Durmak olmaz ki bir kez
Halk için çıktın mı yola
Demiri tavında dövmek
gerek
Ucunda ölüm olsa da.
Ataol Behramoğlu – Mustafa Suphi
destanından
MUSTAFA SUPHİ VE ONBEŞLER
Mustafa Kemal Paşa ve
arkadaşlarının, 19 Mayıs 1919 da Bandırma vapuru ile Kurtuluş Savaşını başlatmak
üzere Samsun’a çıktıkları gün, Akdeniz vapuru da Almanya’dan gelen yolcularını
İstanbul Haydarpaşa limanına indirmişti. Bu yolcular arasındaki, Avrupa’dan
gelen aydın bir çevre daha sonra içlerine Şefik Hüsnü beyin de katılmasıyla
güçlenecek, işçi-çiftçi-sosyalist fırkasını kuracak, Aydınlık dergisini
çıkaracak ve bu birikim sonraki yıllarda adı TKP ( Türkiye Komünist Partisi)
olan örgütlenmenin çekirdeğini oluşturacaktır.
Aynı günlerde, İttihat ve
Terakki’nin kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa örgütü içinde bulunmuş, Osmanlı
coğrafyasının dört bir tarafında gerilla savaşları içinde yetişmiş Çerkez Ethem
Bey, Teşkilat-ı Mahsusa’nın eski başkanlarından Kuşçubaşı Eşref Beyin
Bandırma’daki çiftliğinde Rauf Orbay Bey ile buluşacak, çiftlikteki silah ve
cephaneleri kuşanarak Alaşehir’de pek namı olmayan bir kongre toplayıp işgalci
Yunan kuvvetlerini durdurmak için, gerilla mücadelesi başlatmaya karar
verecektir. Bu çekirdek gerilla gücü sonraki aylarda çoğalarak Kuvayı Seyyare
ismini almıştır.
Demek ki “ordu gençliği” emperyalist işgal karşısında
ülkenin iki noktasından silahlı direniş mücadelesini örgütleme eylemine
yönelirken, Akdeniz vapurunun Avrupa’dan getirdiği “sivil gençlik” öncüleri de
İstanbul’da bir dergi etrafında toparlanıp, bir düşünce akımı olma yoluna
girmişlerdir. Bu zihniyet 1960 lı yıllara kadar da Türkiye Devrimci Hareketi
içinde hakim çizgi olarak etkisini sürdürmüştür.
Aynı dönemde, Türkiye
Devrimci Hareketinin başlangıç konağının başka bir kanalında öncülük yapan
devrimci bir insan daha vardır. Adı Mustafa Suphi dir.
9 Temmuz 1882 de
Trabzon vilayetine bağlı Giresun kazasında doğan Mustafa Suphi Galatasaray
lisesini bitirdikten sonra hukuk mektebine girmiş ve 28 Nisan 1906 da bu okuldan
mezun olmuştur. Mustafa Suphi, tahsiline devam ederken bir yandan da memuriyet
hayatına girerek uzun bir süre “Şura-yi Devlet Mülkiye dairesi” de kalem
memurluğu yapmıştır. İstanbul hukuk mektebini bitirdikten sonra, tahsiline devam
etmek üzere Fransa’ya geçen Mustafa Suphi, Paris’te “Sosyal Bilgiler Mektebi” de
okumuş ve 1910 yılında bu okuldan da mezun olmuştur. Mustafa Suphi, Paris’te
siyasal bilgilerde okurken “ Türkiye’de itibari zirai teşkilatının hal ve
istikbali” adlı bir bitirme tezi hazırlamıştır.
