Marks-Engels gibi modern
yaratıcılar olsanız, ancak olaylar içinde sabırlı - sebatlı - kahırlı -
akıllı düşünce - davranış emekçiliğini ömür boyu (sonuna dek) sürdürebilirseniz
çağları aşan ve başkalaştıran sentezlere ulaşabilirisiniz.
Marks-Engels bile,
bu yüzden; Alman felsefesinin - İngiliz - Fransız ütopiklerini ve ekonomicilerinin
eleştirisinden ve bir ölçüye dek çıraklığından yola çıkarak, Tarihsel Maddeci
sentezlere ve kuruculuğuna ulaştılar. Morgan 30 yıl komündaşlıktan sonra
Komünü anlatabildi.
Hz. İbrahim için durum
bundan farklı olmazdı. Her yeni çığır açıcı düşünce ve davranış, gökten
zenbille veya meleklerle inmemiştir. En semedani dinlerin bile, tersine
en yercil gerçeklerden kaynaklanmış olduğunu hatırlatmıştık.
Her sahici-yaratıcı-çığır
açıcı düşünce, kendisinden önceki fikirleri, öyle gelişigüzel boş zaman
doldurmak kabilinden değil; tersine bir tarihsel görev determinizmiyle
bir ömür boyu çıraklık ve kahırlı emek ile eleştirel bir eleborasyondan
geçirebilirse; her yanından önü sonu tutar denklemleri olaylar içinde somutça
işleyebilirse; yeni bir sentez olarak eski toplumun düşünce - pratik rahminden
veya öz ve biçimlerinden çıka gelir. Başka türlüsü yapma ve yalancı peygamberlik
olur. Ve yıldız kayması çubukluğunda ve eğlenceliğinde sönüp gider.
Gördük: Hz. İbrahim
öylelerinden değildir. Bütün eksiği gibi duran yanı: Tarihsel Devrim başaramamış
oluşu; aslında, O'nun Marks-Engels gibi düşüncede çığırlar açma görevini
kavramış oluşu; erdemliliği yaratıcığılıdır. İbrahim'in bu gelişimini tevrat'ın
satırlarında izleyerek özetledik.
Bu yeterli değildir
elbette. Ama bu gelişimi bile hiç saptırmadan tereddütsüz bir gerçeklik
olarak tespit edemezsek Tektanrı sentezinin doğumunu ve gelişimini agnostisizme
(bilmemciliğe) ve düşünce hava oyunlarına (spekülasyonal) veya kuşkucul
laf ebeliğine kurban edebilirdik. Nitekim bu konu havada kalmıştır. Havada
kalmaya da mahkum gibi görünmektedir. Çünkü sadece ırak-Mısır medeniyet
tabletlerine kakılı kalmak; dağlar kadar yazılı-çizili belgelere gömülmek
uzman parçalanışlarından ve öförizminden başka sonuç veremiyor; o belgeler,
ancak tarihin gidiş kanunları açısından ayıklanıp tasnif edilebilirse her
türlü ekonomik - politik - kültürel aydınlatmalar yanında, dinsel proselere
de ışık tutabilirler. Bu ise tarih öncesi kömün bilimi (Morgan) ve Tarihsel
Maddecilik olmadan başarılamaz. Oysa bunlar, ilk orjinal çabaları ve keşifleri,
övgüler ve yergiler içinde sürekli Fosil tabakalar haline getirilmekte
ve seçilmezleştirilmektedirler. Onların bütün insanlık tarihi ölçüsünde
bütün sorunlara uygulanarak ve uyarlanarak yeni baştan canlandırılışına
ve tartışılmasına ihtiyaç var elbette; ancak bu, her zaman onların üzerinde
durmaktan kendilerini alamadıkları ve öğütledikleri tarihin gidiş kanunları
yönünde ve kapsamında olabilirse tasnif edici verimlilikte olur. Ve dağlar
kadar yığılmış belgeler, emekler sadece bir ikim olmaktan çıkarlar; sentetik
denklemlere: gidiş kanunlarına varılarak, o mahşeri belge cüngüllerinin
aydın kafa koparışı son bulur; insanlık hizmetine açılır.
Yazılı tarihin her
konuyu yazılı belgelerle aydınlatabilmesi halinde bile tarihin gidiş kanınlarına
ulaşılabilmesi için on yılları alacak büyük tasnif çabaları gerekirdi.
Ancak yazılı Tarih'in hemen her konuyu bıraktık, en yaman ses getirici
konularda bile suskun kalışı, ibretlerle dolu bir Tarih öncesi: Yazısız
Tarih ile Yazılı Tarih Toplumlarının (Barbarlarla Medeniyetlerin) altüslükleri:
Tarihsel Devrim problemidir.
Medeniyet gibi Yazılı
Tarihinde göklere çıkarılan kutsal - dokunulmaz övgüleri; Tarih öncesi
Komün Bilimi'nin (Morgan-Engels) ortaya çıkışıyla alaşağı edilmeye başlandı.
Çünkü yazılı tarih
de, onu yaratmış görünen medeniyetler gibi, her türlü yaratıcılığın veya
belgelerin kaynağı sanılıyordu.
Oysa medeniyetin ve
yazılı tarihin en çok övündüğü yazının ilk temelleri bile tarih öncesi
komün toplumumun işiydi. Ve Medeniyeti yine medeniyet değil, ön tarihsel
devrimlerle adım adım üretici güçleri geliştirerek gelen komün toplumları
yaratmıştı. Yazılı tarih de başka türlü gelişmedi. Komün ile Medeniyetin
güreşleriyle: Tarihsel Devrimlerle yürüdü.
Bu yürüyüşlerde her
tarihsel devrim cycle'in da yazılı tarihi belgeler kesintiye uğradı: Çünkü
tarihöncesi komün toplumlarının yazıyla başı hoş değildi. Bu yüzden yazılı
tarih, masabaşı uzman araştırmacıları için her şeyi söyleyemedi. Bunun
için komün bilimi gerekti. Ve komünün parçalanışı devirdaimlerini sürükleyen
antik tarihe uygulanışı gerekti.
Bu ise Morgan - Marks
- Engels gibi ömrünü tarihsel maddeciliğe vakfedenlerin işi oldu. Tarihöncesi
ilkel Komünist toplumları modern komünist: tarihsel maddeciler ele alabilidiler.
