Bu kitabın bundan önceki bütün baskıları, hemen hemen altı aydan beri tükenmişti
ve yayımcı, daha da uzun bir zamandan beri, benden yeni bir baskı hazırlamamı
istiyordu. Daha ivedi işler, şimdiye kadar beni bundan alıkoymuştu. İlk
baskının yayımlanmasından bu yana yedi yıl geçti; bu süre içinde ailenin
ilkel biçimleri üzerindeki bilgilerde önemli gelişmeler oldu. Bundan ötürü,
bazı düzeltme ve tamamlamalar yapmak için elimi çabuk tutmam gerekiyor;
zaten eldeki metnin kararlaştırılmış bulunan baskısı da, belirti bir süre
için, bu kitapta başka değişiklikler yapılmasını önleyecek.
Bu yüzden, bütün metni büyük bir özenle gözden geçirerek bir sürü katma
yaptım; umarım ki, bu katmalarla, bilimin bugünkü durumu, gerektiği gibi
hesaba katılmış olacak. Ayrıca, bu önsözde de, aile tarihinin, Balchofen'den
Morgan'a kadar izlemiş bulunduğu gelişme üzerine kısa ve toplu bir özet
vereceğim; ve bu işi, özellikle, şovenizme boyanmış İngiliz tarih-öncesi
okuliu bir yandan Morgan'ın elde ettiği sonuçları hiç sıkılmadan kendine
malederken, bir yandan da ilke tarihi incelemede, onun bulgularıyla gerçekleşmiş
bulunan devrimden hiç sözetmemekte direnmeye devam ettiği için yapacağım.
Başka ülkelerde de, bu İngiliz örneği, bazan sıkı sıkıya izleniyor.
Yapıtım çeşitli yabancı dillere çevrildi: önce İtalyancaya: L'Origine
della famiglia, della proprieta privata e dello stato, versione riveduta
dall'autore, di Pasquale Martignetti, Benevento 1885. Sonra Romenceye:
Origina familei, proprietatei private si a statului, traducere de Joan
Nadejde, Jassy'nin Contemporanul dergisinde, Eylül 1885 - Mayıs 1886 arasında.
Daha sonra da Danimarka diline: Familjens, Pıivatejendommens og Statent
Oprindelse, Dansk af Forfatteren gennemgaaet Udgave besoerget af Gerson
Trier, Koebenhavn,1888. Bu Almanca baskıya dayanarak Henri Rave tarafından
yapılan bir Fransızça çeviri de basılmaktadır.
1860 yıllarına kadar, bir aile tarihi sorunu sözkonusu olamazdı. Bu
alanda, tarih bilimi, henüz tamamen Musa'nın beş kitabının (Pentateuque)
etkisi altındaydı. Bu kitaplarda, öbür kaynaklarda olduğundan çok daha
ayrıntılı bir biçimde anlatılan ataerkil aile biçimi, yalnızca en eski
aile biçimi olarak kabul edilmekle kalmıyor, ayrıca -çok karılılık (polygamie)
bir yana bırakılırsa- günümüzün burjuva ailesiyle özdeş sayılıyor, bir
tutuluyordu. Öyle ki, aile hiçbir tarihsel evrim geçirmemiş sayılıyor,
yalnızca, ilkel zamanlarda, bütün kurallardan bağışık bir cinsel ilişkiler
döneminin varolabileceği kabul ediliyordu. Daha doğrusu, tek-eşli-evlilik
(monogamie) dışında, Doğudaki çok-karılı-evlilik (polygamie) ile Tibet'teki
çok-kocalı-evlilik (polyandrie) biçimleri biliniyordu; ne var ki, bu üç
biçim, tarihsel bir ardışıklık düzeni içinde sıralanmıyor ve aralarında
hiçbir ilişki olmaksızın birbiri yanında bulunuyorlardı. Yaşadığımız dönemdeki
bazı yabanıllar arasında olduğu gibi, tarihin eski çağlarında yaşayan bazı
halklar arasında da, soyağacının babaya göre değil, anaya göre hesaplandığı,
başka bir deyişle; yalnızca kadın bakımından soyun meşru kabul edilmiş
bulunduğu; günümüzde yaşamakta olan birçok halklar arasında, henüz yakından
incelenmemiş hayli geniş bazı gruplar içinde evliliğin yasaklanmış olduğu
ve bu töreye dünyanın her yanında rastlandığı gibi olgular kuşkusuz biliniyordu
ve bu konularda durmadan yeni yeni örnekler toplanıyordu. Ama bu olgulardan
bir sonuç çıkarılamıyordu; hatta E.B. Tylor'ın Researches into the Early
History of Mankind, vb., vb. (1865) adlı kitabında, bu tür olgular, bazı
yabanıllar arasında yürürlükte bulunan, yanmakta olan oduna bir demir aletle
dokunma yasağı, ya da aynı türden boşinanların yanısıra, “garip âdetler”
başlığı altında yer almaktadır.
