Hz. İbrahim, Irak ile
Mısır medeniyetleri arasında mekik dokurca gidip gelen Semit torunu göçebe
kabile lideriydi.
Irak ve Mısır medeniyetleri
dururken nasıl oldu da bir göçebe; hatta anahanlık geleneklerini; yakarak
çocuk kurban eden aşağı barbarlık geleneklerini bile henüz bırakamamış
bir göçebe; onca medeniyet çok tanrıcılığına ve etkilerine karşın en saf:
tertemiz TEKTANRILI din elemanı: müslüman olabildi?
Çoktanrılı dinlerin
doğuşu ve çoktanrılı dinler sümer gelenekleri veya sonra gelen medeniyet
gelenekleri olarak kitabelere, kil tabletlere geçtiler de; tektanrılı din,
o medeniyet dinlerinden binlere yıl sonra ve daha üstün bir din olarak
doğduğu halde, doğuşuna ait bir tek yazılı belge bile neden bulunamadı?
Tevrat bile Musa'dan
en az 500 yıl sonra kaleme alınıp tamamlanabilidi.
Tek Tanrılı İbrahim
dini, hep ağızdan ağıza dolaşan nakil: aktarımlı gelenek ile yeni kuşaklara
ulaştırıldı. T evrat kaleme alınıncaya dek, Musa'nın yazdığı öne sürülen
ilk beş bölüm bile tevratın İsa'dan önce 900-700 ve 600 yıllarında kaleme
alınışıyla yazıya geçebildi.
Demek tek tanrı dini
kendini yazıya geçirebilecek bir medeniyete bin yıl boyunca sahip olamamıştır.
Veya tektanrı dini
İbrahim ve Süleyman zamanına dek medeniyete (yazıya) geçecek ölçüde kalıcı
bir Tarihsel Devrim gerçekleştirememiştir.
Musevi ve İsevi dinlerini
yaratan İsrailoğulları, bile en az bin yıl boyunca (İbrahim'den beri) geleneklerini
Tevratı bile yazıya geçirebilecek kalıcı bir Tarihsel Devrim: medeniyete
geçiş başaramadılar.
Ancak İsadan 600 yıl
sonra, İbrahim'den 2500 yıl sonra gelen Muhammed, Hicaz Barbarlığını: Kent
ve Göçebelerini peşine takarak medeniyetlerin evrencil köprüsünü oluşturdu.
Ve Tek Tanrı dini İslamiyet (kur'an) yazıya geçmekle kalmadı; ekonomik-politik
hukuksal bir rejimler silsilesi olarak tam anlamıyla teorik-pratik bir
dünya sistemi oldu. İnsanlık ölçüsünde her topluma uyarlanabilen sistemlerle
dallanıp budaklandı: Tarikatleşmekten daha zengin bir gelişimdi bu. Aritik
Tarih'ten Modern Tarih'e taştı.
Bu prose İlginç ve
düşündürücüdür:
1- Tektanrılı dini
yazısız doğuyor.
2- Tektanrı dini yazısız
tarih öncesi toplum içinde Semit torunları göçebelerinde doğuyor.
3- Oysa çoktanrılı
medeniyet dinlerinden çok daha üstün bir anlayışı olan Tektanrıcı İbrahim
Dini, Medeniyet'in keşfi olması gerekmez mi? Veya hiç olmazsa medeniyet
içinde gelişmiş olmasın? Veya bu ileri keşif daha çok medenilere yakışmaz
mı?
4- Öyleyse neden Tektanrı
dini yazısız?
5- TekTanrı Tarihöncesini
yaşıyan yazısız toplum içinde doğduğuna göre; her kabilenin bir totemi
her kanın bir totemi bulunan bir toplum nasıl olur da bu totemlerini aşıp
tektanrı dinini yaratabiliyor? İbrahim kendi totemini tek tanrı'ya mı dönüştürüyor?
Bu olabilir mi?
6- Tarihte buna örnek
toplumlar var mı?
7- Tek tanrı dini:
İbrahim dininin tek yazılı kaynağı Tevrat'ın tekvin bölümüdür. Ama o da
İbrahim'den 1000 yıl kadar sonra kaleme alınmıştır. Yüzlerce yıl çok uzun
kuşaklar silsilesidir. Bir yüzylıla 4 kuşak sığdığına göre 40 kuşak boyunca
olay değiştirilmeden nasıl yazıya ulaşmıştır? Tevrat'a ne kadar inanabiliriz?
8- Kur'an ve İslam
Mitoljileri de Tevrat kadar önemli bir kaynaktır. Ama onlar da Tevrat yazılımından
en az 1600 yıl sonra kaleme alınmaya başlanmıştır. Tevrat yazılımı İsa'dan
önce 400 yıllarında sona erer. Kur'an 1000 yıl sonra kitaplaşır. Mütoljiler
ise daha sonra islam medeniyeti geliştikçe kitaplaşabilir. Bu kaynaklara
ne derece güvenilebilir? Aradaki Farklılıklar nasıl yorumlamlanabilir?
gibi bir çok genel ve ayrıntılara inen sorular akla gelir.
Tarihin gidiş kanunları
elde bulunmadıkça bu ayrıntılarda şaşalayıp yanlış yorumlara. düşmemek
elde değil. Ki sayısız Tevrat araştırmacısı bu yolda sapıtıp dehşetengiz
fikirler ürettiklerini sanıp yitmişlerdir. 6
Barbar yalan söylemeyi
bilmez. Hele orta barbarlık aşamasından önceki aşağı barbarlık aşaması
geleneklerini aşamayan göçebe barbar hiç bilemez. Yukarı kent barbarı bile
"kanun iffeti"ni herşeyin üzerinde tutar. Bugünkü anlamıyla kent barbarları
içinde yazılı kanun yoktur. Denenmiş, bütün hücreleriyle benimsenmiş gelenekcil
anayasa vardır. Kuşaklar boyu bilinen bu gelenekler unutulmamak için, daha
önemlisi en küçük bozulmaya uğratılmamak için vezinli-kafiyeli şiirler
halinde kolayca ezberleniverirdi. Ve totemcil geleneklerle kutlsallaşmıştı.
Şiirin ritmi bile bozulmadan gelişi bu yüzdendi. Eski sapiens insanın mağaralara
çizdikleri Totem resimleri hatırlansın: bügünkü ressamları şaşırtan realizimleri;
onlar için özel ressamlar yetişmesi hep totemin giderek kutsallaşması mekanizması
yüzündendir. Yukarı barbar içinde durum değişmemiş tersine kutsallık daha
da insan üstüleşmiştir.
Kur'anın tecvitle
okunmasında en ufak eksiğin bugün bile suç oluşu bu tarihsel gidiş kanunu
yüzündendir: Kur'an metinleri bu yüzden modern serbest nazım, şiirlerini
gölgede bırakan bir şarkı şiirselliğinde oluşmuştur. Kur'an bu yüzden hala,
eski totem ressamlarının yetiştirilmesi gibi özel- sesi- ruhu güzel hafızlara
okutulur. İstanbul 'un eski cami hafızları hele kafirlere nispet Sultanahmet
camii hafızları bu yüzden en kafir, en ateist insanın bile içine işleyebilecek
güzelikte, aslına uygun okuyan seçilmiş hafızlardan süzülüp seçile gelir.
"Kanun" sözcüğünün
latince aslında "Carmina": Mısra Grekçe'de "nomoys: şarkı kelimelerinden
gelişi bu yüzdendir.
İşlerini yalan dolanla
yürüten modern insan bilim adamı da olsa, bu gidişe akılı ermeyişi sadece
Tarihin gidiş kanunlarını bilmemesinden değil, barbar iffetinden geri dönülmez
bir uçurumla uzaklaşmış bulunuşundan ileri gelir. Boyuna agnostik (bilmemci)
kuşkularla konuşması da bu yüzdendir: burjuva bilgini ne kadar satılıksa
ve korkaksa o kadar inançsız ve uyduruk bir kişilik olur. Komün, insanını
(barbarı) anlaması ondan beklenemez.
Bu yüzden Tevrat'ı
da Kur'an'ı da kendisi gibi "uydurma" sayar.
Bu kutsallaşma perosesinin
tersten alerjik bir yansımasıdır aslında. Kutsallaşma modern burjuva aydınında
başka maddi çıkarlara kaydığı için, eski kutsal geleneklerin sırrını içinde
duymayışıdır dile gelen.
Bazılarımız da tam
tersine kutsallaştırmayı fazlaca abartır: Mistik dünyada uçar gider. Çünkü
maddi ve manevi çıkarlarını orada .bulur, Kutsallaşma prosesi bu tür kişilerde
yaşadığı olaylar çerçevesinde böyle işlemiştir.
Kimilerimizin Marksizmi
kutsallaştırması, dokunulmaz kılışı da bu prosenin yön değiştirmesiyle
olur. Sözüm ona tektanrı kutsallığını aşmış ama yüceltimini ideolojiyi
tapınçlaştırmaya kaydırmıştır...
Demek barbarın yalan
bilmezliği de kollektif emeğiyle beyninde örülürken kutsallaştırma gidişile
yalan bilmezliği garanti altına alınmıştır. Toplum geleneğine en küçük
ihanet barbarı ölümcül derecede rahatsız edişi bundandır. Vicdan dediğimiz
de bu kollektif emeğe altşuur ile bağlılıktan gelir. En vicdansız: Toplum
kuralı tanımazlarımızın bile bir gün yenildikleri şeyin vicdanları oluşu,
prosenin çok derinden işleyişile olur.
Bu yüzden Tevrat'a
Kur'an'a ve Mitolojilere kendimizden daha fazla inanabiliriz. Ancak kimi
yakaladığımız çelişkileri toplum biçimlerinin başkalaşımlarıyla açıklamaya
çalışmalıyız... Açıklıyamadığımız yerde uyudurmadır deyip bir kenara atışımız,
kendi zaaflarımızdan başka bir şey değildir. Bundan emin olabiliriz.
Tevrat ve Kur'an ve
mitolojiler elimizdeki biricik yazılı kaynaklardır. Ama bir de koskoca
insanlık tarihi incelemesinden çıkardığımız gidiş kanunları var. Tevrat
- Kur'an - Mitoloji olaylarını, tarihi olaylara vurarak da hipotezlerimizi
sağlamlaştırabiliriz.
Örneğin Tevrat, İbrahim'in
Tektanrıcı geleneklerinden 1500 yıl sonra kaleme alınırken elbette aradan
çok sular geçmiş toplum biçimleri yine Tevrat'tan anladığımız kadarıyla
sürekli başkalaşımlar geçirmiştir. Elbette Kur'an kadar aslına sadık kaleme
alınmamış olabilir. l500 yıl: 60 kuşak sonra o eski destansı anlatımlar,
çeviriler ve benzeri toplumsal baskılarla kısmen erozyona uğramış olabilir.
Ama bu Tevrat'ı önemli bir kaynak olmaktan çıkarmaz, sadece daha dikkatli
(kutsallaşma prosesinin tersten-yüzden gazabına uğramadan) ele alışımızı
gerektirir.
Mitolojiler de öyle:
kimi toplumlarda farklılaşmıştır. Tufan olayını İslami Araplar başka, yahudiler
başka, Türkler başka, Grekler başka anlatırlar. Her toplum tufanı kendi
sosyal akışına uydurmak zaruretiyle karşı karşıya bulunduğu benzer olaylar
yaşamıştır veya yaşayacaktır.
Demek asıl mesele
bir iki kaynağın müracaat edilebilir oluşu değildir; tümüyle insanlık tarihidir.
Her kaynak o gidiş içinde mutlaka değerini bulur. O gidiş kanunları elemizde
yoksa, en aslına sadık kaynak: Kur'an bile değerlendirilemez kalır...
Bir hipotez: Tufan
efsanesi Sümer'den kaynaklanır, ama her toplum bunu kendine göre alıp (rezonansa
gelip) toplumuna uygulamıştır; Ve bu uygulayışlar çoğu kez barbar: yazısız
aşamada olmuştur. "demek barbarlar da yalan dolan biliyorlar" Örnek: Türkler
Tufan, yaşamadıkları halde Tufan'ı yaşamış gibi gelenekleklerine geçirmişlerdir.
