Ankara’nın diğer başkentlerle olan ortak yazgısı, hemen hemen tüm
olup bitenlerin önce el altından (resmi olmayan) kamuoyuna duyurulup tepkilerin
ölçülmesidir. Bu konuda memurlaştırılmış bir sürü basın mensubu görevlerinin ne
olduğunu da çok iyi bilmektedirler. Bu aslında CIA’nın önerdiği ve uyguladığı
bir metodtur. Yönetenler el altından nabız yoklarlar, herhangi bir tepkide
hiçbir sorumluluk almazlar ve dedikodu deyip geçerler.
Son aylarda ADM
(Ankara Dedikodu Merkezi) çenesi iyice düşmüş bir tarzda şunları fısıldıyordu:
AKP, AB yolunda attığı ileri adımlardan sonra erken seçim için kamuoyu
araştırması yaptırmış. Sonuç ise kendileri açısından hüsran, yani %22 imiş. Bu
yüzdende erken seçimden vazgeçmişler. AKP’nin icraatlarına bakılırsa bu olay
doğru. Ama yine icraatlara bakılırsa oy arttırma çabaları da var. Öncelikle
ekonomiye yüklenildi. 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara gelir gelmez hiçbir icraat
yapmadan (özür dilerim ilk icraat olarak Balıkesir Tekel fabrikasının komik bir
fiyata kadim dostları Albayraklara sattılar.) Enflasyonu düşürme şampiyonu
oldular. Ama herkesin bildiği gibi bu uygulama, tüm paraları ortadan kaldıran,
yatırımı sıfırlayan Derviş’in modelini devam ettirmedir. Enflasyonu %24 ten %12
ye hiçbir şey yapmadan düşürmek başarı ise (hem de Cumhuriyet tarihinin en
başarılı başbakanı olarak(!) ) Ecevit bu işin peygamberi olmalıydı. Zira Ecevit
enflasyonu %79 dan %24 e düşürmüştü. Başbakan Erdoğan sabır dedi, ekonomideki
başarı halka birkaç yılda iner dedi. Peki, söylediği yıllar bitti, sonuç ne?
Dubai’den gelen prenslere arazi peşkeşi mi?
Kısaca ekonomik göstergeler,
Ciner ve Doğan guruplarının baskın medyasının dediği gibi değil. Halk işsiz,
halk aç, halk perişan. Çocuğunu okula gönderemez olmuş, evine ekmek götüremiyor.
Ama IMF hükümeti aferin demiş. Bu neyin aferini? Dış borç artmış, cari açık
artmış, ithalat neredeyse ihracatı ikiye katlamış, vergiler dayanılmaz boyutlara
varmış,
Çok az uyanık para babası borsada manipülasyonlarla ve kendi
aralarında oluşturdukları havuzlarla küçük tasarrufları yutuyor ve paralarına
para katıyorlar. Ucuz Çin malları ile nereye kadar enflasyonu düşük
gösterecekler bu belli değil. Halk bu oyunları anlamıştır. Tüm basının lehte
tezahüratına rağmen AKP oyları düşmektedir. Sosyal açıdan da halka hiç bir şey
verilmemiştir. Salt AB süreci halka ne verecektir. Devletin kurumları içindeki
geleneksel tepişmenin bu acıları önleyecek ve halka bir şeyler verecek bir çaba
için yapılmadığı, çıkar kavgası olduğu aşikardır. YÖK ile inatlaşma, bilimsel ve
özgür üniversite için değil, başörtüsünde simgelenen bir platformda
yapılmaktadır. Bu da sadece kayıkçı kavgasıdır.
Peki Ankara’da sıkışan
başbakan Erdoğan nerelerde nefes borusu aramalıydı. Zaten epeydir bu konuda
atılımlar yapan hükümet, hemen %30 a varan oy potansiyeli ile Kürtlere yöneldi.
Kendine bağlı birtakım aydınlarla alel acele bir bildiri yazdırttı. Hemen bir
sponsor işadamı bulundu ve Bodrum öncesi aydınlara(!) da imzalatıldı. Ama bir
taktik hata yapıldı. Bildirinin muhatabı hükümet olmamasına karşın, bildiri
hükümete verildi. Mal bulmuş mağribi misali başbakan Erdoğan bildiriyi aldığı
gibi soluğu Diyarbakır’da aldı. Diyarbakır meydanlarını dolduran 700 kişilik
mahşeri kalabalığa (!) hitap etti. Her beş kelimede bir Kürt kelimesini
kullanarak mavi boncuk dağıttı. Ankara’ya dönünce huzurlu bir soluk aldı ama
yine nafile. Bu seferde Ankara bürokratik yapısı gırtlağına çökünce yine U
dönüşü yaptı, Kürt Demokratik Hareketine atıp tutmaya başladı. Ne kadar
barışsever olduğunu hem : Belçika’da ateşkes bildirisini okumak isteyen
Kongragel yöneticilerine karşı hem de : Danimarka’da basın toplantısında
silahsız! Kürtlere karşı tahammülsüzlüğü ile ortaya koydu. Maksat üzüm yemek
değil bağcıyı dövmekti.
Şemdinli olayı patlayınca önce tereddüt
gösterdi, ama muhalefet bastırınca soluğu orada aldı. Yine gerçek yüzünü
gösterip bu seferde halkın açtığı dövizlere sataştı ve “sokun onları cebinize”
diye çıkıştı. Açılan pankartın üzerinde manidar bir cümle vardı. “Diyarbakır’da
doğru söyleyip Ankara’da şaşma” işte tüm Ankara bürokrasisine ve siyasilere
bölge halkının gönderdiği en önemli mesaj budur. Ama bundan ders çıkaran
olmadı.