“Teröristle Muhatap Olma” İhaneti!
Devletin belli-başlı ― hatta
“en-başlı” ― gazetelerinden Hürriyet’in uzatmalı yayın yönetmeni E. Özkök geçen
gün köşesinden “‘çift ay’lı, yani çok gizli” bir bilgi verdi:
Ş.
Atasagun’un müsteşar olduğu sırada, MİT’in bugünkü Müsteşarı Emre Taner
Öcalan’la görüşmüş. Ve görüşmeden sonra müsteşarlığa “terfi” etmiş. Özkök, “çok
gizli”nin ötesine geçip “baş-başa” bilgiler de veriyor:
“…Ama Emre
Taner, İmralı’da baş başa kaldıkları an Öcalan şunu söylemiş: ‘Bugüne kadar
neredeydiniz?..’”
Hürriyet yönetmeni, bu görüşmede neler konuşulduğunu
tam olarak öğrenemediğinin vurgusunu yaparken, Öcalan’ın ‘Mesajımı dağdaki adama
neyle ileteceğim? Bir mektup yazmama bile izin verilmiyor’ demişliğini biliyor,
aktarıyor.
Haber, bilgiler iyi. Sadece iyi değil doğrudur da. (Bizim
buradaki çabamız, Özkök’ü mahçup edip veya ürkütüp benzer yazılar yazma
cesaretini kırmak değil elbet. Tam tersine, M. Kemal’in 1923’te dediği anlamda
namusunu yitiren “aydınlarımız”ın namuslarını kazanma doğrultusundaki çabalarına
güç/destek vermek istiyoruz). Ama yorumunda çok ahlak dışı bir unsur var
Özkök’ün. Yazısının sonuna doğru, biraz kurtarmaya giriştiği “namus”u kurda-kuşa
teslim ediyor E. Özkök. Şu cümlelere bakın:
“Biliyorum bazı kızgın
insanlar hemen, ‘Devlet, terör örgütünü muhatap kabul etmez’ diyecek. Elbette
etmez. Ama dünyanın bütün istihbarat birimlerinin bir görevi de
budur.”
Yahu merhametsiz adam! Sen, yıllardır bu en belli-başlı gazetede
genel yayın yönetmenliği yapan “yazar” olarak, devletin (cumhuriyetin
kuruluşundan buyana) bu tek resmi istihbarat örgütünün (MİT’in) devletin
“çekirdek”inden olduğunu bilmiyor musun? Yani Öcalan’la görüşen devlet değil de
nedir? Böyle kıvıracağına halka doğru-dürüst bilgi ― eğer vereceksen ― versene!
Devlete de, millete de, halka da bu konuda biraz cesaret versene be insan
evladı! “Türkiye’yi kan gölüne çevirme, ekonomimizi altüst etme, AB ile
ilişkileri bozma pahasına tekrar silahlı bir çözüm yoluna” gitmemek için biraz
daha namuslu olsan kıyamet mi kopar?
Bak biz namusumuzu yitirmemek için
tam bir ay önce (bütün bu bilgilerden yoksun) neler demişiz bu sitede,
“Bölücüler” başlıklı makalemizde:
Soruyoruz:
Birincisi: Dünyanın
neresinde, barış ve kardeşlik, diyalog ve çözüm, birlik ve bütünlük çatışan iki
taraftan biri “yok” sayılarak sağlanmıştır? “Teröristle muhatap olmayız”mış.
Peki senin “teorik” ağa-baban İngiliz’ler “terörist” IRA ile muhatap olunca
küçüldü de sen büyük mü kaldın? Hergün yardım için onlar mı senin ayığına
geliyor yoksa sen mi onların? Peki senin “pratik” ağa-baban Amerika hergün
heryerde her çeşit “terörist”le muhatap halinde değil mi? Bunlardan biri de PKK
değil mi? PKK ve Kongra-Gel’in yüzlerce örgütlenmeleri, yönetici ve çalışanları
Avrupa başkentlerinde faaliyet halinde değiller mi? Öyleyse durum nedir? Durum
şudur beyler: Amerika da, Avrupa da PKK ve Kongra Gel’in “terör örgütü”
olmadığını biliyor. Sadece senede bir “ilan” ederek seni “idare” ediyor, bu
arada her “ilan”la birşeyler satıyor, birşeyler dayatıyor. … Çünkü dünyada terör
örgütü diye bir “şey” yok. Siyaseti terörle yapan örgütler var. “Terör yapma”yı
da bugünlerde sosyologlaşmaya meyil veren başbakanımızın güzelce dediği gibi
“öteki”leştirme “yabancı”laştırma doğuruyor. Bir de kontrolsüz bir şiddetle
bastırma, inkâr etme, yok sayma ile “öteki”leştirme olursa, “terör” halklaşır.
Aynen Türkiye istihbarat örgütlerinin “PKK’nın paravan örgütleri” dediği HEP’ten
DEHAP’a partilerinin 1991’den bu yana “Bölge”de birinci parti olması gibi..
Ayrıca, hergün gencecik insanların ölümleriyle sonuçlanan çatışmalar yaparken,
milyonlarca dolar paralara mal olan devasa operasyonlar yürütürken, Amerika’ya
“gel bunları Kuzey Irak’ta bombala” diye yalvarırken “muhatap” alıyorsun da,
neden bu bizi bitirmenin eşiğine getirmiş çatışmaya bir son vermek için muhatap
almıyorsun? Yani ölüp-öldürürken “muhatap” da, yaşayıp-yaşatmak için niye
muhatap değil? “Muhatap olma” denen ilkel kibir, bir insan yaşamının yanında ne
yazar?
