http://www.yeniyol.org/yeniyol/
Sayın YENİYOL yetkilisi, Aziz ABAZA’nın (Katapult beye)cevabını, sitenize
göndermiştik. Teknik bir nedenden elinize ulaşmadığı düşünüldüğü için, bu yazıyı
tekrar gönderiyoruz. Saygılarımızla. K.ABAZA
(Erol Binbaşı’nın bir
yazısını desteklemek üzere, 10 Haziran 2005’de, Attila İLHAN’a 1864’den BUGÜNE
KAFKASYA KÖKENLİLER başlıklı, bir yazı göndermiş ve bu yazı YENİYOL site-sinde
de, çıkmıştı. Buna o zaman, şimdi rahmetli olan, sayın Attila İLHAN’dan cevap
gelmemişti. Bu yazımın yayınlanmasının üzerinden yaklaşık 6 ay geçtikten sonra,
30/11/2005 tarihinde, bir okuyucu, eleştiri göndermiş.. Biz, her zaman
internet’e girebilecek durumda değiliz. O nedenle 28 Ocak 2006’da elime geçti ve
okudum. Eleştirisini, saygılarımla diyerek bitiren, Katapult isimli okuyucuya
yanıtımı, size gönderiyorum.
Dostlara selam olsun.
28 Ocak 2006
Aziz
ABAZA)
Eleştiri şöyle: “Bu makale bilimsel degil. Abhazlarin daha
dogrusu kuzey kafkas haklinin turk kokenli olmadigi dogru. Ancak duzenli ordunun
kurulmasi sonrasinda kahramanligi sonecek olan birinin yunanlilarla isbirligi
yapmasi vatan hainligidir. Bencilliginin cezasini Turk halki vermistir o
kisilere. Deniz Gezmis olayina gelince bunun kafkas halkinin turk olup olmamasi
ile ne ilgisi var? sirf aklina geleni yazmak icin yazilmamali bir makale.
Saygilarimla
yapımcı: katapult 30/11/2005 13:38“
Okuyucumuza
yanıt:
Katapult bey,
“Bu makale bilimsel degil. Abhazlarin daha
dogrusu kuzey kafkas haklinin turk kokenli olmadigi dogru.” diyorsunuz. Biz de
“Sayın Attila İLHAN; Biz Kafkasya kökenlilerin anava-tanı Kafkasya’dır. Dilimiz
Kafkas-İber ailesindendir. O nedenle de Altay-Ural familya-sından olan Türkçe
ile ve Türklerle bir akrabalığımız yoktur.” demişiz. Yani siz ve biz aynı şeyi
söylemişiz.. Kendinizin de kabul ettiğine mi “bilimsel” değil
diyorsunuz?.
Sonra da; “Ancak duzenli ordunun kurulmasi sonrasinda
kahramanligi sonecek olan birinin yunanlilarla isbirligi yapmasi vatan
hainligidir. Bencilliginin cezasini Turk halki vermistir o kisilere.“ diye,
ekliyorsunuz..
Yazımın bir yerinde “Kuvayi Seyyare, Kuvayi Milliye, Tedip
Alayları ve Yeşil Ordu’yu kuranlar da Çerkes ETHEM ve diğer Çerkeslerdir.”
derken, Çerkes ETHEM’in adı geçi-yor.. Başka bir paragrafta da; ikisi de Çerkes
olan Yakup CEMİL ve ETHEM bey’in nasıl ihanete uğradıklarından bahsediyoruz..
Bunlar tarihi gerçeklerdir. Siz, Hasan İzzettin DİNAMO, Cemal KUTAY, Yalçın
KÜÇÜK, Bülent ULUER, Cemal ŞENER, Yavuz BAHADIROĞLU, M.Kemal ÖKE, Toktamış ATEŞ,
Yusuf BÜYÜKBAŞARAN, Muhittin NALBANTOĞLU, İsmet BOZDAĞ, Muhittin ÜNAL, Ergün
HİÇYILMAZ, Hamdi ERGÜNER ve Soner YALÇIN gibi, kişilerin eserlerini okursanız,
orada daha da ayrıntılı olarak; kimlere “hain” denebileceğini görebilirsiniz!