Mustafa Suphi Fransa’dan
ülkeye döndükten sonra Tanin, Serveti Fünun ve Halk gazetelerinde makaleler
yazmıştır. Bu makaleler genellikle ekonomi yazılarıdır. Trabzon eski mebusu
Hafız Mehmet Efendi ile birlikte İstanbul’da yazıhane açarak iş ortaklığı yapan
Mustafa Suphi, bu dönemde İttihat ve Terakki’ye ateşli bir tarzda muhalefet
yapmaktadır. Mustafa Suphi’nin İttihatçılara karşı açtığı mücadele, sonuçta
Ferit Bey ve ünlü Türkçülerden Yusuf Akçura’nın kurduğu “Milli Meşrutiyet
Fırkası” na katılması ile yeni bir boyuta sıçramıştır. Mustafa Suphi aynı
süreçte Ferit Bey’in (Tek) sahibi olduğu İfham gazetesinde yazı işleri müdürlüğü
yapmakta ve yazılar yazmaktadır.
Mustafa Suphi bu süreçte Türkçülük
akımının etkisi altındadır. Onun Nevsal-i Milli gazetesinde yayınlanmış olan
“Türkçülüğün Esasları” adlı makalesi de sahip olduğu fikirleri izleyebilmemiz
açısından önemli bir belgedir. Nitekim ülkeden kaçtıktan sonra Baku’ye
geldiğinde amacının bir “Türklük Fırkası” kurmak olduğunu kendisi açıkça beyan
etmiştir.
1913 yılının Haziran ayında dönemin sadrazamı Mahmut Şevket
Paşa’nın İstanbul’da bir suikast sonucunda öldürülmesi üzerine, başlatılan
tutuklamalarda, İfham gazetesindeki bir yazı bu suikast ile ilişkilendirilmiş ve
gazetenin sahibi Ferit Bey, yazı işleri müdürü Mustafa Suphi bir cezaya
çarptırılmasa da diğer muhalif unsurlarla birlikte Sinop’a sürgün olarak
gönderilmiştir. Mustafa Suphi 24 Mayıs 1914 tarihinde sürgün hayatını kendi
kararıyla noktalamış ve 12 arkadaşı ile birlikte küçük bir tekneyle Karadeniz’e
açılarak Rusya’ya geçmiştir.
Rusya’ya geçtikten sonra, ufukta beliren
emperyalist savaşa karşı ve Türkiye’nin bu savaşa katılmaması gerektiği
konularında makaleler yazan Mustafa Suphi 1915 te Türk savaş esirlerinin Ural’a
gönderilmeye başlaması üzerine onlarla birlikte çar hükümeti tarafından Ural’a
sürülmüştür. Ural’daki esaret günleri Mustafa Suphi’nin mücadele hayatında yeni
bir dönemin açılmasına neden olmuş ve Rusya’daki devrim mücadelesinin içine tam
anlamıyla katılmıştır.
Yukarıda çok kısa hayatını ve mücadelesini
özetlemeye çalıştığım Mustafa Suphi, Sovyet Devrimi ve daha sonraki iç savaş
ateşi içinde mücadeleye katılmış ve inançlı bir devrimci haline gelmiştir. 1919
da Lenin’in önderliğinde kurulan üçüncü Enternasyonalin kuruluş toplantısında
hazır bulunmuştur.
Mustafa Suphi Sultan Galiyev’in ve diğer Türk ve
Müslüman devrimcilerin yakın mücadele arkadaşıdır. Sultan Galiyev o dönemin
çağdaş bir kuramcısı ve mücadele adamı olarak tüm ezilen uluslara şöyle
seslenmektedir.
“… bizim partide iki tür kadro olduğu görülmektedir.
