yeniyol

KUR'AN A İHANET - 2 - (Bahtiyar Gerboğa)

Dinin bir güç olarak egemenler tarafından kullanılması İslamiyet ve Kur’an la birlikte başlayan bir tutum değildir. Bu tutum dinlerin ilk varoluşundan, başlangıcından beri süregelir.

Vahşilik döneminde klanlar halinde yaşayan insanlar toplayıcılık ve avcılık temelinde beslenmektedir. Doğaya bağlı bu yaşam, el aletleri ve ateşin keşfedilmesiyle çeşitlenmiş, diğer primatlarla aralarındaki fark açılmaya başlamıştır. Bu doğal toplumun üyeleri birlikte yaşama kuralına uyarak klanlarına bağlı kalırlar. Klan önemliydi. Olmazsa olmaz kuralı işler, yapılan her şey klan için yapılırdı. Bireylerin klanları dışında tek tek şahsiyetleri yoktu. Ayrıcalıksız, sınıfsız, hiyerarşisi olmayan bir toplum biçimiydi. Doğa Ana’ydı ve Ana ile bir bütünlük esastı. Sezginin gelişmesiyle Doğa Ana’ya olan saygı, korku ve minnetle Totem kavramlaştırıldı.

Totem özgür inanç sistemi, ilk kutsallığı ve ilk tabu sistemini oluşturmaktadır. Klan, Totemin ilk simgesel değerinde kendini kutsar, ilk ahlak kavramına da bu yolla ulaşır. Pratikte gelişen toplum bilinci Totem’e bağlanıyor. İnsan topluluğunun giderek daha başarılı olması Totemle ilişkilendirildiğinden, sürekli kutsamayı bu kutsamada kutsallığı beraberinde getirmiştir. Kutsama kutsalın, kutsallık ise toplumun gücü oluyor.

Doğumu bilen, toplayıcılıkla doğanın bilgisine ulaşan kadın, bu toplumun sosyal yaşamının bilgesidir. Bu bilinç düzeyi büyücülükle pratiğe geçer. Bu simgesel Totem dininin kutsalı Kadındır. Erkek ise fiziksel gücü, avcılığı ve savaşçılığı ile toplumu koruma görevini üstlenmiştir. Toplayıcılık ve avcılık ile elde edilenler tüm klanındır.

Vahşilik döneminden Barbarlığa geçiş sürecinde toplumun gelişmiş klan yapısına ulaşmasıyla birlikte biriken bilginin dinsel bir senteze dönüşmesi Şamanizmi ortaya çıkarmıştır. Şamanizm Anahanlık kültüründen çıkmış tanrılı sistemin başlangıcı olarak tanımlamak mümkündür.

Barbarlığın yukarı aşamasında topluluklar arasında ilişkilerin gelişmesi ve genişlemesiyle beraber (yerleşiğe geçişle birlikte tarımsal üretimin başlaması ) doğal ürünler yoluyla alışverişin ortaya çıkması, toplumların eski yapısının bozulmasını da beraberinde getirmiştir. Tarıma yönelen kadın-egemen toplumun barışçıl yapısının yanında, savaşa eğilimli erkek-egemen toplulukları da toplumda söz sahibi olmaya başladı. Doğa ile barışık, hümanist kadın bilgeliği yerini savaşçıl erkek bilgeliğine bıraktı. Bilgeleşen erkekler erkek-egemen ideolojiye doğru bir eğilim gösterdiler.

Babahanlık hiyerarşik ve otoriter yapısı Ruhban sınıfın kutsal otoritesiyle birleşince otoritenin yönetim anlayışının ilk örneği ortaya çıktı.Hiyerarşik-otoriter-dini yapı evrimini devletleşmeye kadar götürecek yolun başlangıcında Klanlar Siteleşmeye başladılar. Bu dönemde uzak bölgelerdeki kültürlerin ticaret yolları ile birbirlerini etkilemesiyle dinler çeşitlenmeye, Tanrılar oluşmaya başladı. Dr. Hikmet Kıvılcımlı bu konuyu şöyle belirtiyor “ Komün medeniyete geçmeye hazır olunca, kendisini tarihsel görevine hazırlarken onun rüyaları idealleriyle dolup taşar. Yiğit, bilge, önder kahramanlarını çıkarır. Otantik ticaret yolları üzerine yürür ve saldırıp yok edeceği veya canlandıracağı çürümüş medeniyeti yoklamalarıyla bulup, seçer. İşte bu aşamada komüncül topluluğun önder kahramanın içinde bulunduğu üretici güçler aşamasına göre Allahlaşır veya Peygamberleşir.” (Allah-Peygamber-Kitap sayfa 98)

Tanrılar üretim ve sosyal hayatta önderleşmeye başlamıştır. Ama hala Totemlerden de kopulmamıştır. Erkek tanrılar ve peygamberler geliştikçe Ana Tanrılarla çelişirler, bereket tanrıçası İnin ile Ateş- güneş tanrısı Dimuzi zıtlaşırlar.

