Kur'an, Hicaz Kent
Barbarlığının Medeniyet kabuk değişitirişinin teoriye geçmiş açıklanışıdır.
Başka deyişle, Komün'ün yukarı kent aşamasındayken tarihsel devrim sezileriyle
kent kozasını delip medeniyet kelebeği haline gelişinin kutsallaşarak taşlara
kazınmış: yazıya geçmiş anayasa: şeriat kurallarıdır.
Tektanrı dinini bu
aşamada Hicaz Arapları içinde bir tek Muhammed yakalamıştı ama Hicaz Arapları
o ruhu anlamakta ve Muhammed'in peşinde ordulaşmakta geçikmemişlerdi.
Neden? Putataparlıktan
sıkılmış olduklarından değildi. Tektanrı dinini temiz İbrahim dini (ilk
ata dini) olarak Muştulayan Muhammed'in sezdiğini kentdaşları sezmiş ve
o amaçlarda derlenivermişlerdi.
O sezi amaç şuydu:
Irak-Mısır-Grek-Roma medeniyetleri çoktan imparatorlaşarak "EVRENSELLİK"
ülküsünü tüm dünya barbarlarına bilmeden aşılamışlar. Bağımsız medeniyetleri
bir tek medeniyet dünyasında derlemek ülküsü, İskender'e - Atilla'ya dek
uzanır. Onların başaramadığını Bizans ve Acemler başaramayıp tersine bütün
ticaret yollarını çökkünleşerek tıkamışlardır.
Tarihin kontenjanı,
Hicaz Araplığını bu evrensellik ülküsüne Hz. İbrahim'den beri hazırlamakla
geçti denebilir. Ancak gün, bütün denemelerin başarısızlıkla sonuçlanıp,
ticaret yollarının çökkün derebeyleşmiş medeniyetlerle tıkanışından sonra
gelip çattı.
Hicaz Araplığı, Güney
Tecaret Yolu: Kızıldeniz Umman - Hindistan seferleri üzerinde kentleşmişti.
Ve medeniyetler dünyasında olup bitenleri Hz. İbrahim atalarından beri
izleyip altşuurlarında - belleklerinde işliyorlardı.
Çünkü Filistin dört
yolağızında İbrahim'den beri yerleşen kardeşleri bilmeden 2500 yıldır o
evrenselleşme (Yakındoğu medeniyetleri arasında tarihsel devrimle köprü
olma) ülküsünü kendi aşamaları kadarıyla besliyorlardı. O alt bilinçle
boyuna peygamber çıkarıp tektanri dinini yüceltip teorileştirmeleri bu
yüzdendi.
Bin yıldan beri de
bu öyküler, medeniyet çok tanrıların batış - çıkışlarıyla karışarak Tevrat
ile yazıya geçmiş her yana yayılıyordu.
İskender'ler - Atila'lar
- Persler - Romalılar - Bizanslar - Farslar gelip geçmişti Yakındoğu medeniyetleri
üzerinden; ama bir türlü evrencil bezirganlık çağı ol görüp açılamamıştı.
Bütün bu tarihi gidiş
içinde Hicaz Araplığı barbar çocuk zekasıyla bunları, masallar içinde,
rüya alemindeymişçesine kavradı ve tarihsel görevini Muhammed öncülüğünde
sezdi.
Muhammed'in tektanrıcılığı
temelde bu maddi tarihsel görevini sezisiyle yücelme buldu. Tektanrıcılık
yeni bir şey değildi. İbrahim'den beri kupkuru tektanrılıcık, hiç bir zaman
varolmamıştı. Öylesi kimsenin karnını doyuramayacağı (İnsan toplumunun
en temel üretim ve üreyimine yaramayacağı) için bütün dinler için geçerli
olan bazı maddi temel kural tektanrıcılık için de geçerliydi. Eğer tek
tanrı fikri, sadece kuru fikir olarak tutup yücelseydi, 2500 yıl önce Filistin
göçebe semitleri içinde tutup evrene yayılırdı. İbrahim'in mucizevi tarihsel
görevlerini başarmasına rağmen tektanrıcılık, Tarihsel Devrim ile sarmaşmadıkça
Filistin yöreciğinde yozlaşıp kaldı. Muhammed'in temellendirdiği İslâm
tarihsel Devrimiyle birlikte İbrahim Tektanrıcılığı en yüksek mertebesine
ulaşabildi.
Kur'an dolayısızca
Hicaz kentlerinin orjinal tarihsel devrimini işliyorsa; Tevrat da önce
İbrahim Göçebelerinin, sonra kentlerinin tarihsel devrim potansiyelleri
veya özlemlerini işler.
