması olayı “itirafçı”larda hiçbir insani duygu kalmadığını gösteren başka ilginç bir örnektir.
“İtirafçı” Muhbirler Cezaevi Yönetimini Ele Alıyor
“İtirafçı”lar Amasya'da ilk “İtiraf larına başladıkları sırada, mahkeme heyeti olduğu kadar cezaevi yönetimi de bunlara inandı. Tutuklulara yaptığı işkencelerden ötürü GESTAPO adı verilen astsubay Yüksel COŞKUN itirafçılarla ortak operasyonların yürütücüsü oldu. Artık cezaevinde itirafçıların istedikleri değişiklikler yapılmaya başlandı. Amasya Özel Askeri Cezaevinde sık sık koğuş değişiklikleri yargılıyordu. “İtirafçı”lar istedikleri tutukluları istedikleri koğuşlara toplatıyorlardı. GESTAPO Yüksel COŞKUN ise, “itirafçı”ların istedikleri kişileri onların yanına götürerek, bunların sanıkları tehdit etmelerini sağlıyordu. Bu arada diğer tutuklular üzerindeki baskılar da arttırılmıştı. Cezaevinde böyle bir durum yaratılmıştı ki, cezaevini cezaevi yöneticileri değil, adeta “itirafçı” muhbirler yönetiyordu.
“İtirafçı” Muhbirlere Mektuplarımız Kontrol Ettiriliyor
Bakın Kemal AYTEKİN, “itiraflarını” yalanladığı ifadesinde mektuplarımızın denetlenmesini nasıl anlatıyor:
"... itirafçılara devrimcilerin, ailelerine yazdığı mektuplar ve dışarıdan gelen mektup okutuluyordu. Böylece dışarıyla ilişki tespit edilmek isteniyordu. Gelen giden mektuplar MİT defterlerine işleniyor. İtirafçılar tarafından sakıncalı görülenler idareye söyleniyor. Mektuplar MİT'e gönderiliyordu.Kemal AYTEKİN'in anlattıkları iğrenç bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Bizlere gelen mektupların, “itirafçı” muhbirlere okutturulması, denetlettirilmesi hiçbir insani duygu ve düşünceyle bağdaşmaz. Ama ne yazık ki, bu tür uygulamalar yapılmaktadır. Bizlerin ve ailelerimizin sabırsızlıkla bekledikleri mektuplar, bu muhbirlerin insafına terk edilmektedir. Onun içindir ki, bizlerin mektuplarla ilgili şikayetleri bir türlü bitmemektedir. Mektuplarımızın geç gidip gelmesi ve en önemlisi birçoklarının kaybolması, hatta fotoğraflarımızın bile bize ulaşmaması MİT -cezaevi yönetimi-“itirafçı” MUHBİR üçgeninden kaynaklanmaktadır.... Cezaevine gelen kitaplar, dergiler, itirafçılar tarafından, sansürden geçiriliyor, yasak kitapların içeri alınmaması için idareye tavsiyelerde bulunuluyordu.” (Kemal AYTEKİN'in esas hakkındaki savunması, sayfa: l2)
“İtirafçıların” bizlere yaptığı suçlamaları yanıtlarken, bunların doğruları anlatmadıklarını, yalan konuştuklarını örnekleriyle göstermiştik. “İtirafçıların” bütün sorunları 3216 Sayılı Yasa'dan yararlanmaktı. Onun için bunlar, kendi akıllarının erdiği biçimde mahkemede inandırıcı gözükmeye çalıştılar. İNANDIRICI gözükmek için iki yolu seçtiklerini belirtmiştik. Bazı sanıklar kendi yalanlarının İNANDIRICI olması için başka “itirafçı”lara kendi yalanlarını doğrulatma yoluna gitmişlerdir. Bunlara örnek, 1 nolu sanık ve yanındaki gruptur.
Bazı “itirafçı” sanıklar ise İNANDIRICI gözükmenin ve 3216 sayılı yasadan yararlanmanın yolunu işkencecilerin hazırladığı polis ifadelerini doğrulamakta bulmuşlardır. Biz “itirafçı”ların bu durumunu görüp, “itiraflara” verdiğimiz yanıtta bu grupları örnekleriyle açıklamıştık.
