http://www.yeniyol.org/yeniyol/
Mersin'deki Nevroz kutlamalarında yaşanan bayrak provakasyonundan
sonra ilkel milliyetçi zihniyetteki medya kuruluşları, Kürt aydın ve
siyasetçilerine karşı acımasız ve çirkin bir linç kampanyası başlattılar. Flaş
T.V. de yapılan bazı programlarda bu linç kampanyası, hakaret ve saldırılara
kadar vardırıldı. Emekli bir kurmay subay olduğunu ve Kenan Evren'in yanında
çanta gibi dolaştığını belirten bir asker, Kürtleri bu ülkede "kiracı" olarak
niteleyip, defolup gitmelerini, bir başkası ise halkı duyarlı olmaya çağırıp,
Kürtlere hadlerini bildirmeleri gerektiğini bile söyledi. Tüm bu saldırılar ve
karalamalar ülkemizin 1946 lardan bu yana içine düştüğü ABD bataklığını
unutturulup demogojik bir vatanseverlikle de örtülmeye çalışıldı. Unutmamamız
gerekir ki Bernand Show sahte vatanseverliğin arkasına sığınarak çıkar
sağlayanlardan bahsederken "unutmayalım ki her alçağın son sığınağı
vatanseverliktir." demiştir.
Tüm bu gelişmeler içinde, diğer yanıyla
da bir bölüm Kürt aydın ve siyasetçisi, halkın isteğine ve sesine kulaklarını
tıkayarak, Abdullah Öcalan'ın İmralı dan geliştirdiği Türk - Kürt
birlikteliğini, özgür ve eşit yurttaşlık temelinde sağlayacak Demokratik
Cumhuriyet projesini bir kör kuyuya attılar ve boğdular. 1980 li yıllarda Beka
vadisine ellerinde karanfillerle giden siyasetçi ve medya mensupları İmralı dan
uzanan barış ve beraberlik elini görmemezlikten geldiler. yaşanılan bu durum her
iki tarafta da ilkel milliyetçi duyguları kabartmaya başladı ve adeta
birbirlerini besler bir konuma geldiler.
Tecrit altında tutulan ve
avukatlarıyla uzun bir süre görüştürülmeyen Abdullah Öcalan bu gelişmeler
karşısında Demokratik Toplum Hareketinin kendi projesi doğrultusunda
yürümediğine vurgu yaparak "Bu harekette yer alanları yeniden düşünmeye
çağırıyorum, demokratik politikaya aşk düzeyinde bağlı olanları göreve davet
ediyorum. Öfkeliyim, kavga etmek istemiyorum. Böyle devam ederse bu
kaldırılamaz, bu şekilde devam edilmez. Böyle devam ederse demokratik hakkımı
kullanırım. Bu bir anlayış, zihniyettir. Böyle olmaz ben kabul etmem, halkta
kabul etmez." diyor. Doğrudur çünkü Kürt sorununun çözümü demokrasi
güçlerinin ortak bir yapıda mücadele vermeleriyle mümkündür.Bu gelişmeler
ışığında Kuzey Irak'ta kurulan ve ne kadar süreceği meçhul, Barzani Kürdistanı
mı, yoksa Talabani Kürdistanı mı çelişkisi içinde şaşkına dönmüş, ilkel
milliyetçi bir yapıyı savunan, Demokratik Cumhuriyet projesi karşıtı bir Kürt
aydınının internet sitelerinde dolaşan "İmralıya açık mektup" başlıklı
açıklamalarından bazı bölümleri halkımızın bilgisine sunmak istiyorum.
"Sn. Öcalan,
Ortadoğu , dinler , peygamberler , tapınılan
liderlerle kendisini ifade eden bir coğrafya. Buradaki ulus devletler . gecen
yüz yılın başlarında , erken doğmuş , bu yüzdende sağlıksız olmuş . ancak
zorbalıkla ayakta kalmış devletlerdi. Feodal / aşiretci sosyal dokuları için din
der demez bir üst kimlik olarak temel bir belirleyiciydi. Halklar deseniz ,
onlar da siyasal kadroların , programların arkasından gitmek yerine ,
tapınacakları liderler ile kendilerini ifade edebildiler. Sorunlardaki ağırlık .