Evet Altay Türklerinin,
Sümer'e özgü Tufan'ı yaşaması olanaksızdır. Ama bu onların yalan söylediğini
göstermez. Komün toplumu, medeniyetler tarihi içinde (Türkler Semitler
gibi göçebe değiş tokuşuyla) yaşarsa, çocuk beyni gibi her gördüğü duyduğunu
sünger gibi emer. Ve kendi toplumuna uyarlar. Bu onun dünya tarihini hafızasına
kaydedişi ve yorumlayışıdır. Sonra bunları birbir kullanacak, medeniyete
geçişinde ona hız kazandıracaktır. 7-8 yaşındaki çocuk her gördüğü olayı
hafızasına kaydederken kendisine mal ederek kaydeder çünkü çocuğun yaşamaya
karşı duyduğu açlık veya potansiyel geleceği, onu yeni duyduğu ilginç olaylara
karşı manyetikleştirir. İnanılmaz bir patlama yaşayarak, kendi hayallerine
uygun gelen duyduğu gördüğü etkilendiği olayları kendi başından geçmişçesine
benimser ve anlatır. Bunu anlayamayan aileler, şaşkına dönerler: çocuğumuz
bir yalancı mı acaba diye kaygılanırlar. Ama çocuklarının yalancı olamayacağını
da sezerler. Fakat konuyu aydınlatamazlar. Tıpkı bunun gibi komün toplumu
da medeniyetlerden etkilendiği olayları, potansiyel geleceği veya kutsallaştırma
mekanizmasıyla sünger gibi emerek, benimseyerek kendi malı haline getirir.
Elbette yine bu bulunduğu aşamaya göre olur. Türkler'in Tutan benimseyişleri
de, onların benzer bir tarihsel devrim; medeniyete geçiş aşamasına hazırlandıkları
anlamında yorumlanmalıdır. Bu bir çeşit rüya gibidir: olmasını arzu ettiğimiz
olaylar rüyamıza girerler, kendi başımızdan geçmiş gibi. Barbarlar da medeniyete
geçiş aşamasına yaklaştıkça, tufan ve benzeri olayları toplumlarına mal
etmeye onların rüyalarını görmeye ve hayal etmeye başlarlar. Hemen her
barbar şefin, Osman Gazi'nin göğsünde ulu bir ağaç fışkırarak yeryüzüne
yayıldığını rüyasında görmesi bundandır.
Tevrat- İncil-Kur'an
prosesi Sümer medeniyet geleneklerinden etkilenişlerle doludur. Bunları
ayırdetmek için insanlık tarihi tümüyle gözönünde bulundurulmalı ve tarihin
gidiş kanunlarıyla tasnif edilmiş: Tarih'e uygulanmış bulunmalıdır.
Eğer tektanrı dini
medeniyet içinde doğmuş bulunsaydı, tıpkı İslam medeniyetinde olduğu gibi
en başta (akrabalık - komün ilişkilerine en büyük önemi verirse versin,
onların toplumcu - eşitcil geleneklerini Kur'an'a dek sokmuş bulunursa
bulunsun) en başta o kan bağlarını kılıçla kesip bir kenara atmak zorunda
kalmıştır. Medeniyet'e geçiş komünal bağların parçalanarak sınıflı topluma
çözülüşü prosesidir. Tektanrılı din de bunun ideoljisi olur. Ve antik tarih
lafla değil kılıçla ilerler.
Bu yüzden Tektanrılı,
öncelikle medeniyet diniyse, barbar geleneklerinden - sosyal yapısından
üstün bir ekonomik-sosyal ve kültürel sistem özelliği gösterir. Ve barbar
aşamalarla rezonans göstermesi çok karmaşık ve kendini ele veren bir gidiş
ile olur.
Türkler'in İslamiyete
girişi bu açıdan; İbrahim'i ve tektanrıcılığı anlamamız için iyi bir örnektir.
Türkler din konusunda
Semitlere pek benzediler.
Semitler'den İbrahim
adına bağlı göçebeler yakındoğu'da iki büyük Irak-Mısır medeniyetleri arasında:
İpek yolu üzerinde mekik dokudular; değiş-tokuş ve ilişkiler yaşadılar.
Türkler de göçebeydiler. Ve bu orjinal medeniyetlerden etkilendiler: Bu
etkileniş Sümerler'e ve Çin'in TSİN dinine dek uzanır. Oralara girmeden
Türklerin Tektanrılı müslüman oluşları sırasında kan bağları çözülüşüne
dikkat çekeceğiz ve bu etkilenişlerde toplum biçimi aşaması bakımından
rezonansların zorluğunu belirteceğiz.
İslam medeniyeti doğarken,
Arabistan'da birkaç Yahudi dışında herkes kankardeşiydi. Laf para etmeyince
Bedir Gazvesinde oğullarla atalar kılıç kılıca geldiler. Genç müslümanlar
yaşlı ataları dize getirdiler. İslamcılık bir yanda kendi gelişimi için
kan bağlarına sarılırken diğer yandan kan bağlarını kılıçla kesip atarak
gelişmek zorunda kalıyordu. Bu aslında komünün parçalanarak medeniyete:
Sınıfllı topluma çözülüşüydü. Kur'an, o çözülüşün kutsallaşmış hükümleri
ve öyküsüdür: Tarihsel devrim böyle işler.
Tek tanrılı islamın
Türk komün toplumuna etkisi de başka türlü işlemedi.
Tek tanrı dini islamlık,
Türklerde kan teşkilatlarını erite erite, askercil demokrasiyle seçilmiş
liderler yerine, babadan oğula geçen ırsi hükümdarlığı - sultanlığı geçirdi.
Müslüman olan ilk
Türkler henüz kankardeşidir "Çanak han" ilk müslümandır. ama ismini bile
müslüman yapmamıştır: " kara Han" diye anılır. Sonrakiler babadan oğula
iktidarı almazlar, Kan demokrasisine göre seçilirler. İsimleri müslüman
adıdır, ama babadan oğula mirasla değil kılıcı hakkına seçim yoluyla kabile
başına gelir.
Bu hanedansızlık,
Selçuklular'a dek sürer. Selçuk müslüman olunca "Kafir Türklerin ülkelerine
gazalar yaptı": yani kankadeşler savaştı.
Buna karşın Selçukoğullarında
bile: "biyat: benzeri" "itiba" yani seçim yolu kolay kolay aşılamadı. Selçuklular
1085 yılından sonra Bağdat'taki islam medeniyeti sembolü halifeden Menşur
alarak sultan kesildiler.
Tarihöncesi biliminin
(Morgan'ın) ortaya koyduğu realite böyle işler: Tektanrı dini medeniyet
diniyse yani Komün'e dışarıdan etki yaparsa komün'ü parçalamak zorundadır.
Ama bu kolay kolay gelişmez. Ve mutlaka kendince yazıya-kitabeye geçer.
Çünkü medeniyet etkileri eğer güçlüyse Selçuklularda olduğu gibi bir tarihsel
devrimle sonuçlanır. Ki bu yeni bir medeniyettir, destansız, yazısız kalmaz.
Eğer yazısızsa Tarihsel Devrimsiz'dir Medeniyet etkileri henüz kanbağlarını
(Komün'ü ) çözememiş demektir.
Yani Medeniyet ile
Komün'ün rezonansı zor işler: Burada yine Tarihöncesi (Komün) biliminin
başka bir realitesi ile karşılaşırız:
Komün hangi aşamadaysa
medeniyet etkilerini o aşamaya göre alır. Veya rezonans: Toplumcul uyuşma
karşılıklıdır. Komün kanbağları gibi, geleneklerini de kolay terkedemez.
Çünkü onları totemizim ile kutsallaştırmıştır. Yeni bir kutsallığa geçerkenki
yani eski totemini kesip yeni bir totem edinirkenki (en ilkel zamanlarındaki)
kolaylık görülmez, çünkü kutsallık prosesinde epey yol alınmıştır: Göçebe
de olsalar, medeniyet ve kutsallaşma binlerce yıllık ilerleme katederken
onların düşünce ve yaşamlarını etkiler.
Türkler anahanlık
sistemini Şamanizm biçiminde kutsallaştırmışken, Çin medeniyetinin "TSİN"
dininden etkilenmediler. Çünkü iki aşama arasındaki fark uçurumcul idi.
Türkler çoban: sürü ekonomisinde: babahanlıkta: Orta barbarlıkta iyice
güçlendikçe "TSİN" dininden etkilendiler. Anahanlık: Şamanizm: Aşağı Barbarlık:
Kadıncıl ilkel sosyalist bir düzendi. babahanlık ve sınıflı topluma karmış
TSİN dinile hiçbir rezonans olamadı. Ama Türklerin göçebe babahan dini
İLHANLIK ile TSİN dini Türkler Kentleşmeye - medeniyete yöneldikçe rezonansa
gelebildiler. Ve aralarındaki farklar silinmeye başladı. Ve ak-kara: erkek-kadın
çelişkileriyle kutsallaşma gökselleşti.
Türk-İslam ilişkilerinde
de yine aynı realitenin başka yansımalarını buluruz: Türkler göçebelikten
medeniyete yönelmişlerdi. Araplar islamlıkla Kent'ten medeniyete orjinal
geçiş yapıyorlardı. Pratikte Fars ve Bizans Medeniyetini ortadan kaldırma:
Ticaret ve Ganimet ile medeniyete geçme sezileri iki toplumu rezonansa
getirdi. Ve Türkler Tektanrıcı olmayı kendi aşamalarına uygun buldular.
Çünkü İslamlık da, en saf: temiz bir göçebe semit geleneğinin medenileştirilmiş
biçimiydi aslında. Nasıl göçebe İbrahim'in Tektanrıcı tutumu, Arabistan
Kent ve Göçebe toplumun yapısına uygun bir Tektanrı dini olmuşsa; tıpkı
onun gibi Arabistan'ın taze medenileştirilmiş İslamlığı da Göçebelikten
Medeniyete geçişe: Rönesansa hazırlanan Türkler'in toplum yapısına uygun
düşmüştür.
Morgan'ın Komün veya
Tarihöncesi bilimi iyice kavranıp Tarihe uygulanamadıkça İbrahim adına
bağlı semit göçebelerinin Tektanrıcı dinlerinin gelişimi: Tevrat'da, İncil'de,
Kur'an'da, gelenekleri de anlaşılamaz kalır.
İmdi İbrahim'in yaşadığı
toplum biçimine yaşadığı tarihi prose içinde bakalım.
İbrahim önce Abram'dır.
Ve Irak medeniyeti ile Hitit-Finike ve Mısır Medeniyetleri arasında göçebelik
ve ticaret yapar. Tevrat bunun kuşaklar boyunca geliştiğini kuşkuya yer
bırakmayacak açıklıkta defalarca anlatır:
Ve Terah oğlu Abram'ı
ve Haranın oğlu, torunu lut'u ve gelini ..Saray'ı (Abram'ın karısını beraber
aldı; ve Kenan diyarına gitmek üzere kildanilerin Ur şehrinden onlarla
çıktı; ve Haran'a geldiler, ve orada oturdular.
Ve Terah'ın günleri
235 yıl oldu; ve Terah Haran'da öldü" "Ve Abram karısı, Saray'ı ve kardeşinin
(Haran'ın) oğlu Lut'u ve Haran 'da kazanmış oldukları bütün mallarını ve
edinmiş oldukları bütün canları aldı ve Kenan diyarına gitmek üzere çıktılar;
ve kenan diyarına geldiler.
"Ve Abram gitgide
Cenup'a doğru göç ediyordu. Ve memlekette kıtlık oldu; ve Abram orada misafir
olmak üzere Mısıra gitti"
"Ve Abram, Lut
da beraberinde olduğu halde, kendisi ve karısı ve kendisine ait olan her
şey, Mrsır'dan Cenub'a (tekrar geldikleri yere doğru) yola çıktılar; ve..."
Nuh'un oğlu Sam'ın soyundan
geldiklerine inanılıyor. Samoğuulları, Nuh'u uzak ata bellemişler, veya
o efsane köküne bağlanmak kendilerine uygun düşmüş.
Bu Samoğuları'nının
Orta Barbar: Göçebe aşamaları neçedir? Hangi proseyi işler?
Ve Abram sürülerde,
gümüşte ve altında çok zengindi. Ve konaktan konağa göçerek Cenub'tan Beyt-el'e
Bey el ile Ay arasında başlangıçta çadırının olduğu yere kadar, evvelce
orada yapmış olduğu sunağın yerine kadar gitti."