Bu çıkar işi değildi, çıkarcıların işi olamadı; kollektivizmin en ilkel
en özgür insan toplum biçimleri en modern özgür komün idealleriyle elele
tutuştu.
Bunda şaşılacak bir
yan yoktu. Ama satılık - kölecil ruhlarca taşlanıp lanetlendiler. Bu da
doğaldı.
Ama yazılı tarih,
bu kez de yeni bir medeni - modern sansürle, kendi elleriyle kendi başını
kesmekle kalmıyor, insanlığın yaratıcı düşünce rahimlerini kesip atıyor
veya zincire vuruyordu. Nasıl Antik Medeniyetler, tarihöncesi insanı ve
yaptıklarını sansür ederek, insanlık gidişini medeniyete bağlarken çıkmazlaştırmışlarsa,
tıpkı öyle; Modern Medeniyetler de gerçek bilimi sansür ederek, insanlık
gidişinde başrolü oynayacak olan insan beynini, modern uzmanın kitap fareliği
olan Birikim Bilimi'ne bağlayarak çıkmazlaştırdılar. İnsanlık birinci büyük
sansürden çok çekti, halâ çekiyor; birinci sansür ikinci büyük sansüde
karşı cephede kendiliğinden elele tutuştu; tıpkı sansür edilen ilkel ve
modern komünistlerin kendiliğinden elele tutuşları gibi; insanlık, bu katmerlenmiş
ikinci büyük sansürden, birincisinden daha fazla çekeceğe benziyor. Çünkü
son duruşmada son sözü daima insan beyni söyler. Eğer söyleyebilecek bir
mekanizma - dinamizm bırakılmışsa... Beyni olan herkesin bilhassa bu sansürcü
medenilerin çok şey söyleyebileceği sanılır; güçsüzlerce böyle umulur -
böyle öğretilmiştir - öğretilir. Ama her şeyin yazı olmadığı gibi her şey
görünürdeki bir insan beyni değildir. İnsan beyni, toplum aynasından yansımalardan
sentezlenip kanatlanır veya dumurlaşır. Beyinlerin yaratıcı kanatlanışları
için, her türlü satılıklı - çıkara ve köleleştirmeye karşı durabilecek
mekanizmalarının sağlam olmaları gerekir. İnsan beynini söyleten şeyin
sadece bilgi olduğunu sanmak yine medeninin önyargısıdır. Bilgiyi edindiren
ve hangi yönde kullanılması gerektiğini söyleten gücün ne olduğu, üzerinde
durulması bir konudur doğrusu.... O güç: tutkun bir toplumculukla örülmüş;
her türlü hayvancıllığa - bencilliğe karşı yaman bir anti-tezle kurulmuş
patlangıçlı "İnsancıl" bir dinamizimdir. Eskimiş, çökertilmiş kuşaklarda
köreltirilmiş, koflaştırılmış olsa da, yeni kuşaklarda boyuna kurulup gelişen
bir güçtür bu. Bilgi o güç ile birlikte yeni sentezlere sıçrayabilmiştir.
Belki bilgiden kırılıp geçebilriz ama o insancıl dinamizmimiz tutsak ise,
yeni sentezler gelmez...
İnsanlık hep bu dinamizmi
öldürmekten çekti ve daha da çekeceğe benzer. Ruhsuz bedenlerin (akıl hastalarının)
pek yaşamadığı gibi, ruhsuz bilgiler de ölüleşirler. Birikim bilimleri
de, bu tasnif edici: gidiş kanunlarını arayıp bulan ve uyum yapanlar olmaksızın
uyumsuz dev dinazorlar gibi fosilleşip kalırlar.
Ancak 7000 yıl sonra
ve 100 yılda bir çıkabilmiş bir avuç yaratıcı insan beyninin, neden bu
denli azlık oluşu ve bellki bir daha da gelmeyecek derecede özel oluşlarından
alınacak biricik ders budur: En küçük satılıklığa - nankörlüğe - köleliğe
düşmeyecek derecede toplum mirasından geldiklerini, ve yine geldikleri
kaynağa vakfedilmekten gayrısının yalan olduğunu sezen - bilen, dahası
ellerinden başkası gelemeyen beyin gücü taşımalarıdır. O gücü biraz olsun
kendi içimizde bulup koruyabilirsek ve geliştirebilirsek belki son duruşmada
son sözü söyleyecek "insan" kafilelerine katılabiliriz.
İşte yazısız doğmuş
tektanrı sentezini ve yazısız İbrahimleri bu ruh: bu güç varsa, yazılı
medeniyet bilgileri ve insalarıyla sentezleyerek anlayabilir ve çözümleyebiliriz.
Çözümleyebildikçe beyinlerimizdeki o insancıl gücü biraz daha gelenek zincirlerinden
kurtarıp özgürleştirebilir, yaratıcılaştırabiliriz...
Nasıl oldu da onca medeni
- yazılı - kültürlü insan dururken yazısız - kültürsüz bir tarih öncesi
göçebe toplum insanı tektanrı sentezine ulaştı? Medeni önyargılı beyinlerimizin
alacağı gibi değil.
Öncelikle sadece kuru
bilginin kültür olmadığını hatırlayalım. Kültür: bilerek veya bilmeyerek
gelenekle veya bilinçle ulaşılmış doğa ve toplum kanunlarının şu veya bu
kadarını sezmek - bilmek ve onlara uyma disipininin bütünüdür. Bütün bilgiler
unutsa da geriye kalan budur: doğa ve insan toplumuna uyum sentezleri:
düşünce ve davranışları gerçek kültür budur ve gelecekte de gerçek bilim
ile ulaşılmış gidiş kanunları ve bunların pratiği uyum mekanizmaları olacaktır.
Modern sırça saraylarda doğa ve insan madden - manen katleden burjuvalar
ve irili ufaklı uşakları olmak; demek ki aldatıcı bir kültür anlayışı olarak
mahkum olacaktır. Heryanımızdan "kültür" şakıyıp "kültür" döktürsek, bu
gerçek önünde ayakları kilden devler gibi bozulup yok olacağız.
Bu durumda İbrahim,
medeni değildi ama asla kültürsüz sayılmazdı. Tersine gerçek kültürü, insancıl
berracık beyninde buldu ve yükseltti. Neden ve nasıl? Bir kez medeniyet
doğar doğmaz, ne barbar medenisiz oldu ne de medeniyet barbarsız kaldı.