çözümlerdeki çaresizlik , kahramanlık ihtiyacını , liderden beklemeleri doğru
mı: ? Kuşkusuz hayır. Ama yaşam böyle , öyle de sürüyor , çözümler tabir uygunsa
kahramanlara ihale ediliyor. Öyle bir noktaya varılıyor ki mücadeleyi çekip
çeviren ben artık bu işte yokum dese bile , halk onu kolayca bırakamıyor. Sizin
trajedinizin bir önemli boyutu da bu sanıyorum.
Ortadoğu ' da 1920 '
lerde temcileri atılan , İngiliz çıkarları, ağırlığı altında şekillenen , Neden
sonra Sovyet - ingiliz politikaları çerçevesinde yakın zamana kadar korunan
statüko , Afganistan , ardından Irak ' tan başlayarak ABD öncülüğündeki batı
kampı eliyle değiştirilmek , yeni güç dengelerine göre şekillendirilmek
isteniyor. Statükonun yıkılması , bölge demokrasi güçlerine yeni fırsatlar ,
imkanlar da sunuyor. Bu süreçte ; öz dinamikler iyi kullanılabilirse . dar
milliyetçilik zaafına düşülmezse Kürt halkı ' nın bir bütün olarak kör kaderi
değişebilir. Görünen odur ki Kürtler böylesi durumu algılamakta zorluk
çekmiyorlar , bunun farkındalar.
Sn. Öcalan,
Güney Kürtleri için zaman
zaman ifade ettiğiniz " ilkel milliyetçilik " ifadesi doğrusu yerli yerine
oturmuyor. Ne diyorlar Sn. Barzani., Sn. Talabani ? Devlet kurmak her ulus /
halk gibi bizim de hakkımız , ama biz federasyonu gerçekçi buluyoruz. Biz laik ,
demokratik, federatif bir birleşik Irak ' ı savunuyoruz. Biz yalnızca Erbil ' in
değil, gücümüz oranında Bağdat ' m Yönetimine de talibiz. Ortadoğu ' da kaç halk
var dine dayalı olmayan böylesi laik , böylesi demokratik . birleştirici
programla ortaya çıkan ? Kürtler yalnızca Irak ' ta değil . İran , Suriye ' de
de gerçek bir laikliği, demokratik yaşamı, halkların kardeşliği ve yaşam
birliğini savunuyorlar. Ve Kürtlerin önünü açan bu politikalar güçleniyor ,
taraf buluyor. Ne kadar insani , uzlaşmacı , birlikçi , gerçekçi politikalar L.
İçindeki dinsel , etnik farklılıkları , Türkmenleri . Asıırileri, Yezidileri .
diğer unsurları , hak hukuklarını yok sayan mı var ? Halklar arası dayanışmaya
en çok da Kürtlerin ihtiyacı var. Güney Kürtleri , 30 - 40 yıl önceleri bir yana
, şu haliyle , birlikçi tutumlarıyla ilkel milliyetçilikten uzaklar. Tersini
anlamak , kabul etmek ise kolay değil. Türkiye koşullarında becerilemeyen
Türkiyeleşme , kendini Ankara ' da ifade ve temsil edememe durumu , Irak
koşullarında , Bağdat ' ta gerçekleşebiliyor. İlkel milliyetçilik bunun
neresinde acaba Sn. Öcalan ?
Türkiye ' de Kürt sorunu komşu diğer ülkelerden
farklı. Kürtler hem Türk Halkı ile yan yana, hem de yoğun bir şekilde iç içe
yaşıyor. Sorun ve çözümleri daha değişik. Halklar daha bir kaynaşmış bir yerde.