“İtiraf' adı altında yaptığı açıklamalardan vazgeçen Kemal AYTEKİN ve Reşat EROL savunmalarında “itirafçı”ların nasıl ifade uydurduklarını ve ne gibi pazarlıklar yaptıklarını açıklamışlardır.
Kemal AYTEKİN'in savunmasında “itirafçı”larla ve “itiraf”larla ilgili aktardıklarının bir kısmını buraya alıyoruz:
"..... ben itirafa geçtiğimde hemen 8. Koğuşa geçtim. Bu koğuşta daha önceden tanıdığım Kadir ÖZBAYRAK ve Kamil GENÇ bulunuyordu. Ayrıca, bu koğuşta Yusuf ATASOY, Cemil YAKAN gibi sanıklar vardı.Kemal AYTEKİN'in savunmalarından aktardığımız bu bilgiler “itiraf” ifadelerinin itiraf olmadığını göstermekte ve bizim “itirafçı”ların suçlamalarına karşı verdiğimiz yanıtları doğrulamaktadır. Görüldüğü gibi “İtirafçı”lar arasında pazarlık yapılmış gruplar kendi çıkarlarina göre anlaşmalı ifadeler hazırlamışlardır. Ya birbirlerinin yalanlarını ya da işkenceyle alınmış polis ifadelerini doğrulama yoluna gitmişlerdir.Ben koğuşa geldiğimde Yusuf ATASOY Kadir’i yanıma göndererek, ifademi bir dilekçe yazarak göndermemi istedi. Böylece vereceğim ifade çizgisini tespit etmek niyetinde idi. Benden asıl istediği kendisinin daha önceden vermiş olduğu yalan yanlış ifadeleri doğrulattırmak istemesidir. Zaten itiraf gelmeden önce duyduğumuz 'buraya gelen, benim yanıma gelen, benim koltuğumun altından geçmek zorundadır' demiş. (Yusuf ATASOY) benimle birlikte itiraflara geçen ve 14. Koğuşta bulunan Sait DOĞRUER'e de kendi ifadeferini kabul ettirmek için 8. Koğuşa getirtir. Sait'le uzun uzun konuşmalarında Sait, Yusuf’un ve diğerlerinin ifadesini kabul etmeyeceğini söyler... Sait DOĞRUER'in kabul etmesini zaten tanıklar suçluyor, beni olaydan çıkarın diye uzun uzun tartışmalarımız oldu.
... Sait de bize bunların öyle açıkları var ki, bunları biliyorum. Kendime göre ben de senaryo lıazırlayacağım. Kimse bu işten paçasını kurtaramayacak, ben yanarsam başkaları da yansın.
... Yusuf ATASOY, askeri sorumlu olarak Kemal ÖZDEMlR’i vermiş olduğundan, yanında bulunan diğer sanıklara bu ifadelerini onaylatarak, olaylarda emir talimat ilişkisini Kemal ÖZDEMIR'e bağlamıştı. ... Cemil YAKAN, Kamil GENÇ'le anlaşmaya çalıştı. Bu anlaşmalar, pazarlıklar uzun süre devam etti. Her ikisi de kendilerine uygun yalanlarla ifadelerini hazırladılar. ... Biz itiraf ifadelerini hazırladıktan sonra Ahmet YEŞİLDUMAN itiraflara geldi. Bu da bizim gruba gelerek, Yusuf ve çevresinin ifadelerine karşı ifadeler hazırladık. Bilahare İmran YILDIZ da bizle birlikte tavır koydu. .. Yusuf ATASOY, kendine yandaş oluşturabilmek için olaylarda suçlarım diye bir kısım sanıkları yanına almış, bunları suçlamamış, bunlara kendi ifadelerini doğrulattırmıştır.
... Hasan DEMİR Çamaş bölgesindeki olayları herkese özellikle hukuksal durumu biraz ağır olan insanlara taksim ederek, ölen ve kaçak durumda olan insanlara olay yükleyerek, kendilerini çıkartmak ve bir an önce tahliye olabilmek için ifadeler hazırlamışlardır.