"Abramla beraber
giden lut'un da koyunları ve sığırları ve çadırları vardı. Ve birlikte
oturmak için yer onları taşıyamıyordu; çünkü onların malları çoktu ve birlikte
oturamıyorlardı"
"Ve Abram Lut'a
dedi: rica ederim, benim senin aranda ve çobanlarımız arasında çekişme
olmasın
"Ve lüt bütün Erden
Havzasını kendisine seçti. Ve Şarka doğru göç etti ve biribirinden ayrıldılar.
" (Tekvin Bap 13) 7
Gayet açık ve ayrıntılarıyla
verilmiş. Çadırda yaşıyorlar ve sürekli göçüyorlar. Her birinin de koyun
sığır-eşek sürüleri-çobanları, yanaşmaları ve savaşıçı etrafları var. Ve
fakir değiller. Ticaret yapıyorlar Ve ticaretleri basit değiş-Tokuş ilkelliğini
çoktan aşmış. Bu göçlerini ticaret ve sürü uğruna yapıyorlar. Bilerek karar
veriyorlar Kenan'a gelmeyi. Çünkü Orta Ticaret Yolu'nun en işlek dört yol
ağzıdır ulaştıkları yer. Medeniyetler arası ticaret ve sürü (çobancılık) köprüsünü oluşturmuşlar.
Kendilerine özgü bir
gidişleri olsa da Orta Asya Göçebe Türkler'e çok benzerler.
Türkler Anahanlık
(Aşağı barbarlık) geleneklerini taşıyan ama medeniyete yönelmiş. Göçebelerdir.
İbrahim (Abram) adına bağlı göçebeler de aynısı: Anahan geleneklerini (yakarak
çocuk kurban etme) henüz aşamamışlar; İbrahim'in "mucize"si: toplumuna
aşağı barbar gelenekleri bıraktırabilmesi ve Medeniyete Yönelebilmesi oluyor.
Sırayla kısa işleyelim:
1- Öncelikle hepsi
kankardeş akrabadırlar.
"Ve Terah 70 yıl
yaşadı ve Abram'ın Nahor'un ve Haran'ın babası oldu:
" ve Haran Lut'un
babası oldu.
"Abramın karısının
adı Saray, ve Nahor'un karısının adı Milka idi; o, milka'nın babası, ve
İska'nın babası olan Haranın kızı idi."
"Abram Nahor ve Harran
kardeş Karıları ise Haran'ın kızları Yani kardeş çocuklarıyla evleniyorlar.
2- Aile biçimleri
de zamanla gelişiyor. Önceleri Aşağı barbarlıkta görülebilecek cinsel yasaksız
toplum özellikleri bile gösteriyorlar: Lut kızlarıyla yatabiliyor:
Tevrat bu olaydan bin yıl sonra
yazıldığı için tek eşli babahanlık iyice yerleşince cinsel yasaklarla gelişen
aile biçimleri bilinmediği için babahan gelenekli tevrat yazıcılları olayı
"Lut'a şarap içirmek, sarhoşluk bahanesine bağlamak zorunda kalıyorlar.
İbrahim'in karısını
Firavun'a "kızkardeşimdir", diye vermesine de pek akıl erdiremedikleri
için Tevrat yazıcları; içinde bulundukları, cinsel yasak aşamalarından,
yani daha gelişkin, tek karılı aieleye doğru yöneldiklerinden ötürü İbrahim
in karısını "kardeşimin", diye Krallara verişini "öldürülme" korkusuna
bağlıyorlar. Oysa İbrahim'in Gerar Kralı'na verdiği yanıt onların aşağı
barbar geleneklerini yaşadıklarını, henüz ilkel ortak aile biçimini aşamadıklarını
anlatır:
" Ve ( Gerar Kralı)
Abimelek ibrahim'e dedi: ne gördün de bu işi yaptın?
Ve İbrahim dedi:
Çünkü gerçekten burada Allah korkusu yoktur; ve karım yüzünden beni öldürecekler,
dedim. Ve gerçekten de kızkardeşimdir; kendisi babamın kızıdır, Fakat
annemin kızı değieldir; ve benim karım oldu."
Demek aynı ana râhminden
uzaklaşma olsa da Aile biçimini aşılmak üzeredir.
İbrahim'in oğlu İshak
zamanında da İbrahimin öğütüyle anadan uzaklaşma geleneği sürer:
" İçinde oturmakta olduğun Kenanlıların kızlarından oğluma kadın almayacaksın. Fakat benim memletime ve akrabama gideceksin ve oğlum İshak için bir kadını alacaksın." Ve yanaşmasına yemin ettirir. Yanaşma kalkıp Mezopotamya'ya Nahor'un şehrine gitti. Ve İbrahim'in kardeşi Nahor'un oğlu Beutel'in kızı Rebakaa'yı İshak'a karısı olarak aldı.
Hatırlayalım Saray, İbrahim'in
kardeşi Harran'ın kızı. Yine kardeşi Nahor oğlunun kızını kendi oğluna
gelin yapıyor. Kenanlılar, anasoylu olduğu için geri buluyor. Baba soyuna
yöneliyor. Bu yüzden, Hem akrabalık hem de cinsel yasak bakımından ana
rahminden uzaklaşma sürer. Besbellidir ki hep ilkin, aynı ana rahminden
gelenlerin birbiriyle yatışı yasaklanmıştır. Bu bize ilk cinsel yasağın
anayla yatmamak biçiminde geliştiğini de çağrıştırır. Lut kızlarıyla yatar
ama anaların erkek çocuklarıyla yattığı hiç bir kutsal Kitap ve belgede
yer almaz. Morgan ve sonrası antropolojik incelemelerde de anayla yatma
ağıza bile alınmazken baba ile yatma seyrek de olsa uzun yıllar devam etmiştir.
Demek İbrahim göçebeleri henüz bu denli aşağı barbar gelenekli ve aile
biçimlidirler. Çünkü henüz İsa'dan önce 2000'leri yaşarlar. Lut'un kızlarından
olan Moab ve Ammon oğularıyla olan çelişkiler hep Aşağı ve Orta barbar
çelişkileridir.
Bu gelenek Samoğularında
uzun yıllar sürer İsrail (Yakup) oğullarında bile batıp çıkarak görünür.
Ammonoğulları anahan yanlıdır, İsrail oğulları babahan yanlıdır.
3- Aşağı barbar geleneği
(tanrılara yakarak çocuk kurban etme geleneği) İbrahim zamanında kaldırılmaya
başlasa da yeniden etkinlik yollarını bulur:
"Allah İbrahimi deneyip ona dedi: Ey İbrahim; şimdi oğlun İshak'ı al ve Moriya diyarına git, ve orada sana söyleyeceğim dağların biri üzerinde yakılan kurban olarak takdim et.
İbrahim oğlunu kurban
etme yerine, göçebeliğe geçtiklerinin sembolü olan koç'u kurban eder. Ancak
Kenanlılar neredeyse anahan geleneklerinde kastlaşmışlardır. Bu İsrailoğullarından
ve daha sonra bile etkilerini göstererek, aynı ilk çocuğu kurban etme geleneklerini
yeniden canlandırır.
Ammanoğulları ve Moablılar
LuYun kızlarından olan erkek çocukların soyundadırlar ve etkisiyle anahan:
aşağı barbar geleneklidirler. İbrahim bu çelişkiyle aşağı barbarlığın geleneklerini
aşar; orta Barbar sürü ekonomisine uygun sosyal düzen arayışına girer.
Ama toplumu henüz o aşamayı hazmedemez. İbrahim ölünce geriye dönüşler
olur: Tevrat, Hakimler, bap 30, da İsrailoğlu Yetfah, Ammanoğullarını yenerse,
kendisinin evinde ilk karşılamaya geleni yakılan kurban edeceğine söz verir.
Yeni kuşaklar iyiçe yoldan çıkarlar:
Yine Tevrat, Yeramnya
Bap 7'de:
" Oğularını ve
kızlarını ateşte yakmak için Hınnamoğlu deresindeki Tafette yüksek yerlerini
yaptılar; bunu ben emretmedim, aklımdan da geçmedi. Bundan dolayı, işte
rab diyor: Günler geliyor ki artık oraya "Tafet ve Hinnan oğlu deresi değil,
ancak boğazlanma deresi denilecek", deniyor ve Allah'ın gazabı dile getiriliyor.
Yola gelmediklerini gören Allah bile öğüt vermekten vazgeçip belanızı bulun
diyor:
"Rab ben olduğumu
bilsinler diye her ilk doğan ateşten geçirerek sunduklarıyla onları murdar
ettim (lanetledim)"
Barbarlık ne denli ticaret
ve sürüyle uğraşırsa uğraşsın kendi içine fazlaca kapalı kaldı mı geleneklerinde
böyle kastlaşabilir. Çünkü anahanlıktaki kutsallaştırmalar oldukça uzun
sürerek derin izler yaratmıştır. Kolayca aşılamaz. İbrahim göçebeleri daha
hareketli ve medeniyete yönelikti. Tarihsel görevleri aşağı barbarlık geleneklerini
aşıp göçebelikten medeniyete yönelişti. Bu zorlu aşama İbrahimi kendi toplumu
içinde kutsallaştıracak düşünce ve davranış sentezlerine ulaştırdı. Sonra
gelenler Mısır medeniyetine Hiksoslar adıyla anılan tarihsel devrime karışıtılar;
medeniyet gördüler. Sonra yeniden Kenan ülkesine geri gelip orada fetihlerle
güçlenip kendi içlerine kapandılar. İbrahim'in sentezlerini geliştiremeyince
geriye dönüş yaptılar. Bunda Kenanlıların - Moablıların ve Ammonoğullarının
etkisi oldu.
4- İbrahim Göçebelerinde
Medeniyet'e geçiş: kanbağlarının çözülüşü yok:
İbrahim zamandaki
samoğullarında kan bağlarını çözen bir medeniyete geçişin izine dahi rastlayamıyoruz.
Tersine İbrahim daima derleyici; sadece kankardeşleri baba soyuna göçebeliğe
daha sonra da medeniyete doğru sürükleyerek aşağı barbar geleneklerinden
kurtarmak istiyor. Çünkü Mısır-Irak medeniyetleriyle yaptığı ticarette,
geri ilişkiler medeniyetleri ürkütüyor. Aşağı barbarlık medeniyet ile rezönans
bulamıyor ve ticaret aksıyor. Göçebelik medeniyetin ticaret yollarındaki
vurucu güçlüğüne uygun düşüyor.
İşte bu üçlü koeksiztans
ve Medeniyet'e yöneliş saf barbar zekasında en ülkücü yeni fikirleri kutsallaştırıyor.
Üç konağı bir arada
yaşayan İbrahim'in tek dileği: toplumunu aşağı barbarlıktan kurtararak
göçebe toplumu olarak samoğularının birliğini sağlayıp, Ticeret yollarında
çoğalıp yoğunlaşmak ve medeniyete geçmek, bu üçlü tarihsel görevin dinamizmi,
İbrahim'in sentezlerinin kutsallık mekânizması oluyor.
Ama İbrahim zamanı
medeniyete yönelmiş göçebeleri, ancak zor kötek aşağı barbar aşamadan kurtarıp,
Güney Ticaret Yolu üzerinde Hicaz'da ve Filistin dört yol ağızında ilerideki
kentlere tohum olabilecek ölçüde karargahlaştırabiliyor: Kanbağlarını çözmüyor:
İbrahim dört büyük
olayda da derleyici davranıyor:
1-. Lut ile kavga
etmiyor: Sürülere yer yetmeyince kendi güneye Lut'u doğuya yöneltiyor.
Lut kentçikler arası savaşta esir düşünce onu askercil savaşla kurtarıyor.
Sadom ve Gamorah kentlerindeki Lut'un sorunlarıyla ilgileniyor. (Tekvin
bap 13-19)
2- Cariye: Hacer'den
olma İsmail'i ve Annesi Hacer'i Güney Ticaret Yolu üzerindeki Hücaz'da
Mekke'nin olduğu yerde Arada bir yoklayıp kabe'nin kuruluşuna ön ayak oluyor:
orada karargahlaşıp züriyetinin gelişmesini hedefliyor. (İslam'a göre Hacer'den
olma İsmail'i) aşağı barbar geleneklerine göre kurban etmekten vazgeçme
senztezini gösteriyor: geleneklerin zincirlerini kırıyor: Ve elindeki sürüden
bir koç'u kurban edecek kadar hangi aşamada bulunduğunu anlıyor ve toplumuna
benimsetiyor (Bap:22)
3- İshak oğlunun aşağı
barbar anahan (Astarte ) geleneklerine saplanıp kalmış. Batı samilerinden
Kenanlılar'dan kız almasını engelliyor; Anasoylu lut'un kızlarından alanlara
yönelmiyor; baba soylu erkek kardeşi Nahor'un oğlunun kızına: Rabeka'ya
yönelip o'nu gelin yapıyor.
