Siemens'de çalışırken tanıştığım Hasan Ersen, İlhan Örücü, Fuat Saygılı,Ramazan Pektaş,Teoman Birkan ve Savaş Yazıcı ile birlikte Marksizm kütüphanesi oluşturmayı tartıştık, ve oluşturmaya başladık.

Amacımız, Devrimci yazı ve yapıtları elektronik ortama aktarmak herkesin kullanımına sunmaktı.

Bunu büyük ölçüde başardık. İsmini hatırlamadığım birçok arkadaş da bizlere yardımcı oldu. 2004 yılında ölümümden sonra arkada kalan sevdiklerim, sevenlerim ve dostlarım bu çalışmayı yarım bırakmadı.....

Degerli ağabeyim Mete DURALın  katkısı unutulmaz.

TÜRKÜMÜZ YARIM KALMAYACAK....

 ÖNER GÜRCAN

ÖNER GÜRCAN, 1964 yılında  12 yaşında babası İhtilalin Süvarisi FETHİ GÜRCAN’dan  aldığı devrimci bayrağı onurla ve azimle taşıdı.

12 Mart’larda 68’li   Dev-Genç’li ağabey ve ablalarıyla omuz omuza  Dev-Lis’li olarak hasta kalbine ve sürünen ayaklarına rağmen ezilenlerin yanında yiğitçe yerini aldı.

12 Eylül’de yeni kalp ameliyatı olmasına rağmen yurt içinde ve yurt dışında karşı devrimcilere  ve cuntacılara karşı mücadelesine devam etti.

Vücudu bu devrimci yüreği daha fazla taşıyamadı.

Bu kütüphane onun hasta yatağında dahi çalışmasına devam ederek öldüğü 10 Ağustos 2004 günü son noktayı  koyduğu 10 yılı aşkın çalışmasıdır.

Bu kütüphane, devrimci bayrağı aynı onur ve kararlılıkla taşıyacak gençler için hazırlanmıştır.

 

Compte de Gobineau şöyle diyor:

 "Medeniyetlerin düşmesi, bütün tarih hadiselerinin hem en göze çarpanı, ve hem de en kapkaranlık olanıdır. Zekâ ve ruhu ürküten bu felâket, eli altında öylesine muazzam ve öylesine esrarengiz birşey saklar ki, düşünücü onu gözden geçirip inceler, onun sırrı çevresinde dönüp dolaşırken bir türlü yorulmak bilmez." (C. de Gobineau: "İntroduction â l'Essai sur l'inegalite des races humaines". s. 35, Paris.)
        Araştırmamızın konusu budur: Medeniyetlerin kuruluş ve yıkılış kanunları!..
        Medeniyet kuruldu kurulalı insanlığı en çok düşündüren ve heyecanlandıran problem budur. Tarihin en büyük destanları o problem için yakılmıştır; en büyük dinler ve inançlar o problem üzerine kurulmuştur. Bugün de aynı problem bizi gerek teori, gerekse pratikçe sanıldığından çok ilgilendirmektedir.
        1- TEORİ BAKIMINDAN: Medeniyetlerin doğup büyüdükten sonra mutlak yıkılmaları kaçınılmaz bir alın yazısı ise, bugün yaşadığımız çağdaş medeniyet de er, geç yıkılacak mıdır?.. Demek araştırmamız, dünkü insanlık gidişini aydınlatmak için olduğu kadar, bugünkü ve yarınki alın yazımızı aydınlatmak uğrunda dahi, açıklanması gereken hem "muazzam", hem "esrarengiz" bir kördüğümdür.
        Burada kerametli ulu kişilerin "KEHANET"leri konu değildir. Her gerçek bilimde olayların gidiş kanunları izlenince varılacak sonuçlar önceden görülebilir. 18. yüzyıl ortasına gelinceyedeğin, Grek ve İslâm Tarihçilerinin "KAOS" ve "KIYAMET" görüşleri kaçınılmazdı: İnsanlık ne kadar yüksek bir madde medeniyetine, bilgi yücelişine ererse, o kadar daha büyük ve korkunç bir s o n yıkılışla karşılaşmaktan kurtulamazdı; yâni "TARİHSEL DEVRİM" İnsanlığın alınyasızı idi. Çünkü sosyal kollektif aksiyon (Teknik-Coğrafya- Tarih) şartları yüzünden gerekli ÖRGÜT ve BİLİNÇ ile işleyememeye mahkûmdu.
        En az 300 yıldanberi Tarihsel Devrim (Bir medeniyetin körü körüne ve toptan yıkılması) gidişi durmuştur. Modern İngiliz devrimiyle birlikte, insanlık bir aşama daha hayvanlıktan kesince kurtulmuş: SOSYAL DEVRİMLER (Bir medeniyet yıkılacağına, bir sosyal sınıf tehakkümünün yıkılıp gitmesi) çağı açılmıştır. Sosyal kollektif aksiyon gücü bu yönde yarım veya tüm ÖRGÜTLENMEye ve BİLİNCE ulaşmıştır. Gobineau kontlarının yahut mister Toynbee'lerin yeryüzünde ötmesini bekledikleri baykuşlar ötemeyeceklerdir. Emperyalizmin medeniyeti yıkacak sanılan iki korkunç Cihan Savaşı tersini ispatlamakla sonuçlanmıştır. Modern Sosyal aksiyonun gidişini ve insan bilincini (Tarihsel Devrimler patlatarak), kadim kapalı Hint ve Çin medeniyetlerinde görülen SOSYAL KASTLAŞMAlar biçiminde "1000 YIL" dondurabileceğini uman faşizm bir kaç 10 yıllık zorbalığının kefaretini, kendi kendisini fareler gibi bodrumlarda yakmakla ödemiştir. 19 uncu yüzyılkâri çakaralmaz zırhlı ve savaşçıl gösterilerle, yahut namuslu insanlar önünde hapishane külhanbeyilerinin ikide bir sustalı çakısını düşürmesini andıran) "İhtilâl" ve asker çıkartmalarla bir üçüncü Cihan Savaşı da patlatılsa, Çağdaş uygarlık yıkılamıyacaktır. Tarihsel Devrimler çağı en az 300 yıldanberi kesince gömülmüştür.
        2 - PRATİK BAKIMDAN: 19 uncu yüzyıl ortasına gelinceyedek medeniyetlerin yıkılışları hep insanüstü bir güce bağlandı. Bugün insan münasebetleri ve toplum olayları içinde her türlü insanüstü inançlar medeniyet Tarihindeki yıkılış ve kuruluşların yorumları ardına pusu kurmuşturlar. Demek hiç değilse düşünce alanında olsun: İnsan kültürünü tepesi taklak dolaşma durumundan kesinlikle kurtarmanın ve batıl itikatlar boyunduruğunu kırmanın yolu, ister istemez böyle bir araştırmadan geçebilir.
        GERİ KALMIŞ toplumlar bakımından konu büsbütün düşünür başları çatlatıcıdır.
        1- GENEL OLARAK: Geri ülkeler Tarihleri, neresinde Batı ve Ortaçağı tarihinden başkadır? Niçin, Uzak Doğu'da Japonya 30 yılda bir ültramodern kapitalizme ulaştığı hâlde Türkiye gibiler 300 yıldır yerinde sayıyorlar? Japonya nasıl Batı Emperyalizmiyle atbaşı birlik giderken, aynı Uzak Doğu'nun Çinhindi gibiler hemen aynı sosyal yapılarına rağmen sömürgeleşmiştirler? ve ilh., ve ilh...
        2 - ÖZEL OLARAK: Geri ülkelerin hemen hemen değişmeden kalmış üretim temelleri: Toprak düzenimiz neresinde kör düğüm olmuştur? Niçin Coğrafya, İnsan, Tarih çeşitlilikleri ortamında aynı Tefeci-Bezirgân ilişkilerin yücelttiği üstyapılar, ulusları "Lâl'ü epkem" bırakan lânetlenmiş birer Bâbil Kulesi olmuşlardır? Yüzyıllar boyu batağa saplanmışça gelişmemenin günahı yalnızca Yabancı etkilere yüklenip iç yapılar, kamuflajlı gösterilerle tabulaştırıldıkça, nasıl en parlak DIŞ ZAFERler, sürekli iç bozgunlarla sonuçlanmıştır? ve ilh... ve ilh...
        Bütün bu ve benzeri: Ekonomik, sosyal politik, bilimsel filozofsal, ahlâksal,dinsel ve ilh. problemler, yakıştırma yorumlarla değil, ancak TARİHİN GERÇEKLİĞİ düzeyinde yeni çözüm yolları bulabilir. Sunulan TEZ duvarcının çektiği bir ipucu olmaktan başka iddia gütmez.Yapıyı bütün okurların elbirliği kuracaktır. Onun için, okurdan: Tezin hiç değilse yayınlanabilen bütününü, en azından sonunadek araştırıcı sabırı ile ve alışılmadık, bir etüd yaparca inceleyip eleştirmesini çok rica edeceğiz.
        Salacak:1-5-1965    

 

TARİH - DEVRİM - SOSYALİZM
Dr. Hikmet KIVILCIMLI