Aile tarihi [üzerindeki gerçek bilimsel araştırmalar, -ç.] Bachofen'ın
Analık Hukuku adlı kitabının yayımlanmasıyla, 1861'de başlar. Yazar, burada
şunları önerir: 1-İnsanlık, önce, Bachofen'in kötü bir raslantı sonucu
hetairizm (hetairisme)* terimiyle belirttiği, bütün kurallardan
yoksun cinsel ilişkiler içinde yaşamıştır; 2-Bu tür ilişkiler, babalığı
belirsiz duruma getirdiğinden, soy-zinciri ancak kadın soyu bakımından
-analık hukukuna göre- hesaplanabilir ki, antikçağda yaşamış bütün halklar
içinde, başlangıçta bu durum ortaya çıkmıştır; 3-Bunun sonucu, kadınlar,
ana olarak, genç kuşağın belirli ataları olarak, öylesine bir saygı ve
saygınlığa sahip bulunuyorlardı ki, bu, Bachofen'in anlayışına göre, tam
bir kadın egemenliğine (gynecocratie) kadar gidiyordu; 4-Kadının yalnızca
bir tek erkeğe ait bulunduğu karı-koca evliliğine (mariage conjugan) geçiş,
eski bir dinsel buyruğun ya cezasının çekileceği, ya da kendini belli bir
süre başkalarına vererek, kadın tarafından hoşgörülmesinin satınalınacağı
bir çiğnenmesi (bir başka deyişle, gerçekte, öbür erkeklerin aynı kadın
üzerindeki geleneksel hukukunun çiğnenmesi) anlamına geliyordu.
Bachofen bu iddiaların kanıtlarını, çok büyük çabalarla toplamış olduğu
antikçağ klasik yazınının sayısız parçaları içinde buluyor. Ona göre, "hetairizm"den
tek-eşli-evliliğe ve analık hukukundan babalık hukukuna geçiş, özellike
Yunanlılarda, dinsel fikirlerin evrimiyle; yeni anlayışı temsil eden yeni
tanrıların, geleneksel topluluk içinde, eski anlayışı temsil eden eski
tanrılar yanında ortaya çıkıp tutunması ve bunları giderek geri plana atmalarıyla
gerçekleşmiştir. Demek ki, Bachofen'e göre, erkekle kadının karşılıklı
toplumsal durumundaki tarihsel değişmeler, insanların gerçek yaşam koşullarındaki
gelişmenin değil, bu yaşam koşullarının aynı insanların beyinlerindeki
dinsel yansımasının ürünüdür. Bunun sonucu, Bachofen, Aiskhylos'un Oresteia'sını,
[Yunan -ç.] kahramanlık döneminde, batmakta olan analık hukuku ile doğmakta
olan utkun babalık hukuku arasındaki savaşın dramatik bir anlatımı olarak
gösterir. Klytaimnenstra, Truva savaşından dönen kocası Agamemnon'u, sevgilisi
Aigisthos'a duyduğu sevgi yüzünden öldürür; ama Klytaimnestra'nın Agamemnon'dan
olan oğlu Orestes, öz anasını öldürerek babasının öcünü alır. Bu yüzden,
anakatilliğini suçların en ağırı ve en bağışlanmazı sayan analık hukukunun
koruyucu perileri Erinyalar tarafından izlenir. Ama, indirdiği vahiyle,
Orestes'e bu cinayeti işleten Apollon ve yargıç olarak başvurulan Athena
-burada yeni düzeni, babalık hukuku düzenini temsil eden iki tanrı- onu
korurlar; Athena, tarafları dinler. Bütün tartışma, Orestes'le Erinyaları
karşı karşıya getiren oturumda kısaca özetlenir. Orestes, Klytaimnestra'nın
ikili bir cinayet işlediğini öne sürer: kadın, kendi öz kocasını, ve aynı
zamanda oğlunun öz babasını öldürmüştür. Öyleyse Erinyalar neden çok daha
suçlu olan Klytaimneştra'yı değil de, onu izlerler [Erinyalar'ın -ç.] yanıtı
inandırıcıdır:
"Çünkü kadın, öldürdüğü adama kan bağıyla bağlı değildi."
Kendisine kan bağıyla bağlı bulunulmayan bir adamın öldürülmesinin
günahı, hatta öldüren onun karısı bile olsa, ödenebilir; bu iş, Erinyaları
ilgilendirmez. Erinyalar'ın görevi, kandaşlar arasındaki cinayetleri izlemektir
ve analık hukukuna göre de en ağır ve en bağışlanmaz cinayet, bir ananın
öldürülmesidir. O zaman, Apollon, Orestes'i savunur; Athena Areopagos'un
-Atinalı yargıçların- oyuna başvurur; nedir ki, aklanma ve saçlanma için
verilen oylar eşit sayıdadır; bunun üzerine, Athena başkan niteliğiyle,
oyunu Orestes'ten yana kullanır ve Orestes aklanır. Böylece, babalık hukuku,
analık hukuku üzerinde utku kazanmış olur; Erinyalar'ın da deyimiyle, "genç
kuşak tanrıları", Erinyalar'ı yenerler ve sonunda Erinyalar yeni düzen
içinde yeni bir görev almanın gerekli olduğu kanısırıa varırlar.
