Üçüncü Bölüm:


    TARİH ÖNCESİ (MORGAN ) BİLİMİ - İBRAHİM TOPLUMU - YAZISIZLIK ve KUTSALLIKLARIN GELENEKLEŞMESİ
     

    1- TEK TANRICILIĞIN YAZISIZLIĞI ve KUTSALLAŞTIRMANIN TEVRAT- KUR'AN ve GELENEKLERE YANSIMASI

             Hz. İbrahim, Irak ile Mısır medeniyetleri arasında mekik dokurca gidip gelen Semit torunu göçebe kabile lideriydi.
             Irak ve Mısır medeniyetleri dururken nasıl oldu da bir göçebe; hatta anahanlık geleneklerini; yakarak çocuk kurban eden aşağı barbarlık geleneklerini bile henüz bırakamamış bir göçebe; onca medeniyet çok tanrıcılığına ve etkilerine karşın en saf: tertemiz TEKTANRILI din elemanı: müslüman olabildi?
             Çoktanrılı dinlerin doğuşu ve çoktanrılı dinler sümer gelenekleri veya sonra gelen medeniyet gelenekleri olarak kitabelere, kil tabletlere geçtiler de; tektanrılı din, o medeniyet dinlerinden binlere yıl sonra ve daha üstün bir din olarak doğduğu halde, doğuşuna ait bir tek yazılı belge bile neden bulunamadı?
             Tevrat bile Musa'dan en az 500 yıl sonra kaleme alınıp tamamlanabilidi.
             Tek Tanrılı İbrahim dini, hep ağızdan ağıza dolaşan nakil: aktarımlı gelenek ile yeni kuşaklara ulaştırıldı. T evrat kaleme alınıncaya dek, Musa'nın yazdığı öne sürülen ilk beş bölüm bile tevratın İsa'dan önce 900-700 ve 600 yıllarında kaleme alınışıyla yazıya geçebildi.
             Demek tek tanrı dini kendini yazıya geçirebilecek bir medeniyete bin yıl boyunca sahip olamamıştır.
             Veya tektanrı dini İbrahim ve Süleyman zamanına dek medeniyete (yazıya) geçecek ölçüde kalıcı bir Tarihsel Devrim gerçekleştirememiştir.
             Musevi ve İsevi dinlerini yaratan İsrailoğulları, bile en az bin yıl boyunca (İbrahim'den beri) geleneklerini Tevratı bile yazıya geçirebilecek kalıcı bir Tarihsel Devrim: medeniyete geçiş başaramadılar.
             Ancak İsadan 600 yıl sonra, İbrahim'den 2500 yıl sonra gelen Muhammed, Hicaz Barbarlığını: Kent ve Göçebelerini peşine takarak medeniyetlerin evrencil köprüsünü oluşturdu. Ve Tek Tanrı dini İslamiyet (kur'an) yazıya geçmekle kalmadı; ekonomik-politik hukuksal bir rejimler silsilesi olarak tam anlamıyla teorik-pratik bir dünya sistemi oldu. İnsanlık ölçüsünde her topluma uyarlanabilen sistemlerle dallanıp budaklandı: Tarikatleşmekten daha zengin bir gelişimdi bu. Aritik Tarih'ten Modern Tarih'e taştı.
             Bu prose İlginç ve düşündürücüdür:
             1- Tektanrılı dini yazısız doğuyor.
             2- Tektanrı dini yazısız tarih öncesi toplum içinde Semit torunları göçebelerinde doğuyor.
             3- Oysa çoktanrılı medeniyet dinlerinden çok daha üstün bir anlayışı olan Tektanrıcı İbrahim Dini, Medeniyet'in keşfi olması gerekmez mi? Veya hiç olmazsa medeniyet içinde gelişmiş olmasın? Veya bu ileri keşif daha çok medenilere yakışmaz mı?
             4- Öyleyse neden Tektanrı dini yazısız?
             5- TekTanrı Tarihöncesini yaşıyan yazısız toplum içinde doğduğuna göre; her kabilenin bir totemi her kanın bir totemi bulunan bir toplum nasıl olur da bu totemlerini aşıp tektanrı dinini yaratabiliyor? İbrahim kendi totemini tek tanrı'ya mı dönüştürüyor? Bu olabilir mi?
             6- Tarihte buna örnek toplumlar var mı?
             7- Tek tanrı dini: İbrahim dininin tek yazılı kaynağı Tevrat'ın tekvin bölümüdür. Ama o da İbrahim'den 1000 yıl kadar sonra kaleme alınmıştır. Yüzlerce yıl çok uzun kuşaklar silsilesidir. Bir yüzylıla 4 kuşak sığdığına göre 40 kuşak boyunca olay değiştirilmeden nasıl yazıya ulaşmıştır? Tevrat'a ne kadar inanabiliriz?
             8- Kur'an ve İslam Mitoljileri de Tevrat kadar önemli bir kaynaktır. Ama onlar da Tevrat yazılımından en az 1600 yıl sonra kaleme alınmaya başlanmıştır. Tevrat yazılımı İsa'dan önce 400 yıllarında sona erer. Kur'an 1000 yıl sonra kitaplaşır. Mütoljiler ise daha sonra islam medeniyeti geliştikçe kitaplaşabilir. Bu kaynaklara ne derece güvenilebilir? Aradaki Farklılıklar nasıl yorumlamlanabilir? gibi bir çok genel ve ayrıntılara inen sorular akla gelir.
             Tarihin gidiş kanunları elde bulunmadıkça bu ayrıntılarda şaşalayıp yanlış yorumlara. düşmemek elde değil. Ki sayısız Tevrat araştırmacısı bu yolda sapıtıp dehşetengiz fikirler ürettiklerini sanıp yitmişlerdir. 6
             Barbar yalan söylemeyi bilmez. Hele orta barbarlık aşamasından önceki aşağı barbarlık aşaması geleneklerini aşamayan göçebe barbar hiç bilemez. Yukarı kent barbarı bile "kanun iffeti"ni herşeyin üzerinde tutar. Bugünkü anlamıyla kent barbarları içinde yazılı kanun yoktur. Denenmiş, bütün hücreleriyle benimsenmiş gelenekcil anayasa vardır. Kuşaklar boyu bilinen bu gelenekler unutulmamak için, daha önemlisi en küçük bozulmaya uğratılmamak için vezinli-kafiyeli şiirler halinde kolayca ezberleniverirdi. Ve totemcil geleneklerle kutlsallaşmıştı. Şiirin ritmi bile bozulmadan gelişi bu yüzdendi. Eski sapiens insanın mağaralara çizdikleri Totem resimleri hatırlansın: bügünkü ressamları şaşırtan realizimleri; onlar için özel ressamlar yetişmesi hep totemin giderek kutsallaşması mekanizması yüzündendir. Yukarı barbar içinde durum değişmemiş tersine kutsallık daha da insan üstüleşmiştir.
             Kur'anın tecvitle okunmasında en ufak eksiğin bugün bile suç oluşu bu tarihsel gidiş kanunu yüzündendir: Kur'an metinleri bu yüzden modern serbest nazım, şiirlerini gölgede bırakan bir şarkı şiirselliğinde oluşmuştur. Kur'an bu yüzden hala, eski totem ressamlarının yetiştirilmesi gibi özel- sesi- ruhu güzel hafızlara okutulur. İstanbul 'un eski cami hafızları hele kafirlere nispet Sultanahmet camii hafızları bu yüzden en kafir, en ateist insanın bile içine işleyebilecek güzelikte, aslına uygun okuyan seçilmiş hafızlardan süzülüp seçile gelir.
             "Kanun" sözcüğünün latince aslında "Carmina": Mısra Grekçe'de "nomoys: şarkı kelimelerinden gelişi bu yüzdendir.
             İşlerini yalan dolanla yürüten modern insan bilim adamı da olsa, bu gidişe akılı ermeyişi sadece Tarihin gidiş kanunlarını bilmemesinden değil, barbar iffetinden geri dönülmez bir uçurumla uzaklaşmış bulunuşundan ileri gelir. Boyuna agnostik (bilmemci) kuşkularla konuşması da bu yüzdendir: burjuva bilgini ne kadar satılıksa ve korkaksa o kadar inançsız ve uyduruk bir kişilik olur. Komün, insanını (barbarı) anlaması ondan beklenemez.
             Bu yüzden Tevrat'ı da Kur'an'ı da kendisi gibi "uydurma" sayar.
             Bu kutsallaşma perosesinin tersten alerjik bir yansımasıdır aslında. Kutsallaşma modern burjuva aydınında başka maddi çıkarlara kaydığı için, eski kutsal geleneklerin sırrını içinde duymayışıdır dile gelen.
             Bazılarımız da tam tersine kutsallaştırmayı fazlaca abartır: Mistik dünyada uçar gider. Çünkü maddi ve manevi çıkarlarını orada .bulur, Kutsallaşma prosesi bu tür kişilerde yaşadığı olaylar çerçevesinde böyle işlemiştir.
             Kimilerimizin Marksizmi kutsallaştırması, dokunulmaz kılışı da bu prosenin yön değiştirmesiyle olur. Sözüm ona tektanrı kutsallığını aşmış ama yüceltimini ideolojiyi tapınçlaştırmaya kaydırmıştır...
             Demek barbarın yalan bilmezliği de kollektif emeğiyle beyninde örülürken kutsallaştırma gidişile yalan bilmezliği garanti altına alınmıştır. Toplum geleneğine en küçük ihanet barbarı ölümcül derecede rahatsız edişi bundandır. Vicdan dediğimiz de bu kollektif emeğe altşuur ile bağlılıktan gelir. En vicdansız: Toplum kuralı tanımazlarımızın bile bir gün yenildikleri şeyin vicdanları oluşu, prosenin çok derinden işleyişile olur.
             Bu yüzden Tevrat'a Kur'an'a ve Mitolojilere kendimizden daha fazla inanabiliriz. Ancak kimi yakaladığımız çelişkileri toplum biçimlerinin başkalaşımlarıyla açıklamaya çalışmalıyız... Açıklıyamadığımız yerde uyudurmadır deyip bir kenara atışımız, kendi zaaflarımızdan başka bir şey değildir. Bundan emin olabiliriz.
             Tevrat ve Kur'an ve mitolojiler elimizdeki biricik yazılı kaynaklardır. Ama bir de koskoca insanlık tarihi incelemesinden çıkardığımız gidiş kanunları var. Tevrat - Kur'an - Mitoloji olaylarını, tarihi olaylara vurarak da hipotezlerimizi sağlamlaştırabiliriz.
             Örneğin Tevrat, İbrahim'in Tektanrıcı geleneklerinden 1500 yıl sonra kaleme alınırken elbette aradan çok sular geçmiş toplum biçimleri yine Tevrat'tan anladığımız kadarıyla sürekli başkalaşımlar geçirmiştir. Elbette Kur'an kadar aslına sadık kaleme alınmamış olabilir. l500 yıl: 60 kuşak sonra o eski destansı anlatımlar, çeviriler ve benzeri toplumsal baskılarla kısmen erozyona uğramış olabilir. Ama bu Tevrat'ı önemli bir kaynak olmaktan çıkarmaz, sadece daha dikkatli (kutsallaşma prosesinin tersten-yüzden gazabına uğramadan) ele alışımızı gerektirir.
             Mitolojiler de öyle: kimi toplumlarda farklılaşmıştır. Tufan olayını İslami Araplar başka, yahudiler başka, Türkler başka, Grekler başka anlatırlar. Her toplum tufanı kendi sosyal akışına uydurmak zaruretiyle karşı karşıya bulunduğu benzer olaylar yaşamıştır veya yaşayacaktır.
             Demek asıl mesele bir iki kaynağın müracaat edilebilir oluşu değildir; tümüyle insanlık tarihidir. Her kaynak o gidiş içinde mutlaka değerini bulur. O gidiş kanunları elemizde yoksa, en aslına sadık kaynak: Kur'an bile değerlendirilemez kalır...
             Bir hipotez: Tufan efsanesi Sümer'den kaynaklanır, ama her toplum bunu kendine göre alıp (rezonansa gelip) toplumuna uygulamıştır; Ve bu uygulayışlar çoğu kez barbar: yazısız aşamada olmuştur. "demek barbarlar da yalan dolan biliyorlar" Örnek: Türkler Tufan, yaşamadıkları halde Tufan'ı yaşamış gibi gelenekleklerine geçirmişlerdir.