a-)
Mazlum milletler meselesinin önemini ve ciddiyetini kabul etmeyen, bu sebepten
dolayı partinin ilgili faaliyetlerine kuşku ile yanaşan, en azından bunları
önemsemeyenler ( ki özellikle Rus yoldaşlarda güçlüdür, zira bunlar milli zulmün
ne demek olduğunu, kendi üzerlerinde hissetmemişler buna göre de bu konuya ilgi
duymuyorlar. Onlar merkezde güçlüdür)
b-) “Büyük devletçilik” hurafesi ile
zehirlenen, bazen ise katıksız bir “velikorus” (Büyük Rusyacılık) şovenizmi
hastalığına tutulmuş olanlar. Bu grup bir alışkanlık olarak, milli devletlerin
kurulmasına her zaman karşı çıkar, onların oluşturulmasını engellemeye
çalışırlar, kurulması durumunda ise, bu milli devletlerde iktidarı ele geçirmek
için mücadele verir, buralarda “yerli” kadroların etkisinin artmasına karşı
direnirler.” (Halit Kakınç- Destansı Kuramcı Sultan Galiyev - s.30)
Doğu
Halkları Kurultayı Sultan Galiyev ve çevresinin dürtüsüyle oluşturulmuş Enver
Paşanın ve Ankara hükümetinin gönderdiği delegenin de katıldığı bir platformdur.
Bu kurultaya Ankara hükümeti adına katılan İbrahim Tali Bey Mustafa Kemal Paşa
ile birlikte Samsun’a çıkan 18 subaydan biridir. Kurultayda yaptığı konuşmada
“Anadolu hareketi katiyen burjuvaziye dayanan bir hareket değildir.
Avrupalıların bu yolda verdikleri malumat ve mütalaalar yanlıştır. Sermaye
perestlerin şartta yardımcıları taşnak Ermenilerle venizelos Rumlardır ve buna
ilave olarak, padişahın saray hadimleri ve yakınlarıdır. Bunlar padişahın
nüfusunu İngiliz sermayedarlığının menfaatine kullanıyorlar. Ruh, mal, servet ve
itibarlarını ve bol bol altınlarını ondan alıyorlar. Anadolu Devrimcileri ise,
yüzlerini şarkta güneş gibi doğan devrime çevirmişlerdir. Anadolu devrimi
zenginlerin ve hazır yiyicilerin menfaatlerine karşı olduğundan karşı
devrimciler kuvvetlerini bir yere topladılar… bunlar İngiliz parasıyla,
kendilerine yalandan İslamiyet müdafaacısı süsünü verip milli ve içtimai olan
Anadolu Rençper Devrimini yenmek ve tepelemek istediler.” Dedikten sonra
“Anadolu Devrimcileri şundan dolayı sevinç duymaktadır ki Moskova üçüncü
beynelmilele uzattıkları dostluk ve hemfikirlik elini Moskova’da aynı duygu ile
kabul edip aynı yürek dostluğu ile cevap verdiler… yaşasın bu yolda birlikte
yürüyen devrimci Rusya ile devrimci Anadolu ve onların dayandığı doğu
devrimi”
1919 da ülkemizin emperyalist savaştan yenik çıkması ve işgali
üzerine Mustafa Suphi Sovyetler Birliği’ndeki esir subay ve erlerden derlemeye
çalıştığı bir orduyla Kurtuluş Savaşına katılmayı önüne hedef olarak koymuş ve
bu alanda büyük faaliyet göstermiştir.
Demek ki İstanbul’da Şefik Hüsnü
öncülüğünde, bazı devrimciler dergi çıkartıp, örgüt faaliyetleri yaptıkları bir
dönemde Mustafa Suphi silahlı birlikler kurarak Kurtuluş Savaşı içine fiilen
katılma yolunu seçmiştir. Sonuçta Mustafa Suphi Ankara hükümeti ile yaptığı
yazışmalar üzerine 15 arkadaşıyla birlikte Kars’tan ülkeye giriş yapmıştır.
Bundan sonrası vahşettir ve tarihin karanlık yüzüdür. Mustafa Suphi 15
yoldaşıyla birlikte, hiçbir kitle desteği ve örgütü olmaksızın, Kurtuluş
Savaşı’na katılmak üzere girdiği ülkesinde kalleşçe ve haince hırpalanarak
Trabzon’a kadar sürüklenmiş ve orada Enver Paşaya çok yakın İttihatçı Kayıkçılar
Kahyası Yahya Kaptan tarafından oyuna getirilip 28-29 Ocak 1921 de Karadeniz’in
azgın sularında katledilmişlerdir. Bu cinayetin gerçek failleri kimlerdir.
