http://www.yeniyol.org/yeniyol/
ULUSAL EGEMENLİK PAYLAŞILAMAZ !
Askar Yılmaz
Bazı deyimler ve
kavramların oynaklığı ve değişkenliğine karşılık, bazı kavramların uzayan zaman
süresi içinde muhteva derinliği kazanarak, zenginleştiği görüyoruz. “Ulusal
egemenlik”, kavram olarak, hem uzun bir zaman diliminde oluştu, hem de muhtevası
zenginleşerek güncelleşti. Dil dağarcığımızda bu denli uzun bir zaman dilimi
içinde muhtevası derinleşerek gelişen ve güncelleşerek önem kazanan ne kadar
deyim bulunabiliriz?
23 Nisan 1920’lerde başlayan siyasi, ekonomik,
kültürel devrimler, bağımsız, özgür ve egemen bir ülkede gerçekleşebilirdi. Son
yıllarda, özellikle AB’ne bağlanmanın gerekçeleri olarak ileri sürülen tüm
savlar, 23 Nisan’ın devrimci ruhunu ifade eden ulusal egemenlik kavramına
bütünüyle aykırıdır. Emperyalizme ve gericiliğe karşı kazanılan ulusal iradenin
86. yılını kutlamaya hazırlandığımız şu günlerde, ulusal egemenliğin
paylaşılamaz olduğunu daha iyi anlıyoruz. Çağımızın en çarpıcı gerçekliğinden
biri, “ulusal egemenlik paylaşılamaz” gerçeğidir. Bu gerçeklik, hem içinde
bulunduğumuz çağı tanımlamakta, hem de, ezilen ulusların, emperyalizmden
kurtuluşularına yön çizmekte. Ulusal eğemenliğin zorunlu bir sonucu olan ulusal
devlet, sınırlarını emperyalizmeden kopuş sonucu oluşturması bakımından, ezilen
ulusların dünyamızda varolma mevzisidir. Bu nedenlerle, bütün devrimler gibi,
anti-emperyalist ulusal devrimlerin yönelimi, emperyalizmi hedef almak zorunda
olmasıdır.
Dünya gericiliğinin merkezleri, hala emperyalist
merkezlerdir. Dünyamızı ve insanlığı ilerleten bütün siyasi, sosyal ve kültürel
gelişmeler, gerici merkezleri hedef almadan gerçekleşemez. Geçtiğimiz yüzyılın
başında başlayan 23 Nisan 1920 Türkiye ulusal kurtuluş devrimini, ulusal
devrimler büyütecine taşıyan olay, emperyalizmin, ulusal düzlemde yenigisi
sonucu gerçekleşmiş bir devrim olmasıdır. Bugünün neo-liberal teorilerin,
“devrimler bitti” ve “ulusal devlet eskidi” lafları, sadece devrimler gerçeğini
gizlemeye dönük demogojidir. Küreselleşmenin, emperyalizmin ezilen uluslar
alehine genleşmesinden başka bir şey olmadığı gibi, kapitalist gelişmenin
zorunlu bir sonucu olarak yüz yıl önce başlamıştı.
Yüzyıl öncesinede,
Türklerin egemenlik alanları olan pek çok ülke paylaşılırken, yurdumuz
Türkiye’de, emperyalistlerin paylaşım hedefleri içindeydi. Ulusal kurtuluş
savaşımız bu paylaşmaya karşı, kapsamı bakımından dünyanın en etkili direnişi
sonucu başarıya ulaştı. Ulusal kurtuluş devrimi, emperyalizme karşı, salt bir
askeri başarı değildi elbette. Askeri başarımız, ulusal egemenlik proğramının
bütünü içinde taktik bir başarıydı. Ulusal egemenlik projesi, Ulusumuzun
kazanımlarını koruma ve pekiştirme eksenli, siyasi, ekonomik, kültürel ve
ittifaklar düzleminde, kapsamlı bir proğram olarak ortaya çıkmıştı. Türkiye
devrimi, bütün bu özellikleriyle, ulusal olduğu kadar uluslararası bir özelliğe
sahiptir.
Yüz yıdır süren emperyalist eğemenlik ve emperyalizme karşı
sürdürülen devrimci egemenlik mücadeleleri hala sonuçlanmadı. Dünya ölçeğine iki
proje hala karşı karşıya. Birinci proje; kapitalizmin emperyalist aşamaya
ulaşmasıyla başlayan, emperyalizmin dünya egemenliği projesi. İkincisi;
empeyalizme karşı proleter ve ulusal kurtuluş devrimleri projesi. Türkiye
kurtuluş devriminde somutlanan anti-emperyalist proje dünyamızın şekillenmesinde
hükmünü sürdürmeye devam ediyor. Yüz yıldan fazla bir zamandır, bu iki proje
dünya genelinde karşı karşıya. Emperyalizmin dünyayı şekilendirmesi ve onun
alternatifi ve kaynağını 23 Nisan 1920’den alan dünyayı ezilen uluslar lehine
şekillendiren, ulusal egemenlik projesi.