        " yayık (Tufan) olacağı nı ilkin Temrü müüstü kök teker: (demir boynuzlu gök teke) bildi 7 gün dünyayı dolaştı. Bağırdı. 7 gün deprem oldu...,, 7 aziz kardeş, cins hayvandan birer cins aldılar" " Tufan, bitti" "Ülgen, Altın fincan içine kök çiçek koydu. (İnsan yaratmaya girişti) " Kardeşi Erlik, bu çiçeğin bir parçasını çalıp gene bir insan yarattı"

             Evet Altay Türklerinin, Sümer'e özgü Tufan'ı yaşaması olanaksızdır. Ama bu onların yalan söylediğini göstermez. Komün toplumu, medeniyetler tarihi içinde (Türkler Semitler gibi göçebe değiş tokuşuyla) yaşarsa, çocuk beyni gibi her gördüğü duyduğunu sünger gibi emer. Ve kendi toplumuna uyarlar. Bu onun dünya tarihini hafızasına kaydedişi ve yorumlayışıdır. Sonra bunları birbir kullanacak, medeniyete geçişinde ona hız kazandıracaktır. 7-8 yaşındaki çocuk her gördüğü olayı hafızasına kaydederken kendisine mal ederek kaydeder çünkü çocuğun yaşamaya karşı duyduğu açlık veya potansiyel geleceği, onu yeni duyduğu ilginç olaylara karşı manyetikleştirir. İnanılmaz bir patlama yaşayarak, kendi hayallerine uygun gelen duyduğu gördüğü etkilendiği olayları kendi başından geçmişçesine benimser ve anlatır. Bunu anlayamayan aileler, şaşkına dönerler: çocuğumuz bir yalancı mı acaba diye kaygılanırlar. Ama çocuklarının yalancı olamayacağını da sezerler. Fakat konuyu aydınlatamazlar. Tıpkı bunun gibi komün toplumu da medeniyetlerden etkilendiği olayları, potansiyel geleceği veya kutsallaştırma mekanizmasıyla sünger gibi emerek, benimseyerek kendi malı haline getirir. Elbette yine bu bulunduğu aşamaya göre olur. Türkler'in Tutan benimseyişleri de, onların benzer bir tarihsel devrim; medeniyete geçiş aşamasına hazırlandıkları anlamında yorumlanmalıdır. Bu bir çeşit rüya gibidir: olmasını arzu ettiğimiz olaylar rüyamıza girerler, kendi başımızdan geçmiş gibi. Barbarlar da medeniyete geçiş aşamasına yaklaştıkça, tufan ve benzeri olayları toplumlarına mal etmeye onların rüyalarını görmeye ve hayal etmeye başlarlar. Hemen her barbar şefin, Osman Gazi'nin göğsünde ulu bir ağaç fışkırarak yeryüzüne yayıldığını rüyasında görmesi bundandır.
             Tevrat- İncil-Kur'an prosesi Sümer medeniyet geleneklerinden etkilenişlerle doludur. Bunları ayırdetmek için insanlık tarihi tümüyle gözönünde bulundurulmalı ve tarihin gidiş kanunlarıyla tasnif edilmiş: Tarih'e uygulanmış bulunmalıdır.

    2- MORGAN'IN TARİHÖNCESİ (KOMÜN) BİLİMİ ve Hz. İBRAHİM GÖÇEBELERİ:

             Eğer tektanrı dini medeniyet içinde doğmuş bulunsaydı, tıpkı İslam medeniyetinde olduğu gibi en başta (akrabalık -  komün ilişkilerine en büyük önemi verirse versin, onların toplumcu - eşitcil geleneklerini Kur'an'a dek sokmuş bulunursa bulunsun) en başta o kan bağlarını kılıçla kesip bir kenara atmak zorunda kalmıştır. Medeniyet'e geçiş komünal bağların parçalanarak sınıflı topluma çözülüşü prosesidir. Tektanrılı din de bunun ideoljisi olur. Ve antik tarih lafla değil kılıçla ilerler.
             Bu yüzden Tektanrılı, öncelikle medeniyet diniyse, barbar geleneklerinden - sosyal yapısından üstün bir ekonomik-sosyal ve kültürel sistem özelliği gösterir. Ve barbar aşamalarla rezonans göstermesi çok karmaşık ve kendini ele veren bir gidiş ile olur.
             Türkler'in İslamiyete girişi bu açıdan; İbrahim'i ve tektanrıcılığı anlamamız için iyi bir örnektir.
             Türkler din konusunda Semitlere pek benzediler.
             Semitler'den İbrahim adına bağlı göçebeler yakındoğu'da iki büyük Irak-Mısır medeniyetleri arasında: İpek yolu üzerinde mekik dokudular; değiş-tokuş ve ilişkiler yaşadılar. Türkler de göçebeydiler. Ve bu orjinal medeniyetlerden etkilendiler: Bu etkileniş Sümerler'e ve Çin'in TSİN dinine dek uzanır. Oralara girmeden Türklerin Tektanrılı müslüman oluşları sırasında kan bağları çözülüşüne dikkat çekeceğiz ve bu etkilenişlerde toplum biçimi aşaması bakımından rezonansların zorluğunu belirteceğiz.
             İslam medeniyeti doğarken, Arabistan'da birkaç Yahudi dışında herkes kankardeşiydi. Laf para etmeyince Bedir Gazvesinde oğullarla atalar kılıç kılıca geldiler. Genç müslümanlar yaşlı ataları dize getirdiler. İslamcılık bir yanda kendi gelişimi için kan bağlarına sarılırken diğer yandan kan bağlarını kılıçla kesip atarak gelişmek zorunda kalıyordu. Bu aslında komünün parçalanarak medeniyete: Sınıfllı topluma çözülüşüydü. Kur'an, o çözülüşün kutsallaşmış hükümleri ve öyküsüdür: Tarihsel devrim böyle işler.
             Tek tanrılı islamın Türk komün toplumuna etkisi de başka türlü işlemedi.
             Tek tanrı dini islamlık, Türklerde kan teşkilatlarını erite erite, askercil demokrasiyle seçilmiş liderler yerine, babadan oğula geçen ırsi hükümdarlığı - sultanlığı geçirdi.
             Müslüman olan ilk Türkler henüz kankardeşidir "Çanak han" ilk müslümandır. ama ismini bile müslüman yapmamıştır: " kara Han" diye anılır. Sonrakiler babadan oğula iktidarı almazlar, Kan demokrasisine göre seçilirler. İsimleri müslüman adıdır, ama babadan oğula mirasla değil kılıcı hakkına seçim yoluyla kabile başına gelir.
             Bu hanedansızlık, Selçuklular'a dek sürer. Selçuk müslüman olunca "Kafir Türklerin ülkelerine gazalar yaptı": yani kankadeşler savaştı.
             Buna karşın Selçukoğullarında bile: "biyat: benzeri" "itiba" yani seçim yolu kolay kolay aşılamadı. Selçuklular 1085 yılından sonra Bağdat'taki islam medeniyeti sembolü halifeden Menşur alarak sultan kesildiler.
             Tarihöncesi biliminin (Morgan'ın) ortaya koyduğu realite böyle işler: Tektanrı dini medeniyet diniyse yani Komün'e dışarıdan etki yaparsa komün'ü parçalamak zorundadır. Ama bu kolay kolay gelişmez. Ve mutlaka kendince yazıya-kitabeye geçer. Çünkü medeniyet etkileri eğer güçlüyse Selçuklularda olduğu gibi bir tarihsel devrimle sonuçlanır. Ki bu yeni bir medeniyettir, destansız, yazısız kalmaz. Eğer yazısızsa Tarihsel Devrimsiz'dir Medeniyet etkileri henüz kanbağlarını (Komün'ü ) çözememiş demektir.
             Yani Medeniyet ile Komün'ün rezonansı zor işler: Burada yine Tarihöncesi (Komün) biliminin başka bir realitesi ile karşılaşırız:
             Komün hangi aşamadaysa medeniyet etkilerini o aşamaya göre alır. Veya rezonans: Toplumcul uyuşma karşılıklıdır. Komün kanbağları gibi, geleneklerini de kolay terkedemez. Çünkü onları totemizim ile kutsallaştırmıştır. Yeni bir kutsallığa geçerkenki yani eski totemini kesip yeni bir totem edinirkenki (en ilkel zamanlarındaki) kolaylık görülmez, çünkü kutsallık prosesinde epey yol alınmıştır: Göçebe de olsalar, medeniyet ve kutsallaşma binlerce yıllık ilerleme katederken onların düşünce ve yaşamlarını etkiler.
             Türkler anahanlık sistemini Şamanizm biçiminde kutsallaştırmışken, Çin medeniyetinin "TSİN" dininden etkilenmediler. Çünkü iki aşama arasındaki fark uçurumcul idi. Türkler çoban: sürü ekonomisinde: babahanlıkta: Orta barbarlıkta iyice güçlendikçe "TSİN" dininden etkilendiler. Anahanlık: Şamanizm: Aşağı Barbarlık: Kadıncıl ilkel sosyalist bir düzendi. babahanlık ve sınıflı topluma karmış TSİN dinile hiçbir rezonans olamadı. Ama Türklerin göçebe babahan dini İLHANLIK ile TSİN dini Türkler Kentleşmeye - medeniyete yöneldikçe rezonansa gelebildiler. Ve aralarındaki farklar silinmeye başladı. Ve ak-kara: erkek-kadın çelişkileriyle kutsallaşma gökselleşti.
             Türk-İslam ilişkilerinde de yine aynı realitenin başka yansımalarını buluruz: Türkler göçebelikten medeniyete yönelmişlerdi. Araplar islamlıkla Kent'ten medeniyete orjinal geçiş yapıyorlardı. Pratikte Fars ve Bizans Medeniyetini ortadan kaldırma: Ticaret ve Ganimet ile medeniyete geçme sezileri iki toplumu rezonansa getirdi. Ve Türkler Tektanrıcı olmayı kendi aşamalarına uygun buldular. Çünkü İslamlık da, en saf: temiz bir göçebe semit geleneğinin medenileştirilmiş biçimiydi aslında. Nasıl göçebe İbrahim'in Tektanrıcı tutumu, Arabistan Kent ve Göçebe toplumun yapısına uygun bir Tektanrı dini olmuşsa; tıpkı onun gibi Arabistan'ın taze medenileştirilmiş İslamlığı da Göçebelikten Medeniyete geçişe: Rönesansa hazırlanan Türkler'in toplum yapısına uygun düşmüştür.
             Morgan'ın Komün veya Tarihöncesi bilimi iyice kavranıp Tarihe uygulanamadıkça İbrahim adına bağlı semit göçebelerinin Tektanrıcı dinlerinin gelişimi: Tevrat'da, İncil'de, Kur'an'da, gelenekleri de anlaşılamaz kalır.
             İmdi İbrahim'in yaşadığı toplum biçimine yaşadığı tarihi prose içinde bakalım.
             İbrahim önce Abram'dır. Ve Irak medeniyeti ile Hitit-Finike ve Mısır Medeniyetleri arasında göçebelik ve ticaret yapar. Tevrat bunun kuşaklar boyunca geliştiğini kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta defalarca anlatır:

                 Ve Terah oğlu Abram'ı ve Haranın oğlu, torunu lut'u ve gelini ..Saray'ı (Abram'ın karısını beraber aldı; ve Kenan diyarına gitmek üzere kildanilerin Ur şehrinden onlarla çıktı; ve Haran'a geldiler, ve orada oturdular.
                 Ve Terah'ın günleri 235 yıl oldu; ve Terah Haran'da öldü" "Ve Abram karısı, Saray'ı ve kardeşinin (Haran'ın) oğlu Lut'u ve Haran 'da kazanmış oldukları bütün mallarını ve edinmiş oldukları bütün canları aldı ve Kenan diyarına gitmek üzere çıktılar; ve kenan diyarına geldiler.
                 "Ve Abram gitgide Cenup'a doğru göç ediyordu. Ve memlekette kıtlık oldu; ve Abram orada misafir olmak üzere Mısıra gitti"
                 "Ve Abram, Lut da beraberinde olduğu halde, kendisi ve karısı ve kendisine ait olan her şey, Mrsır'dan Cenub'a (tekrar geldikleri yere doğru) yola çıktılar; ve..."

             Nuh'un oğlu Sam'ın soyundan geldiklerine inanılıyor. Samoğuulları, Nuh'u uzak ata bellemişler, veya o efsane köküne bağlanmak kendilerine uygun düşmüş.
             Bu Samoğuları'nının Orta Barbar: Göçebe aşamaları neçedir? Hangi proseyi işler?