Bu 4 olay ve benzeri
olaylar da gösteriyorki İbrahim göçebelerinin medeniyete çözülmeye değil,
aşağı barbar aşamadan göçebeliğe geçmek için ve göçebelikten medeniyete
yönelmek için birleşme ve çoğalmaya ihtiyaçları var:
1- Çünkü medeniyet
ile rezonans'a göçebelik uygun düşer: hem ürkütücü - avcı - ticaretten
anlamaz aşağı barbar geridir, hem de orta barbar kentli kadar uyanık -
medeniyete rakip değildir. Medeniyet için en uygunu göçebedir:
" Ve olur ki Firavun
sizi çağırır ve işiniz nedir? der:
Siz de çocukluktan
şimdiye kadar hem biz hem babalarımız kulların, davar adamlarıdır, diyin
ki, Gkoşen vilayetinde oturasınız; çünkü Mısırlılar için her çoban Mekruktur"
(Hiksoslar adıyla anılan
tarihsel devrime katıldıkları anlaşılan Yakup (İsrail) ve oğullarının kendi
aralarındaki söyleşmesi bu: Yusuf babasını ve kardeşlerini öğütler.)
2- İbrahim'in ve sonra
gelen oğul ve torunlarının dilekleri hep aynıdır: Birleşmek - çoğalmak
- aşağı barbar aşamayı geride bırakıp göçebeleşmek ve medeniyete yönelmek:
Bu medeniyet etkisinde tarihsel devrim rüyasına yatmaktan başka birşey
değildir. Bunun için çoğalmak ve derlenmek gerekir:
3- İbrahim'in yakın torunları
Yakup (İsrail) oğullarında ve uzak torunları Musa zamanıda bile durumu
fazla değişmemiştir.
Ancak İbrahim'den
bin yıl kadar sonra İ.Ö 900 ve 800 yıllarında İbrani yazısı gelişebiliyor.
Tevrat da bundan sonra kaleme alınabiliyor. Bu tarihlerde İsrailoğullarında
babadan oğula geçen ilk Krallık- Sultanlık görülüyor:
İ.Ö.1002- 962: Kral
Davut. Sonra Davut'un oğlu Süleyman, Kral oluyor: İ. Ö 962-922.
İsrailoğulları bu
dönemde saraylaşır - tapınaklaşır ve kentleşirler. Bundan önce, İsrailoğullarında
Krallık yoktur. Herşey Allah'ındır. Peygamberler de gönül rızasıyla seçilmişler
veya kabul edilmişler kabilelerini yönetebilmişlerdir.
Tevrat şöyle bir gözden
geçirilirse dahi, İbrahim zamanı göçebeleriyle, Davut Süleyman Krallığı
zamanındaki olayların çobanlıktan kentleşmeye: fetihlerle rönesanslarla
kentleşmeye gidiş oluğu anlaşılır.
İbrahim zamanında
oturukluk, tarım ekonomisi yoktur. Bu yüzden kan bağlarının çözülüşü değil,
anahanlık geleneklerinin eriyişi ve çobanlıkla çelişkiler vardır.
Buraya kadar bu geriye
çeken çelişkilere değindik. Diyalektiğin sadece bu yüzüyle ilgilenirsek
İbrahim göçebelerinin dolayısıyla kutsallaştırma: Tanrısallık gidişlerini
anlayamayız.
İbrahim'in ve adına
bağlı göçebelerin, aşağı barbar: anacıl hukuku gelenekleri kesip atma dinamizmleri
sürü ekonomisi ve medeniyetlerle olan ticaretlerinden kaynaklanır. Bu ileri
ekonomi ve yaşam biçimi, İbrahim göçebelerinin yüzünü medeniyete döndüklerinin
en büyük delilidir:
1- " Ve onun koyunları,
sığırları, eşekleri ve köleleri diri, cariyeleri ve dişi eşekleri ve develeri
oldu."
" Ve Abram sürülerde,
gümüşte ve altında zengindi Ve konaktan konağa göçerek Cenuptan Beyt-el'e
(....)"
Sürü verimliliği ve zenginliği
dururken, aşağı barbarlığın çömlekçilğine ve avcılığına neden geri dönülsün?
Tarih daima ileriye akacaktır. Ama lut'un kızları ve onların zürriyetinden
olan Moablılar Ammanoğulları ve Rebeka'dan olma İshak'ın büyük oğlu Esav
avcılığa dönmüştür. Bu anaların baskın çıkışıyla ana hukuku ve ekonomisinin
üste gelişi veya hiç değilse geleneklerinin üste gelişi olmalıdır. Fakat
İbrahim göçebe ticaretinde ve medineyete yönelişte kesin kararlıdır.
2- Diyalektiğin sadece
bu yüzüyle konuşursak İbrahim göçerlerini ve din anlayışlarını yine anlayamamış
ve anlatamamış oluruz. İbrahim'in ticareti tefeci-bezirgan vurgunculuğu
değildir:
a-" Ve Sodom kralı Abram'a dedi: Canları bana ver ve malı kendine al. Ve Abram Sodom kralına dedi: Göklerin ve yerin sahibi yüce Allah'a, Rabbe, ne bir iplik ve bir çarık bağı, ne de sana ait olan bir şeyi almamağa yemin ettim, ta ki: Abram'ı zengin ettim, demeyesin. Ancak gençlerin yediklerinden, ve benimle giden adamların, Aner, Eşkal ve Mamre'nin payından başkası bana olmasın; bunlar payların alsınlar".
b-) Sözünün eri, kankardeş düşkünü ve Savaşçıdır: yanında yanaşmaları - askerleri - silahları oymakları vardır. Ancak henüz Fetih: tarihsel devrim ganimet yapacak stratejiyi güdecek medeniyete - devlete geçecek aşamada bulunmazlar; savunmada ve genellikle medeniyetlere karşı ricat içindedirler. Sodom Kralına-Mısır Firavun'una satılmazlar ve başları sıkışmadıkça saldırmazlar; Sodom ile uzlaşmalarının ana karakteri bunu gösterir. Ama saldırılıp ısırıldıkları zaman da köleleşeceklerine ölümleri göze alıp ileri atılırlar:
"Ve Abram kardeşi
oğlu lut'un esir alınmış olduğunu işitince, evinde doğup talim edilmiş
olan 318 uşağını çıkardı, Budan'a kadar kovaladı"
" Ve bütün malı,
hem de lut'u ve onun malını hem de kadınları ve halkı geri getirdi, (Tekvin
bap 145)
İbrahim'in vurdukları
az değildi: Filistin'in doğusunda yerleşik kentçiklerin krallarıydılar
ve Sodom ve Gomarah'a Tarihsel Devrim denemeleri yapıyorlardı:" Ve Abramı
Kendorlomen omer ve beraberinde olan kralları vurup döndükten sonra...",
(Tekvin Bap 14) [Kitabı Mukaddes:1958 İstanbul İbrani-
Yunani- Keldani 'den tercüme.]
3-İbrahim sabırla-
ilerlediği yolunda: göçebelikte pekişir:
a-) Abram'ın ve karısı
Saray'ın adları bile değişecek kadar çoğalıp güçlenirler:
"Ve birçok milletin
babası olacaksın Ve adın artık Abram: Yüca baba diye çağrılmayacak. Fakat
adın İbrahim: Cumhur'un babası olacak; çünkü seni birçok kavimlerin babası
ettim. "
Ve Allah lbrahim'e
dedi: Senin karın Saray'a gelince, onun adını Saray diye çağırmayacaksın,
fakat onun adı: Sara: (Prenses: Cumhur'un anası) olacaktır. "
" Ve O'u mübarek
kılacağım ve kavimlerin anası olacaktır; kavimlerin kralları ondan olacaklardır.
"
b-) İbrahim ve adına bağlı göçebeler allah'ın ahdi üzerine sünnet olurlar. İbrahim 99 yaşında İsmail 13 ündedir. Sünnet artık Allah hükmü olur. İbrahim artık allah hükümlerini açık açık yaymaya ve uygulatmaya başlar:
"Ve Allah İbrahime
dedi: Ve sen ve senden sonra zürriyetin nesillerince (sünnet ) ahdimi tutacaksınız.
"Aranızda her erkek
sünnet olunacaktır"
"Ve sizinle benim
aramdaki ahdin alameti (nişanesi) olacaktır"
"Ahdim ebedi bir
ahit olarak sizin etinizde olacaktır" Ve İbrahim kendisini ve yandaşlarının
hepsini "O günde gulfeleri etinde sünnet etti". (Bap 17- Tekvin)
4- İbrahim Medenileşmek
üzere yönünü Sodom ve Gamorah kent medeniyetlerine döner. Doğu'da ölüdeniz:
lut gölü olarak bilinen yere yakın olan bu kentler çökkün - yozlaşmıştır.
Ve lut onlarla tuz ve göçebe ticareti yapmaktadır. İç tezatları iyice bilinmektedir.
İbrahim'den önce daha doğudaki kentler ve barbarlar bu şehirlere sürekli
akın etmektedirler (Tekvin Bap 14) İbrahim Tevrat Tekvin bap 19'dan anlaşıldığına
göre bu kentleri gözüne kestirmiştir ama o kentleri almağa değer bulmaz;
çünkü aşırı yozlaşmışlardır ve İbrahim göçebelerinin ufkunu daraltıcıdır.
İbrahim ile Allah
arasında geçen tartışma aslında kendisi ve lut arasındaki tartışmadır.
Bu kentleri ele geçirmek için önce 50 adam, sonra 40-30-20 ve l0 adam ararlar
fakat bulamazlar; medeniyet insanı bu derecede yozlaştırıp çürütmüştür.
En sonunda Lut'un yakınlarıyla birlikte bu kentleri terketmesi en uygun
çare olarak bulunur.
Ve allah bu kentleri
yokeder: Şüphesiz ki çevre kent ve barbarlarınca bu kentler yok edilir.
Başka çare de yoktur. Lanetlenmiş kentlerdir.
5- İbrahim'in ufku
geniştir: Irak-Fenike Mısır medeniyetlerinden ve Filistin'deki kentçiklerine
tarihsel devrim yapacak güçte olmadığını çok iyi kavrar. Filistinde: ticaret
dört yol ağzında karargahlaşmış ve güçlenmiştir. Toplumun şefi olarak öne
çıkıp, prensiplerini güçlendirmiş, tartışmasız lider olmuştur.
Sıra kesin prensiplerle
göçebeliği pekiştirmeye gelmiştir. İbraim ve Sara adı ve Sünnet olayı bunun
en kesin delilerde ilerleyişi olur.
Sodom ve Gamorah kentlerinden
geri durması da, bu stratejik gidişine uygun başarıyla geçtiği bir sınav
olmuştur. Sabırlı - alçak gönüllü ve uzun vadelidir.
Besbellidir ki İbrahim;
zamanının olaylarını en iyi değerlendiren ve kendi toplumunu o dar boğazlardan
geçirebilen ender bir liderdir. Anahanlığı da - Göçebeliği de - Medeniyeti
de anlar: toplumdan ileriye fırlayışı ve Yahudiler'e Araplar'a da ata oluşu
boşuna değildir.
Göçebelikten geri
dönüşü tıkayan başka bir keskin prensibi de kurban olur. Artık tanrıya
insan değil hayvan kurban edilecektir: (Tevvin Bap 22)
Bundan sonra sıra
medenileşmeye tarihsel devrim'e gelmiştir ama İbrahim için de vakit dolmuştur.
En uygun'u Filistin'de karargahlaşıp yarı kentleşip yarı göçebe ticaretiyle
güçlenmektir. Ama İbrahim Mezopotamya'dan beri izlediği ve uğraştığı ticaret
yollarından derslerini almıştır: tıpkı dört yol ağzı Filistin gibi önemli
bir ticaret yolu daha vardır: Hicazdan Umman'a açılan Güney Ticaret Yolu.