Sovyetler Birliği’nin bu olaydaki tavrı nedir. Tarihin bu karanlık yüzü
aydınlatılmak üzere önümüzde duran bir görevdir.
Mustafa Suphi’nin
mücadelesi, düşünceleri ve birlikte mücadele verdiği Sultan Galiyev’in Doğunun
Mazlum Halklarının kurtuluşu konusundaki tezleri uzun süre yok sayılmış,
üzerleri örtülmüş ve devrimci ortamla buluşma imkanı bulamamışlardır. Kızıl
ordunun süngüleri gölgesinde, her türlü imkanın kendilerine sunulduğu İsmail
Bilen öncülüğündeki kadrolar bu örtme töreninin bizim tarafımızdaki baş
aktörleridir. Sonraki yıllarda Devrimci Gençlik mücadelesine ve önderlerine, Dr.
Hikmet Kıvılcımlı gibi en eski Sosyalist bir öndere, Nazım Hikmet gibi devrimci
bir şaire ve daha birçok devrimciye bu tavır aynen sorumsuzca uygulanmıştır. Bu
gün, bu geleneğin devamcısı olduğunu ilan edenlerin Mahir Çayan ların, Deniz
Gezmiş lerin afişlerini yapmaları ve alışılmış bazı protokol metinlerinde Dr.
Hikmet Kıvılcımlı’nın ismini geçirmeleri yetmez. Bu yaklaşımlar öz eleştiri
niteliğinde değildir. Geçmişten tüccarca yararlanma ve yeniden örtme
yaklaşımlarıdır.
Mustafa Suphi lerin, Sultan Galiyev lerin düşünceleri,
tezleri bu gün daha büyük önem taşımaktadır. ABD emperyalizmi doğunun mazlum
halklarına canice saldırmaktadır. Irak işgal altındadır ve karşılığında halk
büyük bir direniş göstermektedir. Kuzey Irak’ta ikinci bir İsrail yaratma
çabaları, ilkel Kürt Milliyetçiliğini ve güçlerini temel alarak noktalanmak
üzeredir. İran, Suriye ve Türkiye hedefteki ülkelerdir. Gün ABD emperyalizmine
karşı halkların örgütlenme günüdür. Mustafa Suphi’nin mücadelesi bu anlamda
yolumuzu aydınlatmaktadır, anısı yaşayacaktır.
Birer devrimci gibi
ölen 15 lerin isimleri:
* Samsun Hançerli mahallesinden Mustafa Suphi
*
Üsküdar Ahmet Çelebi mahallesinden Ethem Nejat ( İzmir Maarif Sadr-ı Sabıkı
)
* Erzincanlı Aşçıoğlu Bahaeddin ( Muallim )
* Uşak'ın Hacı Hüseyin
Mahallesinden Kasım Hulusi
* Sürmene'nin Asu Kariyesinden Kıralioğlu
Maksut
* Cihangirli Hilmioğlu İsmail Hakkı (Doktor)
* Van Ercişten
Ahmetoğlu Hayrettin (Nefer)
* Bandırma Manyas Nahiyesinden Hakkı Bin Ahmet
Ali (Topçu Yüzbaşı)
* İstanbullu Emin Şefik (Mühendis)
* Kadıköylü Tevfik
Bin Ahmet (Tayyare Yüzbaşısı)
* Manisalı Kazım Bin Ali (İhtiyat Zabiti)
*
Erzincan'ın Akdağ Kariyesinden Hatipoğlu Mehmet
* İzmir Tilkilikten Hacı
Nustafaoğlu Mehmet
* Kandıralı Cemil Nazmi Bin İbrahim
* Maria (Meryem) (
Mustafa Suphi'nin eşi)