                 Ve Abram sürülerde, gümüşte ve altında çok zengindi. Ve konaktan konağa göçerek Cenub'tan Beyt-el'e Bey el ile Ay arasında başlangıçta çadırının olduğu yere kadar, evvelce orada yapmış olduğu sunağın yerine kadar gitti."
                 "Abramla beraber giden lut'un da koyunları ve sığırları ve çadırları vardı. Ve birlikte oturmak için yer onları taşıyamıyordu; çünkü onların malları çoktu ve birlikte oturamıyorlardı"
                 "Ve Abram Lut'a dedi: rica ederim, benim senin aranda ve çobanlarımız arasında çekişme olmasın
                 "Ve lüt bütün Erden Havzasını kendisine seçti. Ve Şarka doğru göç etti ve biribirinden ayrıldılar. " (Tekvin Bap 13) 7

             Gayet açık ve ayrıntılarıyla verilmiş. Çadırda yaşıyorlar ve sürekli göçüyorlar. Her birinin de koyun sığır-eşek sürüleri-çobanları, yanaşmaları ve savaşıçı etrafları var. Ve fakir değiller. Ticaret yapıyorlar Ve ticaretleri basit değiş-Tokuş ilkelliğini çoktan aşmış. Bu göçlerini ticaret ve sürü uğruna yapıyorlar. Bilerek karar veriyorlar Kenan'a gelmeyi. Çünkü Orta Ticaret Yolu'nun en işlek dört yol ağzıdır ulaştıkları yer. Medeniyetler arası ticaret ve sürü (çobancılık) köprüsünü oluşturmuşlar.
             Kendilerine özgü bir gidişleri olsa da Orta Asya Göçebe Türkler'e çok benzerler.
             Türkler Anahanlık (Aşağı barbarlık) geleneklerini taşıyan ama medeniyete yönelmiş. Göçebelerdir. İbrahim (Abram) adına bağlı göçebeler de aynısı: Anahan geleneklerini (yakarak çocuk kurban etme) henüz aşamamışlar; İbrahim'in "mucize"si: toplumuna aşağı barbar gelenekleri bıraktırabilmesi ve Medeniyete Yönelebilmesi oluyor.
             Sırayla kısa işleyelim:
             1- Öncelikle hepsi kankardeş akrabadırlar.

                 "Ve Terah 70 yıl yaşadı ve Abram'ın Nahor'un ve Haran'ın babası oldu:
                 " ve Haran Lut'un babası oldu.
                 "Abramın karısının adı Saray, ve Nahor'un karısının adı Milka idi; o, milka'nın babası, ve İska'nın babası olan Haranın kızı idi."

             "Abram Nahor ve Harran kardeş Karıları ise Haran'ın kızları Yani kardeş çocuklarıyla evleniyorlar.
             2- Aile biçimleri de zamanla gelişiyor. Önceleri Aşağı barbarlıkta görülebilecek cinsel yasaksız toplum özellikleri bile gösteriyorlar: Lut kızlarıyla yatabiliyor:

                 " Ve o gece babalarına şarap içirdiler ve büyük kız (zürriyeti yaşatmak için) girip babası ile yattı"
                 "Lut'un iki kızı da böylece babalarından gebe kaldılar, doğurdular. Bunlar, Moaablıların ve Ammonoğullarının ataları oldular." Ki anahan geleneğini sürdürdüler.
                 (Bab 19. Tekvin).

            Tevrat bu olaydan bin yıl sonra yazıldığı için tek eşli babahanlık iyice yerleşince cinsel yasaklarla gelişen aile biçimleri bilinmediği için babahan gelenekli tevrat yazıcılları olayı "Lut'a şarap içirmek, sarhoşluk bahanesine bağlamak zorunda kalıyorlar.
             İbrahim'in karısını Firavun'a "kızkardeşimdir", diye vermesine de pek akıl erdiremedikleri için Tevrat yazıcları; içinde bulundukları, cinsel yasak aşamalarından, yani daha gelişkin, tek karılı aieleye doğru yöneldiklerinden ötürü İbrahim in karısını "kardeşimin", diye Krallara verişini "öldürülme" korkusuna bağlıyorlar. Oysa İbrahim'in Gerar Kralı'na verdiği yanıt onların aşağı barbar geleneklerini yaşadıklarını, henüz ilkel ortak aile biçimini aşamadıklarını anlatır:

                 " Ve ( Gerar Kralı) Abimelek ibrahim'e dedi: ne gördün de bu işi yaptın?
                 Ve İbrahim dedi: Çünkü gerçekten burada Allah korkusu yoktur; ve karım yüzünden beni öldürecekler, dedim. Ve gerçekten de kızkardeşimdir; kendisi babamın kızıdır, Fakat  annemin kızı değieldir; ve benim karım oldu."

        (Tekvin Bap:20)

             Demek aynı ana râhminden uzaklaşma olsa da Aile biçimini aşılmak üzeredir.
             İbrahim'in oğlu İshak zamanında da İbrahimin öğütüyle anadan uzaklaşma geleneği sürer:

                 " İçinde oturmakta olduğun Kenanlıların kızlarından oğluma kadın almayacaksın. Fakat benim memletime ve akrabama gideceksin ve oğlum İshak için bir kadını alacaksın." Ve yanaşmasına yemin ettirir. Yanaşma kalkıp Mezopotamya'ya Nahor'un şehrine gitti. Ve İbrahim'in kardeşi Nahor'un oğlu Beutel'in kızı Rebakaa'yı İshak'a karısı olarak aldı.

        (Tekvin Bap 24)

             Hatırlayalım Saray, İbrahim'in kardeşi Harran'ın kızı. Yine kardeşi Nahor oğlunun kızını kendi oğluna gelin yapıyor. Kenanlılar, anasoylu olduğu için geri buluyor. Baba soyuna yöneliyor. Bu yüzden, Hem akrabalık hem de cinsel yasak bakımından ana rahminden uzaklaşma sürer. Besbellidir ki hep ilkin, aynı ana rahminden gelenlerin birbiriyle yatışı yasaklanmıştır. Bu bize ilk cinsel yasağın anayla yatmamak biçiminde geliştiğini de çağrıştırır. Lut kızlarıyla yatar ama anaların erkek çocuklarıyla yattığı hiç bir kutsal Kitap ve belgede yer almaz. Morgan ve sonrası antropolojik incelemelerde de anayla yatma ağıza bile alınmazken baba ile yatma seyrek de olsa uzun yıllar devam etmiştir. Demek İbrahim göçebeleri henüz bu denli aşağı barbar gelenekli ve aile biçimlidirler. Çünkü henüz İsa'dan önce 2000'leri yaşarlar. Lut'un kızlarından olan Moab ve Ammon oğularıyla olan çelişkiler hep Aşağı ve Orta barbar çelişkileridir.
             Bu gelenek Samoğularında uzun yıllar sürer İsrail (Yakup) oğullarında bile batıp çıkarak görünür. Ammonoğulları anahan yanlıdır, İsrail oğulları babahan yanlıdır.
             3- Aşağı barbar geleneği (tanrılara yakarak çocuk kurban etme geleneği) İbrahim zamanında kaldırılmaya başlasa da yeniden etkinlik yollarını bulur:

                 "Allah İbrahimi deneyip ona dedi: Ey İbrahim; şimdi oğlun İshak'ı al ve Moriya diyarına git, ve orada sana söyleyeceğim dağların biri üzerinde yakılan kurban olarak takdim et.

             İbrahim oğlunu kurban etme yerine, göçebeliğe geçtiklerinin sembolü olan koç'u kurban eder. Ancak Kenanlılar neredeyse anahan geleneklerinde kastlaşmışlardır. Bu İsrailoğullarından ve daha sonra bile etkilerini göstererek, aynı ilk çocuğu kurban etme geleneklerini yeniden canlandırır.
             Ammanoğulları ve Moablılar LuYun kızlarından olan erkek çocukların soyundadırlar ve etkisiyle anahan: aşağı barbar geleneklidirler. İbrahim bu çelişkiyle aşağı barbarlığın geleneklerini aşar; orta Barbar sürü ekonomisine uygun sosyal düzen arayışına girer. Ama toplumu henüz o aşamayı hazmedemez. İbrahim ölünce geriye dönüşler olur: Tevrat, Hakimler, bap 30, da İsrailoğlu Yetfah, Ammanoğullarını yenerse, kendisinin evinde ilk karşılamaya geleni yakılan kurban edeceğine söz verir. Yeni kuşaklar iyiçe yoldan çıkarlar:
             Yine Tevrat, Yeramnya Bap 7'de:

                 " Oğularını ve kızlarını ateşte yakmak için Hınnamoğlu deresindeki Tafette yüksek yerlerini yaptılar; bunu ben emretmedim, aklımdan da geçmedi. Bundan dolayı, işte rab diyor: Günler geliyor ki artık oraya "Tafet ve Hinnan oğlu deresi değil, ancak boğazlanma deresi denilecek", deniyor ve Allah'ın gazabı dile getiriliyor. Yola gelmediklerini gören Allah bile öğüt vermekten vazgeçip belanızı bulun diyor:
                 "Rab ben olduğumu bilsinler diye her ilk doğan ateşten geçirerek sunduklarıyla onları murdar ettim (lanetledim)"

        (Hezekiel Bap. 20.)

             Barbarlık ne denli ticaret ve sürüyle uğraşırsa uğraşsın kendi içine fazlaca kapalı kaldı mı geleneklerinde böyle kastlaşabilir. Çünkü anahanlıktaki kutsallaştırmalar oldukça uzun sürerek derin izler yaratmıştır. Kolayca aşılamaz. İbrahim göçebeleri daha hareketli ve medeniyete yönelikti. Tarihsel görevleri aşağı barbarlık geleneklerini aşıp göçebelikten medeniyete yönelişti. Bu zorlu aşama İbrahimi kendi toplumu içinde kutsallaştıracak düşünce ve davranış sentezlerine ulaştırdı. Sonra gelenler Mısır medeniyetine Hiksoslar adıyla anılan tarihsel devrime karışıtılar; medeniyet gördüler. Sonra yeniden Kenan ülkesine geri gelip orada fetihlerle güçlenip kendi içlerine kapandılar. İbrahim'in sentezlerini geliştiremeyince geriye dönüş yaptılar. Bunda Kenanlıların - Moablıların ve Ammonoğullarının etkisi oldu.
             4- İbrahim Göçebelerinde Medeniyet'e geçiş: kanbağlarının çözülüşü yok:
             İbrahim zamandaki samoğullarında kan bağlarını çözen bir medeniyete geçişin izine dahi rastlayamıyoruz. Tersine İbrahim daima derleyici; sadece kankardeşleri baba soyuna göçebeliğe daha sonra da medeniyete doğru sürükleyerek aşağı barbar geleneklerinden kurtarmak istiyor. Çünkü Mısır-Irak medeniyetleriyle yaptığı ticarette, geri ilişkiler medeniyetleri ürkütüyor. Aşağı barbarlık medeniyet ile rezönans bulamıyor ve ticaret aksıyor. Göçebelik medeniyetin ticaret yollarındaki vurucu güçlüğüne uygun düşüyor.
             İşte bu üçlü koeksiztans ve Medeniyet'e yöneliş saf barbar zekasında en ülkücü yeni fikirleri kutsallaştırıyor.
             Üç konağı bir arada yaşayan İbrahim'in tek dileği: toplumunu aşağı barbarlıktan kurtararak göçebe toplumu olarak samoğularının birliğini sağlayıp, Ticeret yollarında çoğalıp yoğunlaşmak ve medeniyete geçmek, bu üçlü tarihsel görevin dinamizmi, İbrahim'in sentezlerinin kutsallık mekânizması oluyor.
             Ama İbrahim zamanı medeniyete yönelmiş göçebeleri, ancak zor kötek aşağı barbar aşamadan kurtarıp, Güney Ticaret Yolu üzerinde Hicaz'da ve Filistin dört yol ağızında ilerideki kentlere tohum olabilecek ölçüde karargahlaştırabiliyor: Kanbağlarını çözmüyor:
             İbrahim dört büyük olayda da derleyici davranıyor:
             1-. Lut ile kavga etmiyor: Sürülere yer yetmeyince kendi güneye Lut'u doğuya yöneltiyor. Lut kentçikler arası savaşta esir düşünce onu askercil savaşla kurtarıyor. Sadom ve Gamorah kentlerindeki Lut'un sorunlarıyla ilgileniyor. (Tekvin bap 13-19)
             2- Cariye: Hacer'den olma İsmail'i ve Annesi Hacer'i Güney Ticaret Yolu üzerindeki Hücaz'da Mekke'nin olduğu yerde Arada bir yoklayıp kabe'nin kuruluşuna ön ayak oluyor: orada karargahlaşıp züriyetinin gelişmesini hedefliyor. (İslam'a göre Hacer'den olma İsmail'i) aşağı barbar geleneklerine göre kurban etmekten vazgeçme senztezini gösteriyor: geleneklerin zincirlerini kırıyor: Ve elindeki sürüden bir koç'u kurban edecek kadar hangi aşamada bulunduğunu anlıyor ve toplumuna benimsetiyor (Bap:22)
             3- İshak oğlunun aşağı barbar anahan (Astarte ) geleneklerine saplanıp kalmış. Batı samilerinden Kenanlılar'dan kız almasını engelliyor; Anasoylu lut'un kızlarından alanlara yönelmiyor; baba soylu erkek kardeşi Nahor'un oğlunun kızına: Rabeka'ya yönelip o'nu gelin yapıyor.
             Bu 4 olay ve benzeri olaylar da gösteriyorki İbrahim göçebelerinin medeniyete çözülmeye değil, aşağı barbar aşamadan göçebeliğe geçmek için ve göçebelikten medeniyete yönelmek için birleşme ve çoğalmaya ihtiyaçları var:
             1- Çünkü medeniyet ile rezonans'a göçebelik uygun düşer: hem ürkütücü -  avcı - ticaretten anlamaz aşağı barbar geridir, hem de orta barbar kentli kadar uyanık - medeniyete rakip değildir. Medeniyet için en uygunu göçebedir:

                 " Ve olur ki Firavun sizi çağırır ve işiniz nedir? der:
                 Siz de çocukluktan şimdiye kadar hem biz hem babalarımız kulların, davar adamlarıdır, diyin ki, Gkoşen vilayetinde oturasınız; çünkü Mısırlılar için her çoban Mekruktur"

        (Tekvin Bap 46)

             (Hiksoslar adıyla anılan tarihsel devrime katıldıkları anlaşılan Yakup (İsrail) ve oğullarının kendi aralarındaki söyleşmesi bu: Yusuf babasını ve kardeşlerini öğütler.)
             2- İbrahim'in ve sonra gelen oğul ve torunlarının dilekleri hep aynıdır: Birleşmek - çoğalmak  - aşağı barbar aşamayı geride bırakıp göçebeleşmek ve medeniyete yönelmek: Bu medeniyet etkisinde tarihsel devrim rüyasına yatmaktan başka birşey değildir. Bunun için çoğalmak ve derlenmek gerekir:

                 a) "Ve RAB Abram'a dedi:
                 "Ve seni büyük millet edeceğim ve senin adını büyük edeceğim, " ve yeryüzünün bütün kabileleri sende mübarek olacaktır. (Tekvin Bap 12)
                 b) Rab İbrahim'in oğlu İshak dedi:
                 " Ve seni mübarek kılacağım ve kulum İbrahim yüzünden senin zürriyetini çoğaltacağım, (tekvin Bap 26)
                 c) İbrahim in torunları da aynı amaçla davrandılar:
                 "Allah 'ın sizi sevmesi ve sizi seçmesi bütün kavimlerden daha çok olduğunuz için değildir çünkü bütün kavimlerden az idiniz. Fakat rab sizi sevdiği atalarınıza ettiği andı tutmak istediği için Rab sizi kudretli eleçıkardı"
        (Tesniye Bap 7)

             3- İbrahim'in yakın torunları Yakup (İsrail) oğullarında ve uzak torunları Musa zamanıda bile durumu fazla değişmemiştir.
             Ancak İbrahim'den bin yıl kadar sonra İ.Ö 900 ve 800 yıllarında İbrani yazısı gelişebiliyor. Tevrat da bundan sonra kaleme alınabiliyor. Bu  tarihlerde İsrailoğullarında babadan oğula geçen ilk Krallık- Sultanlık görülüyor:
             İ.Ö.1002- 962: Kral Davut. Sonra Davut'un oğlu Süleyman, Kral oluyor: İ. Ö 962-922.
             İsrailoğulları bu dönemde saraylaşır -  tapınaklaşır ve kentleşirler. Bundan önce, İsrailoğullarında Krallık yoktur. Herşey Allah'ındır. Peygamberler de gönül rızasıyla seçilmişler veya kabul edilmişler kabilelerini yönetebilmişlerdir.

    *

             Tevrat şöyle bir gözden geçirilirse dahi, İbrahim zamanı göçebeleriyle, Davut Süleyman Krallığı zamanındaki olayların çobanlıktan kentleşmeye: fetihlerle rönesanslarla kentleşmeye gidiş oluğu anlaşılır.
             İbrahim zamanında oturukluk, tarım ekonomisi yoktur. Bu yüzden kan bağlarının çözülüşü değil, anahanlık geleneklerinin eriyişi ve çobanlıkla çelişkiler vardır.
             Buraya kadar bu geriye çeken çelişkilere değindik. Diyalektiğin sadece bu yüzüyle ilgilenirsek İbrahim göçebelerinin dolayısıyla kutsallaştırma: Tanrısallık gidişlerini anlayamayız.
             İbrahim'in ve adına bağlı göçebelerin, aşağı barbar: anacıl hukuku gelenekleri kesip atma dinamizmleri sürü ekonomisi ve medeniyetlerle olan ticaretlerinden kaynaklanır. Bu ileri ekonomi ve yaşam biçimi, İbrahim göçebelerinin yüzünü medeniyete döndüklerinin en büyük delilidir:

                 1- " Ve onun koyunları, sığırları, eşekleri ve köleleri diri, cariyeleri ve dişi eşekleri ve develeri oldu."
                 " Ve Abram sürülerde, gümüşte ve altında zengindi Ve konaktan konağa göçerek Cenuptan Beyt-el'e (....)"

        (Tekvin: Bap 12-13)

             Sürü verimliliği ve zenginliği dururken, aşağı barbarlığın çömlekçilğine ve avcılığına neden geri dönülsün? Tarih daima ileriye akacaktır. Ama lut'un kızları ve onların zürriyetinden olan Moablılar Ammanoğulları ve Rebeka'dan olma İshak'ın büyük oğlu Esav avcılığa dönmüştür. Bu anaların baskın çıkışıyla ana hukuku ve ekonomisinin üste gelişi veya hiç değilse geleneklerinin üste gelişi olmalıdır. Fakat İbrahim göçebe ticaretinde ve medineyete yönelişte kesin kararlıdır.
             2- Diyalektiğin sadece bu yüzüyle konuşursak İbrahim göçerlerini ve din anlayışlarını yine anlayamamış ve anlatamamış oluruz. İbrahim'in ticareti tefeci-bezirgan vurgunculuğu değildir:

                 a-" Ve Sodom kralı Abram'a dedi: Canları bana ver ve malı kendine al. Ve Abram Sodom kralına dedi: Göklerin ve yerin sahibi yüce Allah'a, Rabbe, ne bir iplik ve bir çarık bağı, ne de sana ait olan bir şeyi almamağa yemin ettim, ta ki: Abram'ı zengin ettim, demeyesin. Ancak gençlerin yediklerinden, ve benimle giden adamların, Aner, Eşkal ve Mamre'nin payından başkası bana olmasın; bunlar payların alsınlar".

        (Tekvin Bap 14)

             b-) Sözünün eri, kankardeş düşkünü ve Savaşçıdır: yanında yanaşmaları - askerleri - silahları oymakları vardır. Ancak henüz Fetih: tarihsel devrim ganimet yapacak stratejiyi güdecek medeniyete - devlete geçecek aşamada bulunmazlar; savunmada ve genellikle medeniyetlere karşı ricat içindedirler. Sodom Kralına-Mısır Firavun'una satılmazlar ve başları sıkışmadıkça saldırmazlar; Sodom ile uzlaşmalarının ana karakteri bunu gösterir. Ama saldırılıp ısırıldıkları zaman da köleleşeceklerine ölümleri göze alıp ileri atılırlar:

                 "Ve Abram kardeşi oğlu lut'un esir alınmış olduğunu işitince, evinde doğup talim edilmiş olan 318 uşağını çıkardı, Budan'a kadar kovaladı"
                 " Ve bütün malı, hem de lut'u ve onun malını hem de kadınları ve halkı geri getirdi, (Tekvin bap 145)
                 İbrahim'in vurdukları az değildi: Filistin'in doğusunda yerleşik kentçiklerin krallarıydılar ve Sodom ve Gomarah'a Tarihsel Devrim denemeleri yapıyorlardı:" Ve Abramı Kendorlomen omer ve beraberinde olan kralları vurup döndükten sonra...", (Tekvin Bap 14) [Kitabı Mukaddes:1958 İstanbul İbrani- Yunani- Keldani 'den tercüme.]

             3-İbrahim sabırla- ilerlediği yolunda: göçebelikte pekişir:
             a-) Abram'ın ve karısı Saray'ın adları bile değişecek kadar çoğalıp güçlenirler:

                 "Ve birçok milletin babası olacaksın Ve adın artık Abram: Yüca baba diye çağrılmayacak. Fakat adın İbrahim: Cumhur'un babası olacak; çünkü seni birçok kavimlerin babası ettim. "
                 Ve Allah lbrahim'e dedi: Senin karın Saray'a gelince, onun adını Saray diye çağırmayacaksın, fakat onun adı: Sara: (Prenses: Cumhur'un anası) olacaktır. "
                 " Ve O'u mübarek kılacağım ve kavimlerin anası olacaktır; kavimlerin kralları ondan olacaklardır. "

        (Tekvin bap 17)

             b-) İbrahim ve adına bağlı göçebeler allah'ın ahdi üzerine sünnet olurlar. İbrahim 99 yaşında İsmail 13 ündedir. Sünnet artık Allah hükmü olur. İbrahim artık allah hükümlerini açık açık yaymaya ve uygulatmaya başlar:

                 "Ve Allah İbrahime dedi: Ve sen ve senden sonra zürriyetin nesillerince (sünnet ) ahdimi tutacaksınız.
                 "Aranızda her erkek sünnet olunacaktır"
                 "Ve sizinle benim aramdaki ahdin alameti (nişanesi) olacaktır"
                 "Ahdim ebedi bir ahit olarak sizin etinizde olacaktır" Ve İbrahim kendisini ve yandaşlarının hepsini "O günde gulfeleri etinde sünnet etti". (Bap 17- Tekvin)

             4- İbrahim Medenileşmek üzere yönünü Sodom ve Gamorah kent medeniyetlerine döner. Doğu'da ölüdeniz: lut gölü olarak bilinen yere yakın olan bu kentler çökkün - yozlaşmıştır. Ve lut onlarla tuz ve göçebe ticareti yapmaktadır. İç tezatları iyice bilinmektedir. İbrahim'den önce daha doğudaki kentler ve barbarlar bu şehirlere sürekli akın etmektedirler (Tekvin Bap 14) İbrahim Tevrat Tekvin bap 19'dan anlaşıldığına göre bu kentleri gözüne kestirmiştir ama o kentleri almağa değer bulmaz; çünkü aşırı yozlaşmışlardır ve İbrahim göçebelerinin ufkunu daraltıcıdır.
             İbrahim ile Allah arasında geçen tartışma aslında kendisi ve lut arasındaki tartışmadır. Bu kentleri ele geçirmek için önce 50 adam, sonra 40-30-20 ve l0 adam ararlar fakat bulamazlar; medeniyet insanı bu derecede yozlaştırıp çürütmüştür. En sonunda Lut'un yakınlarıyla birlikte bu kentleri terketmesi en uygun çare olarak bulunur.
             Ve allah bu kentleri yokeder: Şüphesiz ki çevre kent ve barbarlarınca bu kentler yok edilir. Başka çare de yoktur. Lanetlenmiş kentlerdir.
             5- İbrahim'in ufku geniştir: Irak-Fenike Mısır medeniyetlerinden ve Filistin'deki kentçiklerine tarihsel devrim yapacak güçte olmadığını çok iyi kavrar. Filistinde: ticaret dört yol ağzında karargahlaşmış ve güçlenmiştir. Toplumun şefi olarak öne çıkıp, prensiplerini güçlendirmiş, tartışmasız lider olmuştur.
             Sıra kesin prensiplerle göçebeliği pekiştirmeye gelmiştir. İbraim ve Sara adı ve Sünnet olayı bunun en kesin delilerde ilerleyişi olur.
             Sodom ve Gamorah kentlerinden geri durması da, bu stratejik gidişine uygun başarıyla geçtiği bir sınav olmuştur. Sabırlı - alçak gönüllü ve uzun vadelidir.
             Besbellidir ki İbrahim; zamanının olaylarını en iyi değerlendiren ve kendi toplumunu o dar boğazlardan geçirebilen ender bir liderdir. Anahanlığı da - Göçebeliği de - Medeniyeti de anlar: toplumdan ileriye fırlayışı ve Yahudiler'e Araplar'a da ata oluşu boşuna değildir.
             Göçebelikten geri dönüşü tıkayan başka bir keskin prensibi de kurban olur. Artık tanrıya insan değil hayvan kurban edilecektir: (Tevvin Bap 22)
             Bundan sonra sıra medenileşmeye tarihsel devrim'e gelmiştir ama İbrahim için de vakit dolmuştur. En uygun'u Filistin'de karargahlaşıp yarı kentleşip yarı göçebe ticaretiyle güçlenmektir. Ama İbrahim Mezopotamya'dan beri izlediği ve uğraştığı ticaret yollarından derslerini almıştır: tıpkı dört yol ağzı Filistin gibi önemli bir ticaret yolu daha vardır: Hicazdan Umman'a açılan Güney Ticaret Yolu. Sapadır ama tam da göçebelere uygundur. Cariyesi Hacer'i ve oğlu İsmaili buraya yerleştirir. Kabe burada kurulur. Kentleşme bu tohumdan fışkırır. İbrahin'in stratejisi tutar. Ama kendisi bunu göremez.