Her iki işleyişi,
tektanrı ruhuyla kutsallaştırılıp fazlasıyla sarmaşması tarihin bu som
gidişini ister istemez saklar. Çünkü henüz teori, sırf din ruhu içinde
yapılmaktadır.
Yeri geldiğinde Kur'an'ın
bu tarihsel devrim işleyişini göreceğiz. İmdi Tevrat'a İbrahim'in ve göcebelerinin
Tarihsel Devrim özlemlerinin (potansiyelinin) nasıl tektanrıcılığı yüceltiğini
izleyelim. Tarihsel Devrim İbrahim göçebelerinde hayal - ideal olarak kaldıkça
tektanrı teorisi daha fazla derinleşip - kuşaktan kuşağa aktarılan miras
olur. Tarihsel Devrim imkânsızlaştıkça tektanrıcılık biricik orjinalte
olarak öne çıkar. Zaman zaman geri dönüşler olsa da, tarihsel görevler
sıkıştırdıkça tektanrı teorisi, Musevilik ve İsevilikte olduğu gibi çoktanrı
geri dönüşlerini siler süpürür. Oysa yaşanan tarihsel devrim bile değildir;
o özlem ile derlenip yanıp tutuşulur.
Tevrat'ta ilkin tarihsel
devrim özlemini Semit göçebelerinde, ibrahim ile birlikte buluruz:
İbrahim 75 yaşındadır,
Ur'dan sonra Harran'dan çıkıp Kenan (Filistin) diyarına gelmiştir. Allah
ilk kez o zaman İbrahim'e görünür ve tarihsel devrim özlemini - ideallerini
beyninde alevlendirir:
"Ve RAB, Abram'a görünüp dedi: bu memleketi senin zürriyetine vereceğim; Ve kendisine görünmüş olan Rabb'e orada bir sunak yaptı" (Tekvin Bap 12)
İbrahim, henüz o günlerde Abram'dır, kabileler atası: Cumhurun Babası anlamında İbrahim adını almamıştır. Kenan diyarını görünce burada kendisine (toplumuna) yer açabileceğini sezer. Allah'ın ahdi aslında İbrahim'in dileğidir. Gerçek anlamı: "Bu memleketi avucuma düşürebilirim"dir. Ve İbrahim bu dileğinin peşini bırakmaz: boyuna sunak yapışı Allah'ın ahitini canlı tutmak isteyişi gibi sunulsa da gerçekte İbrahim kendi idealini canlı tutar. Ve tektanrı teorisi bu tema üzerine adım adım gelişip yücelir:
"Ve oradan Beyt- elinim şarkında olan dağa harekef etti. Garbında Beyt- el ve Şarkında Ay (Mevkii) olarak çadırını kurdu; ve orada rabb'e bir sunak yaptı ve Rabb'in adını çağırdı. Ve Abram git gide Negeb'e Cenuba doğru göç ediyordu" (Bap 12)
Sunaklar, genellikle,
İbrahim'in ve toplumumun benimseyip karargah kurabileceği tarihsel devrim
sıçrayışlarına uygun yerlerdir. Bu doğadaki hayvanların idrarlarıyla geçtiği
yollara işaret bırakışından bambaşka bir şeydir. Sunak en başta bir ideali
kutsallaştırırken, o ideale ulaşmak için bir karargah yeri de olur. Bu
yüzden bir tarihsel görev sıkıştırdıkça Allah ile iletişime girildiği zaman
ve yerde yapılır ve hatırlanır:
İbrahim ile kardeşinin
oğlu Lut arasında bölgede yerleşme konusunda stratejik bir tartışma olur.
Lut, Sodom ve Gomara'nın bulunduğu Filistin'in doğusuna yerleşir. İbrahim
batıda ve güneyde eyleşir; Mısır'a gidip gelir. Bu da İbrahim toplumunda
önemli bir gelişmedir. İbrahim bu aşamada yine Allah ile görüşür ve idealini
hatırlayarak güçlendirir; Allah'ın ahidiyle pekiştirir ve sunaklaştırır:
"Ve Lut kendi yanından ayrıldıktan sonra Rab Abram'a dedi: Şimdi gözlerini kaldır ve bulunduğun yerden Şimale - Cenuba - Şarka - Garbe bak; çünkü görmekte olduğun bütün memleketi sana ve senin zürriyetine ebediyen vereceğim. Ve senin zürriyetini yerin tozu gibi edeceğim; şöyle ki bir adam yerin tozunu sayabilirse senin zürriyetin de sayılabilir."