Antik Tarih unatmayalım barbarların medeniyetlerle güreşiyle: tarihsel
devrimlerle yürüdü.
Nasıl medeniyet ve
insanlığın ilerleyişi bu diyalektiğin dinamizminden kaynaklandıysa kişi
beyinlerinin gücü de bu diyalektiğe uymak zorunda kaldı ve ona göre gelişti.
Her kişi o diyalektikten aldığı nasibe göre bir beyin gücüne ulaşıyordu.
İbrahim zaten bir
göçebe barbardı. Medeniyet ile ilişkileri olmuş ama tarihsel devrim güreşi
olamamıştı.
Tutkulu toplumcul
beyin dinamizmini komüncül toplum yapısından alıyordu. Fakat bu güç, bilgi
- kültür birikimleri (medeniyetlerle barbarların güreşlerinin birikimi)
olmaksızın potansiyel bir güç olmaktan, hatta başkaları gibi hiç'e inmekten
öteye geçemezdi.
İbrahim, binlerce
yıllık Semit barbar - medeni dövüşlerinin geleneğinden geliyordu. Kendisi
bir Semit göçebe kolu olsa da binlerce yıllk eski kültür geleneklerinin
mirasını tertemiz - çıkarsız komüncül beyninde en duru sentezlere ulaştırabilir
veya miras kalmış sentezleri pratiğinde deneyerek ölümüne benimseyip savunabilirdi.
Bu yüzden İbrahim'de
sentez (yaratıcılık gücü) yine aynı diyalektiğin kişide tecelli edişiyle
hayat buldu.
Kenanlılar da - Amoritler
de - Sorgonlar da ve Hammurabiler de Semit kökenliydiler, ama henüz vakit
dolmadığı için onların tarihsel devrim görevleri veya sosyallikleri bambaşka
çok tanrıcı medeniyet ilişkilerinde işledi. İbrahim Antik Tarihin evrensellik
dönüşümünün ilk fikir çiçeği sayılabilirdi. Ve Antik Tarih'in yürüyüşü
kanununa uyarak filizlenip açtı.
Burada "Semit olmak";
"peygamberler sülalesinden gelmek" ulusculuğuna veya gelenekçiliğine takılıp
kalmamak gerekir. O tek yanlı metafizik illüzyonlarıyla tarihin ve akılların
işlemediğini hep hatırlatıyoruz. Semit geleneğinden oluş İbrahimde bazı
zihinsel işleyiş temellerini hazırlayıp geliştirdi. Bu temeller de yine
üretici güçlerin barbar - medeni çekişmesinde aldığı gidişlere uyuyordu.
Bundan sonrası o temellerin İbrahim'in yaşadığı çağın özellikleriyle çatışarak
gelişti; ve Abram'ı İbrahim yaptı.
Semit geleneklerini
de yabana atmamak gerekir. Burada uluşculuktan değil, bir toplum biçiminin
üretici güçler gelişimi içinde yapmış olduğu başkalaşımların, o toplumun
kişi kişi her küçük parçasına olan yaman etkilerinin (işleyiş diyalektiğinin)
kabaca da olsa genel panaromasına işaret edeceğiz. Ki Marks gibi bir dehanın
en uzak çıkış köklerini de açıklayan bu gidişin; Adem, Şit, Ehoş, Kenan,
Yüre, Hanok, Metuşlahe, lamek, Nuh, Sam, Yafed ve Samoğulları, Hamoğulları,
Yafedoğulları gibi sayısız masallar karanlığında kalmış liderleri çıkardıktan
sonra; İbrahim ile birlikte tarihin daha açık aydınlatmaya başladığı Yakup
- Yusuf - Musa - İsa - Muhammed gibi liderleri çıkarışı ve Marks'ın atalarına
ve Marks'a dek uzanışı tesadüf değildir.
Kişiyi yaratan objektif
koşullar dendiğinde, sadece kişinin zamanı akla gelmemelidir; kişiyi saran
geçmiş olaylar da o denli önemlidir; tıpkı Modern Türkiye'nin ne olup olmadığı
sadece Cumhuriyet olaylarıyla değil, Osmanlı ve daha uzak kökleriyle anlaşılmak
istendiği gibi.
Bu yüzden Semitlere
İbrahim'in zihin temelleri olarak kuşbakışı yapılmadan İbrahim'in tektanrı
sentezi ve "mucizevi" veya "efsanevi" kişiliği anlaşılamaz.
1- Muhammed'e dek en
aktif - oynak hareketli - tarih yapan - tarihsel devrimci barbar toplumlar
denebilir ki Semmitler idi. Hareketli ve sürekliydiler. Mirasları kalıcı
oldu.
Sebep?
a- Bir kez medeniyet
Irak balçıklarında doğar doğmaz Semitler medeniyetin iğfal edici çekiminden
tıpkı yerküre sistemi gibi kurtulamayacak derecede ona yakın düşmüş bulundular.
Bu onları sürekli barbarlıktan medeniyete geçişe ve medeniyet içi altüstlüklere
sürükledi. Barbarlık medeniyete girince ne denli pişman olsa da, yeni kuşaklar
daima o medeniyet iğfaline koştular. Çünkü tarihin (üretici güçlerin) dinamizmi
komünün parçalanmasından yana işliyordu. Ve medeniyet, semit barbarlarını
büyüleyecek kadar Kutsallaşma prosesinin içine şiddetle çekecek kadar 2000
yıldır gelişmiş bulunuyordu: Fırat ve Dicle'nin aşağı parantezini (Sınear'ı)
doldurmuş, Semitleri çağırır hale gelmişti: Şarap - Kadın - Saray - ihtişam
tapınak ve tanrısallaşma ile bu çağrıda elbirlik rol oynuyorlardı. Ve dalında
olgunlaşmış; çürümeye yüz tutmuş bu meyveye kapanmak kolaydı... Kutsallaşma
ve Ganimet için seller gibi aralıksız kentleşip Sümer üzerine atıldılar..
b- İlk ana Irak medeniyeti
Sümer, demirsiz doğmuştu. Kollektif emek ile 2000 yılda hazırlandıktan
sonra yüzlerce yılda gelişebilmişti. Demir, Sümer medeniyeti yıkıldıktan
sonra Akad Devri'nde belirir. Yani demir, Orta Fırat boylarında kenteleşen
Yukarı Barbar Semitlerinin keşfidir.