    3- İBRAHİM'İN DETERMİNİZMİ: "MUCİZELERİ"

             İbrahim, kendi toplumu içinde hayvanlıktan çıkarak insan toplumu olmanın sancılarını etinde kemiğinde duymakla kalmamış; medeniyetin insan toplumunu çürüterek hayvanlaştırdığını da acıyla görüp yaşamıştır. Aşağı barbar ve Orta Barbar aşamada bilinçsiz barbar da sık sık hayvanlaşır. Onları gütmek, belirli hedeflere yöneltmek tasavvur edilemeyecek kadar zorluklar getirmiş olabileceği Komün bilimi için akıldan çıkarılmaması gereken bir realitedir. Yine bunun gibi barbar yıkıcı - yağmacı - hayvancıl (altşuurlu) olduğu kadar, medeniyetin, insanı çürüterek - korkaklaştırarak aşağılatışına da acıyarak - tiksinerek bakacak kadar insancıl moral değer taşır.
             İşte bu çelişkiler yoğunluğu: Aşağı Barbar - Orta Barbar. Toplum biçimleriyle medeniyet ilişkilerini yaşayarak; erken medeniyete geçiş zorlamalarına karşı sabırla mücadele ettiği kadar, geç medenileşmeye de karşı mücadele vererek toplumuna uygun başkalaşımları adım adım keşfederek işlemek ustalığını getirmiştir. Ibrahim'in determinizmi budur. İbrahim tarihsel görevini yani bu determinizmi yakalamış ve ona ayak uydurabilmiştir.
             Demek İbrahim gerçek bir önderdir. Antik Tarihte bu tür önderlikler peygamberlikle taçlanırlardı. İbrahim de öyle olmuştur. Bunda şaşılacak hiç bir yan yoktur.
             Her peygamber'in mitolojik mucizeleri; toplum biçimleri gelişimi içinde kendisine bir yer açabiliyor veya o realitelere karşılık düşebiliyorsa o peygamber gerçekten de peygamberdir.
             Modern Çağda da "Deha"ların gerçeklikleri, gösterdikleri keşifler ölçüsünde olmaz mı? Her dahi'nin mucizevi bir keşfi ve o yolda geliştirdiği teori-pratiği olur. Marks - Engels - Leninler öylesine mucizevidirler. Stalin gibiler onların eserlerini sürdüremeyip berbat ettikleri ölçüsünde yalancı peygamber kesilmişlerdir...
             Peygamberler'e Allah tarafından melekler veya doğrudan ilhamla - sesle - rüyayla vahiyler: yaşadıkları toplumsal sorunların yorum ve çözümleri iner. İşin kutsallaştırılmış mistik gelenek yanına büyülenmezsek, çıplacık gerçek şu olur: Tarihsel determinizm, kişiyi belirli toplumsal berzahlarda, dar geçitlerde olgunlaştırır; belli olgunluk yaşlarında da sorunları, yorumlama ve çözümlere uğratma sentezlerini yakalatır. Kişi'nin bunu içinde duyup dillendirmesi ve pratiğe geçirmesi o kişinin mucizesi veya "yeteneği" veya dehası olur. Eğer o kişi kutsallaştırma prosesi (antik tarih vaya o aşamaya denk düşen geri toplumlar) içindeyse kendisini peygamberlik içinde bulur. Bunu hem kendisi hem de toplumu doğal olarak elele büyütürler. Tıpkı modern çağdaki liderleri büyüttüğümüz ve çoğu zaman ululaştırdığımız gibi. Onlara peygamber sıfatını yakıştırmayışımız, Allah'ı bir kenara bırakışımız (laikliğimiz) önemli değildir. Toplumsal ve kişisel düşünce mekanizmamız aynı prosenin devamıdır..
             İbrahim'in sentezleri veya tarihsel görevleri azımsanacak buluşlar mıdır?
             1- Aşağı Barbarlık geleneklerini kesip atmak
             2- Orta Barbar: göçebe ekonomisine geçmek
             3- Medeniyet'e yönelmek: Medeniyet ile, ticaret ilişikilerini ve tarihsel devrim potansiyelini dengede tutup yerli yerinde götürmek. Geleceği tektanrı dini biçiminde (Tarihsel Devrim ideali olarak miras) bırakmak.
             4- Her yanda sunaklar; karargahlar kurarak Filistin'de kentleşmeye yönelmek: dört yolağızını tutmak.
             5- Güney Ticaret Yolu üzerinde Hicaz'da karargah: kent tohumunu: kabe temellerini atmak: Tarihsel Devrim tohumlarını - ideallerini ekmek.
             Bu tarihsel görevleri Abram'ı İbrahim yapmıştır. Kabile'nin "Yüce baba"lığından Kavimler Babası: Ümmet Atalığına yükseltmiştir.
             Yukarıdaki görevlerinde hiçbir uydurma ve yakıştıma bir yan bulamazsınız. Tarihsel gelişim içinde Finike -  Filisitin - Sodom - Gamora ve benzer kentlerin - Arabistan'ın - Yemen'in - Habeş'in ve bunları kuşatan Irak ve Mısır medeneyetlerinin aşamaları bellidir. Ve tüm tarihsel gelişmeye uygun düşmektedir.
             Ancak Tevrat 'ta olmayan, fakat Kur'an da ve İslâm mitoljisinde olan bazı olaylar gibi, İbrahim'in Hacer ve İsmail ile birlikte Hicaz'da Kâbe'yi kurduğu olayı yer almıyor.
             Tevrat şu kadarını iliştiriyor:

                 " Ve o, insanlar arasında yabani adam olacaktır; onun eli herkese karşı, Ve herkesin eli ona karşı olacak ve bütün kardeşlerinin şarkında sakin olacaktır." (Tekvin Bap 16)
                 " Kavimlerine göre 12 bey idiler. (İsmailoğulları)"
                 " Ve İsmail'in ömrünün yılları 137 yıl dır.
                 " Ve Havila'dan Şur'a kadar (ki bu Asur'a giderken Mısır'ın önündedir) oturdular.
                 "O bütün kardeşlerinin karşısında yerleşti"

        (Tekvin Bap 25)

             Tevrat Hacer ve İsmail hakkında kesin bilgiler vermiyor, veremiyor. Oysa olaydan bin yıl sonra yazılmasına karşın vermesi, bilgilenmiş olması akla yatkın geliyor. Ama daha başından beri İsrail oğullarında Sara'dan ve İbrahim'den gelme baskılarla bu konuda sansür mekanizması, Sara dolayısıyla kötüleme yoluyla işlemiş bulunuyor.
             Tevrat'taki şu sözcükler bu sansür'ün karşılığı oluyor: "yabani" "herkese karşı", "kardeşlerine karşı"... neden? Kabahat Sara ve İbrahim'de değil; İsmail'de. Oysa madur olan İsmail; hak dinine sahip olarak arayıp sormaları gerekmez mi? Hayır! kabile geleneği, kendisine "karşı olan" olanlara karşıdır. Oysa Bap 17'de İsmail'de "Mubarek" kılınmıştı..
             Bu yüzden İbrahim bile, anahan Sara'nın düşmanlığına karşı duramıyor; belki yerini bile tam söylemediği Hicaz dağları arasında yerleştiriyor; Sara'nın gözü önünde, Beer-Şeba'da, veya "Paran," da bırakmıyor, Hacer ve İsmail'i.
             İbrahim, Irak-Mısır medeniyetleri arasındaki ticaret yollarını karış karış dolaşıp incelemiş bir strateji ustası. Keskin sezileri ve merak O'nu Adem'den beri bilinen geleneksel Güney Ticaret Yolu üzerindeki Hicaz'a kadar, eğer İsmail olayına dek götürmemişse; İsmail olayı buna vesile olmuştur. O zamanlar Medeniyet en az 2-3 bin yıldır tarihsel devrimler kontejanlarını kullana kullana azalttığı ve Basra Körfezi'nden Ummam Denizi'ne bağlı Orta Ticaret Yolu üzerinde neredeyse kastlaşıp taşlaştığı ve kent kargaşalarıyla bu yolu tıkadığı için, İbrahim Güney Ticaret Yolu'nu yoklamadan duramazdı.
             Bu yüzden bu gerçeği Kur'an ve İslâm Mitolojisi: Kutsal Tarih (İbni Abbas ve İbni kelbi) dile getirdi:
             "Bir zamanlar İbrahim'e beyt'in (kabe'nin) yerini açıklamış (ve emretmiş)tik: "Bana hiçbir şeyi ortak koşma ve taraf edenler, ayakta duranlar, rükü ve secde edenler için evimi temiz tut"
             "İnsanlar içinde haccı, ilân et; gerek yaya gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler" (Kur'an Hac Suresi 26-27- 28)

                 "Rabbimiz, ben çocuklarımdan bazısını, senin Beyt-i Haram (Kabe'nin) yanında ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz namazı kılsınlar diye. Artık sende bir takım insan gönülleri onları sever yap. Ve onları çeşitli yemişlerle besle ki şükretsinler" (İbrahim Suresi 37 Ayet)

             Tevrat'ta kurban edilen çocuk İshak'tır. İslâm mitlojisindeyse İsmail'dir. Bunun anlamı: her iki toplumun da aşağı barbarlığı bırakıp sürü ekonomisine geçtiğinin belgesi - kutsal öyküsüdür.
             Hacer ile İsmail, tüm Arabistan insanlarına kutsal başlangıç sayılmış anahan - babahandır. Bu atalar çevresinde Arabistan Toplumu Araplaştıran Arap: "Arab-ı Âribe" ve Araplaşmak isteyen Arap: "Arab- ı müstârâbe" olarak harmanlaştı.
             Ve İsrail ile Arap zıtlaştı kinleşti. Tevrat - Kur'an ve Mitolojiler bu zıtlıkların başlangıçlar etkisinde gelişti.
             Görülüyor: tarihi olaylar genel-ana gidişlerinde Kutsal Kitaplara ve Masallara uyuyor; veya tersi.. Bu kadarı insanlığın gidiş kanunları açısından bize yetip artıyor. Ayrıntılar, uzmanlıkların boğuldukları alan olmadıkça, genel gidiş kanunlarını daha da aydınlatacak ve güçlendirecek materyaller olabilirler. Realiteyi temelde değiştirimlere zorlamadıkça ayrıntılara daha fazla girmemize gerek yok.  [Genesse: A. R. Genel Tarih. Cilt. 5]

    4- İBRAHİM DİNİ'NDE "KUŞKULAR"