Burada bir adım daha ileriye gidilmiştir; deniz kıyısından Suriye'ye ve Mısır'a ve Harran'a kadar olan bölge kabaca da olsa alınacak memleket olarak sınırları çizilir. Ve geçici olarak değil "EBEDİYEN" kalıcı olarak istenir. Bunun için derlenmek ve çoğalmak gerekir: "Yerin tozu kadar: sayılamayacak çoklukta" olmak gerekir. Bunun için daha da çalışmak gerekir:
"Kalk, memleketi enine boyuna gez; çünkü onu sana vereceğim. Ve Abram Çadırın kaldırdı ve gelip Hebran'da olan Mamre meşeliğinde oturdu. Ve orada Rabb'e bir sunak yaptı" (Bap: 13)
"Sunak" ların gelişimine
bakıldığı zaman; eski ahit zamanı Filistin haritasında sunak: karargah
yerlerinin, Filistin (kenan) kentlerini kuşatma eğilimi güttüğünü görürüz;
İbrahim'den sonra da bu gelenek sürer: Samoğulları bu stratiejik eğilimle
çoğalıp yaygınlaşırlar. İbrahim önce bunu yoklayarak sezerek yapar elbete.
Ama Filistin diyarını Mezopotamya'dan Mısır'a dek eliyle tuttukça bu gidiş
idealeşir; ideal adım adım pratik ilerlemelerle yer kazandıkça kutsallaşıp
tektanrı ahitleriyle perçinlenir. .
Ama tarihsel devrim
ol görüp gerçekleşmedikçe tektanrı teorisi elde kalan ve sarılınıp yüceltilip
miras bırakılacak biricik manevi: ruhsal miras olur.
Tarihsel devrim kime
karşı yapılacaktır? Filistin diyarında Finike kentleri dışında kalmış kent
medeniyetleri de bağımsız değildirler; Irak ve Mısır'ın etkisindedirler;
Irak medeniyetleriyle yardımlaşırlar - vergi verirler. Onlara saldırmak
Irak Mısır ile yapılan ticareti tehlikeye atmaktan öte Filistin'de yaşamayı
olanaksız hale getirebilir. Bu yüzden dengeler iyi hesaplanıp derleniş
sabırla sebatla - akılla örülmelidir.
İbrahim hepsiyle antlaşmalarla
- görüşmelerle toplumunu ayakta tutar. Ama saldırıldığı zaman da toplumunu
savunmaktan çekinmez, çünkü anlaşmanın ve yaşamanın birinci koşulu akılcıl
savaş: güçtür. Yine de hep çetecil: vur - kaç muharebesidir yaptığı:
"Ve Abram
Kedorlaomer ve beraberinde olan kralları vurup döner" (Bap 14) Ama satılmaz
da: Sodom Kralı'na şöyle çıkışır:
"Göklerin ve yerin
sahibi Yüce Allah'a Rabb'e, ne bir iplik ne bir çarık bağı ne de sana ait
olan bir şeyi almamaya elimi kaldırdım, taki Abram'ı zengin ettim demeyesin...
(Bap 14).
Ve İbrahim yine bu tür başarılardan sonra hep olduğu gibi, Allah ile görüşür:
"Bu şeylerden sonra, rüyada Abram'a Rabb'in şu sözü geldi: Ey "Abram korkma; ben sana kalkanım, senin çok büyük ödülünüm" (Bap 15)
İbrahim'in benimseyip
ulaştığı tektanrı sentezinin, pek işe yaramayan kuru bir inanç olduğunu
sanmayalım. O sadece tarihsel devrim özlem veya ideallerinin kutsallaşması
değil, aynı zamanda bir düşünce devrimidir de.
Tektanrıcılığın 4000 yıl
önce düşünce ve ruhlarda ne yaman, ne verimli yaratışlar yaptığını biraz
olsun anlayabilmek için, araştırmamızın özellikle başına aldığımız Muhammed'in
geliştirilmiş bulunduğu Allah'ın Sıfatlarını: Esmail Husnayı tekrar tekrar
hatırlamak gerekir; tektanrı sentezi: doğayı ve toplumu yorumlamakta determinizime
koskocaman bir adımla yaklaşmak; ruhları ve düşünceleri çoktanrıcı ilkel
karmaşasından prangalarından kurtarmak; özgürleşitirip yaratıcılığa açmaktır.