Bu sorulara cevap verilmezse, bundan sonra, “teröristle muhatap
olmayız” teraneleri en ikiyüzlü en sahtekâr ve en hainane söylem olarak
addedilecektir.
Gene bir önceki yazımızda, bakın neyin çığlığını
atmışız?
Avukatları ile görüşmelerinden de öteye, Öcalan’a, örgütüne ve
Kürt-Türk halkına mesajlarını ulaştırma imkânı acilen sağlanmalıdır.
Gene bir-kaç önceki “Öcalan Kemalizm’i” başlığı altında, PKK içinde ve
dışında, örtülü-örtüsüz Kürt milliyetçilerine ne demişiz?
…tekrar tekrar
bilinçlere ve ruhlara yedirilmelidir ki; Öcalan Cumhuriyet Kürtlügü’nde ne kadar
sosyolojik bir gerçekse, Atatürk de Anadolu Türklüğü’nde o kadar sosyolojik bir
vakadır. Nasıl ki Kürdistan’da Öcalan’ı atlayarak bir yere varılamazsa, Türkiye
Cumhuriyeti gerçekliğinde de, M. Kemal’in hakkını teslim etmeden “uzlaşma”,
“demokratik çözüm”, “uygar diyalog” etrafında yapılıp söylenenleri kimse ciddiye
almaz. Öcalan bu konuda o nedenle hem bilimseldir, hem ahlakîdir, hem
stratejiktir.
Siz de, rantçı-yiyici-çeteci, kan-cenaze taciri Türk
milliyetçilerine karşı yıllardır yitirdiğiniz namusunuzu geri kazanmaya biraz
daha mecal getirseniz ne olur?
Bakınız hala aklınızın bilmem neresine
koyarak “bölücü örgütün başı” demeyi sürdürdüğünüz Öcalan, altı aylık
vahşi-tehlikeli tecritten sonra ne dedi? Hürriyet’inizden (6
Aralık):
Mustafa Kemal bir olgudur. Mustafa Kemal’i çözmeden Türkiye’de
hiçbir sorunu çözemeyiz. Mustafa Kemal’in 1920’lerde emperyalizme karşı vermiş
olduğu mücadeleyi, kendi etnik kimliğinden bağımsız olarak değerlendiriyorum.
Dünya halklarına örnek bir mücadeleydi. … Mustafa Kemal’in 1920’li yıllarda
oynadığı rolü 2000’li yıllarda oynayacak bir “Kürt” Mustafa Kemal’e ihtiyaç
vardır.
Bir daha bakınız biz, bir yıl içinde Öcalan’a üç kez
postaladığımız, devletin istihbarat örgütlerinin ve PKK örgütünün elinde olan ve
Öcalan’a henüz verilmediğini düşündüğümüz mektubumuzda ne
demişiz?
Tarihsellikleriyle ele alınacak eski önderliklerin gerek
nostaljik arayışları gerekse taklitsel denemeleri bilimsel olmayıp hüsrana
yakalanma dışında başka sonuç vermemekle birlikte, günümüz dünyası gerçeklerine,
ilişki-çelişkilerine ve bilimsel bilgi birikimlerine devindirilen bir 1919–1924
Mustafa Kemal önderlik tarzının sivil versiyonuna ihtiyaç olduğu kesindir. Bir
“genç” Mustafa Kemal değilse de, benzer bir önderliksel ustanın, cehenneme
çevrilmiş bu cennet coğrafyanın birbirine kırdırılmanın eşiğindeki insanlarının
hakkı ve kaçınılmazlığı olduğu da bir o kadar bilimsel ve ruhsaldır.
Ve
son olarak bakınız Özkök, Öcalan’a ne sorarak “Öcalan’a Mektup”u bitirmişiz?
Bir sivil Kemal-Öcalan sentezinin çıkışının zamanının geçmesine, tarihi
yaşayan bir ruh ve bilinç müsaade eder mi? Her şeyden bir hayır çıkarılabilir
önderliği, bu kör-sağır-kısır döngüden bir hayır çıkarmaya muktedir değil midir?
Biz bütün bunları şunun için söylüyoruz, söylemek zorundayız. Çünkü biz
bu dünyayı bir namussuz olarak yaşamak, bir namussuz olarak ölmek istemiyoruz.
Onun için ― bir 15 yıllık Öcalan inceleyicisi/araştırmacısı olarak ― şunları
ekleyeceğiz buraya:
Abdullah Öcalan devlete Diyor ki; benim veya çizgimin
dışına çıkmış bir PKK’yi Amerika sana karşı kötü kullanır. Seni de yıllardır
bana karşı kötü-kirli-paslı kullandığı gibi.. Gelin biz birbirimizi, birbirimizi
için iyi kullanalım. Buna ne kadar geç başlanırsa, o kadar işimiz zorlaşır,
hatta imkânsızlaşabilir ve bir o kadar daha hep beraberce kaybederiz.
Ey
devletimiz! Bir insan yaşamı, bin “terörist örgüt”le “muhatap” olmaya binlerce
kez değerdir… Ölenleri geri getiremeyiz. Ama öleceklerin önüne geçebiliriz.
Artık yeter…
Bağırıyoruz: “Teröristle muhatap” olmamak ihanetin hem
Türkçesi hem Kürtçesidir.