Sapadır ama tam da göçebelere uygundur. Cariyesi Hacer'i ve oğlu İsmaili
buraya yerleştirir. Kabe burada kurulur. Kentleşme bu tohumdan fışkırır.
İbrahin'in stratejisi tutar. Ama kendisi bunu göremez.
İbrahim, kendi toplumu
içinde hayvanlıktan çıkarak insan toplumu olmanın sancılarını etinde kemiğinde
duymakla kalmamış; medeniyetin insan toplumunu çürüterek hayvanlaştırdığını
da acıyla görüp yaşamıştır. Aşağı barbar ve Orta Barbar aşamada bilinçsiz
barbar da sık sık hayvanlaşır. Onları gütmek, belirli hedeflere yöneltmek
tasavvur edilemeyecek kadar zorluklar getirmiş olabileceği Komün bilimi
için akıldan çıkarılmaması gereken bir realitedir. Yine bunun gibi barbar
yıkıcı - yağmacı - hayvancıl (altşuurlu) olduğu kadar, medeniyetin, insanı
çürüterek - korkaklaştırarak aşağılatışına da acıyarak - tiksinerek bakacak
kadar insancıl moral değer taşır.
İşte bu çelişkiler
yoğunluğu: Aşağı Barbar - Orta Barbar. Toplum biçimleriyle medeniyet ilişkilerini
yaşayarak; erken medeniyete geçiş zorlamalarına karşı sabırla mücadele
ettiği kadar, geç medenileşmeye de karşı mücadele vererek toplumuna uygun
başkalaşımları adım adım keşfederek işlemek ustalığını getirmiştir. Ibrahim'in
determinizmi budur. İbrahim tarihsel görevini yani bu determinizmi yakalamış
ve ona ayak uydurabilmiştir.
Demek İbrahim gerçek
bir önderdir. Antik Tarihte bu tür önderlikler peygamberlikle taçlanırlardı.
İbrahim de öyle olmuştur. Bunda şaşılacak hiç bir yan yoktur.
Her peygamber'in mitolojik
mucizeleri; toplum biçimleri gelişimi içinde kendisine bir yer açabiliyor
veya o realitelere karşılık düşebiliyorsa o peygamber gerçekten de peygamberdir.
Modern Çağda da "Deha"ların
gerçeklikleri, gösterdikleri keşifler ölçüsünde olmaz mı? Her dahi'nin
mucizevi bir keşfi ve o yolda geliştirdiği teori-pratiği olur. Marks -
Engels - Leninler öylesine mucizevidirler. Stalin gibiler onların eserlerini
sürdüremeyip berbat ettikleri ölçüsünde yalancı peygamber kesilmişlerdir...
Peygamberler'e Allah
tarafından melekler veya doğrudan ilhamla - sesle - rüyayla vahiyler: yaşadıkları
toplumsal sorunların yorum ve çözümleri iner. İşin kutsallaştırılmış mistik
gelenek yanına büyülenmezsek, çıplacık gerçek şu olur: Tarihsel determinizm,
kişiyi belirli toplumsal berzahlarda, dar geçitlerde olgunlaştırır; belli
olgunluk yaşlarında da sorunları, yorumlama ve çözümlere uğratma sentezlerini
yakalatır. Kişi'nin bunu içinde duyup dillendirmesi ve pratiğe geçirmesi
o kişinin mucizesi veya "yeteneği" veya dehası olur. Eğer o kişi kutsallaştırma
prosesi (antik tarih vaya o aşamaya denk düşen geri toplumlar) içindeyse
kendisini peygamberlik içinde bulur. Bunu hem kendisi hem de toplumu doğal
olarak elele büyütürler. Tıpkı modern çağdaki liderleri büyüttüğümüz ve
çoğu zaman ululaştırdığımız gibi. Onlara peygamber sıfatını yakıştırmayışımız,
Allah'ı bir kenara bırakışımız (laikliğimiz) önemli değildir. Toplumsal
ve kişisel düşünce mekanizmamız aynı prosenin devamıdır..
İbrahim'in sentezleri
veya tarihsel görevleri azımsanacak buluşlar mıdır?
1- Aşağı Barbarlık
geleneklerini kesip atmak
2- Orta Barbar: göçebe
ekonomisine geçmek
3- Medeniyet'e yönelmek:
Medeniyet ile, ticaret ilişikilerini ve tarihsel devrim potansiyelini dengede
tutup yerli yerinde götürmek. Geleceği tektanrı dini biçiminde (Tarihsel
Devrim ideali olarak miras) bırakmak.
4- Her yanda sunaklar;
karargahlar kurarak Filistin'de kentleşmeye yönelmek: dört yolağızını tutmak.
5- Güney Ticaret Yolu
üzerinde Hicaz'da karargah: kent tohumunu: kabe temellerini atmak: Tarihsel
Devrim tohumlarını - ideallerini ekmek.
Bu tarihsel görevleri
Abram'ı İbrahim yapmıştır. Kabile'nin "Yüce baba"lığından Kavimler Babası:
Ümmet Atalığına yükseltmiştir.
Yukarıdaki görevlerinde
hiçbir uydurma ve yakıştıma bir yan bulamazsınız. Tarihsel gelişim içinde
Finike - Filisitin - Sodom - Gamora ve benzer kentlerin - Arabistan'ın
- Yemen'in - Habeş'in ve bunları kuşatan Irak ve Mısır medeneyetlerinin
aşamaları bellidir. Ve tüm tarihsel gelişmeye uygun düşmektedir.
Ancak Tevrat 'ta olmayan,
fakat Kur'an da ve İslâm mitoljisinde olan bazı olaylar gibi, İbrahim'in
Hacer ve İsmail ile birlikte Hicaz'da Kâbe'yi kurduğu olayı yer almıyor.
Tevrat şu kadarını
iliştiriyor:
" Ve o, insanlar
arasında yabani adam olacaktır; onun eli herkese karşı, Ve herkesin eli
ona karşı olacak ve bütün kardeşlerinin şarkında sakin olacaktır." (Tekvin
Bap 16)
" Kavimlerine göre
12 bey idiler. (İsmailoğulları)"
" Ve İsmail'in
ömrünün yılları 137 yıl dır.
" Ve Havila'dan
Şur'a kadar (ki bu Asur'a giderken Mısır'ın önündedir) oturdular.
"O bütün kardeşlerinin
karşısında yerleşti"
Tevrat Hacer ve İsmail
hakkında kesin bilgiler vermiyor, veremiyor. Oysa olaydan bin yıl sonra
yazılmasına karşın vermesi, bilgilenmiş olması akla yatkın geliyor. Ama
daha başından beri İsrail oğullarında Sara'dan ve İbrahim'den gelme baskılarla
bu konuda sansür mekanizması, Sara dolayısıyla kötüleme yoluyla işlemiş
bulunuyor.
Tevrat'taki şu sözcükler
bu sansür'ün karşılığı oluyor: "yabani" "herkese karşı", "kardeşlerine
karşı"... neden? Kabahat Sara ve İbrahim'de değil; İsmail'de. Oysa madur
olan İsmail; hak dinine sahip olarak arayıp sormaları gerekmez mi? Hayır!
kabile geleneği, kendisine "karşı olan" olanlara karşıdır. Oysa Bap 17'de
İsmail'de "Mubarek" kılınmıştı..
Bu yüzden İbrahim
bile, anahan Sara'nın düşmanlığına karşı duramıyor; belki yerini bile tam
söylemediği Hicaz dağları arasında yerleştiriyor; Sara'nın gözü önünde,
Beer-Şeba'da, veya "Paran," da bırakmıyor, Hacer ve İsmail'i.
İbrahim, Irak-Mısır
medeniyetleri arasındaki ticaret yollarını karış karış dolaşıp incelemiş
bir strateji ustası. Keskin sezileri ve merak O'nu Adem'den beri bilinen
geleneksel Güney Ticaret Yolu üzerindeki Hicaz'a kadar, eğer İsmail olayına
dek götürmemişse; İsmail olayı buna vesile olmuştur. O zamanlar Medeniyet
en az 2-3 bin yıldır tarihsel devrimler kontejanlarını kullana kullana
azalttığı ve Basra Körfezi'nden Ummam Denizi'ne bağlı Orta Ticaret Yolu
üzerinde neredeyse kastlaşıp taşlaştığı ve kent kargaşalarıyla bu yolu
tıkadığı için, İbrahim Güney Ticaret Yolu'nu yoklamadan duramazdı.
Bu yüzden bu gerçeği
Kur'an ve İslâm Mitolojisi: Kutsal Tarih (İbni Abbas ve İbni kelbi) dile
getirdi:
"Bir zamanlar İbrahim'e
beyt'in (kabe'nin) yerini açıklamış (ve emretmiş)tik: "Bana hiçbir şeyi
ortak koşma ve taraf edenler, ayakta duranlar, rükü ve secde edenler için
evimi temiz tut"
"İnsanlar içinde haccı,
ilân et; gerek yaya gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde
sana gelsinler" (Kur'an Hac Suresi 26-27- 28)
"Rabbimiz, ben çocuklarımdan bazısını, senin Beyt-i Haram (Kabe'nin) yanında ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz namazı kılsınlar diye. Artık sende bir takım insan gönülleri onları sever yap. Ve onları çeşitli yemişlerle besle ki şükretsinler" (İbrahim Suresi 37 Ayet)
Tevrat'ta kurban edilen
çocuk İshak'tır. İslâm mitlojisindeyse İsmail'dir. Bunun anlamı: her iki
toplumun da aşağı barbarlığı bırakıp sürü ekonomisine geçtiğinin belgesi
- kutsal öyküsüdür.
Hacer ile İsmail,
tüm Arabistan insanlarına kutsal başlangıç sayılmış anahan - babahandır.
Bu atalar çevresinde Arabistan Toplumu Araplaştıran Arap: "Arab-ı Âribe"
ve Araplaşmak isteyen Arap: "Arab- ı müstârâbe" olarak harmanlaştı.
Ve İsrail ile Arap
zıtlaştı kinleşti. Tevrat - Kur'an ve Mitolojiler bu zıtlıkların başlangıçlar
etkisinde gelişti.
Görülüyor: tarihi
olaylar genel-ana gidişlerinde Kutsal Kitaplara ve Masallara uyuyor; veya
tersi.. Bu kadarı insanlığın gidiş kanunları açısından bize yetip artıyor.
Ayrıntılar, uzmanlıkların boğuldukları alan olmadıkça, genel gidiş kanunlarını
daha da aydınlatacak ve güçlendirecek materyaller olabilirler. Realiteyi
temelde değiştirimlere zorlamadıkça ayrıntılara daha fazla girmemize gerek
yok. [Genesse: A. R. Genel Tarih. Cilt. 5]
Buraya kadar hiç bir
tereddüte yer bırakmayacak ölçüde şu iki gerçeği izledik:
1- İbrahim (tektanrı)
dini; medeniyete: sınıflı topluma geçiş: komünal bağları çözüş dini olmamıştır.
Tersine komünal bağları aşağı konaktan orta konağa taşıyan ve medeniyete
yönelten bir kabile dini: komünal din olmak zorunda kalmıştır.
Komün dini totem geleneklerini
henüz atamayan; atsa bile, hiç olmazsa ana tanrı baba tanrı ve yer-gök
tanrılar basamaklarını yaşamaktan vazgeçemeyen; onları aşamamış bir din
olması gerekmez mi? O halde İbrahim dini tek Tanrı dini değil mi?
Tarihöncesi Bilimi
bu aşamada antik tarihin gidiş kanunlarıyla bütünleştirilmedikçe prose
insanlık tarihi bütünüyle gözönünde tutulamadıkça yetersiz kalır. Bocalanan
nokta burasıdır.
2- İbrahim'in mucizeleri
yine hiçbir tereddüde yer bırakmaksızın izledik ki, ileri görüşlü bir kabile
reisinin en yerel sentezlerinin kutsallaştırılmış yansımalarıdır. Yani
İbrahim'in peygamberliği su götürmez ölçüde dosdoğrudur.