Bu yüzden paralel anlamda İbrahim; çoktanrıcı kastlaşmış Mısır - Irak -
Finike medeniyetleri ortasında toplumundan ve tektanrıcı düşünce devriminden
başka hiç kimseye ve hiçbir şeye inanmayan; moral değeri gökleri sarmış
İbrahim; 1848-1870 İdealist - popülist - Ütopist - liberal, burjuva ve
küçük burjuva Avrupasındaki bir avuç mücahidiyle birlikte yalnız kalmış
düşünce devi Marks-Engels'e benzer. 2500 yıl sonra İbrahim'in,100 yıl sonra
Marks-Engels'in adı evrensel yankılarını bulacaktır: Bütün tek tanrı dinleri,
ilk yaratıcısı İbrahim'i anmakla işe başlar; bütün tarihsel maddeciler
ilk yaratıcısı ve kurucu Marks-Engels'i anmadan ondan yaralanmadan yapamazlar.
Her ikisinin de takipçileri, İbrahim'in sade ama o kadar da derin söyleyişiyle
"yerin tozu kadar, göğün yıldızları kadar" sayısıdır; ve insanlık determinizmi
kavradıkça insanlık kadar da çok ve "sonsuz" olacaktır.
Bu yüzden İbrahim,
tektanrı sentezinin kendinde yarattığı düşünce kanatlanışını, moral değerini
sezer ve o senteze sık sık şükreder; kendisine Filistin yalnızlığında kalp
kuvveti verir:
"Ey Abram!
ben senin çok büyük ödülünüm!"
"Ey Abram! Korkma!
Ben sana kalkanım!"
Muhammed'inde sıkıştıkça aynı düşünce sentezine teorsine: Tektanrıya yaslanışı, derinleşmesi bundandır:
"Allah bana yeter!"
Marks- Engels de yaşamları
boyunca böyle davranmışlardır: determinizmin teorik - pratik döğüşünde,
rahat nefes alıp mutlu olabilmişlerdir; gerisi onlar için boğucu - tiksindiricidir;
yolları sıkıntılı - azaplı - işkenceli olsa da onlar için yaşatıcı - yaratıcı
moral fışkırtıcıdır...
İbrahim'in Tektanrı
sentezi, şüphesiz ki Muhammed kadar derin determinizme yaklaşmış değildir.
Görünüşte sadece "Yerin - Göğün sahibi Yüce Allah" olarak anılır. Melekleriyle
işlerini görür. Her yerde hazır ve nazırdır. Rüyalara girer. Sesini duyurur.
İnsan kılığına girer.Temizliği - doğruluğu - adeleti sever. Mal - mülk
- fuhuş yozlaşmasını lanetler. Övünme ve insanlar üzerinde kibirlenmeyi
hoş görmez. Paylaşmayı bağışlanmayı - akrabaları - toplumculluğu - yaratanı
hatırlatmayı sever. Bütün bunlar İbrahim'in beyninde kesin sentezlerdir,
ama Muhammed'e temel olabilecek bütün özellikler olmasına karşın; Kur'andaki
gibi hemen her ayete serpiştirilecek ayetin sonlarında veya başlarında;
yerli yerinde nüktelenebilecek düzeyde yazıya veya söze dökülememiştir.
Ama İbrahim o tektanrı
senteziyle, çoktanrı karmaşasından - zincirlerinden kurtulmuş; yaşadığı
olayları daha gerçekçi - determinist yorumlayarak yaratıcılığını pekiştirmiştir:
Kurban olayı'na kadar Kenan diyarında tutunuşu - medeniyet ve onların uşağı
kentler arasında yaşayabilmesi büyük bir başarıdır. Tarihsel devrim için
toplumunun hazır olmadığını sezmesi, toplumunu koruması o filistin hengamesinde
büyük bir strateji ustalığı gerektirir ve göçebelik - ticaret ekonomisinde
ustalaştırışı ve uzun vadeli stratejiye oturtuşu geliştirmesi...
Bu yüzden İbrahim'in
sunakları sadece göçerliğinden gelmez; toplumunu eğitirken tektanrı sentezine
sığınır; sentezine sığınırken kendisinden daha ilkel kalmış toplumunu eğitir...
Tektanrı sentezi,
2500 yıl öncesinin tanrılar - mahşerinde büyük bir sadeleştirme - insan
beynini özgürleştirmedir. Tarihin gidiş kanunlarını elinde pusula gibi
tutup kullanmayan birinin, elini kolunu sallayarak tarihe girmesi, kafasını
yitirmesiyle aynı anlama geliyorsa; tıpkı bunun gibi, İbrahim eğer tektanrı
sentezine ulaşmış bulunmasaydı, adı sanı işitilmedik diğer sami kabile
liderlerinden biri olarak kalır, toplumunu da tektanrısını da tarihe miras
olarak bırakamazdı.