Demir bir kez keşfedilince
ister istemez teknik üretci gücün yarattığı dinamizmden ötürü toplumsal
başkalaşım antik çağ içinde de olsa hatırı sayılır bir hız kazanır.
Demir'in ilk görüldüğü
tarih: Naram Sin zamanı: İ. Öncesi : 2768 - 2712'dir. Bundan 300 yıl sonra
demir artık Akad'ların yükselişinde, üretimde ve savaşta öne çıkmıştır.
Ki bu gelişim Semit toplumlarını barbar olsun medeni olsun, eski Sümer
zamanına göre çok daha aktif hale getirir. Kollektif emeğe bağımlılık azalır.
c- Medeniyet gelişimi
en az 2000 yıl olduğu için Fırat - Dicle deltasında ilk balçıktan yaratılma
medeniyetin gelişiminde ihtiyaç duyulan kollektif emek zorunluluğu azalır.
Sadece geleneği sürer. Bu gelişim de Semit toplumlarını hem medeniyet hem
tarihsel devrimci barbarlık yönünde aktifleştirir. Medenileşme ve Tarihsel
devrimler devir daimi hızlanır. 9
Bu yönden sürekli
medeniyete parçalanan semit komün biçimleri, bu parçalanışların hemen hep
aynı tekerrürler - benzerlikler içinde başlayıp gelişmesi ve sonuçlanmasıyla
ortak mitolojik masalsı yorumlara ulaştılar. Ve bunları kuşaktan kuşağa
ölmez gelenekler olarak aktardılar.
Bu devirdaim İbrahim'e
dek en az 1000 yıl sürdüğüne göre, bu geleneklerin en az 40 kuşak boyunca
belleklere kazınışı, yeni kuşaklarda yeni olaylarda yeni olaylarla çarpışması
karşısında yeni düşünce filizlerini yaratma yeteneğini yaratmasına şaşırmamak
gerekir. Çünkü medeniyet - barbarlık çelişkisi antik çağın biricik geliştirim
mekanizmasıdır. Bu mekanizma düşünce gelişiminde de geçerli olmuştur. Semit
hareketlliği düşünceye yansır. Ve parlak - yaratıcı zekaların beşiği olur.
İbrahim o geleneklerin
çocuğudur. Daha Ur'dayken Filistin'e gidiş hesabı yapılırken tarihsel devrim
geleneğiyle davranılır. Ve İbrahim ölünceye dek bu idealini bırakmaz; yeni
kuşaklara miras olarak bırakır. O miras kendisinin yaratışından çok atalarından
devir aldığı bir mirastır: Semit tarihsel devrim geleneği.
Ancak İbrahim, tarihsel
devrimi başaramadıkça yarattığı veya yükselttiği tektanrı ideolojsini kendi
orjinal yaratışı olarak miras bırakabilir. Tektanrı teorisi Tarihsel Devrim
idealiyle bütünleşip yükselmiştir. İbrahim'in katkısı bu olur. Ve Muhammed
ile amacına ulaşır.
2- British Museum'da
saklanan ünlü "İĞFAL SİLİNDİRİ" Adem ile Havva'nın Yılan - Şeytan tarafından
kandırılışını işler - mühürleştirir.
"İmrenç" veya "İğfal"
silindiri, İsadan önce 3000 yılına denk düşer. Irak medeniyeti belgesidir,
ama Sümerler'e (Irak'lıya) ait değildir. Çünkü Irak cennet bahçeliği değil,
tümden cehennemi çöl ortamıdır. Irak'ta ne dağ ne maden ne ağaç ne kereste
bulunur. Ve Sümerler çoktan totemli barbar toplumları bilerek yok ederek
medeniyetlerini yukarı Fırat'a doğru yaymışlardı. Yani Irak'ta: Sümerler'de
totem de yoktur.
İğfal Silindiri bu
yüzden Sümer yaratışı anlatışı olamaz. İmrenç Silindiri'nin anlatış tarzı
mitolojiktir; barbarın yaşamından ve düşüncesinden 3000 yıllarına tarihlenişi
tesadüf değildir. Bu semitlerin medeniyete geçişinin sılinmez sembolüdür.
Sümer Medeniyetin'in
Cennet'in dört ırmağı (Fırat - Dicle - Aras - Phisan) gibi kuşatan toplumlar,
besbeli Asya'dan gelip Hazar kuzeyinden Kafkaslardan inmeye başlamış Semit
aşağı ve orta barbarlarıdır. Ve medeniyeti'in doğuşundan beri, Irak'ta
olan biteni, onlara kereste maden - taş - asker - ucuz emek sağladıkları,
için, çıplacık izlemekte ve temiz zekalarıyla apaçık yorumlamaktadırlar;
yüzlerce belki de binlerce yıldır..
Semitlerin ülkesi
besbellidir ki, bu dört ırmağın kuşattığı ve cennetleştirdiği Kafkasların
güneyi; Van yaylalarıdır.
Semitler, medeniyet
olgunlaştıkça; bir meyve gibi ellerine düşücek gibi oldukça; cennet yaylalarından
Fırat - Dicle boylarına inmişler - göçerleşip kentleşmişler ve medeniyeti
kuşatmışlar sonra da o'nu defalarca fethedip medeniyeti fetholmuşlardır.
Semitler'in ilk mitlolojik
ataları: Adem ile Havva, besbelli ki babahan - anahan liderleridir. Medeniyetin,
Irak çölünde tek dayanağı: sulama kanalları ve humuslu toprakla bire 300
veren tarım bereketine kanmışlardır. Tarım bereketinin senbolü barbarlarda
"Yılan"dır. Semit'leri (Adem ile Havva'ya) kandıran yılan - şeytan aslında
medeniyetin tarım bereketidir.
Tarım ekonomisine
doğru gelişen göçebe Semitler için, tarım bereketli - tapınaklı sümer Medeniyeti,
ilkin cazip gelmiştir. Ve cennet yaylarını bırakıp Irak çölüne inmişlerdir
bir kez. Ne için?
Tanrı'nın "Hayır ve
şer bilgisi ağacından yemeyeceksin" buyruğuna rağmen o ağacın temsil ettiği
olgunlamış medeniyet meyvesini yemek için...
