Dinin bir güç olarak egemenler tarafından kullanılması İslamiyet ve Kur’an la
birlikte başlayan bir tutum değildir. Bu tutum dinlerin ilk varoluşundan,
başlangıcından beri süregelir.
Vahşilik döneminde klanlar halinde
yaşayan insanlar toplayıcılık ve avcılık temelinde beslenmektedir. Doğaya bağlı
bu yaşam, el aletleri ve ateşin keşfedilmesiyle çeşitlenmiş, diğer primatlarla
aralarındaki fark açılmaya başlamıştır. Bu doğal toplumun üyeleri birlikte
yaşama kuralına uyarak klanlarına bağlı kalırlar. Klan önemliydi. Olmazsa olmaz
kuralı işler, yapılan her şey klan için yapılırdı. Bireylerin klanları dışında
tek tek şahsiyetleri yoktu. Ayrıcalıksız, sınıfsız, hiyerarşisi olmayan bir
toplum biçimiydi. Doğa Ana’ydı ve Ana ile bir bütünlük esastı. Sezginin
gelişmesiyle Doğa Ana’ya olan saygı, korku ve minnetle Totem kavramlaştırıldı.
Totem özgür inanç sistemi, ilk kutsallığı ve ilk tabu sistemini
oluşturmaktadır. Klan, Totemin ilk simgesel değerinde kendini kutsar, ilk ahlak
kavramına da bu yolla ulaşır. Pratikte gelişen toplum bilinci Totem’e
bağlanıyor. İnsan topluluğunun giderek daha başarılı olması Totemle
ilişkilendirildiğinden, sürekli kutsamayı bu kutsamada kutsallığı beraberinde
getirmiştir. Kutsama kutsalın, kutsallık ise toplumun gücü oluyor.
Doğumu bilen, toplayıcılıkla doğanın bilgisine ulaşan kadın, bu toplumun
sosyal yaşamının bilgesidir. Bu bilinç düzeyi büyücülükle pratiğe geçer. Bu
simgesel Totem dininin kutsalı Kadındır. Erkek ise fiziksel gücü, avcılığı ve
savaşçılığı ile toplumu koruma görevini üstlenmiştir. Toplayıcılık ve avcılık
ile elde edilenler tüm klanındır.
Vahşilik döneminden Barbarlığa geçiş
sürecinde toplumun gelişmiş klan yapısına ulaşmasıyla birlikte biriken bilginin
dinsel bir senteze dönüşmesi Şamanizmi ortaya çıkarmıştır. Şamanizm Anahanlık
kültüründen çıkmış tanrılı sistemin başlangıcı olarak tanımlamak mümkündür.
Barbarlığın yukarı aşamasında topluluklar arasında ilişkilerin gelişmesi
ve genişlemesiyle beraber (yerleşiğe geçişle birlikte tarımsal üretimin
başlaması ) doğal ürünler yoluyla alışverişin ortaya çıkması, toplumların eski
yapısının bozulmasını da beraberinde getirmiştir. Tarıma yönelen kadın-egemen
toplumun barışçıl yapısının yanında, savaşa eğilimli erkek-egemen toplulukları
da toplumda söz sahibi olmaya başladı. Doğa ile barışık, hümanist kadın
bilgeliği yerini savaşçıl erkek bilgeliğine bıraktı. Bilgeleşen erkekler
erkek-egemen ideolojiye doğru bir eğilim gösterdiler.
Babahanlık
hiyerarşik ve otoriter yapısı Ruhban sınıfın kutsal otoritesiyle birleşince
otoritenin yönetim anlayışının ilk örneği ortaya çıktı.Hiyerarşik-otoriter-dini
yapı evrimini devletleşmeye kadar götürecek yolun başlangıcında Klanlar
Siteleşmeye başladılar. Bu dönemde uzak bölgelerdeki kültürlerin ticaret yolları
ile birbirlerini etkilemesiyle dinler çeşitlenmeye, Tanrılar oluşmaya başladı.
Dr. Hikmet Kıvılcımlı bu konuyu şöyle belirtiyor “ Komün medeniyete geçmeye
hazır olunca, kendisini tarihsel görevine hazırlarken onun rüyaları idealleriyle
dolup taşar. Yiğit, bilge, önder kahramanlarını çıkarır. Otantik ticaret yolları
üzerine yürür ve saldırıp yok edeceği veya canlandıracağı çürümüş medeniyeti
yoklamalarıyla bulup, seçer. İşte bu aşamada komüncül topluluğun önder
kahramanın içinde bulunduğu üretici güçler aşamasına göre Allahlaşır veya
Peygamberleşir.” (Allah-Peygamber-Kitap sayfa 98)
Tanrılar üretim ve
sosyal hayatta önderleşmeye başlamıştır. Ama hala Totemlerden de kopulmamıştır.