Oresteia'nin bu yeni, ama tamamen doğru yorumu, bütün kitabın en güzel
ve en iyi parçalarından biridir; ama aynı zamanda, Bachofen'in Erinyalara,
Apollon'a ve Athena'ya, sağlığında Aiskhylos'un inanmış olduğu kadar inandığını
da kanıtlamaktadır: Gerçekten, Bachofen, Yunan kahramanlık döneminde, bu
tanrıların babalık hukuku yararına analık hukukunu devirme mucizesini gösterdikIerine
inanır. Dini, böylesine, evrensel tarihin belirleyici öğesi olarak kabul
eden bir anlayışın, sonunda saf bir gizemciliğe (mysticisme) varması gerektiği
açıktır. Bundan ötürü, Bachofen'in o koca kitabını baştanbaşa yutmak, güç
ve çoğunlukla pek de yararlı olmayan bir iştir. Ama, bu onun yenilikçi
değerini asla küçültmez. Bütün kurallardan bağışık cinsel ilişkilerin yürürlükte
bulunduğu, bilinmeyen bir ilkel durum biçimindeki çürük formülü; Yunanlılarla
Asyalılar arasında, karı-koca evliliğinden önce, yalnızca bir erkeğin birçok
kadınla cinsel ilişkilerde bulunmasıyla kalmayıp, ayrıca bir kadının birçok
erkekle cinsel ilişkilerde bulunduğu ve bunun törelere karşı olmadığı bir
durumun gerçekten yaşandığını, klasik ilkçağ yazınında bol sayıda varolan
belirtilerin tanıklığına dayanan kanıtlarla, ilk olarak Bachofen değiştirmiştir.
Ayrıca, Bachofen, kadının, kendini öbür erkeklere geçici olarak vererek,
tek kocayla evlenme hakkını satınalması gerektiği biçiminde, bu törenin
izlerini bırakmadan asla kaybolmadığını; bunun sonucu, soyağacının başlangıçta
yalnızca kadın tarafından, bir anadan öbürüne hesaplanabileceği ve bu durumun,
babalığın belirlendiği ya da hiç olmazsa genellikle kabul edildiği karı-koca
evliliği döneminde de uzun süre devam ettiğini; çocukların tek belirli
atalarının analar olduğu bu ilkel durumun analara ve aynı zamanda genel
olarak kadınlara, o zamandan beri hiç görülmeyen yüksek bir toplumsal önem
sağladığını da tanıtlamıştır. Gerçi Bachofen bu önermeleri o kadar açık
bir biçimde dile getirrnemiştir - gizemci anlayış onu bundan alıkoyuyordu.
Ama o bütün bunları tanıtladı; bu,1861 yılında, tam bir devrim demektir.
Bachofen'in büyük kitabı Almanca yazılmıştı: yani o zaman, bugünkü
ailenin tarih-öncesi ile en az ilgilenen ulusun diliyle. Bu yüzden bilinmez
kaldı. Aynı alandaki ilk ardılı (halefi), Bachofen'den sözedildiğini hiç
duymadan, 1865'te ortaya çıktı.
Bu ardıl, J.F. Mac Lennan, öncelinin (selefinin) tam karşıtıydı. Dâhi
mistik yerine, burada, kuru, duygusuz bir hukukçu karşısında bulunuyoruz;
taşkın ozansı imgeleme yetisinin yerini, bu kez, davasını savunan avukatın
usa yatkın kombinezonları alır. Mac Lennan, birçok yabanıl, barbar ve hatta
eski ve yeni zamanların uygar halkları arasında, nişanlı erkeğin, yalnız
başına ya da arkadaşlarıyla birlikte, gelecekteki eşini, ailesinden yapmacık
bir zorbalıkla kaçırması gereken bir evlilik biçimi bulur. Töreye göre,
bir aşiretin (tribünün), erkekleri; dışardan, başka aşiretlerden aldıkları
kadınları, gerçekten zorla kaçırıyorlardı. Bu, "kaçırma yoluyla evlenme"
nasıl doğdu? Erkekler, kendi öz aşiretleri içinde yeterli sayıda kadın
bulabildikleri sürece, buna hiçbir neden yoktu. Ne var ki, gelişmemiş halklar
arasında, içinde evlenmenin yasaklandığı bazı kümelerin (grupların) varlığına
sık sık rastlıyoruz (ki bu kümeler, 1865 yıllarında henüz çoğunlukla aşiretlerle
karıştırılıyorlardı); öyle ki, başka topluluklarda, töre, belirli bir grup
içindeki erkekleri aynı grup içindeki kadınlarla evlenmeye zorunlu tuttuğu
halde, bunlarda erkekler karılarını, kadınlar da kocalarını dışardan bulmak
zorundaydılar. Mac Lennan, eşlerini dışardan bulmak zorunda olanları "exogame"
("dış-evlenme"), içerden bulmak zorunda olanları "endogame" ("iç-evlenme"),
olarak niteliyor ve uzunboylu düşünmeden, dış-evlenen ve iç-evlenen aşiretler
arasında katı bir karşıtlık kuruyordu. Sonra da, dışardan-evlenme (exogamie)
üzerine yaptığı kendi öz araştırmaları, çoğunlukla, hatta tamamen değilse
birçok durumda, bu karşıtlığın yalnızca kendi imgeleminde varolduğu olgusunu
ortaya koymalarına karşın, Mac Lennan, bütün teorisini, bu karşıtlık temeli
üzerine kurar. Bu teoriye göre, dış-evlenen aşiretlerde yaşayan erkekler;
kanlarını ancak başka aşiretlerden alabilirler; ama yabanıllık durumunda,
aşiretler arasında sürekli savaş hali bulunduğundan, bu iş, ancak kaçırmayoluyla
yapılabilirdi.