Sonradan trajik -
delirtici - hatta öldürücü sıla hasretine düşmüşlerdir: Van Yaylaları (İlk
yurtları) gönüllerinde tütmüştür.
Bu çelişki Semitler'e
"İğfal": kandırılıp parçalanış: bozuluş veya "İmrenç": Özenme silindirini
kazıtıp ölümsüzleştirmiştir...
İbrahim'in zihin temelleri,
bu yaratışlarla yetenekleşmiştir. Tevrat'ın (sonradan Kur'an'ın) anlattığı
gelenekler uydurma değildir. Semitler'in masal karanlığında kalmış yazısız
tarihleri (öntarihleri)dir. Ve onlar İbrahim'in yaratıcı zekasının temelleri
- mirası olmuşlardır.
3- Nuh Tufanı da
Semit geleneğidir.
Tufan: Çevre barbarların
sular - balçıklar ziftler içinde doğmuş ve gelişmiş bulunan medeniyeti
yine kendi sularına - balçıklarına - zifterinde boğarak ele geçirişi veya
medeniyete geçişinin sembolüdür: Tarihsel Devrim'dir.
Ve semitlerin de Nuh
adına bağlanmış bir ulu tufanı olmuştur: Sargon öncesi yıllar aşağı yukarı
İ.Ö. 3000'lere denk gelir. Ki imrenç silindiri tarihleridir.
Sonraki Sargon adına
bağlı tarihsel devrimde Semitlerle elbirlik yapılmıştır: "Akkad Sümer imparatorluğu"
Sargon ve sonrası
zaten yazılı tarihe girmiştir. Ve Semit tarihsel devri,pıleri son bulmaz
Hammurabiler - Amoritler - Mariler hep Semit kuşaklarıdırlar.
Bunların tümü ibrahim'in
zihin temellerinde az ama öz dersler - sentezler (geleneksel anlatılarla
bezenmiş ve yaşadıklarıyla pekişmiş) olarak yeralamadan edemez.
4- Ve İbrahim zamanında
medeniyet gelişimi giderek evrensel yaşamaya geçiş eşiğine dayanmıştı:
Irak medeniyeti Fırat
- Dicle ırmaklarının güney parantezinde doğup kuzeye doğru kolay - doğal
hammadde, ticaret yollarıyla gelişlirken; kuzeydeki parantezin alt ucunda
da Akad kentleri ve medeniyeti: Semitler'in medenileşmesi gelişti. Ve Sargon
bu iki medeniyeti bir fetihle birleştirip Akdeniz'e - Umman'a kadar yaydı.
Zaten Finike Mısır - Çİn - Hind medeniyetleri Irak ana medeniyetinden tohumlanıp
gelişmişlerdi.
Ve her medeniyete
- her tarihsel devrime girişmiş barbar toplum, altşuurlarıyla daima ticaret
yollarını ve medeniyetleri bir tek kendi dünya kahramanlıklarında - tapınaklarında
derleyip Cihangir olmayı amaçlayıp ideal etmeyi iyice su yüzüne: seziyle
karışık bilince çıkarmaya başlamışlardı.
Birinci Aşama:
Medeniyetler ve Tarihsel Devrimler LOKAL kalır. Seyrek - gelgeç - küçük
ve sakar gidişli hammadde - kolonileşme araştırması veya yoklaması biçiminde
bir gelişimdir. Subtopikal ırmak boylarını (Fırat - Dicle; Nil; Siind Ganj;
Sarı - Mavi ırmakları) aşamaz. Semitler'in ve Sümerler'in masalları - gelenekleri
bu aşamayı belgeler.
İkinci Aşama:
Birinci Aşama olgunlaşırken ama Irak medeniyeti Mısır, Finike yollarından
tohumlarını Girit - Miken Grek kentlerine saçmıştır. Medeniyetler bu tohumlarla
bitkisel veya Irmaksal lokal aşamadan ikinci aşamaya geçişi hazırlamış
olurlar.
İkinci Aşama daha
hareketli hayvansal medeniyetler aşamasıdır ki bu aşama Kıtalararası Evrensel
Medeniyet Arayışları aşaması olur.
İbrahim Aleyhisselam
bu aşamanın Filistin ve Güney yolu başlangıncını oluşturur. Aynı tarihlerde
ve birkaç yüzyıl sonrasında Grek Medeniyeti ilk hayvansal: korsancıl: hareketli
medeniyet ve tarihsel devrimleri sahneye girer.
Ardından İ.Ö. 300
yıllarında Makedon Büyük İskender Orta yolu deneyerek medeniyetleri ve
ticaret yollarını batıdan doğuya birleştirmeye girişir. Fakat vakti henüz
dolmamıştır. Grek medeniyetini orta ticaret yolu üzerinden süpürmekle yetinir.
Bundan 600 yıl sonra
İ.S. 300 yıllarında Atila aynı şeyi Kuzey Ticaret Yolu üzerinden Orta Barbarlarla
dener: Roma Medeniyeti'nin orta çağını açmakla yetinir. Evrensel çağı açamaz.
Üçüncü Aşama:
Muhammed'in İslâm Medeniyetiyle başlar ve Bezirganlığın Evrensel Çağı açılır:
Ticaret yollarının istikrarlı rejimi evren ölçüsünde kurulur. Ardından
kapitalizm bu temellerden filizlenecektir.
İbrahim ile başlayan
tektanrıcılık, bu yüzden tesadüf değil, tefeci bezirgan medeniyetlerin
evensellik yoklayışlarının ilk bilinçaltı ifadesidir.
İbrahim ile başlayan
bu sezi ve istekler Musevilik ve İsevilik ile Yakın doğuda iyice yankılandıktan
sonra Muhammed ile hedefine ulaşır.
5- Bütün bu sosyal
gelişmeler paralelinde, kutsallaşma prosesi de başkalaşıp gelişmek zorundaydı.
Kutsallaşma prosesi daha Sümer medeniyeti gelişimi sırasında gökselleşmişti.
Artık krallık göklerden iniyordu. Çok tanrılar yüzlerle sayılıyorlardı.
Sonunda Sargon Akad
ve Sümer İmparatorluğunu kurunca bu çok tanrıların ne işe yarayıp yaramadıkları
daha iyi anlaşıldı.