Bunları okumadan ve araştırmadan “düzenli ordu, bencillik, kahramanlık-hainlik”
kelimelerini, peşpeşe sıralıyorsunuz!. Oysa, Çerkes ETHEM; Yunanlılarla,
Türkiye’ye karşı hiçbir zaman işbirliği yapmamıştır. Onlardan sadece “geçiş
hakkı” istemiştir. Bunun imzalı protokolü vardır.. Cebinde 40 mecidiye’den,
başka da, parası yoktu..
Erol Binbaşı “Bilgi sahibi olunmadan, fikir sahibi
olunamaz.” der.. Düzen’in dalkavuklarının;
yalanlar, eksikler ve
çarpıtmalarla dolu olan kitaplarını ve kendini “haklı göstermek” için, “olayları
gizleyen ve saptıranların” yazılarını değil, “namusunu yitirmemiş aydınların” bu
konuda yazdıklarını okuyun.. 1994’de TGRT’de yayınlanmış olan Çerkes ETHEM
belgeselinin, video kasetini izleyin.. Sonra da; “Eskiden okuduklarım mı, yoksa
bunlar mı doğru?” diye, mantığınıza sorun..Kurtuluş savaşından bu yana olan
gelişmeleri; politik, vijdani ve ahlaki bir süzgeçten geçirin.. Sonra düşünün..
Korkmayınız.. Cesurlar bir kere ölür.. Korkakların, bugün mezarları bile, özel
koruma altındadır..
Bu ülkeye ihanet edenler; İ..İNÖNÜ’ler, C.BAYAR’lar,
A.MENDERES’ler, T.ÖZAL’lar, A.TÜRKEŞ’ler, S.DEMİREL’ler, K.EVREN’ler,
T.ÇİLLER’ler, N.ERBAKAN’lar, B.ECEVİT’ler, T.ERDOĞAN’lardır.. Bunların ne
olduklarını öğrendikleri halde, bunların yaptığı “işleri” gizleyen ve
savunanlardır.. Bunları toplantılara davet edenler, televizyonlara
çıkaran-lardır. Deniz GEZMİŞ’lerin idamını isteyen, savcı hakkında“Asılanlar da,
asanlar da bizimdir” diyen “kaptan”lardır.. “Siyaset meydanı”nda, doğruları
söylemek isteyenlere söz hakkı verme-yip, taklalar atarak, “her yana” gülücükler
dağıtan “denizci”lerdir.. “Anayasayı ve TBMM’ni ortadan kaldırarak, idam suçu
işleyen” ve halen de “yine yaparım” diyebilen K.EVREN gibi-ler hakkında, suç
duyurusunda bulunmayan savcılardır.. Bunların isimlerini; caddelere, okullara,
parklara, havaalanına koyanlardır..
Bu kişilerin hepsi; “İnsanları
kandırarak, onları kullanarak, bu ülkeye ihanet etmişlerdir..” Siz, bunlara niye
“hain” demiyorsunuz?. Bilmediğinizden mi?.
..Çerkes ETHEM, Berlin’de
hastahane’de yatarken, ATATÜRK’ün, yardım etmek amacıyla, O’na, Türkiye
Cumhuriyeti’nin Berlin’deki büyükelçisini gönderdiğini, Çerkes ETHEM’in hangi
sözleri söyleyerek, bu “parasal destek tekifini” kabul etmediğini, 1937’de “Af”
edildiğinde, kendisine yapılan ihaneti, af etmediği için, “Mahkeme’de
aklanmadan, hakkım olan ulusal kahraman payesini almadan, Türkiye’ye dönmem”
dediğini, 1948 yılında Ürdün- Amman yakınındaki bir Kabardey-Çerkes köyünde,
veremden öldüğünü, mezarının halen, o köyün cami’sinin bahçesinde olduğunu
biliyor musunuz?.