Mac Lennan gene sorar: Nerden çıkıyor bu dış-evlenme töresi? Ona göre
bunun kandaşlık ve mahremler – arası - zina (fücur, inceste) kavramıyla
hiçbir ilgisi yoktur; çünkü bu tür anlayışlar çok daha sonraları gelişmiştir.
Nedir ki, dışardan-evlenme, kız çocuklarını doğar doğmaz öldürmek biçiminde,
yabanıllar arasında çok yaygın bir töreden pekâlâ çıkabilirdi. Bu töre
dolayısıyla, her aşiret içinde bir erkek çokluğu ortaya çıkardı ve bunun
kaçınılmaz sonucu, birçok erkeğin aynı kadına sahip olması, çok-kocalılık
olurdu. Ve bu durum sonucu, bir çocuğun anasının kim olduğu bilinir ama,
babasının kim olduğu bilinemezdi: atalığın erkeğe göre değil, yalnızca
kadına göre hesaplanması - analık hukuku buradan doğar. Aşiret içinde -çok
kocalılık ile hafiflemiş ama ortadan kalkmamış- kadın kıtlığının bir ikinci
sonucu, başka aşiretlerden zorla ve sistemli olarak kız kaçırılmasıdır.
"Dışardan-evlenme ile çok-kocalı-evlilik (polyandrie) bir tek ve aynı
kaynaktan -iki cins arasındaki sayı dengesizliği- geldiklerine göre, bütün
exogame ırklarda, ilkin çok-kocalılığın varlığını kabul etmemizgerekir.
...Ve bu yüzden, dışardan-evlenen ırklar arasında, yalnızca ana tarafındaki
kan bağlarını kabul eden akrabalık sisteminin ilk akrabalık sistemi olduğuna,
sözgötürmez bir şey olarak bakmak zorundayız." (Mac Lennan, Studies in
Ancient History, 1886, Primitive Marriage, s. 124).
Mac Lennan'ın başarısı, dışardan-evlenme olarak adlandırdığı şeyin
genel yaygınlığını ve büyük önemini göstermiş olmasıdır. Ama dış-evlenen
toplulukların varlığı olgusunu onun keşfetmediği kesindir ve üstelik bu
işi pek de iyi anlamamıştir. Birçok gözlemcinin eski ve dağınık öykülerini
bir yana bırakalım -Mac Lennan'ın kaynakları özellikle bunlardır, Lathan
(Descriptive Etlınology, 1859), Hindistan'da yaşayan Magarlar'da bu kurumu
büyük bir titizlik ve doğrulukla anlatmış ve bunun çok yaygın bir şey olduğunu
ve dünyanın dört bucağında buna rastlanılabileceğini söylemişti, bizzat
Mac Lennan tarafından sözü edilen parça. Daha sonra göreceğimiz gibi, Mac
Lennan'ın kötü avukat anlayışı, bu nokta üzerinde, Bachofen'in mistik imgeleminin
analık hukuku alanında yaptığından çok daha büyük bir karışıklığa yol açtığı
halde, bizim Morgan, daha 1847 yıllarında, İrokualar Üzerine Mektuplar'ında
(American Review'da yayınlanmışlardır) ve 1851'de The League of the Iroquis'te,
bu ilkel toplulukta dış-evlenmeyi göstermiş ve çok doğru bir biçimde anlatmıştır.
Daha sonra kendisinin de kabul etmiş bulunduğu gibi, Bachofen'in bu noktada
öncel olmasına karşın, analık hukukuna göre belirlenen soy-zinciri düzenini
ilkel düzen olarak kabul etmiş bulunması da, Mac Lennan'ın bir başka başarısıdır.