Erkek tanrılar ve peygamberler geliştikçe Ana Tanrılarla çelişirler, bereket
tanrıçası İnin ile Ateş- güneş tanrısı Dimuzi zıtlaşırlar.
Sümer
medeniyeti çevre Barbarlar içinde mamul madde – hammadde ticaretiylr yayıldıkça
Fırat Dicle, kuzeyde Finike, Mısır, Umman, Hint ticaret yolları boyunca
barbarlar içinde kentleşmeler başlar. Din kültürüde bu ticaret yollarında
barbarların Totemlerini de içine alarak adet ve gelenekleriyle birleşerek
çeşitlenmiş, tanrılar sayısallaştırılmıştır.
Ateş, Su, Bereket, Yıldırım,
Yağmur, Gökgürültüsü vs. Tanrıları ve Tanrıçaları da her yöne yayılıp çoğaldıkça
tıpkı Ana, Baba tanrıların ilk güçlerini yitirişlerine uğrarlar. Bitkicil ve
ırmakçıl medeniyet aşaması kapanıp kıtalar arası hayvancıl medeniyet kurması
aşamasına gelindiğinde medeniyet imparatorlaşır, işe yaramaz tanrılar atılır,
işe yarayan tanrılar birleştirilip olabildiğince azaltılır ve tamamı Tanrılar
Tanrısına bağlanır.
Tapınaklar ve ruhban sınıfı, muhteşem tapınakları ve
kutsallıklarıyla yöneten sınıf ve ticaretin merkezi olmuşlardır. Klan - Totem
dininin sınıfsız toplumundan gelen özgür inanç yapısı, tanrıların içine
oturtulduğu tapınak şehir medeniyetlerinde, sınıflı toplumun oluşumu ve
sınıfların bu gücü kullanmaya başlamalarını Dr. Hikmet Kıvılcımlı şöyle
değerlendiriyor
“Komün yaratıcı, medeniyet yaratıcılığı sayıca
çoğaltıp yaygınlaştırıcı – yetenekleştirici olmuştur. Çünkü sosyal sınıfların
ticareti, yazısı, devleti, parası ister istemez sayıca artmak ve yaygınlaşmak
ihtiyacıyla damgalı olur. Tefeci – bezirgan ticaretini her yana yaymak için
ticaret yollarını yazısını, devletini – parasını- sınıfını geliştirmek
okullaşmak, kitabeleşmek – despotlaşmak ve sonunda da tanrısallığı sağlama
bağlamak zorundadır.
En başta zenginliğini sağlama almak için, tanrılara
daha çok sarılır : Kişi mülkiyetini dokunulmaz kılmak için tanrıların
kutsallığını artırarak onların gölgesine sığınır. Zenginliği Allah verir sözü
medeniyet kadar eski olmalıdır.
Tefeci bezirgan daha kentin görevli memur
– mütehati iken tapınak ulularıyla içli dışlı olmayı başarmış, kamu malını
consancre ederek dokunulmaz yaparken yalnız kendine aşırmanın yolunu bulmuştur.”
( Allah-Peygamber_kitap sayfa 126)
Bilgi ve bilgeliğin, yanında malca
zenginliği de getirdiğini gören tefeci bezirganlar, bilgiyi tapınaklara
gizleyerek bunu kendi çıkarları ve zenginliklerini koruyan bir kurum haline
getirmişlerdir. Doğu Medeniyetlerinin yüzyıllarca karanlığa gömülmesinin
üzerinde de bu örtü vardır.
Tanrısallık güçlendikçe zenginlik artar,
üretim, ticaret, tüketim her şey tanrılar ve tapınak adına yapılır. Tanrılarımız
devletimiz güçlensin diyerek yapılan sömürünün değerleri tapınak ulularının,
devlet erkanının ve sülalelerinin cebini doldurmaya başlamıştır. Zevke, sefaya
dalarak kirlenen bu sınıf yozlaşır, medeniyet sosyal sınıf çelişkisiyle çürümeye
başlar. İşte bu çürümeye dur diyen baş kaldırı niteliği ile bir tarihsel devrim
daha olur. Semit göçebelerinin torunlarından Hz. İbrahim’in tek tanrı sentezi
“Yerin ve göğün sahibi yüce Allah” olarak anılır. Her yerde “O” vardır. Rüyalara
girer, insanlarla konuşur, insan kılığında halk arasında dolaşır, temizliği,
doğruluğu, adaleti sever. Mal, mülk, fuhuş yozlaşmasını lanetler. Öğünme ve
kibirlenmeyi hoş görmez. Paylaşmayı, bağışlamayı, toplumculuğu öğütler. İşte bu
Hz. İbrahim sentezi günümüze kadar gelen tek tanrılı büyük dinlerinde
başlangıcıdır.