             Buraya kadar hiç bir tereddüte yer bırakmayacak ölçüde şu iki gerçeği izledik:
             1- İbrahim (tektanrı) dini; medeniyete: sınıflı topluma geçiş: komünal bağları çözüş dini olmamıştır. Tersine komünal bağları aşağı konaktan orta konağa taşıyan ve medeniyete yönelten bir kabile dini: komünal din olmak zorunda kalmıştır.
             Komün dini totem geleneklerini henüz atamayan; atsa bile, hiç olmazsa ana tanrı baba tanrı ve yer-gök tanrılar basamaklarını yaşamaktan vazgeçemeyen; onları aşamamış bir din olması gerekmez mi? O halde İbrahim dini tek Tanrı dini değil mi?
             Tarihöncesi Bilimi bu aşamada antik tarihin gidiş kanunlarıyla bütünleştirilmedikçe prose insanlık tarihi bütünüyle gözönünde tutulamadıkça yetersiz kalır. Bocalanan nokta burasıdır.
             2- İbrahim'in mucizeleri yine hiçbir tereddüde yer bırakmaksızın izledik ki, ileri görüşlü bir kabile reisinin en yerel sentezlerinin kutsallaştırılmış yansımalarıdır. Yani İbrahim'in peygamberliği su götürmez ölçüde dosdoğrudur.
             Oysa yine komün dini daha çok ata dinidir; ata'yı peygamber değil tanrı yapar: ana tanrı - baba tanrı gibi: Sümerler'de ve Türkler'de gördük. Peygamberlik medeniyete geçişten sonra; kutsallaşma gökselleştikçe ortaya çıkar: tanrılarla; yercil yöneticiler arasında görüş alış verişi yapmak için. O halde İbrahim bir tanrı mıdır? O halde komünbilimi medeniyete çözülüş aşamasında yetersiz kalır. Olayı canlı bir gidiş olarak tüm tarih ölçüsünde ele alabilirsek çözebiliriz.
             Özetle: bu iki kesinleşmiş tesbit
             1- İbrahim dini komünal bir dindir.
             2- İbrahim komün tanrısı benzeri bir liderdir. Medeniyet diniyle derin bir çelişki içindedir.
             O halde Kutsal Kitaplar ve Kutsal Tarihler: Mitoloji yalan mı söylüyorlar?
             İşin kolayına kaçanlar, Tevrat, Kur'an ve mitolojik çelişkilerle oynamayı pek severler: uzmanlık ayrıntılarda bulmaca çözme, vakit geçirmesidir; nakitleri nasıl olsa gelir. Vakitleri ve nakitleri olmayanlara işin özü yeterlidir. Tarihi yapacak olanlara, İbrahim timsali duru sentezler yetip artar.
             Tevrat- Kuran ve Kutsal Masallar gerçekte, özünde bir tek proseyi işler: Tarihöncesi Semit toplumlarının, barbarlık konaklarını binbir çileyle-sabırla uzun yüzyıllar içinde aşarak medenileşmelerinin kutsallaştrılmış: Tektanrı ideoljisine ulaşmış öyküsünü anlatırlar.
             Ancak o prose tek başına; İnsanlık tahinden soyutlanmış bir gidiş değildir. Tarihöncesinin Semit toplumları, Irmakcıl Irak ve Mısır medeniyetlerinden etkilenerek, binlerce yıllık tefekkür: düşünce çabasıyla sıçramalı sentezlerle gelişirler.
             Barbarın tertemiz zekası, pratiğine, gündelik ve uzun vadeli yaşamına neyi yararlı görüyorsa onu sünger gibi emer, pratiğinde deneyerek yaşamıyla sentezleştirir; süratle kendi malı haline getirir; bir daha da onu ölümüne savunur; geleneği yapar. Genellikle de yeniliklere açtır, geliştirici olan hemen her sentezi ve düşünceyi benimseyerek savunur, geleneklerine sokar.
             Tarihsel Devrimler'in Tarihi cycle: devirdaim biçimlerde de olsa (helozonik) ilerleyişi veya barbarın tarihi değeri toplumsal açıdan Kollektif Aksiyonundaysa, beyinsel açıdan da bu temiz-parlak zekasında medeniyetin kastlaştırılmış derebey fikirlerine saplanıp kalmayışında yatar.
             Komün, toplumsal bakımlardan tamı tamına kollektif yakıcı-yıkıcı aynı zamanda kendine göre yine de yapıcı ilkel sosyalist bir güç oluşu yanında; kişi de ayrı ayrı parlak zekalara -  yeteneklere  - potansiyel dahilere gebe özgür - eşitlikçi ve geliştirici beyin üretici bir potadır.
             40 yıl sabırla- azimle tarihsel devrimlere hazırlanan Atilla'ları, Cengiz'leri, Timur'ları, Babürleri, Taras Bulba'ları veya vakit doldu mu anında çiçeği burunda İskender'leri, Fatih'leri çıkarıveren güç ya doğrudan komün toplumlarıdır ya da komün gelenekleridir.
             Komün potasında gelişen kişi beyni, kanatlanmaya hazır, yeni ufukları gözleyen bir kuş gibidir. Asla geriye bakmaz, çünkü geçmişinde sadece ileri bakan önder ataları vardır. Zaten komünü eğer medeniyete değmemiş hele girmemişse, bir geçmişe de sahip değil gibidir. Komün tarihin adeta başlangıcıdır. Bu yüzden her medeniyete girişinde tarihi kendisiyle başlatır. kendisinden önce gelmiş medeniyetlerin kellesini uçurup yenisini kurduğu zaman eski medeniyet tarihlerini olmamış sayışı, kendisinin tarihe sahip olmayışındandır; gelecekle dopdoludur.
             İşte bu, yeni ufukları gözleyen özgür komün beyni; uygun tarihi koşullara, kavşaklara düştüğü zaman dahiyane yaratışlara girer. Bu uğuda ölümleri göze alır ama tarihsel görevini büyük bir hassasiyetle sezer- bulur ve başarır. Yücelmeye - kutsallaşmaya dayanamaz; tarihsel devrimleri başarması ve kutsallaşması hep rüyada gezer gibi daha çok bilinçaltıyla olur. Bu yüzden başladığı işin: Tarihsel devrimlerin sonunu getiremez. Medeniyeti fetheder ama sonradan medeneyete fetih olur; derebeyleşip başka bir komünün veya komün geleneğinin kılıcına başını uzatır. Yine de antik tarih, bu komün gücüle ve zekasıyla yürümek zorunda kalmıştır; sosyal devrim getiremeyen sosyal sınıflar savaşının vekili komün akınları olmuştur.
             Muhammed'in tektanrı geliştirimi, tamı tamına bu proseye doğup geliştiği gibi, İbrahim'in tektanrı sentezi de antik tarihin bu gidiş kanuna uyar.
             Muhammed, Kent düzeyine erişmiş bir Yukarı barbar gelenekli aşiret çocuğudur.
             İbrahim, Muhammed'den 2500 yıl önce gelmiş bir Orta barbar: göçebe aşiret lideridir.
             Yani kesinlikle medeniyet insanı değildirler. Beyinleri medeniyetin sosyal sınıf ufinetleriyle turşuya çevrilmemiştir; mala - mülke - şöhrete -  korkuya, tapınaklara sürüsüne bereket çok tanrı sembolü putlara - derebeyliklere saraylara  - apoletlere büyülenmemişlerdir.
             Tersine o çürüyen medeniyet yozlaşmalarından tiksinerek, Tarihsel görevlerini sezmek ve başarmak üzere kendilerini kuşatan medeniyet gidişlerini ibretle izlemişler ve şu dupduru sentezlere ulaşmasını bilmişlerdir.
             1- Medeniyet dalında çoktan olmuş, kolayca koparılabilecek bir meyvedir. Veya iç çelişkilerile çürüyen ama doğuramayan ve bu yüzden de asla ileri gidemeyen "ayakları kilden bir dev"dir.
             2- Medeniyetlerin beğenmedikleri kendileri (yani dış kabileler) ise, geri olsalar da, insan özünü yitirmemiş, parçalanmamış, cesur, savaşçı, paylaşımcı, eşit, yalan-dolan bilmez kankardeş toplumlar olarak yepyeni insan ve coğrayfa olanaklarına ve potansiyellerine sahip bendini aşmaya hazır; tıkanılıkları açıcı güçlerdir.
             3- Medeniyetin içi, düzeni, insanları herşeyi gibi tapınçları da karma karışıktır. Hatta hiç bir problemi aydınlatmayan ve çözemeyen komik putlardan ibarettir. Dolayısıyla medeniyetin beyni de (inancı da) kendisi gibi acınacak haldedir.
             4- Öyleyse yepyeni-daha sağlam-yıkılmaz düzenli ve inançlı bir medeniyet gerekir.
             İlk medeniyetin Irak balçıkları içinde doğduğu günden beri, ilkel içinde gelişen düşünce ve davranış sentezeleri, ilkel biçimlerinden başlamak üzere bu yönde olmuştur. Ve en olgun yazıya geçmiş biçimini de Kur'an ile bulmuştur.
             Tektanrı ideolojisi, bu tarihsel devrim görevlerinden ayrı bir oluş değil, tersine o görevlerin kutsallaştırılmış en doğal yansımasıdır. Çünkü antik tarihte düşünce henüz kutsallık kabuğu - beşiği içinde gelişir.
             Bu yüzden Muhammed'in tektanrı ideoljisinin, veya kutsallaştırma prosesinin en olgun örneği oluşu; Arabistan çöllerinden adı sanı işitlimedik bir kabile toplumundan çıktı diye yadsınamazsa, tıpkı öyle tek tanrı sentezini ilk yakalayıp savunan Ibrahim de, yazısız - göçebedir diye yadsınamaz. Muhammed bile İbrahim'den 2500 yıl sonra gelmesine karşın okuma - yazmasızdır. O dönemde Mekke'de - Medine'de okuma-yazma bilenler parmakla gösterilecek kadar azdır. Çünkü yaşanan toplum henüz medeniyete yeni yeni çözülmeye başlamış Yukarı Barbar: yazısız tarih öncesi toplumun geleneklerini sürükler. Muhammed'in İbrahim'den farkı: barbarlığın göçebelik aşamasını geçmiş, Kent aşamasında yaşamış oluşundandır. Ama İbrahim de ilk ana Irak ve Mısır medeniyetleriyle ve çevre barbarlarla içli-dışlı yaşamış; göçebeliği de aşmaya hazır, görevlerinde pişmiş bir lider oluşu, onu bu farkı kapatmaya eğinleştirmiştir. Sadece yaşadığı toplumu içinde yalnızdır; yani toplumu ile arasındaki uçurum, Muhammed'inkinden farklıdır. Muhammed, kenttaşlarıyla beraber, göçebeleri de peşine takarak bir tarihsel devrimi başarabilir. İbrahim bunu başaramaz: toplumu henüz geridir, ve Irak-Mısır medeniyetleriyse henüz güçlüdürler. Bu yüzden İbrahim'e Irak- Mısır- Finike-Arabistan ticaret yollarında tarihsel devrime hazırlık düşüncesini geliştirmek kalır. Bu ise tektanrı ideolojisi biçiminde yansır.
             Tektanrı ideolojsini, barbarın medeniyetlerle güreşi: tarihsel devrim gidişinden kopardınız mı, konuyu tarihi olaylardan soyut-parçalı metafizikleştirilmiş uzmanlık alanına sokarsınız, ki bu ölü düşünce otopsisinden, canlı.yeni sentez fikirler doğamaz.
             Barbar, yapacağı işi önce sözle sazla - şiirle kutsallaştırır. Bu rüyalarla - sunaklarla - adaklarla gelişir. Sonra başardıkça destanlaşır, yazıya geçebilirse Kur'an gibi anında yazılaşır. Yazıya geçemeyecek ilkellikte bulunuyorsa, ağızdan ağıza nakilerle korunan şiirler - destanlar olarak, İbrahim'in öyküsü gibi 1500 yıl sonra da olsa Tevrat'a geçer; kutsal masallar halinde 2500 yıl sonra islam mitolojisinde (kutsal tarih'te) yerini alır.
             Yani ne kutsal kitaplar ne mitolojiler yalan söylememişlerdir. Muhammed gibi İbrahim de bir kabile toplumu insanıdır; Muhammed'in kur'an yaratışında şaşılacak bir yan bulamıyorsak, İbrahim'in Tevrat'a geçmiş tektanrı fikirlerini olamayacak bir yaratış kuşkusuyla ele almamalıyız. Şaşkınlığımız ve kuşkularımız bizim medeni, barbar güreşini bilmeyişimizden, ya da barbar'a medeni önyargısıyla bakışımızdan ileri gelir.