Oysa yine komün dini
daha çok ata dinidir; ata'yı peygamber değil tanrı yapar: ana tanrı - baba
tanrı gibi: Sümerler'de ve Türkler'de gördük. Peygamberlik medeniyete geçişten
sonra; kutsallaşma gökselleştikçe ortaya çıkar: tanrılarla; yercil yöneticiler
arasında görüş alış verişi yapmak için. O halde İbrahim bir tanrı mıdır?
O halde komünbilimi medeniyete çözülüş aşamasında yetersiz kalır. Olayı
canlı bir gidiş olarak tüm tarih ölçüsünde ele alabilirsek çözebiliriz.
Özetle: bu iki kesinleşmiş
tesbit
1- İbrahim dini komünal
bir dindir.
2- İbrahim komün tanrısı
benzeri bir liderdir. Medeniyet diniyle derin bir çelişki içindedir.
O halde Kutsal Kitaplar
ve Kutsal Tarihler: Mitoloji yalan mı söylüyorlar?
İşin kolayına kaçanlar,
Tevrat, Kur'an ve mitolojik çelişkilerle oynamayı pek severler: uzmanlık
ayrıntılarda bulmaca çözme, vakit geçirmesidir; nakitleri nasıl olsa gelir.
Vakitleri ve nakitleri olmayanlara işin özü yeterlidir. Tarihi yapacak
olanlara, İbrahim timsali duru sentezler yetip artar.
Tevrat- Kuran ve Kutsal
Masallar gerçekte, özünde bir tek proseyi işler: Tarihöncesi Semit toplumlarının,
barbarlık konaklarını binbir çileyle-sabırla uzun yüzyıllar içinde aşarak
medenileşmelerinin kutsallaştrılmış: Tektanrı ideoljisine ulaşmış öyküsünü
anlatırlar.
Ancak o prose tek
başına; İnsanlık tahinden soyutlanmış bir gidiş değildir. Tarihöncesinin
Semit toplumları, Irmakcıl Irak ve Mısır medeniyetlerinden etkilenerek,
binlerce yıllık tefekkür: düşünce çabasıyla sıçramalı sentezlerle gelişirler.
Barbarın tertemiz
zekası, pratiğine, gündelik ve uzun vadeli yaşamına neyi yararlı görüyorsa
onu sünger gibi emer, pratiğinde deneyerek yaşamıyla sentezleştirir; süratle
kendi malı haline getirir; bir daha da onu ölümüne savunur; geleneği yapar.
Genellikle de yeniliklere açtır, geliştirici olan hemen her sentezi ve
düşünceyi benimseyerek savunur, geleneklerine sokar.
Tarihsel Devrimler'in
Tarihi cycle: devirdaim biçimlerde de olsa (helozonik) ilerleyişi veya
barbarın tarihi değeri toplumsal açıdan Kollektif Aksiyonundaysa, beyinsel
açıdan da bu temiz-parlak zekasında medeniyetin kastlaştırılmış derebey
fikirlerine saplanıp kalmayışında yatar.
Komün, toplumsal bakımlardan
tamı tamına kollektif yakıcı-yıkıcı aynı zamanda kendine göre yine de yapıcı
ilkel sosyalist bir güç oluşu yanında; kişi de ayrı ayrı parlak zekalara
- yeteneklere - potansiyel dahilere gebe özgür - eşitlikçi
ve geliştirici beyin üretici bir potadır.
40 yıl sabırla- azimle
tarihsel devrimlere hazırlanan Atilla'ları, Cengiz'leri, Timur'ları, Babürleri,
Taras Bulba'ları veya vakit doldu mu anında çiçeği burunda İskender'leri,
Fatih'leri çıkarıveren güç ya doğrudan komün toplumlarıdır ya da komün
gelenekleridir.
Komün potasında gelişen
kişi beyni, kanatlanmaya hazır, yeni ufukları gözleyen bir kuş gibidir.
Asla geriye bakmaz, çünkü geçmişinde sadece ileri bakan önder ataları vardır.
Zaten komünü eğer medeniyete değmemiş hele girmemişse, bir geçmişe de sahip
değil gibidir. Komün tarihin adeta başlangıcıdır. Bu yüzden her medeniyete
girişinde tarihi kendisiyle başlatır. kendisinden önce gelmiş medeniyetlerin
kellesini uçurup yenisini kurduğu zaman eski medeniyet tarihlerini olmamış
sayışı, kendisinin tarihe sahip olmayışındandır; gelecekle dopdoludur.
İşte bu, yeni ufukları
gözleyen özgür komün beyni; uygun tarihi koşullara, kavşaklara düştüğü
zaman dahiyane yaratışlara girer. Bu uğuda ölümleri göze alır ama tarihsel
görevini büyük bir hassasiyetle sezer- bulur ve başarır. Yücelmeye - kutsallaşmaya
dayanamaz; tarihsel devrimleri başarması ve kutsallaşması hep rüyada gezer
gibi daha çok bilinçaltıyla olur. Bu yüzden başladığı işin: Tarihsel devrimlerin
sonunu getiremez. Medeniyeti fetheder ama sonradan medeneyete fetih olur;
derebeyleşip başka bir komünün veya komün geleneğinin kılıcına başını uzatır.
Yine de antik tarih, bu komün gücüle ve zekasıyla yürümek zorunda kalmıştır;
sosyal devrim getiremeyen sosyal sınıflar savaşının vekili komün akınları
olmuştur.
Muhammed'in tektanrı
geliştirimi, tamı tamına bu proseye doğup geliştiği gibi, İbrahim'in tektanrı
sentezi de antik tarihin bu gidiş kanuna uyar.
Muhammed, Kent düzeyine
erişmiş bir Yukarı barbar gelenekli aşiret çocuğudur.
İbrahim, Muhammed'den
2500 yıl önce gelmiş bir Orta barbar: göçebe aşiret lideridir.
Yani kesinlikle medeniyet
insanı değildirler. Beyinleri medeniyetin sosyal sınıf ufinetleriyle turşuya
çevrilmemiştir; mala - mülke - şöhrete - korkuya, tapınaklara sürüsüne
bereket çok tanrı sembolü putlara - derebeyliklere saraylara - apoletlere
büyülenmemişlerdir.
Tersine o çürüyen
medeniyet yozlaşmalarından tiksinerek, Tarihsel görevlerini sezmek ve başarmak
üzere kendilerini kuşatan medeniyet gidişlerini ibretle izlemişler ve şu
dupduru sentezlere ulaşmasını bilmişlerdir.
1- Medeniyet dalında
çoktan olmuş, kolayca koparılabilecek bir meyvedir. Veya iç çelişkilerile
çürüyen ama doğuramayan ve bu yüzden de asla ileri gidemeyen "ayakları
kilden bir dev"dir.
2- Medeniyetlerin
beğenmedikleri kendileri (yani dış kabileler) ise, geri olsalar da, insan
özünü yitirmemiş, parçalanmamış, cesur, savaşçı, paylaşımcı, eşit, yalan-dolan
bilmez kankardeş toplumlar olarak yepyeni insan ve coğrayfa olanaklarına
ve potansiyellerine sahip bendini aşmaya hazır; tıkanılıkları açıcı güçlerdir.
3- Medeniyetin içi,
düzeni, insanları herşeyi gibi tapınçları da karma karışıktır. Hatta hiç
bir problemi aydınlatmayan ve çözemeyen komik putlardan ibarettir. Dolayısıyla
medeniyetin beyni de (inancı da) kendisi gibi acınacak haldedir.
4- Öyleyse yepyeni-daha
sağlam-yıkılmaz düzenli ve inançlı bir medeniyet gerekir.
İlk medeniyetin Irak
balçıkları içinde doğduğu günden beri, ilkel içinde gelişen düşünce ve
davranış sentezeleri, ilkel biçimlerinden başlamak üzere bu yönde olmuştur.
Ve en olgun yazıya geçmiş biçimini de Kur'an ile bulmuştur.
Tektanrı ideolojisi,
bu tarihsel devrim görevlerinden ayrı bir oluş değil, tersine o görevlerin
kutsallaştırılmış en doğal yansımasıdır. Çünkü antik tarihte düşünce henüz
kutsallık kabuğu - beşiği içinde gelişir.
Bu yüzden Muhammed'in
tektanrı ideoljisinin, veya kutsallaştırma prosesinin en olgun örneği oluşu;
Arabistan çöllerinden adı sanı işitlimedik bir kabile toplumundan çıktı
diye yadsınamazsa, tıpkı öyle tek tanrı sentezini ilk yakalayıp savunan
Ibrahim de, yazısız - göçebedir diye yadsınamaz. Muhammed bile İbrahim'den
2500 yıl sonra gelmesine karşın okuma - yazmasızdır. O dönemde Mekke'de
- Medine'de okuma-yazma bilenler parmakla gösterilecek kadar azdır. Çünkü
yaşanan toplum henüz medeniyete yeni yeni çözülmeye başlamış Yukarı Barbar:
yazısız tarih öncesi toplumun geleneklerini sürükler. Muhammed'in İbrahim'den
farkı: barbarlığın göçebelik aşamasını geçmiş, Kent aşamasında yaşamış
oluşundandır. Ama İbrahim de ilk ana Irak ve Mısır medeniyetleriyle ve
çevre barbarlarla içli-dışlı yaşamış; göçebeliği de aşmaya hazır, görevlerinde
pişmiş bir lider oluşu, onu bu farkı kapatmaya eğinleştirmiştir. Sadece
yaşadığı toplumu içinde yalnızdır; yani toplumu ile arasındaki uçurum,
Muhammed'inkinden farklıdır. Muhammed, kenttaşlarıyla beraber, göçebeleri
de peşine takarak bir tarihsel devrimi başarabilir. İbrahim bunu başaramaz:
toplumu henüz geridir, ve Irak-Mısır medeniyetleriyse henüz güçlüdürler.
Bu yüzden İbrahim'e Irak- Mısır- Finike-Arabistan ticaret yollarında tarihsel
devrime hazırlık düşüncesini geliştirmek kalır. Bu ise tektanrı ideolojisi
biçiminde yansır.
Tektanrı ideolojsini,
barbarın medeniyetlerle güreşi: tarihsel devrim gidişinden kopardınız mı,
konuyu tarihi olaylardan soyut-parçalı metafizikleştirilmiş uzmanlık alanına
sokarsınız, ki bu ölü düşünce otopsisinden, canlı.yeni sentez fikirler
doğamaz.
Barbar, yapacağı işi
önce sözle sazla - şiirle kutsallaştırır. Bu rüyalarla - sunaklarla - adaklarla
gelişir. Sonra başardıkça destanlaşır, yazıya geçebilirse Kur'an gibi anında
yazılaşır. Yazıya geçemeyecek ilkellikte bulunuyorsa, ağızdan ağıza nakilerle
korunan şiirler - destanlar olarak, İbrahim'in öyküsü gibi 1500 yıl sonra
da olsa Tevrat'a geçer; kutsal masallar halinde 2500 yıl sonra islam mitolojisinde
(kutsal tarih'te) yerini alır.
Yani ne kutsal kitaplar
ne mitolojiler yalan söylememişlerdir. Muhammed gibi İbrahim de bir kabile
toplumu insanıdır; Muhammed'in kur'an yaratışında şaşılacak bir yan bulamıyorsak,
İbrahim'in Tevrat'a geçmiş tektanrı fikirlerini olamayacak bir yaratış
kuşkusuyla ele almamalıyız. Şaşkınlığımız ve kuşkularımız bizim medeni,
barbar güreşini bilmeyişimizden, ya da barbar'a medeni önyargısıyla bakışımızdan
ileri gelir.
Kutsal Kitaplar ve Kutsal
tarih: mitoloji eğer yalan söylüyorlarsa (uydurmaysa) bunu iki yönde yapmak
zorundadırlar bu durum o devir insanını, yine medeni; hem de düzenbaz bizantizim'de
gelişmiş medeni insanla karıştırmak olur:
1- Eğer İbrahim dini
tektanrıcı, değilse
2- "Çok tanrıcı":
totemist: Ata dini: kabile dinidir. Ki o zaman bu iki yönlü tahrifatı ve
uydurmayı (yalanı) gerektirir.
Bu da yetmez; çok
tanrıcılık sadece kabile dinine ait değildir. Medeniyetle birlikte çok
tanrıcılık gelişir; gördüğümüz gibi gökselleşir. O çağın insanları bugünkü
bilinçte olamayacakları için, İbrahim dinini gizlemek ve tek tanrıcı hale
sokmak için 1-Eski çoktanrı izlerini silmek üzere bir hayli uğraşmak zorundadırlar;
çünkü o temel olaylar, kutsal kitapaların ve masalların hemen her alanında
kendisini hissetirmeden yapamayacak kadar dallı budaklı ve köklü gövdelidir.