Sümer medeniyeti çevre Barbarlar içinde mamul madde – hammadde ticaretiylr yayıldıkça Fırat Dicle, kuzeyde Finike, Mısır, Umman, Hint ticaret yolları boyunca barbarlar içinde kentleşmeler başlar. Din kültürüde bu ticaret yollarında barbarların Totemlerini de içine alarak adet ve gelenekleriyle birleşerek çeşitlenmiş, tanrılar sayısallaştırılmıştır.

Ateş, Su, Bereket, Yıldırım, Yağmur, Gökgürültüsü vs. Tanrıları ve Tanrıçaları da her yöne yayılıp çoğaldıkça tıpkı Ana, Baba tanrıların ilk güçlerini yitirişlerine uğrarlar. Bitkicil ve ırmakçıl medeniyet aşaması kapanıp kıtalar arası hayvancıl medeniyet kurması aşamasına gelindiğinde medeniyet imparatorlaşır, işe yaramaz tanrılar atılır, işe yarayan tanrılar birleştirilip olabildiğince azaltılır ve tamamı Tanrılar Tanrısına bağlanır.

Tapınaklar ve ruhban sınıfı, muhteşem tapınakları ve kutsallıklarıyla yöneten sınıf ve ticaretin merkezi olmuşlardır. Klan - Totem dininin sınıfsız toplumundan gelen özgür inanç yapısı, tanrıların içine oturtulduğu tapınak şehir medeniyetlerinde, sınıflı toplumun oluşumu ve sınıfların bu gücü kullanmaya başlamalarını Dr. Hikmet Kıvılcımlı şöyle değerlendiriyor

“Komün yaratıcı, medeniyet yaratıcılığı sayıca çoğaltıp yaygınlaştırıcı – yetenekleştirici olmuştur. Çünkü sosyal sınıfların ticareti, yazısı, devleti, parası ister istemez sayıca artmak ve yaygınlaşmak ihtiyacıyla damgalı olur. Tefeci – bezirgan ticaretini her yana yaymak için ticaret yollarını yazısını, devletini – parasını- sınıfını geliştirmek okullaşmak, kitabeleşmek – despotlaşmak ve sonunda da tanrısallığı sağlama bağlamak zorundadır.

En başta zenginliğini sağlama almak için, tanrılara daha çok sarılır : Kişi mülkiyetini dokunulmaz kılmak için tanrıların kutsallığını artırarak onların gölgesine sığınır. Zenginliği Allah verir sözü medeniyet kadar eski olmalıdır.

Tefeci bezirgan daha kentin görevli memur – mütehati iken tapınak ulularıyla içli dışlı olmayı başarmış, kamu malını consancre ederek dokunulmaz yaparken yalnız kendine aşırmanın yolunu bulmuştur.” ( Allah-Peygamber_kitap sayfa 126)


Bilgi ve bilgeliğin, yanında malca zenginliği de getirdiğini gören tefeci bezirganlar, bilgiyi tapınaklara gizleyerek bunu kendi çıkarları ve zenginliklerini koruyan bir kurum haline getirmişlerdir. Doğu Medeniyetlerinin yüzyıllarca karanlığa gömülmesinin üzerinde de bu örtü vardır.

Tanrısallık güçlendikçe zenginlik artar, üretim, ticaret, tüketim her şey tanrılar ve tapınak adına yapılır. Tanrılarımız devletimiz güçlensin diyerek yapılan sömürünün değerleri tapınak ulularının, devlet erkanının ve sülalelerinin cebini doldurmaya başlamıştır. Zevke, sefaya dalarak kirlenen bu sınıf yozlaşır, medeniyet sosyal sınıf çelişkisiyle çürümeye başlar. İşte bu çürümeye dur diyen baş kaldırı niteliği ile bir tarihsel devrim daha olur. Semit göçebelerinin torunlarından Hz. İbrahim’in tek tanrı sentezi “Yerin ve göğün sahibi yüce Allah” olarak anılır. Her yerde “O” vardır. Rüyalara girer, insanlarla konuşur, insan kılığında halk arasında dolaşır, temizliği, doğruluğu, adaleti sever. Mal, mülk, fuhuş yozlaşmasını lanetler. Öğünme ve kibirlenmeyi hoş görmez. Paylaşmayı, bağışlamayı, toplumculuğu öğütler. İşte bu Hz. İbrahim sentezi günümüze kadar gelen tek tanrılı büyük dinlerinde başlangıcıdır.