Akad Medeniyeti var
olan kutsallaşma prosesini: Gökselleşmeyi iyice hazmettirmeye yaradı. Ama
tek tanrıya geçemedi.
İbrahim Akat medeniyeti
yıkılışından sonra ortaya çıktı. Fikir zemini gelişiyordu.
Akadlardan sonra gelen
Babil Medeniyeti bu sürüsüne bereket çok tanrıları işe yaramaz bulup kendi
"Marduk" adlı tanrısında birleştirmişti bile.
Yani çok tanrıcılık,
gelişen komplike problemlere: evrensellik aşamasının kapıdan - bacadan
girişine çare olamıyordu. Evrensellik aşamasının başlangıcı da olsa, kutsallaşma
düşüncesinde de bir tarihcil devrim kendisini dayatmıştı.
Bunu medeniyetleri
Fetheden ama medeniyetlere Feth olan imparatorluklar kurmuş tarihsel devrimler
başaramadılar. Çünkü ilk ana Irak medeniyetinin etkilerine çarçabuk giriyor;
teoriden çok pratiğin adamı oluyorlardı. Zaten antik çağda din teoriden
çok dar pratik amaçlıydı. Pratiğe yol gösteriyorsa, tarihsel devrim veya
medeniyet ilerleyişine yarıyorsa din vardı. Yoksa çarçabuk başka tanrılara
bel bağlanıveriyordu.
Ama din de de veya
bu denli pratik birikimlerden sonra kutsallaşma prosesinde de bir sıçrayış
gerekiyordu. Bunun için Filistin kavşağında göçebelik yapan Semit torunları
en uygun pota oldu..
Ne tarihsel devrim
yapıp medeniyete geçebildiler, ne de yabancı medeni - barbar çok tanrılarına
boyun eğecek kadar ne köle ne de cahil idiler. Gelenekleri zengindi. Tek
çareleri kalıyordu. Kutsallaşma prosesini yepyeni bir aşamaya sıçratmak.
Tek tanrıcılık bu
yüzden; aşamaların birikişi ve bulundukları saçmalığa varmış çok tanrıcı
medeniyet - barbar ilişkiler ortamı yüzünden Ibrahim'e ve göçebelerine
nasip oldu.
İsa'dan Önce 1300'lerde
Mısır'da da Tektanrı Fikirleri gelişti. Bu belki Yakup - Yusuf zamanı Hiksos
akınlarıyla Mısır'a inmiş hatta hükümette görev almış Yusuf'un etkileriyle
filizlenmiş olabilecek bir Tektanrıcılıktır: Hermes'in İdris olduğu da
söylenir. Ancak Mısır'ın oıjinal gelişimiyle sentez olduğu açıktır: Hermes
42 Kitap yazmış; Mısır'ın ana medeniyet Irak'ta gelmiş medenileştirici
tanrısı Oziris ile harmanlayıp Tektanrı sentezine ulaşmış: Madde - Kuvvet-Zekâ
üçüzü: baba - Oğul - Kutsal Ruh İsevilik ile çıkmazdan 1300 yıl önce Arz
- Talep - Fiyat'ın Mısır düşüncesinde yansıması olsa gerekti. Ama medeniyet
şartlanmalarında hem İbrahim Tektanrıcılğı kadar temiz değildi hem de o
iç tezatlar cehenneminde tutunamayacaktı...
Hermes'ten 600-700
yıl sonra İran'da Zerdüşt, Hint'te Buda Tektanrıcı senteze ulaştılar. Yani
artık vakit dolmaya başlamıştı. Ama Hz. Muhammed kadar güçlü bir tarihsel
devrim göreviyle karşı karşıya bulunmuyorlardı..
İbrahim kadar da Irak
- Mısır - Finike medeniyetleriyle yakın ilşki içinde ve işlek orta ticaret
yol kavşağında bulunmuyorlardı. Bulundukları pota kadarıyla yaratıp gelişebildiler.
İbrahim'iri üstünlüğü bu prosenin başlangıcında yer alabilmesindeydi.
Dikkat edilirse,
Tevrat'ta ve Kutsal Tarih'te anlatılanlar, İbrahim ile birlikte masal -
mitoloji - efsane karanlıklarından sıyrılır; Tarihi kişiliklere ve olaylara
bürûnûr. Bunun tarihi - zihinsel anlamları üzerinde durmalıyız:
1- İbrahim toplumu
da yazısız tarih öncesi toplumudur. Yaşadıklarını yazıya geçiremez ağızdan
ağıza nakil ile yeni kuşaklara aktarır. Ama kişilikler ve olaylar artık
masalsı sembollerden sıyrılmıştır.
Tevrat İbrahim'den
en az 1000 yıl sonra kaleme alınmıştır. Ancak ağızdan ağıza gelen destanların
tahrif edilemeyeceğini biliyoruz.
Demek İbrahim ile
birlikte yeni bir çağın içine girilmiş bulunuluyor. Bu sadece İbrahim toplumunu
- Semitler'i içine alan bir başkalaşım değil bütün medeniyet ve barbarlar
dünyasını etkileyen bir gidişin başlangıçıdır. Ve ilk Fikir belirtileri
- alemetleridir.
2- Artık ırmaksal
medeniyetlerinin ülkeleri ve o medeniyetlerin arasında alış-veriş ganimet
hammadde - paralı asker - ucuz işeli olarak gidip gelen barbarlar dünyası,
birbirileri için masal ülke - masal insan durumundan çıkmıştır. Birbirlerini
görüp duyar - yoklar savaşır - iş görür duruma gelmişlerdir.
Çünkü "lokal" aşamadan
çıkılmıştır; medeniyet ve barbarlar ve ticaret yolları kıtalararası bağlantılara
ve evrensel arayışlara girmişlerdir.
Medeniyetler arası
boşluklar doldurulmaktadır. Ticaret yolları artık bütün barbarlarca, yeni
fetihler ve tarihsel devrimlere yol açabilecek görevler için doldurulmakta
itiş kakışlar - çekimler artmaktadır. Semitler'in yakın doğu Medeniyetleri:
Irak - Finike - Mısır arasında yaptıklarını Asyada Çin - Hint ve Irak arasında
Moğol ve Türkler yapmaktadırlar. Bunlar yeni çağın tarihsel devrimleri
için bilmeden hazırlıktır.