...Bu ifadeleri hazırlarken dışarı çıktıklarında kendilerine engel teşkil edebilecek, korktukları insanlara çok ağır olaylar yükleyerek, dışarı çıkmalarını engellemek için senaryolar hazırlamışlardır... Bizim grubumuzun yöntemi ise, poliste işkence ile alınan ifadelerin doğrulanması, yalan yanlış ek bilgi verme, iddianame ile pekiştirme, Yusuf ATASOY ve Hasan DEMİR grubundan arta kalan eksiklikleri iyi değerlendirerek, kapatma yolu tercih edilmiştir. Bu yönteme başvurmamızdaki neden belirtiğim gibi İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanacak raporların olumlu gelmesini sağlamaktı. Her üç grubun oluşturmuş olduğu ifadeler tamamen yalan senaryolara göre hazırlanmıştır. Kişisel hırs ve kariyer çekişmesinden dolayı, kim daha fazlasını yapabilirse karlı çıkarım düşüncesiyle saldırdıkça daha fazla yalanın ve ikiyüzlülüğün, işkencecilerle işbirliği yapabilme, hatta sorgularda, geçmişte en iyi arkadaşlık yaptığı insanları polisin elinden alarak sorgulamaya kadar götürmüştür.”
Biz “itirafçı”ların pazarlıkları ve yalanları üzerinde daha önce durduğumuz için bu konu üzerinde uzun boylu durmayacağız.
“İtirafçı”ların kendilerini yalan suçlamalarla uzun yıllar hapiste yatıracağından korkan, siyasi bir kimlikleri de olmayan bir çok sanık “itirafçı” olmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır : Yaşar Yılmaz , Ahmet Yılmaz, Şükrü Yarız, Yaşar Altay, Mahmut Atılgan, Fikri Diken (Mehmet oğlu), Ahmet Uyar, Ahmet Şimşek, Abdullah Çukur (Mehmet oğlu), vb.
Bunlar hiçbir olaya karışmadıklarını, örgüt ile bir ilişkilerinin olmadığını,
ancak yasadan yararlanmak istediklerini belirtmişlerdir. Bunlara benzer
başkaları da vardır.
Fatsa Davası’nda çıkan “itirafçı” sayısı oldukça fazladır. “İtirafçı”
sayısının fazla olması, 3216 sayılı yasanın insanı insan yapan değerlere
saldırı yasası olduğunu da çok iyi göstermiştir. Bu yasayla zaaflı, zayıf
kişilikli, çıkarları için herşeyi yapabilecek hale gelmiş olanlar MUHBİR,
İFTİRACI ve hepsinden önemlisi İŞKENCECİ ÇÖMEZİ haline getirilmişlerdir.
İşin ilginci I. Turgut ÖZAL Hükümeti insanlık ayıbı olarak 3216 Sayılı Yasa'yı ikinci defa meclisten geçirerek yürürlüğe sokmuştur.
“İtiraf"larla ilgili Mahkeme Kararları
Şimdi “itiraf' adı altında yapılan iftiralar sonucu haklarında dava açılan sanıklarla ilgili mahkeme kararlarını görelim. Mahkeme kararları “İtirafçı”ların doğru konuşmadığını göstermektedir.