Ama burada da, durum açık değil; Mac Lennan hep "yalnızca kadın-soyuna
göre akrabalık"tan (kinship through females only) sözediyor. Önceki bir
aşama için doğru olan bu deyimi, Mac Lennan, soyun ve ardıllık hukukunun
(droit de succession) henüz tamamen kadın soy-zincirine göre hesaba katıldığı,
ama erkek tarafından akrabalığın da aynı biçimde tanınıp deyimlendiği sonraki
aşamalar için de sık sık kullanmaktadır. İşte bu, yarattığı değişmez bir
hukuk terimini, bu terimi zamanla uygulanamaz bir duruma getiren değişik
koşullara uygulamakta devam eden dar hukukçu anlayışının ta kendisidir.
Bütün gerçeğe benzer görünüşe karşın, Mac Lennan'ın teorisi; kendi
öz yaratıcısına da, anlaşılan pek sağlam kurulmuş gibi görünmez. Hiç değilse,
şu olgu karşısında şaşırır: "[Yalancıktan] kız kaçırma şeklinin, kendini
erkek akrabalığın [yani erkek soy-zincirine göre belirlenen soyun] egemen
olduğu halklar arasında daha belirgin ve daha açık bir biçimde göstermesi
dikkate değer.".
Ayrıca şöyle yazar:
"Tuhaf olanı şu ki, bildiğimiz kadarıyla, dış-evlenme ve en eski akrabalık
biçiminin birarada bulunduğu yerlerde, çocukların öldürülmesi asla sistemli
bir biçimde uygulanmamıştır."
Bunlar, Mac Lennan'ın olayları açıklama biçimiyle taban tabana çatışan
iki olgudur ve Mac Lennan, bunlara karşı, daha da karışık yeni varsayımlar
ileri sürmekten başka bir şey yapamaz.
Buna karşın, Mac Lennan'ın teorisi İngiltere'de büyük başarı kazandı
ve hayli gürültü kopardı. Mac Lennan, bu ülkede, genellikle aile tarihinin
kurucusu ve bu alanda en büyük yetke olarak kabul edildi. Çok sayıda bireysel
ayrıklama ve değişiklikler saptanmış bulunmasına karşın, dış-evlenen ve
iç-evlenen aşiretler arasında kurduğu karşıtlık, egemen olan anlayışın
başlıca temeli olarak kaldı ve atlara takılan gözlükler gibi, araştırma
alanının tamamen kavranmasını engelleyerek, bütün gelişmeleri olanaksız
kıldı. İngiltere ve İngiltere dışında daha birçok ülkede, Mac Lennan'ın
değerinin olduğundan çok fazla gösterilmesine karşı belirtmek gerekir ki,
onun tam bir yanlış anlamaya dayanan dış-evlenen ve iç-evlenen "aşiret"ler
arasındaki karşıtlığı, araştırmalarının sağladığı yararlardan daha çok
zararlara neden olmuştur.
Bu sırada, gitgide onun yalınkat teorisinin çerçevesine sığmayan birçok
olgunun ortaya çıktığı görüldü. Mac Lennan'a göre, yalnızca üç evlilik
biçimi vardır: çok-karılılık (polygamie), çok-kocalılık (polyandrie) ve
karı-koca evliliği (mariage conjugal). Ama konu üzerinde dikkatle durulunca,
gelişmemiş halklar arasında, bir dizi erkeğin, bir dizi kadına ortaklaşa
sahip olmaları şeklindeki evlilik biçimlerinin varlığıyla ilgili birçok
kanıtlar bulundu ve Lubbock (The Origin of Civilisation, 1870) bu grup
halinde evliliği (Communal Marriage) tarihsel bir olgu olarak kabul etti.
Az zaman sonra, 1871'de, Morgan, yeni ve birçok bakımdan kesin belgelerle
ortaya çıktı. Onun kanısına göre, aslında yürürlükteki evlilik sisteminden
çıkan akrabalık derecesiyle kesin çelişki durumunda bulunmasına karşın,
İrokualara özgü akrabalık sistemi, Birleşik Devletler'deki bütün yerli
halk için ortak, öyleyse bütün bir kıtaya yaygın bir sistemdi. Morgan,
bizzat hazırladığı tablolar ve soru kâğıtları aracıyla, Federal Amerikan
Hükümetinin, öbür halklarla ilgili akrabalık sistemleri üzerine de bilgiler
toplamasını sağladı. Ve alınan yanıtlara göre, bulduğu şey şunlar oldu:
1-Amerika'nın yerli halkları arasındaki akrabalık sistemi, aynı şekilde
Asya'da, ve hafifçe değişik bir biçimde, Afrika ve Avustralya'daki birçok
ilkel halklar arasında da yürürlükteydi; 2-Bu sistem Havai ve birçok öbür
Avustralya adalarında ortadan kalkmakta bulunan bir grup halinde evlilik
biçimiyle yetkin bir biçimde açıklanabiliyordu; 3-Ama aynı adalarda, bu
evlilik biçiminin yanısıra, ancak şimdi yürürlükten kalkmış daha ilkel
bir grup evliliği biçimiyle açıklanabilecek bir başka akrabalık sistemi
de varlığını sürdürüyordu. Morgan, Systems of Consanguinity and Affinity
["Kandaşlık ve Akrabalık Sistemleri"] (1871) içinde, toplanan bilgileri
ve bunlardan çıkardığı sonuçları yayımladı ve böylece, tartışmayı çok daha
geniş bir alana aktardı. Kendilerine uygun düşen aile biçimlerini bulmak
için akrabalık sistemlerinden hareket ederek, yeni bir araştırma yolu açtı
ve insanlığın tarih-öncesi üzerine çok daha geniş bir geriye-bakış görüşü
sağladı. Eğer bu yöntem kendini kabul ettirseydi, Mac Lennan'ın o çıtıpıtı
kurgusu toz olurdu.