Bunun değeri anlaşılamadıkça,
İbrahim de, kutsallaştırma prosesindeki tektarıcılık ve tevrat - Kur'an
da pek anlaşılmış sayılamaz...
İbrahim; bugünkü Lübnan
- Filistin - İsrail - Ürdün ve Suriye'nin bir kısmını içine alan, o gün
için, "Kenan Diyarı" olarak bilinen topraklarda Irak Mısır arasında mekik
dokur gibi göçettikçe, ticaret sınavıyla bu toprakların insanlarını öğrendikçe,
tarihsel devrim görevinin uzun vade gerektiğini bunun için uzun hazırlık
- eğitim - derlenmiş - güçlenme ve medeniyet "fesadının" zayıflaması gerektiğini
daha iyi anlamaya başlar.
Çelişkilerini "Allah"
ile paylaşır. Derdi hep aynıdır: Tarihsel Devrim hülyası. Ama mirasçısı
olabilecek bir çocuğu bile yoktur ve yaşı ilerlemiştir:
Abram dedi:
İşte, bana zürriyet vermedin" "ben çocuksuz gidiyorum"
"Ve işte evimde
doğan " "bu Şamlı Elizer" "benim mirasçım olacaktır. "
"Ve işte, kendisine
Rabbin şu sözü geldi: Bu senin mirasçın olacaktır. Ve onu dışarıya çıkarıp
dedi: Şimdi göklere bak, ve eğer yıldızları sayabilirsen onları say; ve
ona dedi. zürriyetin böyle olacaktır"
İbrahim kendini ikna eder; yeniden büyük sentezine sarılır; şükreder:
"Ve rab'be iman etti ve onu kendine Salâh (biricik doğru - temiz - aydınlık yol) saydı." (Bap 15)
Ama hülyası yolunda azimlidir; tektanrı sentezinin güçlenişi daima bu pratik başarılarına bağlıdır. Başarıları sentezini, sentezi başarılarını getirir; tektanrı kutsallaşması, eski kutsallaşma prosesinin devamı olarak böyle gelişir. Bu yüzden tektanrı sentezi pratiğine ışık tutuğu ölçüde ufuk açısı yeni tertemiz daha objektif bir yoldur. Objektif yol oluşu pratikte ispat buldukça tektanrıcılık İbrahim'in beyninde kutsallaşır. Dolayısıyla İbrahim kendi yaratıcılıklarını - sentezlerini - fikir üretişlerini doğal kutsallaşma yolundan allah'a bağlar:
"Ve ona dedi: Bu diyarı miras almak üzere, O'nu sana vermek için seni kildaniler'in Ur Şehrinden çıkaran Rab benim."
İbrahimin moral değeri bu kadar büyüktür: Osmanlı gibi 300 - 400 yiğitle savunulan göçebe toplumudur. Ama Osmanlı'nın bizans'ı gözüne kestirdiği gibi, İbrahim de ticaret yollarının kesiştiği koca Kenan Diyarını gözüne kestirmiştir. Ama bu hayalini özlemini hiç bir zaman gerçeklerden kopuk düşlemez:
"Ya Rab Yehova! Onu miras alacağını ne ile bileceğim?"
Ve İbrahim, Sümer'den beri bilinen büyücükehanet (Orakl) geleneğiyle İlham'a : tefekküre: düşünce eksersizlerine yatar:
"Ve ona dedi: bana üç yıllık bir inek ve üç yıllık bir keçi, ve üç yıllık bir koç ve kumru ve bir güvercin yavrusu al. Ve bütün bunları ona aldı ve onları ortalarından yardı ve her yarımını ötekinin karşısına koydu, Fakat kuşları, yarmadı. Ve yırtıcı kuşlar cesetlerin üzerine indiler ve Abram onları kovdu" (Bap 15)
Nihayet İbrahim, bundan sonra bir düşünce sentezine ulaşır.
"Ve vaki oldu ki, güneş batarken Abramın üzerine ağır bir uyku düştü; ve işte onun üzerine bir dehşet, koyu karanlık, düştü. Ve Abram'a dedi: İyi bilki, senin zürriyetin kendilerinin olmayan bir memlekette garip olacak, ve onlara kulluk edecekler ve kendilerine 400 yıl cefa edecekler. Ve kulluk edecekleri millete ben hükmedeceğim; ve ondan sonra büyük malla çıkacaklardır. Fakat sen atalarına selametle gideceksin; ve güzel ihtiyarlıkta gömüleceksin. Ve dördünce nesilde buraya döneceklerdir; çünkü Amorilerin Fesadı tamam olmamıştır" (Bap 15)
Buradaki "Amoriler"
tarihteki Amoritlerdir. Amoriler, göçebe semitlerin en akıncı aşağı barbar
gelenekli güçlü oymaklar topluluğudurlar. Ve İbrahim göçebelerinden çok
daha güçlüdürler. Büyük Irak Medeniyetleri üzerine akınları İbrahim'den
önce ve İbrahim zamanında batıdan doğuya ve Mısır'a doğru olur.