Peki, O’nun nasıl “hain” ilan edildiğini, biliyor musunuz?
Doğrusunu size anlatalım.. Çerkes Ethem; 29 Aralık 1920’de millet meclisine şu
“malum” telgrafı çekmiştir: “Bu israflar içinde milletin savaşa devam olanağı
kalmıyor. Bir yıldan beri devamlı toplantı halinde bulunduğunuz halde, bu süre
içinde yaptığınız en büyük iş, kendi maaşlarınızı 300-400 liraya çıkarmak
olmuştur. Aylardan beri ordu arasına sokulan fitneden haberdar edildiğiniz
halde, bir gizli oturum ile bunları giderme ve önleme yürekliliğini
gösteremediniz.. Hükümet üyelerinin herbirine dalkavukluk ederek, kutsal
görevinizi kişisel çıkarlarınıza feda etmiş görünüyorsunuz.” İşte, bu telgraf
gösterilerek, Çerkes ETHEM “vatan haini” ilan edilmiştir. Bu karar; alelacele ve
2 oy farkla meclisten çıkartılmıştır..
Oysa, bu “malum” telgraf’dan iki gün
evvel M.KEMAL, Meclisin haberi ve dolayısıyla tabiiki izini de olmadan, şu
Telgrafı çekmişti: “Kütahya’daki kurulun cevabı, Kuvay-i Seyyare işinin artık
barış yoluyla ve siyasetle çözümünün mümkün olamayacağını ispat etmiş ve sorunun
kuvvet zoruyla çözümlenmesi gereği ortaya çıkmıştır. Bunun son safhasını
şimdiden Meclise bildirmeye ihtiyaç yoktur. Başarı ile sonuçlandırırsak,
Meclisin yaptıklarımızı onaylayacağı kuşkusuzdur. Haklı olduğumuzu ispat edecek
yeteri kadar belge ve delillerimiz mevcuttur. 27 Aralık 1920”
Yalçın KÜÇÜK
bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Bir: Çerkes ETHEM isyan etmiyor. Her ne
pahasına olursa olsun isyana zorlanıyor. İki: Çerkes ETHEM’e karşı savaş,
Meclise haber verilmeden açılıyor. Üç: Başarı mutlak olarak gerekli görülüyor.
Dört: Mustafa Kemal, haklı olduklarını, belge ve delillerle, fakat sonucu
aldıktan sonra kanıtlayabileceğini, cephede doğrudan doğruya savaşacak
arkadaşlarını inandırmaya çalışıyor.”
..Kuvay-i Seyyare Komutanı Çerkes ETHEM
“bertaraf” edildikten bir ay sonra da; 28 Ocak 1921’de, Mustafa SUPHİ ve Çerkes
Ethem NEJAT ve diğer TKP merkez komitesi üyesi 13 kişi katledilerek, Türkiye
bütün “vatan hain”lerden kurtarılmıştır!. İyi mi?..
..12 mart ve 12
eylül’den sonra da, binlerce Devrimci, vatandan ayrılmak zorunda kaldı.. Bu
Devrimcilerin çoğu, emperyalist ülkelere iltica etmişlerdir.. Bu Devrimciler;
Türkiye’deyken emperyalizme ve onların yerli işbirlikçilerine karşı
savaşıyorlardı. Bu Devrimciler, “O ülkelere” iltica edince, emperyalistlerin
işbirlikçisi mi oldular? Onlara da “Hain” diyor musunuz?.
“..Osmanlı
imparatorluğuna göç etmek zorunda kalan biz Abhazlara ve Çerkeslere; Osmanlı
Padişahları yardım etmiştir. Osmanlıya minnet borcumuz vardır. Padişah devletin
başı ve bütün İslam aleminin Halifesidir. Kafkasya’yı alan Moskoflar,
Kemalistlerin yardımıyla, burayı da alıp, İslamı ortadan kaldıracaklardır..”
gibi, propogandaların etkisiyle, silaha sarılan kardeşlerimizi hiç dinlemeyen
Çerkes ETHEM; sorup-soruşturmadan, haklı-haksız ayırmadan, insanlarımızı asmış,
evlerini yakmış, halkımızın üzerinde terör estirerek, perperişan etmiştir..