3- İbrahim'den birkaç
yüz yıl önce, ilk hareketli hayvansal medeniyetin tohumları, atılmış bululunuyordu.
Irmaksal veya bitkicil (hareketi çok kısıtlı): ilk ana medeniyetler en
az 3000 yıl biriktikten sonra yeni bir aşama için ele vermişler ve Finike
ile Mısır'dan Girit'e - Miken'e ve Greklere uzanmışlar; kent tohumlarını
yerleştirmişlerdi:
Plasgüsler'den Egiale
I.Ö. 2164 yıl Sicyone kentini kurdu. Mısır'dan kovulan İnachus İ.Ö.1986
'da Mısır'a yakın Argos kentini kurdu. Ve bundan sonra Yunanistan'da kentleşmeler
hızlandı. 36 yıl sonra İnachus'un kız kardeşi, Korint'i kurdu.: İ.Ö.1950.
Her ikisi de çokiyi savunmalı korsancıl bezirgan sığınaklarıydı. Ama Korint
tam bir deniz ticareti kentiydi. Zenginleşip güçlenecekti. Korint'ten 440
yıl sonra barbar Doryenler'in saldırısına karşı Proronees oğlu Spardan
Isparta'yı kurdu: I.Ö.1910. Ondan sonra I.Ö. 796'da, Oggyes Attik'te Eleusis'i
kurdu. Atina, Grek Medeniyeti'nin en azgın en ideal korsan ticaret kentiydi.
Ama en geç kurulan da Atina kenti oldu. Çünkü kent tohumları dışarıdan
yoklayışlarla geliyordu: Yine bir Mısırlı olan Cekrops tarafından 418 yıl
sonra İ.Ö.1578'de kuruldu. Atina'nın kuruluşundan 228 yıl sonra I.Ö 1550
bir Finikeli olan Cadmee Thbes kentini kurdu.
Ve bundan 28 yıl sonra
Grekler'in ünlü Dükolyon adına bağlı tufanı patlak verdi Plasgüsler göçü
bu kentlere tarihsel devrim yaratıyorlardı. Bundan sonra Grek Medeniyeti
önlerindeki Troya'yı kaldırıp daha hareketli bir medeniyet geliştirdiler.
Ve Antik Tarih'te yeni bir çığır açtılar. Artık medeniyetler, Kıtalararası
evrensel birlik arayışlarına daha açık - sürekli - belirgin hedef girişilere
kalkışırlarken tarihsel Devrimler de aynı yolu izleyeceklerdi.
İbrahim, bu gidişin,
düşünceye yansıyan (Filistin: dört yolağzı rasathanesinde hazırlanıp gelişen)
başlangıcı oldu.
İbrahim zamanı, kesin
bir tarih bildirmese de aynı zamana rastlayan olaylarla akla en yakın bir
tarih: İ.Ö.1900-1800'ler verilebiliyor. Bu hesapla İbrahim, tarih olarak
da, medeniyet barbar güreşlerin kıtalararası aşamaya girişinin başlangıcı
oluyor. Bu evrensellik - fikirlerinin ve girişimlerinin de başıdır. Bunu
fikirsel alâmet olarak görmek daha doğru olur. O fikirleri batıda Roma'nın
doğu'da Arap ve Türkler'in benimseyip yaygınlaştırması büyük evrencil tarihcil
devrimlerle çok sonra olur. Ama yine de o evrencil atılış yaygınlaşmaların
ilk belirtileri İbrahim ile olmuştur.
4- Bu yüzden İbrahim
toplumu yazısız toplum olsa da düşünce ve davranışları yorumlayışları,
kendilerinden öncekiler gibi masalsı - sembolik biçimden kurtulmaya başlamıştır.
Hatta büyük çoğunlukla kurtulmuştur.
Bu düşünce sisteminde
ilerlemeye de işaret eder: Daha gerçekçi - determiniz yaklaşan görüşler
hiç olmazsa çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa doğru gelişirken evreni:
doğayı ve toplumu yorumlayış güçü determinizm gibi bir tekliğe monizme
ulaşır veya yaklaşır.
a-) Beyin, somut -
ayrıntılı bilgileri çoğalttıkça veya ayrıntılarla beslenmiş tarihin ana
olayları içinde geliştikçe, daha gerçekçi somut olaylarla bağlantılı düşünce
sentezlerine; kanunlara; soyut formüllere ulaşması daha çok olasılaşır.
Fakat bu yetmez.
b-) Ayrıntılar içinde
bozulmamak için temiz sentezlerle gelişmiş veya antrenmanlaşmış olması
gerekir.
c-) Bütün bunlar için
tutkun - yılmayan şaşırtıcı hatta ürkütücü bir azim gerekir. Çünkü en hazır
soyut bir formüle ulaşıp geliştirmek için modern çağda bile bir ömür yetememektedir.
Antik çağda tektanrı sentezi için de bu realite fazlasıyla geçerli olur.
Bu yüzden denebilir ki "azim"li kişilik motroru olmadıkça düşünce helikopteri
deneycil konuş ve havalanışlarını sentezleştirip yükseklere çıkaramaz.
d-) Hemen bunun yanıbaşında
satılık olmayan bir kişiliğin tutkun - sürekli biraz işleyebileceği anlaşılabilir
bir özelliktir. Ulaşılmış bulunan sentez sürekli işelenebildikçe, keşfedilmiş
bulunan sentez gümbürtüye gidebilir. Satılık kişilik kolayca kaderine ve
keşiflerine ihanet edebilir...
e-) Ve bütün bunları,
yeni bir çağın şiddetli yeni - alışılmadık ve sürekli hem de artan dozlardaki
yeni uyarıları kuşatmış bulunmalıdır. Ki eski fikirlerden yeni fikirlere
doğru ana formüller kendilerini ortaya koyabilsinler.
İbrahim'in kendisi
ve zamanı bütün bu verilere sahip bulunuyordu:
a-) İbrahim için artık
çoktanrılar devri giderek geride kalan eski fikirler haline geçiyordu.