İbrahim bu akınların
ölümünü görmüşçe korkar; kendisi de bir semit göçebe koludur, kendisinden
bilir.... Ölümünü ve ideolojik - pratik mirasını bırakacağı bir çocuğu
bile olmadığını düşünür...
Stratejik hata: ölümcüldür.
Stratejik görüşler:
Ölüm - kalım kertesinde diyalektik öngörü: plan - program ister.
Strateji genellikle,
hele yavaş gelişen antik Tarih seyri içinde bir ömrü kapsayan uzun vadeli
bir yaşama planı - programıdır; bütün dengeler hassasça ölçüp biçilmeli;
hata ve eksiklikler derhal düzeltilip o programın içine yerleştirilmelidir.
İbrahim, yaman bir
coğrafyada yaman bir ticaret dört yol ağzında, yaman bir kavimler med -
cezirleri; medeniyetler - barbarlar güreşi: alçalıp - yükselmeleri ortasında
sadece akılcıl sentezleriyle toplumunu yaşatabilmek, geleceğe miras edebilmekle
karşı karşıyadır.
Bu noktada stratejisini
bu tefekküre dalışlarla uzun vadeye kaydırmak zorunda kalır; giderek olgunlaşıp
- ustalaşmaktadır. Toplumu'nun Mısır'da tutsak kalabileceğini bile öngörmesi
- buna benzer düşünceleri aklından geçirmesi ne denli uzak görüşlerle uzun
vadeli hesaplar yaptığını gösterir.
Bu hesaplardan sonra
İbrahim umudumu yitirmez; tersine, uzun vadeli bir tarihsel devrim idealiylle
yeniden inanç tazeler:
"O günde Rab, Abram ile ahdedip dedi: Mısır Irmağrndan büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı, Kemleri ve Keminizleri ve Kadmumleri ve Hititleri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Giryasileri ve Yebusileri senin zürriyetine verdim." (Bap 15)
İbrahim toplumu Amorilerden
bile güçsüz iken, nasıl olur da Amoriler ve Nil'den Fırat'a kadar olan
bütün medeniyet ve Kabile toplumlarının kendi zürriyetine girebileceğini
düşünür?
Bu tamamen Tektanrı
sentezinin İbrahimin beyninde yarattığı özgür düşüncelerin verdiği bir
değerlendirmedir; öngörüdür. İbrahim tektanrı görüşüne bu derece güvenmekte
ve bütün bu toplumları önünde sonunda etkileyeceğini düşünmektedir; tıpkı
kendisine yarattığı etkiyi bu toplumlarda yaratabileceğini hisseder. Ve
bu güçlü seziş ile tektanrı fikri pratikte pratiği de tek tanrı ideolojisinde
kutsallalaşarak yükselir. İbrahim'in pratik yaratışları mucizeleri, teorisini:
kutsallık sezilerini, teorisi pratiğini yaratıcılaştırır. Ve ibrahim tarihsel
görevlerinde adım adım ilerler...
Mısır'dan aldığı cariyesi
Hacar'dan İsmail adını koyduğu ilk oğlu olur.
"İsmail: Allah
İşitir" (Bap 16). anlamındadır. Burada hem ibrahim'in adım adım sabırla
ilerleyişini hem de teorisinin pratiğine, pratiğinin teorisine yansıdığını:
kutsallaşma prosesini en basit - yalın anlamıyla buluruz: Tektanrı görüşü
gelişmekte ve geliştirmektedir. Allah oğul isteyişini, yakarışını işitmiş
ve dilek - ahdi gerçekleştirmiştir. Her pratik ilerleyiş Tektanrı kutsallaşmasında
bir adım sıçrayış: beden ve ruhları kendi hükmüne alış olur..
Prose ister istemez
Hacar'ı da içine alır: İbrahim'in zorba anahan gelenekli ilk karısı Sara
taratından dışlanınca Hacar İbrahim'in telkinleriyle Allah'ın merhametine
mashar olur:
"Ve Rab'bin
meleği ona dedi: senin zürriyetini çoğaltıkça çoğaltacağım..."
