http://www.yeniyol.org/yeniyol/
Günlerdir kamuoyunu meşgul eden Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi rektörü Yücel
Aşkın’ın tutuklanması idi.
YÖK Hükümeti ve yargıyı suçlayıcı şekilde
rektörünün yanında tavır aldı. Bizzat YÖK başkanı da dahil “Hocalar” Van’a gidip
rektörü ziyaret ettiler. Hükümet kanadı da Adalet Bakanı sözcülüğünde “ yapacak
bir şeyimiz yok, yargıya müdahale edemeyiz” gibi safsatalarla olayı geçiştirmeye
çalıştılar. Kısa bir zaman sonrada rektörü tutuklayan savcı da Kahramanmaraş baş
savcılığına ödül olarak atandı.
Şunu iyice görmek gerekir;bizler olayları
irdelerken tarihsel geçmişlerini ve günün koşullarını değerlendirmek zorundayız.
Hafızamızı yoklarsak şu gerçeklik ile karşılaşırız: YÖK 12 Eylül darbesi
ürünüdür. Darbe konseyi İhsan Doğramacı başkanlığında oluşturduğu ve darbe
kanunları ile yasal kıldığı bu kurul 1402 sayılı kanunu icat ederek
Üniversitelerdeki Yurtsever, Devrimci, İlerici, Demokrat kısaca tüm aydınlık
yüzleri darma duman etti. Üzerlerinden bir silindir gibi geçerek öğretmenleri,
öğrencileri ve hizmetlileri dahi tasfiye edip kıyama uğrattılar ve
Üniversitelerde özgür düşünce, demokratik tüm talepleri bile polis zoru ile
bastırdılar. Üniversiteler yıllar yılı apolitik hale getirildi.
Bu
gelişmelerden dolayı YÖK iyi bir kurumdur gözü ile bakmak mümkün değildir.Ancak
hükümete parlamento dışı muhalefet etme adına bakıldığında “Hocaların” bu karşı
duruşları kanaatimce doğru bir tavırdır.Mevcut hükümetin özellikle Yüzüncü Yıl
Üniversitesi’ndeki gerici örgütlenmeye karşı sayın Yücel Aşkın’ın verdiği
mücadele desteklenmelidir.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi kuruluşundan bu
yana şeriatçı ve gericilerin üstten; yani hocalar ve yöneticiler dahil
örgütlenmeleri söz konusu idi. Ramazanda bir öğrenci oruç tutmuyor diye
öldürülmüştü . Öğrenciler üzerinde büyük baskılar oluşturulmuştu. Fakat Yücel
Aşkın hocanın rektör olması ile bu hegemonya sallanmış ve güçünü kaybetmişti.
Hükümet her alanda gösterdiği vefayı(!) buradaki ümmetine göstermiş ve rektör
hakkında polisiye tedbirlerle uyduruk raporlarla müdahale etmiş ve cezaevine
göndermişlerdir.
Asıl korkunç olanı ise özellikle Van halkının gözünde
rektör aleyhinde “zaten rektör Ermenidir” gibi toplumsal linç zihniyeti ile
çaresizliklerinden dedikodu üretmektedirler. Bir insanın Ermeni olması sanki bir
suçmuş gibi işlenerek, sözde insanlık havarisi gibi ortalarda dolaşan hükümet
üyelerinin ve ümmetinin gerçek yüzleri ortaya çıkmaktadır.
Bu anlamda
Parlamento dışında verilen bu muhalif seslere kayıtsız kalınmamalıdır. Bizlerin
misyonu bu muhalefete ses olmak ve el vermektir.
Cavit
Özbir