AKP Hükümeti Kentsel Dönüşüm Planı adı altında halka yıkım ,bir kesime
ise rant kapısı açacak olan projeyi İstanbul’da hayata geçirmeye
çalışmaktadır.
Toplumsal muhalefetin daha yoğun olarak kendini ifade ettiği
bu yerleşim birimlerinin yıkılarak yerlerine daha farklı bir sosyal tabakaya
peşkeş çekilmesi düşünülen gecekondu semtlerinde öfke hakim durumda.Çünkü halk
yıllardır hizmet beklerken sürgün buldu.
Anadolu’dan çeşitli nedenlerle büyük
şehirlere gelerek burada insanca yaşama umudu arayanların
alınterinden,sofrasından ve hayallerinden arttırarak yapmış olduğu bu
gecekondular şimdi çağdaş kent olma bahanesi ile yok edilmeye
çalışılmaktadır.
Karadeniz’den,Doğu’dan,İç Anadolu’dan,Güneydoğu’dan
kültürleri,gelenek-görenekleriyle beraber makus talihlerini de beraber getiren
halk yıllardır bu yerlerde yapılaşırken sesini çıkarmayan hatta altyapı götüren
hükümetlerin kurbanıdır.
Peki nerelerdir bu yerleşim bölgeleri?Rant ve
arsa spekülatörlerinin kapmak için can attığı
Sarıyer,Derbent,Ferahevler,Poligon,İkitelli,Okmeydanı,Alibeyköy,Esenkent,Yeşilköy,Kurt-
köy,Ayazma,Gülsuyu,Aydos
ve en son olarak da Haydarpaşa Garı ve çevresi.
Kentsel Dönüşüm Projesi
kapsamında 800bin ev ve yaklaşık 5milyon insan (kiracı-ev sahibi)
etkilenmektedir.İstanbul’un nüfusunun 1/3üne denk gelen bu rakam ile insanlar
evsiz kalacaklar,kira yada borca mahkum edileceklerdir.
Çarpık,plansız
yapılaşma ve görüntü kirliliğini içeren kent yapılaşması kapitalist düzende
kaçınılmazdır.Adaletsiz gelir dağılımı ile kentleşme olgusu ikiye bölünmüştür
zaten:Zengin azınlığın oturduğu semtler ve varoşlar.Bunun suçlusu ise halk değil
her konuda olduğu gibi ileriyi göremeyen politikalar üreten,sorunlara kısa
vadeli çözümler bulan devlettir.
Devletin asli görevlerinden biri de çalışan
her insanına sağlıklı,insanca yaşanacak bir barınma imkanı sunmaktır.Bunu
merkezi plana bağlı kentleşme anlayışıyla gerçekleştirmelidir,insan için kent
ilke olmalıdır.Çöktü denilen sosyalizm deneyimlerinde bile konut edinme hakkı
,ayakta olan bizim gibi ülkelerden daha önemliydi.Herkesin bir işi ve
yaşayabileceği bir evi vardı.
Her seçim dönemi öncesinde oy kapma uğruna
yapımına izin verilen ardından kapısına elektrik,su,yol,doğalgaz
götürülen,vergisi alınan ve şimdi varlığının işgal olduğu söylenen
gecekondularda yıkıma karşı tepki,yerel düzeyde başladıktan sonra demokratik
kitle örgütlerinin,meslek odalarının ve sendikaların katılımıyla PLATFORM’ a
taşınmaktadır.
Bölgede yaşayan halkların toplumun tüm kesiminden insana her
konuda ihtiyacı vardır.Teknik,hukuksal ve sosyal anlamda yol gösterici birikim
sahibi kişi ve örgütlerin geleceğimiz için bu tepkiye ortak olması,destek olması
gerekmektedir.
Venezuella’ da varolan gecekonduları yıkmayıp imar izni ve
altyapı hizmetlerini götürerek rehabilite eden Chavez hükümeti,ayrıca kamusal
toprak reformu ile yeni ev yapacak halka toplu yerleşim imkanı sunmak için kamu
topraklarını tahsis etmiştir..Bizde de eğer hükümetin gerçek anlamda sorunu
çözme amacı varsa,bu toprakları rantçılara ve yandaşlarına kapama amacı yoksa
başını gömdüğü kumdan çıkarıp dünyanın diğer ülkelerindeki çözümleri incelemesi
gerekmektedir.
Tüm bunlar varken yöre insanının talepleri neler diye
baktığımızda en başta bu projenin iptal edilmesi gelmektedir.Yıkıma dayalı bir
proje gerçek çözüm olmayacaktır. Çünkü yıkım ile evsiz kalan insanlara dayatılan
Mortgage sistemi aldatmaca olup iş güvencesinin olmadığı ülkemizde 10 ile 20 yıl
vadeli borçlanma gerçekçililik ve ülke gerçekliğinden uzaktır. Diğer bir talep
ise bu semtlere alta yapı hizmetlerinin eksiksiz götürülmesidir.
Sorunun
kaynağına baktığımızda 1950 lerden beri uygulanan yanlış ve dışa bağımlı
politikalar zinciridir.Demokrat Parti ile başlayan Amerikan güdümlü IMF
politikalarının sonuçlarından
biri olan gecekondulaşma probleminin çözümü ,
dışa bağımlı politikalar zincirinin kırılmasıyla
mümkündür.