http://www.yeniyol.org/yeniyol/
Dile kolay… Kırk yılı aşkın bir yolculuk; ama her ne hikmetse, yürüdükçe
uzayan bir yol…
Aydınlıktan karanlığa doğru zifiri bir duman, her adım
sonrası yeni bir dehliz; bu dehlizlerde debelenen Türkiye’m!..
Öyle ya;
refaha, mutluluğa, çağı yakalamaya; kısacası cennete yolculuk bu !..
Elbet ki, bir bedeli olacak!..
Ayakları Türkiye topraklarına
basan, sorunları Ankara Ulus Meclisi kafasıyla çözme hastalığından bir türlü
kurtulamamış, çağ dışı ulusalcıların (!) çelmelerine rağmen; “onlar dışardan;
biz içerden” elbirliğiyle, hedeflediğimiz hedefe varacağız.
“Bu bizim
kırmızı çizgimiz”, olmazsa olmazımız. Bu vesiliyle, başarmak zorundayız !
Geçen yüzyıla özgü, köhne, çağdaşlaşmamızın önündeki en büyük engel;
Lozan çığırtkanlarına (!) dur demenin zamanı artık…
Zurnanın zırt dediği
yer Lozan; ulusalcıların Majino Hattı, akıbeti de Majino Hattı gibi olmalı
!
Gerçi tercümana, tercüme dersleri verecek değilim.
Beynini
ağırlık olarak taşıyan, hayatı boyunca irade-i külliyenin, (genel iradenin)
neferi olmayı övünç sayan, kim yaptı, niye yaptı ? demek yerine; sahada benim
adıma oynanan oyunları seyreden, türbindeki yerinde manda b...u gibi yayılan her
Türk vatandaşı gibi, haddimi bilirim!
Buna rağmen beynimin “ bu hayatın
içinde sen de varsın” dayatmasına dayanamayarak; konuya ilişkin düşüncelerimi
kaleme almamın vesilesi oldu.
Bir elimde baston, diğer elimde idare
lambası, yaşlı bedenim uç noktasında yer alan kalın mercekli, fersiz gözlerim;
belki de tahribata uğramamış tek organım, beynimin eşliğinde; Avrupalı ve ABD’li
dostlarımızın (!) bilinçaltına doğru yolculuğunun ilk durağı
Lozan.
Tarih: 24 Temmuz 1923.
Bir yanda İngiliz İmparatorluğu,
Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp – Hırvat – Sloven Devletleri;
öte yanda Türkiye.
Yaslanmadan, yamanmadan Sevr ile yitirdiğimiz ulusal
onursuzluğun; onura dönüştüğü zaferin adı Lozan.
Emperyalist-kapitalist
devletlerin tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri, hasımsızlığın da
başlangıç noktası…
AB- Türkiye ilişkilerini bu bağlamda değerlendirmek
zorunluluktur. AB ile Uyum Yasaları, tekerrür eden Sevr bağlamında
irdelenmedikçe; sorunlarını çözmeye çalışan Türkiye’nin, çözülme sürecine
başladığını anlamak mümkün değildir.
Tekerrür: tarih bilinci travmaya
uğramış uluslara özgüdür. Sevr’deki kazanımlarını Lozan’da kaybedenler, bu
hesaplaşmadan asla vazgeçmeyeceklerdir.
İçerden ve dışardan eşgüdümlü
çalışan bu odaklar; “ Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir “ tezi
etrafında adeta birbirine kenetlenmişlerdir.
Bu, Cumhuriyet ve
kazanımlarına sırtını dönen mandacılarımızın bilinçli tercihidir.
Bu
yüzden topraklarımızın birliği; ancak insanlarımızın birliği ile sağlamak
mümkündür.
Saygılarımla
Ali Haydar Yılmaz