32l6 Sayılı Yasadan Yararlanmak İçin Yapılan “İtiraf'lar Sonucu Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin Beraat ve Red Kararları :
Karar 1
İmran YILDIZ ve Ahmet YEŞİLDUMAN'ın,”itiraflarına” göre açılan davada
:
Esas No :1986/354 Karar No :1987/ 236 CMU No :1986/1012
SANIKLAR:
1- Hülya GEBEŞ
2- Fahrettin KUM
3- İbrahim EKİZ
4- Feridun EKİZ
5- İmran YILDIZ
6-Yücel ERGÜN
7-Yaşar DURMUŞ
8-Pertev AKSAKAL
9-Yusuf ÇAYIR
10-Ahmet Ali KESKIN
11-Tevfik ÖZTÜRK
12- Selahattin ÖZCAN
13-Fahrettin ÖZTÜRK
14-Ahmet YEŞİLDUMAN
15-Zekeriya İNAN
16-Bayram TÜRKMEN
Karar : Red ve Beraat
Karar tarihi :14.9.1987
Karar 2
Cevat ŞİMŞEK, Cemal MEYDAN ve Ahmet YEŞILDUMAN'ın “itiratları”na göre
açıları davada :
Esas No: 1986/353 Karar No :1987/233 CMU No :1986/1014
SANIKLAR :
1- Mehmet ODABAŞ
2- Hasan KOLCU
3- Muhittin MEMİŞ
4- Asım KESKİN
5- Halis ALTUN
6-Sezai UYGUN
7-Esat MEŞEDÜZÜ
8-Mehmet KARAMAN
9-Hasan ÇALIŞ
Karar : Beraat
Karar tarihi : 6.7.1987
Karar 3
Ekrem UYAR'm “itiraf”ına göre açılan davada :
Esas No :1987/33 Karar No :1987/205 CMII No :1987/67
SANIK : Kemal USTA
Karar : Beraat
Karar tarihi : 24.6.1987
Karar 4
Mustafa ÖZCAN'ın “itiratlarına” göre açılan davada:
Esas No:1986/392 Karar No :1987/204 CMU No :1986/296
SANIKLAR:
1- Mehmet Ali BÖLÜKBAŞI
2-Mehmet ÖZKAN
Karar : Beraat
Karar tarihi : 22.6.1987
Karar 5
İmran YILDIZ'ın “itiraflarına” göre açılan davada :
Esas No :1986/183 Karar No :1987/186 CMU No :1986/498
SANIK : Ayhan DEMİRBAŞ
Karar : Ortadan Kaldırma
Karar tarihi :10.6.1987
Karar 6
Mustafa FINDIK'ın “itiraflarına” göre açılan davada :
Esas No :1987/28 Karar No :1987/179 CMU No :1987/37
SANIKLAR :
1- İnci ÖZCAN
2- Servet APAYDIN
Karar : Ortadan kaldırma
Karar tarihi : 5.6.1987
Karar 7
Kemal AYTEKİN ve Ahmet KEMİK'in “İtiraflarına” göre açılan davada :
Esas No :198ci/188
Karar No :1987/103 CMU No : 1986/515
SANIK : İhsan ÇAVUŞOĞLU
Karar : Reddine
Karar tarihi :16.4.1987
Karar 8
Mustafa ÖZCAN ve Hayri ATABAY'ın “itiraflarına” göre açılan davada:
Esas No :1986/380 Karar No :1986/116 CMU No :1986/317
SANIK : Salih YİĞIT
Karar : Ortadan Kaldırma
Karar tarihi :15.4.1987
Karar 9
Mustafa ÖZCAN ve Kemal AYTEKİN'in “İtiraflarına” göre açılan davada:
Esas No :1986/368 Karar No :1987/117 CMU No :1986/290
SANIK : Hayri ATABAY
Karar : Reddine, ortadan kaldırma, beraat
Karar tarihi :15.4.1987
Karar 10
Kemal AYTEKİN ile Ahmet KEMIK'in “İtiraflarına” göre açılan davada :
Esas No: 1986/408 Karar No :1987/119 CMU No :1986/425
SANIK : Mehmet Ali ŞENDUR
Karar : Reddine
Karar tarihi : 20.4.1987
Karar 11
Fahri ÖZTÜRK'ün “İtiraflarına” göre açılan davada:
Esas No : 1986/25 Karar No :1987/121 CMU No :1987/36
SANIK : Necati OTYAKMAZ
Karar : Beraat
Karar tarihi : 22.4.1987
Karar 12
Esas No :1986/355 Karar No :1987/129 CMU No :1986/1015
SANIK : Mustafa UYGUN
Karar : Beraat
Karar tarihi : 27.4.1987
Karar 13
Mustafa ÖZCAN'ın “itiraflarına” göre açılan davada :
Esas No :1986/383 Karar No :1987/137 CMU No :1986/291
SANIK : Nevzat ÖZKAN
Karar : Ortadan Kaldırma
Karar tarihi : 4.5.1987