Çünkü Akad medeniyeti bu devri fazlasıyla işlemişti. Ve Finike - Mısır
- Irak medeniyetleri ve çevre barbarlar bu alışılmış - hatta kanıksanmış
sürüsüne bereket çok tanrı saçmalıklarıyla dolup taşıyordu ama hiçbir probleme
de çözüm getiremiyorlardı. İbrahim'in bu ayrıntılardan yeni bir formüle
açılması veya geçmişte uyulmuş bir tektanrı fikrine sarılması kaçınılmaz
oldu.
b-) İbrahim, bu çoktanrıcı
ayrıntılara kuşbakışı bakabilecek ve tekrar tekrar gözden geçirip onları
eski fikirler olarak geride bırakabilecek temiz bir barbar toplumunda ve
medeniyete kıyasla temiz Filistin dört yolağızı rasathanesinde kendi elleriyle
kurduğu sunaklar ortamında yaşıyordu. Zekası da alçak gönüllü tüketim alışkalıkları
içinde sade ve tertemiz işliyordu. Medeni beyni gibi igdiş edilip kastlaştırılmamıştı.
Ve beyni de medeniyet görmemiş - işitmemiş yaşamamış bir barbar kadar cahil
durumda değildi. Tersine binlerce yıllık mitolojik Semit sentezleriyle
- Sümer gelenekleriyle doğru derslerle doluydu. Yani antik tarihin işleyiş
kanunu İbrahim'in beyin hücrelerinde geliştirici dinamizmini kurmuş bulunuyordu.
c-) Barbar demek külliyen
azim demektir de. Çünkü tarih onun için yeni başlar; her şeye meraklı ve
sonsuz denecek kertede açlık içindedir. Hele bu barbar, İbrahim gibi sonuna
dek barbar kalmak zorundaysa merakları - hırsı son nefesine dek sürecek
demektir. Bu yüzden İbrahim'in azmi sonsuz denebilecek süreklilikte ve
güçtedir. Sarıldığı inandığı fikri sonuna dek götürebilir. Medeniyet içinde
çıkmış veya çıkabilecek yeni fikirler bu yüzden de uzun ömürlü olamamışlardır.
d-) Bir barbar satılacağına
ve hele zenginlerin parayla satın alınmış, istediği zaman istediği yana
döndürebileceği kuklası olmaktansa ölmeyi tercih eder. İbrahim'in Sodom
Kralı'na verdiği yanıt hatırlansın: "İbrahim'i Sodom Kralı zengin etmiş
dedirtmemek" için ondan bir "çaruk bağı bile" almaz. Ama inancı için ölür
de köle de olur.
Bu yüzden İbrahim
inancının peşinde sonuna dek koşar... O'nu besler büyütür.
e-) Ve ibrahim'i kuşatan
çok tanrıcı medeniyet saçmalıkları ve çürümüşlükleri O'nu sürekli olarak
yeni fikirlere itip geliştirecek biçimde kuşatıp iteliyordu. Hatta kaçacak
hiçbir delik bırakmamışcasına O'nu Tektanrı düşüncesine doğru sıkıştıracak
biçimde boşlukları dolduruyordu. Ne medeniyetlere kapılabiliyor ne de onlara
karşı tarihsel devrim yapabilecek güce ulaşabiliyordu. Ancak kendi tektanrı
dinini ve toplumunu bu yolda eğitime geliştirebilirdi.
Bu yüzden İbrahim
ile birlikte Semit ve Sümer gerçeklerinin masal - mitloloji karanlığından
kurtulup tarihi kişilik - olay haline gelişi anlamlıdır. Ve bu anlam yeni
bir çağın ilk fikirsel işaretlerini - alemetlerini - müjdesini verir. Tektanrı
fikri, İnsanlığı İbrahimden 2000 yıl sonra olsun arkası kesilmeksizin saran
ve sarsan bezirganlığın evren çağının başlangıcı: ilk fikir alametleri
olduğunu, kendisirıden binlerce yıl sonrasını da sezerek bildirmesiyle
ve bu sezilerin gerçek oluşuyla da ispat etmiş oldu:
"O günde Rabbi Abram ile ahdedip dedi: Mısır Irmağından (Nil'den) Ulu lrmağı (Fırat'a) kadar bu diyarı, kenileri ve Kenizzleri ve kadmomlerive Hititleri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorleri ve Kenalıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine verdim" (Bap 15. Tekvin.)
İbrahim için evrensellik
bundan daha açık dile getirilmezdi. Kendisi 300 aslanlık bir orduya sahipti
ama bütün yakındoğu medeniyetlerini ve ticaret yollarını gözüne kestirmişti.
Moral değeri böylesine üstündü. Mısır - Finike - Irak - Anadolu medeniyetlerini
ve buralardaki en büyük toplumları kendi tektanrı bayrağı altında toplamayı
idealleştirebiliyordu. Bunu başarması İbrahim için evrensellik anlamına
geliyordu. Çünkü medeniyetler - Barbarlık İnsanlık ana damarları buralarda
atıyordu. Uzakdoğu medeniyetlerinin işine de sonra bakılabilirdi.
Bu açılardan da "İbrahim
Dini" Totem din veya "Kan" dini uydurmalarına sokulamazdı. O aşamada hiçbir
yakındoğu komünü, saf totemizmi taşıyacak kertede Sümer - Mısır - Finike
medeniyetlerinden ve dinlerinden etkilenmemiş olarak bulunamazdı. Sümerden
ve dinlerinden etkilenmiş "Kan" teşkilatları da kendi totem dinlerini Sümer
dinine: çoktanrılarına bağladıkları için bağımsız bir ata dinine sahip
değillerdi. Bu da Tevrat'a yansımamazlık edemezdi. İbrahim'in evrenselliği
bunları çoktan aştığını gösteriyordu.
Sonra gelen evrensel
tarihsel devrimler, tarihsel devrimler liderlerinin de süratle tektanrı
dinlerine sokulabilmeleri veya girebilmeleri de çoktanrı dinlerinin artık
işlerinin bittiğini gösteriyordu. Romalılar ve Türkler; sonra Moğollar
- Cermenler ve benzerleri hep bunu örnekleyip işlerler... Fakat o zaman
bile o komün veya gelenekli toplumlar tektanrıcılık için kendi komunal
ata dinlerinin totemci - anacı - babacı geleneklerini taşımadan edememişlerdir.
İbrahim dini Saf: tertemiz tektanrıcıdır. Demek devşirme veya sokuşturma
bir ekletizmden çok süzülüp gelen bir yaratıştır söz konusu olan...
Notlar:
(9) C.W Ceram: L'Avanture del' Archelogie.1957.
Londra.