2- Ayrıca o devirlerde
bunları, gelişmiş medenilelerde olduğu gibi bir tek "kişi" kendi karihasından
istediği gibi kolayca - kontrolsuzca uyduramazdı. Toplum, Tevrat yazılırken
de; Kur'an yazılırken de; Kutsal Masallar yazılırken de; kontrolün tamamen
kalkacağı kertede paramparça sosyal sınıf ve zümrelere bölünüp zıtlaşmamıştı.
Bu alanda bir yalan bin yankı uyandırabilirdi. Ve yalana elbirlik ortak
olunmak zorunda kalınırdı ki bu olanaksız kalır ve kokusu çıkardı... Dolayısıyla
ilkin Tevrat'ta yapılabilecek bu tür tahrifat ve uydurmalar, İncil'de olmasa
da, Kur'an'da yankısını bulur; apacık çelişkilerin akla yatkın yorumları
geliştirilebilirdi.
Ne Tevrat'ta ne de
Kur'an'da bu tür çelişkilere rastlanamıyor. Masallar'daki çelişkiler, o
günkü aşiret yapılarının tarih öncesi geleneklerine göre benimseyişleriyle
(rezonanslarıyla) açıklanabilir. Bu çelişkiler, temeldeki İbrahimin tektanrıcılığını
sallantıya - tereddüte yer bırakmayacak eğilime sokuş biçimindedir; İbrahim
dinini tarih öncesi inanışlara götüren hiçbir çelişki yer almaz..
Tevrat biraz dikkatle
izlenirse, İbrahim tektanrıcılğının, İbrahim toplumunda yeni filizlenmeye
başlamış bir prose: gidiş olduğu anlaşılabilir.
İbrahim'in oğlu İshak
da baba geleneğiyle oğlu Yakub'u çoktanrıcı Kenanlılar ile evlendirmez;
baba memleketi Paddan-aram'a: Mezopotamya'ya kayınbiraderi Laban'ın yanına
gönderir.
Yakup dayısı Laban'a
20 yıl çalışarak, Laban'ın kızlarını: Lea ve Rahel'i kendisine eş edinir.
Ayrılmaları çekişmelidir. Yakup habersizce çoluk - çocuğu - sürüleriyle
ayrılırken, karısı Rahel babasının putunu devenin semerine koymuştur.
Laban "Terafim"i her
yerde arar; hatta çalınan bir tek putta değildir. Çünkü laban Yakub'a çekişirken
şöyle der:
Tevrat'ı yazanlar
da " Terafim" den tekil olarak söz ederlerken bile çoğulmuş gibi de anlatırlar:
" Ve Rahel Terafim'i
almış, (burada bir tek putmuş gibi sözedilirken hemen ardından gelen cümle:)
"Ve onları devenin semeri içine koymuştu ve üzerlerine oturmuştu" derken
sanki "Terafim" çoğul putları anlatıyormuş gibi ele alınır.
Ama şurası kesindir:
İbrahim'in kardeş torunu Laban, Mezapotamya'da Harran dolayında eyleşir
ve tektanrıya değil bir çok ilah'a inançbesler: "İlâhlarım" deyişi bunu
açıklar.
Ancak olayları bütünlük
içinde izlemek; işimize geldiği gibi alıntı kemirişine uğratmamak gerekir.
O zaman o "ilahlar": tarih öncesinin veya medeniyetlerden esinlenerek karışmış
çoktanrı inanışları, ikincil kaldığı görülür:
Laban Yakup ile yeminleştiği
zaman, kendi "İlahları"nı değil, İbrahim in aynı zamanda kendi babası olan
Nahor'un inandığı tektanrı: Allah'ı şahit ve gözcü tutar:
"Birbirimizi
gözden kaybettiğimiz zaman seninle benim aramızda Allah şahittir"
"İbrahirn'in Allah'ı
ve Nahor'un Allah'ı, babalarının Allah'ı aramızda hükmetsin" der. (Tekvin.
Bap 31.)
Burada ilahlar; tarih
öncesi geleneksel çok tanrılar, henüz terkedilmemiştir. Fakat başrolü oynamazlar,
İbrahim tektanrıcılığı, İbrahim'in toplumunu büyük bir tarihsel devrim
görevi büyülemediği ölçüde sarıp sarmalayamaz. İbrahim'in tektanrı sentezi
kendi içinde büyür. İbrahim tektanrı sentezini dayatmak yerine kendi toplumunu
kendi seviyesine çıkarmak üzere eğitme: aşağı barbar geleneklerini kesip
atmak - göçebelik - ticaret - sunaklar - kurban - temizlik - sünnet - derleniş
işleriyle uğraşır. Bunları başardıkça tektanrı sentezini toplumunda sabırla
mayalandırır. İbrahim'in tarihi poresesi - aşamaları, görevleri kavranmadıkça
O'nun tektanrıcı tutumu da, toplumundaki gelişimi de anlaşılamaz.
İbrahim'in kendi çağında
elbette başarıları geliştikçe tektanrıcılığı da yaşlılık çağında kendi
toplumunda yaygınlaşıp derinleşir. Ama ölümünden sonra tarih öncesi gelenekler
yeniden canlanır. Bu her tarihsel kavşakta görülebilen doğal bir akıştır.
Yine Yakup ile Kenanlılar'ın
arası kızı Dina yüzünden açılınca, Beyt-El'e göçetmek üzere yola çıkarken
eski çok tanrı putlarını Yakup gömer:
"Ve Yakup
evine ve kendi ile beraber olanların hepsine dedi: aramızda olan yabancı
ilahları atın ve kendinizi gizleyip giysilerinizi değiştirin. Ve kalkalalım
beytel'e çıkalım."
"Ve ellerinde olan
bütün yabancı ilahları ve kulaklarındaki küpeleri Yakub'a verdiler. Ve
Yakub onları Şekem'in yanındaki meşe ağacı altına gömdü. Ve göç ettiler."
Eski totem- ata gelenekleri
İbrahimoğularında yeniden canlanışa geçmiş olsa da, toleransla karşılanır.
Çünkü henüz güçsüz ve parçalanmış durumdadırlar. Tektanrı sentezi tarihi
zaruretler içinde öne çıkartılır. O zaman da tektanrı sentezine sarılış
artar. İbrahimoğulları bunu sabırla deneyerek geliştirmek zorunda kalırlar.
Herkes tektanrıyı da çoktanrıları da olayların gidişi içerisinde sınavdan
geçirir. Giderek tektanrıcılık ağır basacaktır.
Laban bile sıkınıtılı
günlere düştüğünde kendi ilahlarını değil, İbrahim'in tektanrısını rüyalarına
sokar:
"Ve Allah gece rüyasında Arami laban'a gelip ona dedi: kendini sakınıp, Yakub'a ne iyi ne kötü bir şey söylemeyesin:" (Tekvin. Bap 31)
Ama "yabancı İlahlar"
neyin nesidir? Küçük kabile savaşlarında ele geçirilmiş veya etkisinde
kalınmış çoktanrı putlarıdır. Halâ onlardan korkulmakta veya etkilerine
inanılmaktadır. Gömmelerinin sebebi de hem tanınmaları hem de bulunup karşı
tarafa hizmet etmemeleri içindir. Henüz tarih öncesi toplum aşılamadığı
için çok tanrıcılık da İbrahim'in eğitimine karşın aşılamaz. İbrahim ile
toplumu veya torunları ve yüzyıl sonra gelen toplumu arasında bile uçurum
kolay dolamayacaktır. Nitekim 2500 yıl sonra bile ancak bir tek Muhammed
çıkıp tektanrıcılığı geliştirebilecektir. Antik tarih böylesine yavaş ilerler.
Yakub'un karısı Rael'in
babası Laban'ın putu: Terafim'i çalıp saklaması yine baba evinin inancından
korktuğunu gösterir. Laban sıkışınca belki Terafim'e yalvaracak ve onlara
zarar verebilecektir. Hiç değilse laban'ın şerrinden korktukları için Terafim'i
çalar ve saklar. Ama üzerine oturması da artık putların etkisinin azaldığını
gösterir.
Zaten Rahel de Yakub'un
etkisile ve İbrahim ve Nahor geleneği ile tektanrı dinini bilmekte ve benimsemektedir.
Ama günümüzde bile cinlere inanılması sürüp gider. Cinler, bu tarih öncesi
putların etkilerinin giderek psikolojilere girişidir.
Acaba İbrahim dini
tektanrı dini midir? Tevratta bu açık mıdır?
İbrahim zamanı, tekvin
bölümünde bap 10'dan bap 26'ya dek anlatılır.
İbrahim, Tekvin'den
anlaşıldığına göre daha çok babası Terah'ın ölümünden sonra peygamberleşir.
Çünkü tarihsel görevi o zaman kendi omuzlarına yüklenmeye başlar.
Tevrat'ta İbrahim'in
peygamberliği veya tektanrı fikrine girişi yoktur. Babası'nın ölümünden
sonra İbrahim'in Allah ile iletişimi başlamış gibi verilir. Arıcak İbrahim
o sıra 75 yaşındadır. Irak (Mezopotamya) medeniyetlerinin ünlü kenti UR'dan
çıkalı ve Harran'dan eyleşeli en az Tevrat tarihlemelerine göre 50 yıl
olmuştur. Bu süre içinde İbrahim tarihsel görevlerini iyice sezmiş ve düşünmüştür.
Zaten babasının da çocuklarına öğrettikleri İbrahim'in yapacaklarıdır:
"Ve Terah
oğlu Abram'ı ve Haran'ın oğlu torunu Lut'u ve oğlu Abram'ın karısını, gelini
Saray'ı beraber aldı; ve kenan diyarına gitmek üzere kildanilerin Ur şehrinden
onlarla çıktı; ve Haran'a geldiler ve orada oturdular."
"Ve Terah'ın günleri
205 yıl oldu ve Terah Haran'da öldü. " (Tekvin Bap 11)
Buradan anlaşılabilir
ki İbrahim'in stratejisi babası Terah'ın öğrettiklerinden ve amaçlarından
temellenmiştir. Haran durağı güçlenmek içindir; asıl hedef "Kenan diyarı"
yani Mısır - Fenike - Irak medeniyetleri arasında göçebelik ve ticarettir.
Ama barbarın ticareti tarihsel devrimlersiz olmaz; ticaret barbarı medeniyeti
keşfetmeye ve uygun koşullarda fethetmeye götüren yoldur. Yeri gelince
göreceğiz: Tektanrı ideali hep tarihsel devrim amacıyla - pratiğiyle cancana
yatıp sarmaşır.
İbrahim Harran'dan
"Kenan diyarına" göçmeye karar verdiği gün Tarihsel Görevinde yoğunlaşmıştır
ve Allah ile "ahit"leşmiştir:
"Ve Rabb Abram'a dedi: Memleketin'den ve akrabanın yanından ve babanın evinden sana göstereceğim memlekete git; ve seni büyük millet edeceğim ve seni mübarek kılacağım ve senin adını büyük edeceğim ve bereket ol ve seni mübarek kılanları mübarek kılacağım, ve sana lanet edene lanet edeceğim; ve yer yüzünün bütün kabileleri sende mübarek olacaktır" (Bap:12)
Burada "RABB" bın
bildiğimiz tektanrı olduğunu Bap 14'de daha açık bir şekilde anlıyoruz:
İbrahim Sodom Kralıyla görüşürken "Rabb" tanımlayarak,
"Göklerin ve yerin
sahibi Yüce Allah'a RABB'e" diye yemin eder. Bu ilkin "Ezeli Tanrı: Yehova"
olarak anılması olayı değiştirmez.
Bap 16'da "Allah"
melekleriyle kendisini gösterir: "Ve Rabb'in meleği Şur yolunda olan pınarın
başında onu buldu. Ve dedi: Ey Saray'ın cariyesi Hacar nereden geldin?
nereye gidiyorsun." Ve Allah melekleriyle İbrahim'in İsmail'i doğuracak
karısı Hacar'a yardımeder...