Karar 14
Yaşar ALTAY’ın “İtiraflarına” göre açılan davada :
Esas No :1986/406 Karar No :1987/146 CMU No :1986/531
SANIKLAR :
1- Yaşar ALTAY
2-Mehmet AÇIKEL
Karar : Beraat
Karar tarihi : 8.5.1987
Karar 15
İmran YII.DIZ “İtiraflarına” göre açılan davada :
Esas No :1986/2ll Karar No :1987/150 CMU No :1986/565
SANIK: Tansu YÜCEL
Karar : Beraat
Karar Tarihi :13.5.1987
Karar 16
Mustafa ÖZCAN'ın “İtirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/361 Karar No :1987/294 CMU No :1986/350
SANIK : Alaattin GÜNEŞ
Karar : Beraat
Karar tarihi :15.6.1987
Karar 17
Sait DOĞRUER'in “itirafları”na göre açılan davada:
Esas No :1986/359 Karar No:l987/197 CMU No:1986/446
SANIKLAR :
1- Sait DOĞRUER
2-Aydın ORAL
3-Cemal GÜMÜŞ
4-Fahrettin KUM
5-İbrahim KURUMUŞ
6-Dursun Mehmet GÜMÜŞ
7-Fahrettin BAHAR
8-Ahmet ALTAÇ
9-Fahrettin GEDİK
Karar : Beraat
Karar tarihi :17.6.1987
Karar 18
Ahmet YEŞİLDUMAN'ın “itirafları”na göre açılan davada:
Esas No :1986/208 Karar No :1987/98 CMU No :1986/325
SAN IK : Şeref KAHRAMAN
Karar : Ortadan Kaldırma
Karar tarihi : 27.3.1987
Karar 19
Kemal AYTEKİN'in “itirafları”na göre açılan davada:
Esas No :1986/271 Karar No :1987/91 CMU No :1986/338
SANIKLAR :
I-Mustafa GÜLER
2-Hacı AKTAŞ
Karar: Beraat
Karar tarihi :10.1.1987
Karar 20
Mustafa ÖZCAN'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/401 Karar No :1987/69 CMU No :1986/...
SANIK: Nizamettin ÇELİK
Karar : Beraat
Karar tarihi : 7.2.1987
Karar 21
Mustafa ÖZCAN'm “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No : (silik olduğandan okunmuyor... ) Karar No :1987/68 CMU No
:1986/286
SANIK :Gündoğan ARSLANTÜRK
Karar: Red
Karar tarihi : 4.5.1987
Karar 22
İmran YILDIZ'ın “İtirafları”na göre açılan davada :
SANIK : Ahmet ÇİMEN
Karar : Red
Karar tarihi: 21.2.I987
Karar 23
İmran YILDIZ'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/389 Karar No :1987/66 CMU No:1986/533
SANIK: Halil İbrahim ASLAN
Karar : Red
Karar tarihi : 21.2.1987
Karar 24
Hasan DEMİR'in “itiraflarına” göre açılan davada :
Esas No:1986/301 Karar No :1987/64 CMU No:1986/327
SANIK: İhsan BAŞ
Karar : Ortadan kaldırma
Karar tarihi : 25.2.1987
Karar 25
Reşat EROL ve Şevki GÜNDOĞDU'nun “itiraflarına” göre açılan davada:
Esas No :1987/16 Karar No :1987/53 CMU No:1986/326
SANIK: Mahir ENİ
Karar : Red
Karar tarihi: 20.2.1987
Karar 26
Mustafa ÖZCAN'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1987/404 Karar No:1987/46 CMU No:1986/285
SANIK: Belgüzar KURU
Karar : Beraat
Karar tarihi : 18.2.1987
Karar 27
İmran YILDIZ'ın “itirafları”na göre açılan davada
Esas No :1986/367 Karar No :1987/32 CMU No : ....
SANIK: Sadettin BAŞ
Karar : Beraat
Karar tarihi :11.2.1987
Karar 28
Hayri UÇMAZ'ın “itirafları”na göre açılan davada:
Esas No :1986/362 Karar No :1987/27 CMU No :1986/346
SANIK: Nevzat DEMİRCAN
Karar : Ortadan kaldırma
Karar tarihi : 9.2.1987
Karar 29
Hasan DEMİR ve Mustafa ÖZCAN'ın “itirafları”na göre açılan davada:
Esas No:1986/382 Karar No :1987/26 CMU No:1986/280
SANIK:Muzaffer AYPARÇASI
Karar: Ortadan kaldırma.