Ulusal egemenlik kavramı,
özellikle kurtuluş savaşımızın zaferinden sonra, ulusal devrimler ve ulusal
devletlerin örgütlenmesi süreçlerinde yeni deneyimlerle zenginleşti. Ulusal
kurtuluş savaşları, ezilen ulusların, emperyalist küreselleşmeden kopmasıdır.
onun, sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri, bütün etkilerinden
uzaklaşmasıdır.
Bugün, sömürüden baskıdan kurtulmak isteyen, her ulus,
ulusal egemenlik kavgasına yöneliyor. Latin Amerika, Afrika ve Asya’nın ezilen
uluslarının sığındıkları mevzi ulusal devlet eğemenliği mevzisidir. İşte bu
nedenlerle, emperyalist merkezlerde geliştirilen neo-liberal teorilerin özünün,
dünyamızdan, devrim ve ulusal egmenlik düşüncesini yok etmeye yönelik olması
dikkat çekicidir.
Emperyalist merkezlerin, ulusal egemenlik fikrinin yok
edilmesi amaçlı saldırılarının bir başka nedeni, Ulusal egemenliğin,
emperyalizmin yenilgisi üzerinde gerçekleşen ve evresllik kazanan bir kavram
olmasıdır . Ulusal kurtuluş savaşımızın dersleri ve onun önderi Mustafa Kemal
Atatürk’ün emperyalistlerin ve ezilen ulusların pratiklerinde farklı biçimlerde
yer edinmesinin nedeni, Kemalizmin ulusal egemenlik projesinin, ezilen uluslar
projesi olmasıdır.
Kurtuluş savaşımızın ve ulusal egemenliğin öncüsü,
Mustafa Kemal Atatürk başlattığı devrimleri, ulusal egemenliğin güçlendirilmesi
ve sürdürülmesi açısından ele aldı ve uyguladı. Çünki, kalkınma, refah ve
çağdaşlaşma ancak bağımsız ve egemen koşullarda bir anlam kazanabilir. Büyük
önderin, bütün enerjisini ve çabasını bağımsız bir devlet inşasına vermesi bu
yüzdendir. Bağımsızlık olmadan kazanılacak hiçbir gelişme olamazdı. Zaten,
Atatürk “bağımsızlık benim temel karekterimdir” derken uzun vadeli hedefi
tanımlıyordu. Bütün eylemlerinin hareket noktası, bağımsızlığın, korunması ve
sürdürülmesiydi.
Batılı emperyalist devletlerin, dün olduğu gibi bugün
de, dünya egemenliği stratejileri içinde, Türkiye’nin bölünmesinin önemli bir
yer tutması, emperyalistlerin hedeflerin değişmediğinin göstergesidir. Türkiye,
ezilen ulus coğrafyasında yüzyıl öncesinde olduğu gibi, yine öncü roller
oynayacak, siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri potansiyellere sahiptir.
23 Nisan 1920, ulusal kurtuluş devriminin gerçekleşmesinden bu yana,
dünyamızda pek çok değişmeler yaşandı. Emperyalistler, dünyamızı değiştiren
sosyal ve siyasal devrim projelerinin önünü kesmek için son 50 yıldır pek çok
planlar geliştirdiler. Ülkemizin bugün içine düştüğü tüm sıkıntıların nedeni,
egemenliğimizi zorla ellerinden aldığımız devletlerle, eşit olmayan ilişkiler
kurmamız ve ulusal egemenliğimizden verdiğimiz ödünlerdir. Ulusal egemenlik, tüm
uluslar için, ödünsüz- koşulsuz sürdürülmesi, ulusların yaşama sürecinin her
döneminde zorunludur.
23 Nisan 1920’lerin devrimci kazanımlarının
sürdürülmesi, dün olduğu gibi bugün de zorunludur. Çünki, 23 Nisan 1920,
sorunlarımızın çözüme kavuştuğu, hem ulusal, hem de evrensel bir değerdir. 23
Nisanı’ın devrimci anlamını gururla, emperyalizme karşı savunuyor ve ulusal
egemenlik paylaşılamaz diyoruz.
Dünyamızın geçirdiği bütün değişimler,
bütün gelişmeler, ulusal egemenliği savunmayı ve ona sarılmayı dahada zorunlu
hale getirmiştir. Ulusal egemenliğini kaybetmiş veya kazanamamış tüm uluslar, en
azından “yüzyıllık yanlızlığı” ve sıkıntıyı yaşadıkları da değişen dünyanın
değişmeyen bir başka gerçeğidir.
Askar
Yılmaz