"Rab sana olan
cefayı işitti. (Bap 16)
Ve "İsmail" olayı
kutsallaşma prosesinin Arabistan toplumundaki başlangıcı olur.
Hacar ve İsmail, Sara'nın
zılgıdıyla yeni bir tarihsel göreve atılmış olduğu için bu koldaki kutsallaşmalar
da başlamış olur:
Hacar, Allah'ın melekeleriyle
konuştuğu pınarın adını kutsallaşıtırır:
"Ve Hacar kendisine söyleyen Rab'bin ismini, sen ya Allah, beni görüyorsun diye çağırdı; çünkü dedi: burada da mı beni göreni gördüm? Bunun için kuyuya beer- lahay roi denilali; işte kadeş ile bered arasında (Kuzeyde) dır." (Bap 16)
"Beer-lahay-roi:
beni gören hay(canlı ) olanın kuyusu" adıyla Allah'ın özelliklerinin
isimleşip somutlaşması bir adım daha ilerlemiş olur: Allah işitir ve görür..
Ancak bu çok tanrıların işitiş ve görüşünden çok farklı insan üstüleşme
mistisizim yolundan da olsa determinizme yaklaşan her şeyi işitme ve herşeyi
görmedir; muhammed bunu derinleştirir.
İbrahim giderek toplumuyla arasındaki farkın ne uçurumcul olduğunu anlar: Alllah fikri sadece onun derinlemesine sezdiği ve ulaştığı.bir sentezdir; toplumu İbrahim'e bağlıdır, Allah'a bağlı değil. Ve İbrahim buna göre ilerleyişini daha da olgunlaştırır ve toplumuna indirger:
1- "Ve Abram 99 yaşında iken Rab Abram'a göründü; ve ona dedi: ben Kadir Allahım:"
Burada Allah'ın bir sıfatının daha gelişmiş geliştirilmiş olduğunu buluruz: "Ben Kadir Allah'ım : Herşeye güçüm yeter anlamındadır. bu çok tanrıların bölük - pürcük güçlerinden farklı bir tek determinizm gibi "Herşeye kadir"
2- "Benim önümde yürü, ve kâmil ol"
İbrahim artık olgunlaşmıştır. Bunu toplumuna da bildirip uygular: "olgun ol ve Allah ın buyruklarıyla yürü". Ama yine burada İbrahim'in toplumunu eğitmeye onlara kendinden ayrı bir varlık olarak davranmayı geliştirmek zorunda kalışını buluruz. Çünkü kendisi de aralarındaki farkı iyice yakalamıştır. bunu Allah'ın buyruklarına da geçirir:
3- "Ve ahdimi seninle benim aramda edeceğim ve seni ziyadesiyle çoğaltacağım."
99 yaşındaki ibrahim, olgunluğunun zirvesinde olarak kendini ve toplumunu ayrı ayrı dengeler halinde kavramıştır: bu yeni bir aşamadır.
4- "Ve Abram yüzüstü düştü"
Bu Allah'a secde anlamındadır. İbadet'in de geliştiği, özelleştiği anlamındadır.
5- "Ve
Allah onunla söyleşip dedi: Ahdim seninledir ve bir çok milletlerin babası
olacaksın. Ve adın artık Abram olarak çağrılmayacak, fakat adın İbarhim
olacak; çünkü seni bir çok milletlerin babası ettim" (Bap 17).
"Senden kraİlar
çıkacaklar."
Senden Krallar çıkacak,
ne demek? İbrahim sadece kendisi zamanında değil, kendisinden sonra da
tektanrı fikrinin egemen olacağını sezmiştir. Çünkü Kenan Diyarında, Mısır'da,
Irak'ta gördüğü duyduğu çok tanrılar dönemini kapanacağını kuvvetle sezmiştir.
Bu yeni bir evrencilik çağının ilk fikir tohumlarının açılışıdır; medeniyetler
kıtalararası Irmaksal aşamasını kapatıp Grekler ile hayvansal daha oynak
medeniyetlerin evrensellik: İmparatlorluk pratiklerini gerçek evrensellik
boyutlarına çıkarma girişimlerinin de ilk müjdesi, haberi sayılabilir.
Grekler - Romalılar - Hunlar bin yıl boyunca hep buna hazırlanıp bunu denerler.
Ama nasip İbrahim zürriyetine girmiş Arabistan Araplarını peşine takmış
Muhammed'in olur.
İbrahim bunu sezer
ve toplumuna açıkça bildirir; çünkü Greklerin Mısır ve Fenike'den kendisinin
de Sümer'den kaynaklandığı gibi kaynaklandığını görüp - yaşar ve işitir.