Karar tarihi : 9.2.1987
Karar 30
Ahmet YEŞİLDUMAN'm “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No:1986/356 Karar No :1987/9 CMU No:1986/101
SANIK : Ali İNCEDERE
Karar: Ortadan kaldırma
Karar tarihi : 26.1.1987
Karar 31
Sait DOĞRUER ve Kadir ÖZBAYRAK'ın “itirafları”na göre açılan davada:
Esas No :1986/106 Karar No :1987/6 CMU No :1986/402
SANIK: İbrahim KURUMUŞ
Karar : Beraat
Karar tarihi : 21.1.1987
Karar 32
İmran YILDIZ'm “itirafları”na göre açılan davada:
Esas No :1986/328 Karar No :1987/4 CMU No :1986/....
SANIK: Yusuf Ziya ŞEN
Karar : Beraat
Karar tarihi : 2l.l.l987
Karar 33
Mustafa ÖZCAN'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/379 Karar No: 1986/413 CMU No:1986/283
SANIK : Muhittin Memiş
Karar: Ortadan kaldırma.
Karar tarihi : 31.12.1986
Karar 34
Mustafa ÖZCAN'in “İtirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/386 Karar No :1986/422 CMU No:1986/292
SANIK :Adem TOPUZ
Karar: Ortadan kaldırma
Karar tarihi : 31.12.1986
Karar 35
Mustafa ÖZCAN'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No : 1986/190 Karar No :1986/392 CMU No :1986/513
SANIK :Mustafa ARSLAN
Karar: Beraat
Karar tarihi : 19.12.1986
Karar 36
Kamil GENÇ'in “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No:1986/270 Karar No:1986/370 CMU No:1986/403
SANIK:Mehmet YAKAN
Karar: Davanın reddi.
Karar tarihi : 8.12.1986
Karar 37
İmran YILDIZ'ın “itiraflarına” göre açılan davada :
Esas No :1986/232 Karar No :1986/369 CMU No :1986/606
SANIK : Mustafa ERGÜN
Karar : Ortadan kaldırma
Karar tarihi : 8.12.1987
Karar 38
İmran YILDIZ'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/163 Karar No :1986/357 CMU No :1986/428
SANIKLAR:
1-Mustafa TATLIELMA
2-Cemal MEIğIİŞ
Karar : Beraat ve red
Karar tarihi : 24.2.1986
Karar 39
Reşat EROL’un “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/111 Karar No :1986/350 CMU No :1986/321
SANIK:Dursun Mehmet KURT
Karar : Beraat
Karar tarihi : 21.ll.1986
Karar 40
İmran YILDIZ'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/210 Karar No :1986/346 CMU No : 1986/563
SANIK:Ethem ERKOÇ
Karar : Beraat
Karar tarihi :19.11.1986
Karar 41
Ali YILDIZ’ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas no :1986/49 Karar no :1986/318 CMU no:1986/671
SANIKLAR:
1- Cemal ADA
2- Yusuf DİLDİ
3- Mesut ERİŞ
4- İbrahim TORUN
5- Cemal BAKAR
6- Mehmet Dursun BAKAR
Karar : Beraat
Karar tarihi : 31.10.1986
Karar 42
Kemal AYTEKİN'in “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/189 Karar No :1986/314 CMU No :1986/514
SANIK: Necati CAN
Karar : Beraat
Karar tarihi : 27.10.1986
Karar 43
Kamil GENÇ’in “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/287 Karar No :1986/296 CMU No:1986/756
SANIK:Beşir BAYAR
Karar : Davanın reddine
Karar tarihi :15.10.1986
Karar 44
Kemal AYTEKİN'in “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/269 Karar No:1986/295 CMU No:1986/340
SANIK:Selahattin TÜRK
Karar : Ortadan kaldırma
Karar tarihi :15.10.1986
Karar 45
Mustafa ÖZCAN'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/168 Karar No :1986/261 CMU No :1986/444