..Biz, çok yerde söylemişizdir. Yazılmıştır da.. “Çerkes ETHEM’e hain denecekse,
ona sadece biz Hain diyebiliriz.” Oysa bizler, böyle bir kelimeyi yine de,
kullanmıyoruz..
Çerkes ETHEM, Çerkesliğinin öne çıkarılmasından hep
rahatsızlık duymuş ve bunu dile getirmiş birisidir.. O, sizlere hiç ihanet
etmemiştir.. Fakat Sizler, onun hizmetlerine karşı, o’na “hain” diyerek, “o’na
siz ihanet ettiniz!.”
“Deniz Gezmis olayina gelince bunun kafkas
halkinin turk olup olmamasi ile ne ilgisi var? sirf aklina geleni yazmak icin
yazilmamali bir makale. saygılarımla“ deyip, yazınızı noktalamışınız.
Yazımızın bir yerinde; “İ..İNÖNÜ, kahpeliklerine; Talat AYDEMİR, Fethi
GÜRCAN, Deniz GEZMİŞ, Yusuf ASLAN ve Hüseyin İNAN’ın idamlarına, destek vererek
devam etmiştir” demişiz. İ..İNÖNÜ’nün yaptığı namussuzlukları anlatırken,
Denizlerin asılmasında da, onun rolü vardır demişiz. Neden kızıyorsunuz? (Bu
konuyu ayrıntılı olarak yazan, birçok namuslu insanımız vardır..) Üstelik,
Denizler bizim Devrimci kardeşlerimizdi.. Bizim gibiler; Türklük, Kürtlük,
Abhazlık veya Çerkeslik için değil, hep birlikte, “Türkiye için” 40 yıl
uğraşmıştır..
..Biz “aklımıza gelen herşeyi” yazmıyoruz. Eğer yazarsak, bir
çok kişi, “ulumaya başlar..” Bu nedenle de; dediğinizin tam tersine, “aklımıza
gelen herşeyi” değil, sadece beynimize kazınmış olan, Dostlarımız, düşmanlarımız
ve hainler hakkında yazıyoruz..
..Siz “sınıf kini” diye, birşey duydunuz mu?
Duyduysanız bunun nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz? Biliyorsanız yaşadınız
mı? Yaşadınızsa, düşmana karşı gereğini misliyle yaptınız mı?.
Kaç yaşında
olduğunuzu bilmiyorum.. Fakat bizim yaşımıza geldiğinizde, ne yapıyor
olacağınızı, merak ediyorum. Şimdi 60’lı yaşlardaki militanlar olarak,
tecrübeliyiz..Anlatarak, uyararak ve önererek yürümeye, devam edilmektedir..
Dinleyen, anlayan, inanan, yürekli, namuslu, bütün insanlar
bizimdir...
Katapult bey,
Aktif olabileceğimiz belki 25 senemiz
kaldı.. Aydın ENGİN’in anlattığı fıkra’da ki, Bektaşinin; “ne de çokmuşsunuz
be!” dediği kişilere karşı, yapacak çok işimiz var..
“Herkes, gen’lerine
uygun biçimde yaşar!” sözüne inanıyoruz.. Onun için, “laf ebelerine” ve “rüzgar
güllerine” de, kızmıyoruz.. Yeter ki, “kulvarlarından” bize ”laf” atmasınlar..
Şerefiyle yaşadıkları için, saygıya layık olanlara ve
85 sene evvel
öldürülen,
Mustafa SUPHİ ve Çerkes Ethem NEJAT’lara saygılar sunuyoruz.
28 Ocak 2006
Aziz ABAZA.