Mac Lennan, İlkel Evlilik (Studies in Ancient History, 1876) kitabının
yeni baskısında teorisini savunuyordu. Kendisi yalnızca varsayımlara dayanarak
ve tamamen yapay bir biçimde bir aile tarihi düzenlediği halde, Lubbock
ve Morgan'dan, yalnızca ağızlarından çıkan her sözün kanıtlarını istemekle
kalmaz, ayrıca yalnızca bir İskoç mahkemesi tarafından kabul edilebilecek
şekilde geçerliği söz götürmez kanıtlar da ister. Ve aynı Mac Lennan, Cermenlerdeki
dayı ile yeğen arasındaki sıkı ilişkiden (Tacitus, Germania, 20), Sezar'ın
anlattığı, Bretonların onluk ya da onikilik gruplar halinde karılarına
ortaklaşa sahip olmaları olgusundan ve eski yazarların barbarlar arasındaki
kadın ortaklığı üzerine bütün öbür öykülerinden, kılı kıpırdamadan, bütün
bu halklarda çok-kocalılığın yaygın olduğu sonucunu çıkarır. İnsan, kendini,
bir davayı kendi gönlünce göstermek için canının istediği gibi konuşan,
ama savunma avukatından, her sözü için hukuksal bakımdan kesin kanıtlar
isteyen bir savcı karşısında sanır.
Mac Lennan, grup halindeki evliliğin tamamen uydurma bir şey olduğunu
öne sürer ve bunu yaparak, Bachofen'in de uzağında, hayli gerilerde kalır.
Morgan'ın akrabalık sistemlerine gelince, ona göre burada yalnızca basit
toplumsal nezaket gerekleri sözkonusudur; bunun da kanıtı, Amerika yerlilerinin,
hatta bir yabancıya, bir beyaza bile söz yöneltirken, kardeş ya da baba
sözcüklerini kullanmalarıdır. Bu, katolik papaz ve rahibelerine hitap ederken
kullanıldıkları; keşişlerin, dindar kadınların, hatta masonlar ve İngiliz
meslek birlikleri [sendikaları -ç.] üyelerinin, cakalı oturumlarında birbirlerine
karşı kullanıldıkları için, baba, ana, birader, hemşire gibi adlandırmaların;
anlamsız söz yöneltme biçimlerinden başka bir şey olmadıklarını ileri sürmeye
benzer. Kısaca, Mac Lennan'ın savunması, içler acısı bir güçsüzlükteydi.
Nedir ki, Mac Lennan'ın henüz yenilmemiş bulunduğu bir konu vardı.
Bütün sisteminin üzerine kurulmuş bulunduğu dış-evlenen ve iç-evlenen "aşiret"ler
arasındaki karşıtlık yalnızca sarsılmamış olmakla kalmıyor, ayrıca herkes
tarafından bütün aile tarihinin ekseni olarak kabul ediliyordu. Mac Lennan'ın
bu karşıtlığı açıklama girişiminin yetersiz kaldığı ve kendi ortaya koyduğu
olguların bunun tersini gösterdiği düşünülüyordu. Ama çelişkinin kendisi,
yani biri karılarını aşiretin içinden alırken, öbürü için bunu yapmak mutlak
biçimde yasaklanmış bulunan, karşılıklı olarak birbirini dıştalayan, birbirinden
bağımsız ve özerk iki tür aşiretin varlığı tartışılmaz bir dogmaydı. Örneğin,
Giraud-Teulon'un Origines de la famille ["Ailenin Kökeni"] (1874) ve hatta
Lubbock'un Origin of Civilisation ["Uygarlığın Kökeni"] (dördüncü baskı,1882)
adlı yapıtlarına bakılırsa, bunun böyle olduğu görülür.
Morgan'ın, benim bu irdelememe temel olan büyük yapıtı, Ancient Society
[“Eski Toplum"] (1877), işte bu konuyu ele alıyor. Morgan 1871'de henüz
yalnızca önsezisine belli-belirsiz sahip olduğu şeyi, bu yapıtta tam bir
bilinçle geliştirmiştir. Dış-evlenme ve iç evlenme asla karşıt şeyler değildir;
şimdiye kadar hiçbir yerde dış-evlenen "aşiret"lerin varlığı tanıtlanmamıştır.