Kendisinin de (tektanrı sentezinin de) benzer biçimde yayılıp savunulabileceğini.
sezer ve ister : "Ebedi ahit" ten kastı budur:
6-"Ve sana,
ve senden sonra zürrietine Allah olmak için, seninle ve senden sonra zürriyetinle
benim aramda ahdimi nesilerince ebedi ahit olarak sabit kılacağım,
"Ebedi ahit olarak
sabit kılmak" sözü, ibrahimin tektanrı sentezine olan inancının kesinliğini
ve derinliğini kanıtlar.
Tarih öncesi bilimi
ve gidiş kanunları elde pusula gibi kullandıkça Tevrat ve benzerlerini
yorumlamak böylesine şaşmaz kesinlikler ve zengin yorumlar verir. Tevrat
uzmanlarının eldeki onca arkeoljoji - antropoloji belgelerine rağmen düz
yolda şaşırıp kendilerini tevrat ve kuran sürelerinden - ayetlerinden dışarıya
atmaları: bindikleri dalı kesmeleri bundandır.
İbrahim'in bundan
sonra toplumunu tek tanrı sentezine pratik ibadet uygulanmalarıyla sokuşunun
izleri: sünnet - kurban bunun ölmez kanıtlarıdır. İbrahim toplumunu eğitip
mirasçısı yapmaya daha çok önem verir. Kılıçla gelenin kılıçla gittiğini
gören - teorisini yapan İbni Haldun'un, Timur'lara bile metelik vermeyişine
benzer bir moral değerle "Tektanrı" fikrini "ebedi"leştirip "Sabit" (Kalıcı)
yapmaya değer verir. Sodom ve Gomara'da önünde, onları belki Amorit akınlarına
karşı savunmak ve o kent medeniyetlerine sahip olmak tartışmaları içine
girse bile; buna değmez bulduğunu izleriz.
7- İbrahim artık bilgeleşmiştir.
ilk kez Bap 20'de Ondan "Peygamber" olarak sözedildiğini görürüz:
"Ve şimdi adamın karısını geri ver; çünkü o peygamberdir ve senin için dua eder ve yaşarsın; fakat eğer geri vermezsen bilki sen ve sana ait olanların hepsi mutlaka öleceksiniz"
Bu Allah'ın sözleridir.
İbrahim kendisini, sentezinin ve Stratejisinin ne olup olmadığını çözme
ve bunda derinleşmenin ustalığına rahatlığına ulaşmıştır artık.
Tarihsel Devrim hülyaları
- özlemleri bu gidiş içinde giderek gelecek kuşaklara miras haline gelir.
Ama artık bu, daha çok, Tektanrı sentezi ve eğitiminin toplumunda derinleştirilerek
başarılmasına bağlanmıştır; tarihin ve toplumlarının Kenan diyarındaki
akışına ayak uydurulmuş tarihsel devrim teorisi biçiminde yeni bir senteze
ulaşılmıştır.
Bu teorinin pratikten
kopuk bir kutsallaşma (gökselleşme) olmadığını olaylar içinde gördük. Ama
bu pratik artık Tarihsel Devrim'e uzun bir hazırlığa dönüşmüştür.
İbrahim bir yandan
Kenan diyarında Kuzey'den Güney'e ve Batıya, Doğu'ya kadar karargahlaşırken
Mezopotamya'daki akrabalarına da İshak'ı evlendirmek vesileleriyle el atar.
Diğer yandan Hacar ve İsmail vesilesiyle Hicaz kuzeylerinden güneylerine
uzanır. Sabırla - sebatla - akılla - hoşgörüyle tektanrı sentezini toplumunda
işler; miraslaştırır.
Ondan sonra gelen
oğlu İshak ve torunları Yakup ve oğulları İbrahim'i buraya kadar andığımız
kritik görev ve özlemlerini tekerrür ettirerek ilerlemişlerdir. Kimi zaman
tarihsel devrimlere katılmışlar, zaferleşip iktidar olmuşlar, kimi zaman
yenilip çok tanrıcılığa geri dönmüşler; düşe kalka tek tanrı sentezinde
Museviliği ve iseviliği yüceltmişler ama Hz. Muhammed'e kadar kalıcı yaygın
bir tarihsel devrim başaramayarak, İbrahim dinini ayakta tututup kesinleştirmeye
ve yaygınlaştırmaya sarılmak zorunda kalmışlardır..
Bundan sonrası satır
satır izlenerek yorumlanabilecek Tevrat metinleri apayrı bir inceleme ve
konular silsilesi içerir.