    *

             Kutsal Kitaplar ve Kutsal tarih: mitoloji eğer yalan söylüyorlarsa (uydurmaysa) bunu iki yönde yapmak zorundadırlar bu durum o devir insanını, yine medeni; hem de düzenbaz bizantizim'de gelişmiş medeni insanla karıştırmak olur:
             1- Eğer İbrahim dini tektanrıcı, değilse
             2- "Çok tanrıcı": totemist: Ata dini: kabile dinidir. Ki o zaman bu iki yönlü tahrifatı ve uydurmayı (yalanı) gerektirir.
             Bu da yetmez; çok tanrıcılık sadece kabile dinine ait değildir. Medeniyetle birlikte çok tanrıcılık gelişir; gördüğümüz gibi gökselleşir. O çağın insanları bugünkü bilinçte olamayacakları için, İbrahim dinini gizlemek ve tek tanrıcı hale sokmak için 1-Eski çoktanrı izlerini silmek üzere bir hayli uğraşmak zorundadırlar; çünkü o temel olaylar, kutsal kitapaların ve masalların hemen her alanında kendisini hissetirmeden yapamayacak kadar dallı budaklı ve köklü gövdelidir.
             2- Ayrıca o devirlerde bunları, gelişmiş medenilelerde olduğu gibi bir tek "kişi" kendi karihasından istediği gibi kolayca - kontrolsuzca uyduramazdı. Toplum, Tevrat yazılırken de; Kur'an yazılırken de; Kutsal Masallar yazılırken de; kontrolün tamamen kalkacağı kertede paramparça sosyal sınıf ve zümrelere bölünüp zıtlaşmamıştı. Bu alanda bir yalan bin yankı uyandırabilirdi. Ve yalana elbirlik ortak olunmak zorunda kalınırdı ki bu olanaksız kalır ve kokusu çıkardı... Dolayısıyla ilkin Tevrat'ta yapılabilecek bu tür tahrifat ve uydurmalar, İncil'de olmasa da, Kur'an'da yankısını bulur; apacık çelişkilerin akla yatkın yorumları geliştirilebilirdi.
             Ne Tevrat'ta ne de Kur'an'da bu tür çelişkilere rastlanamıyor. Masallar'daki çelişkiler, o günkü aşiret yapılarının tarih öncesi geleneklerine göre benimseyişleriyle (rezonanslarıyla) açıklanabilir. Bu çelişkiler, temeldeki İbrahimin tektanrıcılığını sallantıya - tereddüte yer bırakmayacak eğilime sokuş biçimindedir; İbrahim dinini tarih öncesi inanışlara götüren hiçbir çelişki yer almaz..

    *

             Tevrat biraz dikkatle izlenirse, İbrahim tektanrıcılğının, İbrahim toplumunda yeni filizlenmeye başlamış bir prose: gidiş olduğu anlaşılabilir.
             İbrahim'in oğlu İshak da baba geleneğiyle oğlu Yakub'u çoktanrıcı Kenanlılar ile evlendirmez; baba memleketi Paddan-aram'a: Mezopotamya'ya kayınbiraderi Laban'ın yanına gönderir.
             Yakup dayısı Laban'a 20 yıl çalışarak, Laban'ın kızlarını: Lea ve Rahel'i kendisine eş edinir. Ayrılmaları çekişmelidir. Yakup habersizce çoluk - çocuğu - sürüleriyle ayrılırken, karısı Rahel babasının putunu devenin semerine koymuştur.
             Laban "Terafim"i her yerde arar; hatta çalınan bir tek putta değildir. Çünkü laban Yakub'a çekişirken şöyle der:

                 Niçin gizlice kaçtın?.."
                 "Niçin ilahlarımı çaldın?"... (Tekvin bap 31)

             Tevrat'ı yazanlar da " Terafim" den tekil olarak söz ederlerken bile çoğulmuş gibi de anlatırlar:
             " Ve Rahel Terafim'i almış, (burada bir tek putmuş gibi sözedilirken hemen ardından gelen cümle:) "Ve onları devenin semeri içine koymuştu ve üzerlerine oturmuştu" derken sanki "Terafim" çoğul putları anlatıyormuş gibi ele alınır.
             Ama şurası kesindir: İbrahim'in kardeş torunu Laban, Mezapotamya'da Harran dolayında eyleşir ve tektanrıya değil bir çok ilah'a inançbesler: "İlâhlarım" deyişi bunu açıklar.
             Ancak olayları bütünlük içinde izlemek; işimize geldiği gibi alıntı kemirişine uğratmamak gerekir. O zaman o "ilahlar": tarih öncesinin veya medeniyetlerden esinlenerek karışmış çoktanrı inanışları, ikincil kaldığı görülür:
             Laban Yakup ile yeminleştiği zaman, kendi "İlahları"nı değil, İbrahim in aynı zamanda kendi babası olan Nahor'un inandığı tektanrı: Allah'ı şahit ve gözcü tutar:

                 "Birbirimizi gözden kaybettiğimiz zaman seninle benim aramızda Allah şahittir"
                 "İbrahirn'in Allah'ı ve Nahor'un Allah'ı, babalarının Allah'ı aramızda hükmetsin" der. (Tekvin. Bap 31.)

             Burada ilahlar; tarih öncesi geleneksel çok tanrılar, henüz terkedilmemiştir. Fakat başrolü oynamazlar, İbrahim tektanrıcılığı, İbrahim'in toplumunu büyük bir tarihsel devrim görevi büyülemediği ölçüde sarıp sarmalayamaz. İbrahim'in tektanrı sentezi kendi içinde büyür. İbrahim tektanrı sentezini dayatmak yerine kendi toplumunu kendi seviyesine çıkarmak üzere eğitme: aşağı barbar geleneklerini kesip atmak - göçebelik - ticaret - sunaklar - kurban - temizlik - sünnet - derleniş işleriyle uğraşır. Bunları başardıkça tektanrı sentezini toplumunda sabırla mayalandırır. İbrahim'in tarihi poresesi - aşamaları, görevleri kavranmadıkça O'nun tektanrıcı tutumu da, toplumundaki gelişimi de anlaşılamaz.
             İbrahim'in kendi çağında elbette başarıları geliştikçe tektanrıcılığı da yaşlılık çağında kendi toplumunda yaygınlaşıp derinleşir. Ama ölümünden sonra tarih öncesi gelenekler yeniden canlanır. Bu her tarihsel kavşakta görülebilen doğal bir akıştır.
             Yine Yakup ile Kenanlılar'ın arası kızı Dina yüzünden açılınca, Beyt-El'e göçetmek üzere yola çıkarken eski çok tanrı putlarını Yakup gömer:

                 "Ve Yakup evine ve kendi ile beraber olanların hepsine dedi: aramızda olan yabancı ilahları atın ve kendinizi gizleyip giysilerinizi değiştirin. Ve kalkalalım beytel'e çıkalım."
                 "Ve ellerinde olan bütün yabancı ilahları ve kulaklarındaki küpeleri Yakub'a verdiler. Ve Yakub onları Şekem'in yanındaki meşe ağacı altına gömdü. Ve göç ettiler."

        (Tekvin Bap 35)

             Eski totem- ata gelenekleri İbrahimoğularında yeniden canlanışa geçmiş olsa da, toleransla karşılanır. Çünkü henüz güçsüz ve parçalanmış durumdadırlar. Tektanrı sentezi tarihi zaruretler içinde öne çıkartılır. O zaman da tektanrı sentezine sarılış artar. İbrahimoğulları bunu sabırla deneyerek geliştirmek zorunda kalırlar. Herkes tektanrıyı da çoktanrıları da olayların gidişi içerisinde sınavdan geçirir. Giderek tektanrıcılık ağır basacaktır.
             Laban bile sıkınıtılı günlere düştüğünde kendi ilahlarını değil, İbrahim'in tektanrısını rüyalarına sokar:

                 "Ve Allah gece rüyasında Arami laban'a gelip ona dedi: kendini sakınıp, Yakub'a ne iyi ne kötü bir şey söylemeyesin:" (Tekvin. Bap 31)

             Ama "yabancı İlahlar" neyin nesidir? Küçük kabile savaşlarında ele geçirilmiş veya etkisinde kalınmış çoktanrı putlarıdır. Halâ onlardan korkulmakta veya etkilerine inanılmaktadır. Gömmelerinin sebebi de hem tanınmaları hem de bulunup karşı tarafa hizmet etmemeleri içindir. Henüz tarih öncesi toplum aşılamadığı için çok tanrıcılık da İbrahim'in eğitimine karşın aşılamaz. İbrahim ile toplumu veya torunları ve yüzyıl sonra gelen toplumu arasında bile uçurum kolay dolamayacaktır. Nitekim 2500 yıl sonra bile ancak bir tek Muhammed çıkıp tektanrıcılığı geliştirebilecektir. Antik tarih böylesine yavaş ilerler.
             Yakub'un karısı Rael'in babası Laban'ın putu: Terafim'i çalıp saklaması yine baba evinin inancından korktuğunu gösterir. Laban sıkışınca belki Terafim'e yalvaracak ve onlara zarar verebilecektir. Hiç değilse laban'ın şerrinden korktukları için Terafim'i çalar ve saklar. Ama üzerine oturması da artık putların etkisinin azaldığını gösterir.
             Zaten Rahel de Yakub'un etkisile ve İbrahim ve Nahor geleneği ile tektanrı dinini bilmekte ve benimsemektedir. Ama günümüzde bile cinlere inanılması sürüp gider. Cinler, bu tarih öncesi putların etkilerinin giderek psikolojilere girişidir.

    *

             Acaba İbrahim dini tektanrı dini midir? Tevratta bu açık mıdır?
             İbrahim zamanı, tekvin bölümünde bap 10'dan bap 26'ya dek anlatılır.
             İbrahim, Tekvin'den anlaşıldığına göre daha çok babası Terah'ın ölümünden sonra peygamberleşir. Çünkü tarihsel görevi o zaman kendi omuzlarına yüklenmeye başlar.
             Tevrat'ta İbrahim'in peygamberliği veya tektanrı fikrine girişi yoktur. Babası'nın ölümünden sonra İbrahim'in Allah ile iletişimi başlamış gibi verilir. Arıcak İbrahim o sıra 75 yaşındadır. Irak (Mezopotamya) medeniyetlerinin ünlü kenti UR'dan çıkalı ve Harran'dan eyleşeli en az Tevrat tarihlemelerine göre 50 yıl olmuştur. Bu süre içinde İbrahim tarihsel görevlerini iyice sezmiş ve düşünmüştür. Zaten babasının da çocuklarına öğrettikleri İbrahim'in yapacaklarıdır:

                 "Ve Terah oğlu Abram'ı ve Haran'ın oğlu torunu Lut'u ve oğlu Abram'ın karısını, gelini Saray'ı beraber aldı; ve kenan diyarına gitmek üzere kildanilerin Ur şehrinden onlarla çıktı; ve Haran'a geldiler ve orada oturdular."
                 "Ve Terah'ın günleri 205 yıl oldu ve Terah Haran'da öldü. " (Tekvin Bap 11)

             Buradan anlaşılabilir ki İbrahim'in stratejisi babası Terah'ın öğrettiklerinden ve amaçlarından temellenmiştir. Haran durağı güçlenmek içindir; asıl hedef "Kenan diyarı" yani Mısır - Fenike - Irak medeniyetleri arasında göçebelik ve ticarettir. Ama barbarın ticareti tarihsel devrimlersiz olmaz; ticaret barbarı medeniyeti keşfetmeye ve uygun koşullarda fethetmeye götüren yoldur. Yeri gelince göreceğiz: Tektanrı ideali hep tarihsel devrim amacıyla - pratiğiyle cancana yatıp sarmaşır.
             İbrahim Harran'dan "Kenan diyarına" göçmeye karar verdiği gün Tarihsel Görevinde yoğunlaşmıştır ve Allah ile "ahit"leşmiştir:

                 "Ve Rabb Abram'a dedi: Memleketin'den ve akrabanın yanından ve babanın evinden sana göstereceğim memlekete git; ve seni büyük millet edeceğim ve seni mübarek kılacağım ve senin adını büyük edeceğim ve bereket ol ve seni mübarek kılanları mübarek kılacağım, ve sana lanet edene lanet edeceğim; ve yer yüzünün bütün kabileleri sende mübarek olacaktır" (Bap:12)

             Burada "RABB" bın bildiğimiz tektanrı olduğunu Bap 14'de daha açık bir şekilde anlıyoruz: İbrahim Sodom Kralıyla görüşürken "Rabb" tanımlayarak,
             "Göklerin ve yerin sahibi Yüce Allah'a RABB'e" diye yemin eder. Bu ilkin "Ezeli Tanrı: Yehova" olarak anılması olayı değiştirmez.
             Bap 16'da "Allah" melekleriyle kendisini gösterir: "Ve Rabb'in meleği Şur yolunda olan pınarın başında onu buldu. Ve dedi: Ey Saray'ın cariyesi Hacar nereden geldin? nereye gidiyorsun." Ve Allah melekleriyle İbrahim'in İsmail'i doğuracak karısı Hacar'a yardımeder...
             Bap 17'de "sünnet" tektanrı: Allah'ın nişanesi olur: Abram 99 yaşında kendisiyle birlikte yanındakileri sünnet eder. Allah artık onlar için ebedidir.: kesindir:

                 " Ve ahdim ebedi bir ahit olarak sizin etinizde olacaktır. Ve gulfe etinde (penisinde) sünnet olunmamış sünnetsiz erkek varsa, o can kendi kavminden kesilecektir; o benim ahdimi bozmuştur."