Nedir ki, henüz grup halinde evliliğin egemen olduğu çağlarda -büyük bir
olasılıkla, bir zamanlar, bu, her yerde egemendi- aşiret, ana tarafından
kandaş belirli sayıda gruplara, genslere bölünüyordu; bu gruplardan herbirinin
içinde evlenme sıkı sıkıya yasaklanmıştı; öyle ki, bir gensin erkekleri,
karılarını pekâlâ aşiretin içinden alabilirlerdi ve her zaman da öyle yapıyorlardı;
ama kendi gensinin dışından almak zorundaydılar. Öyleyse, gensin sıkı sıkıya
dış-evlenen olması, genslerin bütününü kapsayan aşiretin sıkı sıkıya iç-evlenen
olmasına engel değildi. Böylece, Mac Lennan'ın saçmalıklarından son kalan
şey de çöküyordu.
Ama Morgan bununla da yetinmedi. Amerikan yerlilerinin gensi, incelemekte
olduğu alanda, yeni bir ilerleme yapmasını sağladı. Analık hukukuna göre
örgütlenmiş bulunan bu gens içinde, daha sonra, antikçağ dünyasında yaşayan
uygar halklar arasında bulduğumuz şekildeki gensin, babalık hukukuna göre
örgütlenen gensin çıkmış olduğu ilkel biçimi bulguladı. Bütün tarihçiler
için o zamana kadar bir bilmece olarak kalmış bulunan Yunan ve Roma gensi,
Amerika yerlilerinin gensi sayesinde açıklanma olanağını buluyor ve aynı
zamanda, bütün tarih-öncesi, yeni bir temel kazanıyordu.
Darvinci evrim teorisinin biyoloji bakımından, marksist artıdeğer teorisinin
ekonomi politik bakımından önemi neyse, analık hukukuna göre örgütlenmiş
bulunan, ve uygar halkların yaşadığı şekilde babalık hukukuna göre örgütlenen
genslerin önceki aşamasını oluşturan ilkel gens içinde yapılmış olan bu
bulgunun, ilkel tarih için taşıdığı önem de odur. Bu bulgu, Morgan'ın,
o gün için elde bulunan belgelerin izin verdiği ölçüde, ilk kez, hiç değilse
klasik evrim aşamalarının grosso modo[Anaçizgileriyle. -ç.] ve geçici olarak saptanmış
bulunduğu bir aile tarihi taslağı hazırlamasını sağladı. Bunun, tarih-öncesi-bilimi
bakımından yeni bir çağın başlangıcı olduğu apaçık bir şeydir. Analık hukukuna
göre örgütlenmiş bulunan gens, çevresinde bütün bu bilimin döndüğü eksen
haline geldi; bunun bulgulanmasından sonra, araştırmaların ne yönde ve
hangi amaca doğru yöneltileceği ve elde edilen sonuçların nasıl sınıflandırılacağı
biliniyor. Bundan ötürü, Morgan'ın kitabından sonra bu alanda gerçekleşen
ilerlemeler, Morgan'ın kitabından önce gerçekleşenlerden çok daha hızlı
olmuştur.
Artık Morgan'ın bulguları bütün tarih-öncesi-bilirncileri tarafından
kabul edilmiştir, hatta İngiltere'de bile; ya da daha doğrusu, tarih-öncesi-bilimcileri,
bu bulguları kendilerine maletmişlerdir. Kafalardaki bu devrimi borçlu
olduğumuz kimse Morgan'dır; ama hemen hiçbiri, bunu açıkça itiraf etmez.
İngiltere'de, olanaklı olduğu ölçüde, Morgan'ın kitabının sözü edilmez;
kitabın yazarına gelince, ondan da, alçak gönüllülük gösterip, eski araştırmalarını
överek kurtulurlar. Açıklamasındaki ayrıntılar hararetle didiklenir, ama
gerçekten önemli bulguları üzerinde inatla susarlar. Ancient Society'nin
özgün baskısı tükenmiştir; Amerika'da bu tür bir kitap, hiçbir zaman kârlı
pazarlar bulamaz; İngiltere'de, kitap sistemli bir biçimde yok edilmişe
benzer; ve çığır açan bu kitaptan, şimdi satışta bulunan tek baskı... Almanca
çevirisidir.