Bap 17'de "sünnet"
tektanrı: Allah'ın nişanesi olur: Abram 99 yaşında kendisiyle birlikte
yanındakileri sünnet eder. Allah artık onlar için ebedidir.: kesindir:
" Ve ahdim ebedi bir ahit olarak sizin etinizde olacaktır. Ve gulfe etinde (penisinde) sünnet olunmamış sünnetsiz erkek varsa, o can kendi kavminden kesilecektir; o benim ahdimi bozmuştur."
Bap 18'de Allah, İbrahim'e
Kısır ve yaşlı Sara'nın İshak'ı doğrurabileceği ahdini yaparken:
"RABB için imkânsız
bir şey var mıdır?" der. Bu Kur'an'ın "Allah her şeye kaadirdir" tanımının
karşılığıdır: ilk proseleridir.
Yine Bap 18'de İbrahim,
Sodom ve Gomara'nın kurtarılması: tarihsel devrim için Allah ile pazarlık
ederken şöyle der:
"Bütün dünyanın hakimi adalet yapmaz mı?"
Bu da Allah'ın sıfatları
olan "Rahman ve Rahim'in karşılığı olan ilk gelişimidir.
Bab 19'da Allah'ın
melekleri Sodam'da görünürler:
"O iki melek de akşamlayın Sodam'a vardılar; ve lut Sodom'un kapısında oturuyordu; ve lut görüp onları karşılamak için kalktı ve yere kapandı."...
Yine Bap 19 'da Allah Sodom ve Gomora'yı yerle bir eder:
"RABB Sodom ve Gomarra üzerine göklerden kükürt ve ateş yağdırdı ve şehirleri ve bütün havzayı ve şehirlerde oturanların hepsini ve toprağın bitkisini altüst etti."
Lut'un karısını da tuz direğine çevirir:
"Fakat karısı onun arkasından geriye baktı ve bir tuz direği oldu."
Bap 20'de İbrahim'in karısını alan Gerar Kralı Abimelek Allah tarafından uyarılırken şöyle denir:
"Ve şimdi adamın (İbrahim'in) karısını geriye ver, çünkü o peygamberdir. Ve senin için dua eder yaşarsın fakat eğer geri vermezsen bilki sen ve sana ait olanların hepsi mutlaka öleceksiniz"
Bap 22'de Kurban olayında İbrahim Allah'a namaz benzeri ibadet'ten de söz eder; tıpkı bap 19'da lut'un Bap 17'de İbrahim'in secdeye gelişi gibidir, ama burada daha açık dile gelir. Sanki ibadet gelişmiştir:
"Ve İbrahim uşaklarına dedi: Siz burada eşekle beraber kalın ve ben çocukla beraber oraya gideceğim ve secde edip yanınıza döneriz"
Yine aynı Bap 22'de kurban olayında Allah'ın meleği İbrahim'e göklerden seslenir:
"Ve RABB'ın meleği ikinci defa göklerden lbrahim'e çağırdı ve dedi.."
Bap 24'te İbrahim'in yardımcısı kâhyasını da secde ederken buluyoruz:
" Eve eğilip
RABB'e secde eder:
"İsteği olunca
tekrar secde eder:
"Yere kapanıp RABB'e
secde kıldı"
Bütün bunlar kuşkuya yer bırakmamacasına İbrahim dininin tektanrı dini olduğunu ve bilhassa İbrahim'in zamanında giderek tutkun bir benimseyişle derinleştiğini - yaygınlaştığını aydınlatabilmektedir. Hiç değilse kimse kalkıp buna çoktanrı dini diyemez.
Diyemez sanırız ama
uzmanlık bambaşka bir keramet vehmetme işidir.
Şöyle kuşkular uydurulur.
ibrahim'in tanrısı aslında kabile tanrısıdır: Totem: ata dinidir İbrahim
bu ata tanrısını kendi adına bağlı toplumuna ve çevre kentlere Tektanrı
biçimine dönüştürerek asker - para - mal gücüyle dayatmış veya yutturmuştur.
Bu oldukça mekanik
ve uydurma bir görüştür. İlkin hiçbir barbar ata dininden tektanrı dinine
parendeyle geçemeyecek kadar inançlarına bağlı - ayakları yerdedir. Öldürseniz
o dönekliği bir çırpıda başaramaz. Bu yüzden ne İbrahim ne de toplumu,
inanmadığı bir dini kabul edecek kadar medeni dönekliğinde değildir.
Tersine İbrahim, dini
dayatmaz, akılla başarılarla ikna yoluyla benimsetir. Çünkü barbarlar ancak
ikna yolundan: görerek - deneyerek - inanarak din değiştirebilirler. Ve
bu bir ömürlük zamanı alır.
Tektanrı sentezi,
öyle kolayca ata dini toteminden devşirmeyle ulaşılacak bir yakıştırma
- yapıştırma olsaydı, Tarih'in binlerce yıllık kutsallaştırma prosesine
ihtiyaç kalmazdı; insanlık Tarihsel ve Sosyal Devrimlerle değil, uzman
tapıncı: düşüncelerle ilerlerdi. Uzmanlık tapınağının olaylara değil düşünce
kurbanlarına ihtiyaç duyması ile Tarih'in gidiş kanunları bambaşka şeylerdir.
Bu yüzden o tür düşünce eksersizlerinin tek celladı yine tarihin olaylarıdır.
Tevratta tektanrı:
Allah, Kur'an'daki gibi herkesin Allah'ı olarak değil, sık sık "İbrahim'in
Allah'ı" olarak anılır.
Bunu "Kabile Tanrısı"
gibi ele almak aşırı bir yakıştırma ve Tevrat'ı tahrif etmek olur! Kimi
uzmanlıklar bu tür kuşakları, daha bir çok tahrifatlarla derinleştirerek
işlemeye çalışırlar. Oysa Tevrat'ın bu anışı Tektanrı sentezinin İbrahim'e
ait oluşunu veya Tektanrı sentezini o dönemde İbrahim'in sanvunduğunu ve
Toplumca henüz benimsenmeye başlandığını gösterir.
Dikkatle izlenirse,
Tevrat yazıcıları ellerindeki sözlü şiirsel - destansı nakillere kalem
uydurmuşlardır. Kendileri değil, Tevratın içindeki olaylar konuşur. Bu
yüzden daha çok İbrahim'in sahneden çekilişinden sonra, tektanrıyı benimseyenlerin
anışı "İbrahim'in" "Babamın tanrısı biçiminde olur:
1- İlk olarak İbrahimlin
baş yardımcısı: Elizer'de görülür bu tür bir anış; Ki, o sıralar İbrahim
kocamış ve yaşı ilerlemişti; ve Rabb İbrahim'i herşeyde mübarek kılmıştı,
(Bap 24). Yani İbrahim toplumu ve çevre kentlerde tanınmış - kabul edilmişti.
Tektanrı fikirleri de bu yüceliş ölçüsünde saygı - kabul buluyordu. Elizer
adlı başyardımcısı veya kahyası yanaşması, İbrahim'in yeminli görevlisi
olarak Mezopotomya'ya gittğinde İshak'a akraba kızı Rebeka'yı alırken ve
alıp getirirken sık sık bu anışı yapar:
"Ya Rabb, efendim. İbrahim`in Allah'ı niyaz ederim, bugün işi rast getir ve efendim İbrahim'e lütfeyle" (Bap 24)
Bu Elizer'in de tektanrıyı
benimseyişini ancak bu inanışını İbrahimden aldığını gösterir. Ibrahim'in
putu: totemi olduğunu göstermez.
2- İbrahim'in oğlu
İshak da, tıpkı babası ve yanaşması Elizer gibi tarihsel bir görevle öne
çıkmak zorunda kaldığı zaman Allah ile iletişime girer. Ve benzer biçimde
anışları olur (Bab 26):
"Ve oradan Beer -
Şeba'ya çıktı. Ve o gecede Rabb ona görünüp dedi: ben baban İbrahim'in
Allahıyım; korkma çünkü ben seninle beraberim ve seni Mübarek kılacağım
ve kulum Ibrahim'in yüzünden senin zürriyetini çoğaltacağım. Ve orada bir
sunak yaptı"
Burada tektanrı inanışının
İbrahim'den geldiği daha açıkça belirtilmiştir. İbrahim, ailesine sürekli
çocuklarının da Allah tarafından "mübarek" kılınacağını bildirerek onları
allah'a bağlamıştır. İshak 40 yaşını aşınca görevlerini sezmeye başlar
ve görevlerinde yürür. O zaman Allah'a yakınlaşır ve ondan ahit alır. Bu
ahitleniş'i kendisiyle başlatmaz, çünkü bu atasının yadigarı - geleneğidir:
Bu gelenek hatırıyla ilerleyeceğini bilir; başka türlüsünü düşünemez bile:
Allah'ın
"Kulum İbrahim yüzünden senin zürriyetini çoğaltacağım" ahdi bu yüzdendir.
3- İshak'ın oğlu Yakup için de aynı olay geçerlidir: Tarihsel görevler Yakub'u sıkıştırdıkça aynı gelenek tekrarlanır:
Ve rüya gördü ve işte yerüzerine bir merdiven dikilmiş ve başı göklere ermişti; ve onda Allah'ın melekleri çıkmakta ve inmekte idiler. Ve işte RAB onun üzerinde durup dedi: Baban İbrahim'in Allah'ı ve İshak'ın Allah'ı benim; üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve zürriyetine vereceğim. Ve senin zürriyetin, yerin tozu gibi olacak ve garba, ve şarka ve şimale ve cenuba yayılacaksın; ve yerin bütün kabileleri sende ve zürriyetinde Mübarek kılınacaktır" (Bap 28)
Burada açıkça Allah
ve Meleklerini gökle merdivenle bağlantısı oluşu, Sümer kutsallaşma presesinde
gördüğümüz gökselleşme aşamasıdır ki, ibrahim ve oğulları totemizm geleneğini
çoktan aşmışlar; medeniyetin tanrısallaştırmalarını tektanrı sentezine
ulaştırmışlardır.
Fakat bunun bütün
topluma yayılıp derinleşmesi zaman alacaktır; geri dönüşlerin olması kaçınılmazdır.
O geri dönüşler ile ilk tekvin bölümümüzde anılan İbrahim ve oğulları zamanına
denk düşen ilk temiz tektanrı sentezleri gidişini karıştırmamak gerekir.
Bundan sonrasını hepimiz
kolayca ayırdederek izleyebilir: İbrahim dini kolayca totemizmden devşirilivermiş
bir tektanrıcılık olamazdı; tarih bu aşama için binlerce yıl birikmek zorunda
kalmıştı.
Notlar:
(6) la Sainte Bible: Kitab-ı
Mukaddes, İ. Öncesi 4. yüzyılda yazılımı bitmiş, İ. Sonrası I. yüzyılda
tek metin haline getirilmiştir. Fakat Ancien Testament (Eski Ahit) teki
ilk metinler, veya Allah'ı "Yehova: Ezeli Tanrı,"diye andığı için, Yahvist
Metin olarak bilinen "Pentateuch: ilk beş bölüm," İ.Ö.10 uncu veya 9 uncu
yüzyılda yazılı hale getirilmiştir. Sonradan Allah'a Elohim, dendiği için
"Elohist Metin,"olarak adlarıdırılan bölüm de buna eklendi.
Tesniye:
İ. Ö. 9 uncu veya 8 nci yüzyılda;
Din
adamları Metni: İ. Ö. 6 ıncı yüzyıl arasında: Babil sürgünü günlerinde
ve sonrasında yazılmıştır.
İ. Ö.
283- 246 yıllarında, Ptolemee ikirıci Philadophe, eski Ahit: 72 İbrani
bilgininin eliyle Grekçeye çevirtti: Din adamlarının Metni: Versions des
Septante ilk tercümesi budur. Avrupaya buradan yayılmıştır. En aslına uygun
metin olarak görülür.
Bundan
sonra o eski gelenek saygısı derebeyleşme Avrupa'da azıttıkça İ. S. 383
yıllarında bile Hristiyan kilisesinde eski titizliğini yitirir: İ.S. 383'te
Sait Jerom, düzeltmeden geçirir, Tevrat: Vulgate biçimine sokulur. Ama
bu aslına uygun bulunmaz bir çeviridir. " Apokrif": Örtülü, damgası yer.
(7)" Kitab'ı Mukaddes" 1958, Yunan-İbrani-Keldani
dillerinden tercüme.
- Louis Segond: La Sainte Bible,1962, Paris