             Bap 18'de Allah, İbrahim'e Kısır ve yaşlı Sara'nın İshak'ı doğrurabileceği ahdini yaparken:
             "RABB için imkânsız bir şey var mıdır?" der. Bu Kur'an'ın "Allah her şeye kaadirdir" tanımının karşılığıdır: ilk proseleridir.
             Yine Bap 18'de İbrahim, Sodom ve Gomara'nın kurtarılması: tarihsel devrim için Allah ile pazarlık ederken şöyle der:

                 "Bütün dünyanın hakimi adalet yapmaz mı?"

             Bu da Allah'ın sıfatları olan "Rahman ve Rahim'in karşılığı olan ilk gelişimidir.
             Bab 19'da Allah'ın melekleri Sodam'da görünürler:

                 "O iki melek de akşamlayın Sodam'a vardılar; ve lut Sodom'un kapısında oturuyordu; ve lut görüp onları karşılamak için kalktı ve yere kapandı."...

             Yine Bap 19 'da Allah Sodom ve Gomora'yı yerle bir eder:

                 "RABB Sodom ve Gomarra üzerine göklerden kükürt ve ateş yağdırdı ve şehirleri ve bütün havzayı ve şehirlerde oturanların hepsini ve toprağın bitkisini altüst etti."

             Lut'un karısını da tuz direğine çevirir:

                 "Fakat karısı onun arkasından geriye baktı ve bir tuz direği oldu."

             Bap 20'de İbrahim'in karısını alan Gerar Kralı Abimelek Allah tarafından uyarılırken şöyle denir:

                 "Ve şimdi adamın (İbrahim'in) karısını geriye ver, çünkü o peygamberdir. Ve senin için dua eder yaşarsın fakat eğer geri vermezsen bilki sen ve sana ait olanların hepsi mutlaka öleceksiniz"

            Bap 22'de Kurban olayında İbrahim Allah'a namaz benzeri ibadet'ten de söz eder; tıpkı bap 19'da lut'un Bap 17'de İbrahim'in secdeye gelişi gibidir, ama burada daha açık dile gelir. Sanki ibadet gelişmiştir:

                 "Ve İbrahim uşaklarına dedi: Siz burada eşekle beraber kalın ve ben çocukla beraber oraya gideceğim ve secde edip yanınıza döneriz"

            Yine aynı Bap 22'de kurban olayında Allah'ın meleği İbrahim'e göklerden seslenir:

                 "Ve RABB'ın meleği ikinci defa göklerden lbrahim'e çağırdı ve dedi.."

             Bap 24'te İbrahim'in yardımcısı kâhyasını da secde ederken buluyoruz:

                 " Eve eğilip RABB'e secde eder:
                 "İsteği olunca tekrar secde eder:
                 "Yere kapanıp RABB'e secde kıldı"

             Bütün bunlar kuşkuya yer bırakmamacasına İbrahim dininin tektanrı dini olduğunu ve bilhassa İbrahim'in zamanında giderek tutkun bir benimseyişle derinleştiğini - yaygınlaştığını aydınlatabilmektedir. Hiç değilse kimse kalkıp buna çoktanrı dini diyemez.

    *

             Diyemez sanırız ama uzmanlık bambaşka bir keramet vehmetme işidir.
             Şöyle kuşkular uydurulur. ibrahim'in tanrısı aslında kabile tanrısıdır: Totem: ata dinidir İbrahim bu ata tanrısını kendi adına bağlı toplumuna ve çevre kentlere Tektanrı biçimine dönüştürerek asker - para - mal gücüyle dayatmış veya yutturmuştur.
             Bu oldukça mekanik ve uydurma bir görüştür. İlkin hiçbir barbar ata dininden tektanrı dinine parendeyle geçemeyecek kadar inançlarına bağlı - ayakları yerdedir. Öldürseniz o dönekliği bir çırpıda başaramaz. Bu yüzden ne İbrahim ne de toplumu, inanmadığı bir dini kabul edecek kadar medeni dönekliğinde değildir.
             Tersine İbrahim, dini dayatmaz, akılla başarılarla ikna yoluyla benimsetir. Çünkü barbarlar ancak ikna yolundan: görerek - deneyerek - inanarak din değiştirebilirler. Ve bu bir ömürlük zamanı alır.
             Tektanrı sentezi, öyle kolayca ata dini toteminden devşirmeyle ulaşılacak bir yakıştırma - yapıştırma olsaydı, Tarih'in binlerce yıllık kutsallaştırma prosesine ihtiyaç kalmazdı; insanlık Tarihsel ve Sosyal Devrimlerle değil, uzman tapıncı: düşüncelerle ilerlerdi. Uzmanlık tapınağının olaylara değil düşünce kurbanlarına ihtiyaç duyması ile Tarih'in gidiş kanunları bambaşka şeylerdir. Bu yüzden o tür düşünce eksersizlerinin tek celladı yine tarihin olaylarıdır.
             Tevratta tektanrı: Allah, Kur'an'daki gibi herkesin Allah'ı olarak değil, sık sık "İbrahim'in Allah'ı" olarak anılır.
             Bunu "Kabile Tanrısı" gibi ele almak aşırı bir yakıştırma ve Tevrat'ı tahrif etmek olur! Kimi uzmanlıklar bu tür kuşakları, daha bir çok tahrifatlarla derinleştirerek işlemeye çalışırlar. Oysa Tevrat'ın bu anışı Tektanrı sentezinin İbrahim'e ait oluşunu veya Tektanrı sentezini o dönemde İbrahim'in sanvunduğunu ve Toplumca henüz benimsenmeye başlandığını gösterir.
             Dikkatle izlenirse, Tevrat yazıcıları ellerindeki sözlü şiirsel - destansı nakillere kalem uydurmuşlardır. Kendileri değil, Tevratın içindeki olaylar konuşur. Bu yüzden daha çok İbrahim'in sahneden çekilişinden sonra, tektanrıyı benimseyenlerin anışı "İbrahim'in" "Babamın tanrısı biçiminde olur:
             1- İlk olarak İbrahimlin baş yardımcısı: Elizer'de görülür bu tür bir anış; Ki, o sıralar İbrahim kocamış ve yaşı ilerlemişti; ve Rabb İbrahim'i herşeyde mübarek kılmıştı, (Bap 24). Yani İbrahim toplumu ve çevre kentlerde tanınmış - kabul edilmişti. Tektanrı fikirleri de bu yüceliş ölçüsünde saygı - kabul buluyordu. Elizer adlı başyardımcısı veya kahyası yanaşması, İbrahim'in yeminli görevlisi olarak Mezopotomya'ya gittğinde İshak'a akraba kızı Rebeka'yı alırken ve alıp getirirken sık sık bu anışı yapar:

                 "Ya Rabb, efendim. İbrahim`in Allah'ı niyaz ederim, bugün işi rast getir ve efendim İbrahim'e lütfeyle" (Bap 24)

             Bu Elizer'in de tektanrıyı benimseyişini ancak bu inanışını İbrahimden aldığını gösterir. Ibrahim'in putu: totemi olduğunu göstermez.
             2- İbrahim'in oğlu İshak da, tıpkı babası ve yanaşması Elizer gibi tarihsel bir görevle öne çıkmak zorunda kaldığı zaman Allah ile iletişime girer. Ve benzer biçimde anışları olur (Bab 26):
             "Ve oradan Beer - Şeba'ya çıktı. Ve o gecede Rabb ona görünüp dedi: ben baban İbrahim'in Allahıyım; korkma çünkü ben seninle beraberim ve seni Mübarek kılacağım ve kulum Ibrahim'in yüzünden senin zürriyetini çoğaltacağım. Ve orada bir sunak yaptı"
             Burada tektanrı inanışının İbrahim'den geldiği daha açıkça belirtilmiştir. İbrahim, ailesine sürekli çocuklarının da Allah tarafından "mübarek" kılınacağını bildirerek onları allah'a bağlamıştır. İshak 40 yaşını aşınca görevlerini sezmeye başlar ve görevlerinde yürür. O zaman Allah'a yakınlaşır ve ondan ahit alır. Bu ahitleniş'i kendisiyle başlatmaz, çünkü bu atasının yadigarı - geleneğidir: Bu gelenek hatırıyla ilerleyeceğini bilir; başka türlüsünü düşünemez bile: Allah'ın

                 "Kulum İbrahim yüzünden senin zürriyetini çoğaltacağım" ahdi bu yüzdendir.

             3- İshak'ın oğlu Yakup için de aynı olay geçerlidir: Tarihsel görevler Yakub'u sıkıştırdıkça aynı gelenek tekrarlanır:

                 Ve rüya gördü ve işte yerüzerine bir merdiven dikilmiş ve başı göklere ermişti; ve onda Allah'ın melekleri çıkmakta ve inmekte idiler. Ve işte RAB onun üzerinde durup dedi: Baban İbrahim'in Allah'ı ve İshak'ın Allah'ı benim; üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve zürriyetine vereceğim. Ve senin zürriyetin, yerin tozu gibi olacak ve garba, ve şarka ve şimale ve cenuba yayılacaksın; ve yerin bütün kabileleri sende ve zürriyetinde Mübarek kılınacaktır" (Bap 28)

             Burada açıkça Allah ve Meleklerini gökle merdivenle bağlantısı oluşu, Sümer kutsallaşma presesinde gördüğümüz gökselleşme aşamasıdır ki, ibrahim ve oğulları totemizm geleneğini çoktan aşmışlar; medeniyetin tanrısallaştırmalarını tektanrı sentezine ulaştırmışlardır.
             Fakat bunun bütün topluma yayılıp derinleşmesi zaman alacaktır; geri dönüşlerin olması kaçınılmazdır. O geri dönüşler ile ilk tekvin bölümümüzde anılan İbrahim ve oğulları zamanına denk düşen ilk temiz tektanrı sentezleri gidişini karıştırmamak gerekir.
             Bundan sonrasını hepimiz kolayca ayırdederek izleyebilir: İbrahim dini kolayca totemizmden devşirilivermiş bir tektanrıcılık olamazdı; tarih bu aşama için binlerce yıl birikmek zorunda kalmıştı.
     

    Notlar:

    (6) la Sainte Bible: Kitab-ı Mukaddes, İ. Öncesi 4. yüzyılda yazılımı bitmiş, İ. Sonrası I. yüzyılda tek metin haline getirilmiştir. Fakat Ancien Testament (Eski Ahit) teki ilk metinler, veya Allah'ı "Yehova: Ezeli Tanrı,"diye andığı için, Yahvist Metin olarak bilinen "Pentateuch: ilk beş bölüm," İ.Ö.10 uncu veya 9 uncu yüzyılda yazılı hale getirilmiştir. Sonradan Allah'a Elohim, dendiği için "Elohist Metin,"olarak adlarıdırılan bölüm de buna eklendi.
             Tesniye: İ. Ö. 9 uncu veya 8 nci yüzyılda;
             Din adamları Metni: İ. Ö. 6 ıncı yüzyıl arasında: Babil sürgünü günlerinde ve sonrasında yazılmıştır.
             İ. Ö. 283- 246 yıllarında, Ptolemee ikirıci Philadophe, eski Ahit: 72 İbrani bilgininin eliyle Grekçeye çevirtti: Din adamlarının Metni: Versions des Septante ilk tercümesi budur. Avrupaya buradan yayılmıştır. En aslına uygun metin olarak görülür.
             Bundan sonra o eski gelenek saygısı derebeyleşme Avrupa'da azıttıkça İ. S. 383 yıllarında bile Hristiyan kilisesinde eski titizliğini yitirir: İ.S. 383'te Sait Jerom, düzeltmeden geçirir, Tevrat: Vulgate biçimine sokulur. Ama bu aslına uygun bulunmaz bir çeviridir. " Apokrif": Örtülü, damgası yer.
    (7)" Kitab'ı Mukaddes" 1958, Yunan-İbrani-Keldani dillerinden tercüme.
    - Louis Segond: La Sainte Bible,1962, Paris