Özellikle ünlü tarih-öncesi-bilimcilerimizin yazılarında salt nezaket
eseri bu kitaptan yapılmış aktarmalar ve başka arkadaşça yardımlaşma kanıtları
karınca gibi kaynadığından, bir susku-komplosu sayılmaması çok güç olan
bu sakıntı nerden geliyor? Acaba Morgan Amerikalı oduğu için, ve İngiliz
tarih-öncesi-billmcilerine, belge toplamakta gösterdikleri bütün övülesi
çabalarına karşın, bu belgeleri düzenlemek ve sınıflandırmakta, iki dâhi
yabancının, Bachofen ve Morgan'ın genel görüşlerine, düşüncelerine uymak
çok ağır geldiği için mi? Hadi Alman neyse; ama Amerikalı? Amerikalı karşısında
her İngiliz, yurtsever olur; bunun güldürücü örneklerini Birleşik Devletler'deyken
çok gördüm. Ama buna şu eklenebilir ki, Mac Lennan, İngiliz tarih-öncesi-bilim
okulunun, deyim yerindeyse, kurucusu ve resmen kabul edilmiş önderiydi;
onun, çok-kocalılık ve kız kaçırma yoluyla evlenmeden geçerek, çocuk öldürme
ve analık hukukuna göre örgütlenmiş aileye varan gülünç tarihsel düşüncelerinden
en büyük saygıyla sözetmek de bir tür, tarih-öncesi kibarlığıydı. Birbirini
kesinlikle dıştalayan dış-evlenen ve iç-evlenen "aşiret"lerin varlığından
en küçük bir kuşku, büyük bir sapıklık sayılıyordu; sonuç olarak, bütün
bu kutsal tanınmış dogmaların külünü havaya savurarak, Morgan, bir tür
günah işlemiş oluyordu: Üstüne üstlük, Morgan bu dogmaları öylesine kanıtlarla
yok ediyordu ki, bu kanıtların bir kez açıklanması, inandırıcı olmalarına
yetiyordu. O zamana kadar, dış-evlenme ve iç-evlenme arasında, elleri böğründe
sendeleyip duran Mac Lennan hayranları: "Nasıl oldu da, bunu bu kadar zamandan
beri kendimiz bulamayacak kadar aptal olabildik!" diye haykırarak kafalarını
dövmüş olmalıdır.
Sanki resmî okulu şaşırtmak için, onu soğukça uzakta tutarak başka
türlü davranmak yeterli bir suç değilmiş gibi, Morgan, ayrıca uygarlığı,
bugün içinde yaşadığımız toplumun temel biçimi olan meta üreten topluınu,
Fourier'yi ansıtan bir şekilde eleştirerek, üstelik eleştirmekle kalmayıp,
ancak Karl Marx'ın kullanabileceği terimlerle bu toplumun gelecekteki dönüşümünden
de söz ederek, ölçüyü kaçırdı. Öyleyse, eğer Mac Lennan, öfkeli bir şekilde,
onun yüzüne karşı "tarihsel yöntemin kendisi için tamamen antipatik" olduğunu
söylemiş ve eğer profesör Bay Giraud-Teulon da, Cenevre'de,1884'te, bu
kanıya katılmışsa, bunu haketmiştir. Nedir ki, bu aynı Bay Giraud-Teulon,1874'te
(Oıigines de la famille), hâlâ Mac Lennan'ın dış-evlenen labirentleri içinde,
elleri böğründe, yalpalayıp duruyordu da, onu oradan Morgan çekip çıkarmak
zorunda kalmıştı!
Burada, tarih-öncesi-biliminin Morgan'a borçlu olduğu öbür ilerlemeler
üzerinde durmak gereğini duymuyorum; incelememde, bu konu üzerine gerekli
bilgiler bulunacaktır. Morgan'ın büyük yapıtının yayımlanmasından bu yana
geçen ondört yıl, ilkel insan toplulukları tarihi üzerine sahip olduğumuz
belgeleri son derece zenginleştirdi. İnsan-bilimcilere, gezginlere ve profesyonel
tarih-öncesi-bilimcilerine, bazan yeni olgular, bazan da yeni görüşler
getirerek, karşılaştırmalı hukuk uzmanları da katıldılar. Böylece Morgan'ın
ayrıntılarla ilgili birçok varsayımı sarsıldı, hatta geçerliliğini yitirdi.
Ama hiçbir yerde, yeni belgeler, onun başlıca büyük görüşlerini yeni görüşlerle
değiştirmek sonucunu vermedi. Tarih-öncesi içinde Morgan'ın kurmuş olduğu
düzen, anaçizgileriyle, bugün de geçerlidir. Evet, denebilir ki, bu büyük
ilerlemenin yapıcısı gizlendiği ölçüde, yapıtı, genel bir onay kazanacaktır.*
FRİEDRİCH ENGELS
Londra, 16 Haziran 1891
1888 Eylülünde New-York'tan dönerken, Lewis Morgan'ı
tanımış olan, Rochester.çevresinden seçilmiş eski bir Kongre üyesiyle karşılaştım.
Ne yazık ki, Morgan hakkında bana pek bir şey anlatamadı. Söylediğine göre,
Morgan, Rochester'de, yalnızca irdelemeleriyle uğraşan sade bir kimse olarak
yaşamıştı. Albay olan kardeşi, Washington'da, Ulusal Savunma Bakanlığı'nda
çalışıyordu. Morgan, kardeşinin aracılığıyla; hükümetin araştırmalarıyla
ilgilenmesini ve yapıtlarından çoğunun devlet eliyle yayımlanmasını sağlamıştı.
Sözünü ettiğim kişi de, Kongre üyesi olduğu sıralarda, bu işe çeşitli yardımlarda
bulunmuştu. [Engels'in notu.]