SANIK: Kemal KORKMAZ
Karar : Beraat
Karar tarihi :19.9.1986
Karar 46
Kemal AYTEKİN'in “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No : 1986/118 Karar No :1986/242 CMU No :1986/313
SANIK: Ahmet ATII.GAN
Kaığr : Beraat ve ortadan kaldırma
Karar tarihi :18.7.1986
Karar 47
Cemal ŞADUMAN'ın ve Cavit ATILGIN'ın “itirafları”na göre açılan davada
:
Esas No : 1986/174 Karar No : l986/250 CMU No :1986/447
SANIKLAR:
1-Celal ÖZCAN
2-Fikri YILGIN
3-Şükrü KAVAK
Karar : Beraat
Karar tarihi :12.9.1986
Karar 48
İmran YILDIZ'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No: 1986/117 Karar No : l986/230 CMU No :1986/319
SANIK:Hasan ÇALIŞ
Karar : Beraat
Karar tarihi :17.7.1986
Karar 49
Ali YILDIZ ve Hikmet KARAKUŞ'un “itirafları”na göre açılan davada:
Esas No :1986/185 Karar No :1986/228 CMU No :1986/490
SANIKLAR :
1- Selahattin GENCER
2-Ayhan (Mustafa) GENCER
Karar : Beraat
Karar tarihi : 17.7.1986
Karar 50
Mustafa ÖZCAN'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :1986/94 Karar No :1986/223 CMU no :1986/296
SANIKLAR:
1- Mehmet Ali BÖLÜKBAŞI
2-Mehmet ÖZKAN
Karar : Görevsizlik
Karar tarihi :27.6.1986
Karar 51
İmran YILDIZ'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No : 1986/114 Karar No :1986/215 CMU No:...
SANIK: Salih ERDOĞAN
Karar : Beraat
Karar tarihi :18.6.1986
Karar 52
Ahmet YEŞİLDUMAN'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No:1986/115 Karar No :1986/213 CMU No :1986/318
SANIK:Mevlüt ŞADUMAN
Karar : Ortadan kaldırma
Karar tarihi :18.6.1986
Karar 53
İmran YILDIZ’ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No :... Karar No :1986/163 CMU No: 1986/316
SANIK: Muhittin MEMİŞ
Karar : Davanın reddi
Karar tarihi: 13.6.1986
Karar 54
Mustafa ÖZCAN'ın “itirafları”na göre açılan davada :
Esas No: 1986/9 Karar No :1986/169 CMU No :1986/103
SANIK : Kemal ÇELİK
Karar : Ortadan kaldırma
Karar tarihi : 27.5.1986
Yukarıda örneklerini verdiğimiz Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin bu, 54 beraat ve red kararı hiçbir yoruma gerek bırakmayacak şekilde, “itirafçıların” ifadelerinin hükme dayanak yapılamayacağını ortaya koymaktadır. Bu kararlar emsal gösterilmeli ve yarar sağlama kastıyla yapılan bu “itiraflar” hükme dayanak yapılmamalıdır.
12 Eylül sonrasında açılan siyasi davalar hukuka değil 12 Eylül'ün “Adalet” anlayışına uygun bir şekilde sürdürülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Henüz bitmemiş olan siyasi davalar da aynı hukuk ilkelerine uymayan bir anlayışla sürdürülmektedir.
12 Eylül'ün, çağdaş hukuk ilkelerine uymayan yargılamalarının -bugün olmazsa yarın- yeniden ele alınıp değerlendirileceğinden ve Fatsa Devrimci Yol Davasında yargılanan bizlerin de gerçek yerlerine oturtulacaklarından hiç kuşku duymuyoruz.
Dileğimiz, bütün olumsuz koşullara rağmen, heyetinizin 12 Eylül'ün hukuk dışı bağımlı yargı anlayışından ve aleyhimize yapılan propagandalardan ve etkilerden uzak kalabilmesidir. Ancak bu gerçekleşirse, mahkemeniz hukuka uygun, örnek olabilecek bir karar alma şansına sahip olabilir.