Türkiye ' nin , bizdeki Kürtlerin yüzü öteden beri batıya dönük. Ama elbette bu
durum yanlış anlaşılmamalıdır. AB ' ye tam üyelik kendiliğinden demokrasi
getirmez. Demokrasi verilmez, ancak hak edilir, iç dinamiklerle kazanılır. AB
rüzgarı arkaya alınmadan da Türkiye koşullarında demokrasi gelişemez. Daha dün
İstanbul ' da kadınlar bir vahşetin hedefi oldular. AB , ne oluyoruz diye
sorunca işler değişti. TKP kapatılmaktan AB rüzgarı sayesinde kurtuldu. Türkiye
' ye ekonomik kalkınma , iş, ekmekten öteye , her şeyden çok barış , hukuk ,
adalet . siyasal demokrasi gerekiyor. Siyasal demokrasi geliştirilmeden ekonomik
kalkınma . iş , ekmek davası yoluna sokulamaz. İnsanları yaşamın değişik
alanlarında katılımcı yapabilmek de olanaksızlaşır.
Biraz da "
demokratik cumhuriyet " , " demokratik ekolojik toplum " kavramlarınız üzerinde'
kimi düşüncelerimi söylemeliyim. Cumhuriyet kültürü halkın , halkların
kültürüdür , öyle olmak durumundadır. Bizde 80 yılı aşmış cumhuriyet hala "
devletin cumhuriyeti " , kültürü de devletin baş tacı yapılması üzerine
kurgulanmış bir kültür. Cumhuriyet demokratik değil. Gerçek anlamda laik değil.
Devrimciliği solculuk değil , düpedüz ırkçı milliyetçilik. Durum bu olunca . ''
demokratik cumhuriyet " yerli yerinde bir istek. Bu belirleme yeni de değil.
Devletin demokratikleştirilmesi , 1960 başından bu yana Kür! aydın ve
gençlerinin isteği ve mücadelesi olageldi.
Ekoloji dııyarlılığı ileri
kapitalist ülkelerde ne zamandır temel bir sorun. Çevreciler , Yeşiller bunun
takipçileri insan doğal çevresi ile olan uyumu ile insandır. Toplum için de
öyle. Ortadoğu halkları , hele Kürtler gibi en temel hak ve özgürlüklerinden
yoksun halklar için . milyonlarca insanın kendisini en basitinden temsili olarak
ifadeden yoksun olduğu ' koşullarda . doğacılığı. katılımcılığı / katılımcı
demokratik ölçülen kavrayabilmesi, ileri ban ülkelerinde başarılamayan ekolojiyi
algılaması nasıl mümkün olabilir ? Bu konuda kaç kişi sizi anlıyor , anlayabilir
dersiniz Sn. Öcalan ?
Kemalizm üzerine olan yaklaşım ve
değerlendirmeleriniz bir başka tartışma noktası. Kemalizm ; Türkiye ' de yasayan
her insanı zorunlu olarak Türk sayan , asimilasyonu yekpare bir ulus yaratma
amacıyla sürdüren , bunu bu gün bile mümkün görme iddiası değil mi ?Devlet
eliyle halkı halka rağmen " muasır medeniyetler seviyesine " ulaştırmak iddiası
demokrasi , insan haklan istekleriyle bağdaşır mı , şu dünya koşullarında mümkün
mü ? Kemalizm ' den yancı olmak , halkı göz ardı etmek , devleti baş tacı
yapmaktır. Bu anlayışı., sizin nerdeyse devletsiz bir yaşamı öngören ( ki 150
öncelerden bu yana tartışılan anarşist değelendirmeler çerçevesindeki hayli eski
konulardır bunlar ) kimi değerlendirmelerinizle , " konfederalizm " önerinizle
bağdaşır buluyor musunuz ?
Biz Kürtler 15 - 20 milyon bir halkız diyoruz.
1950 ' den bu yana gerçek bir çoğulculuğa , temsiliyete imkan vermeyen , sözde
bir çok particilik yürürlükte. Değişik sosyal sınıflar , halk kesimleri , temsil
olanağı bulamıyor. Kürtler Ankara ' da kendisini kendi kimliği ile ifade
edebilmekten yoksun. Bunca kadim , değerleriyle yaşayan bir halk kendisini
ifadeden yoksun olsun , doğrusu bu görülmüş şey değil Temsili demokratik normlar
, temsiliyetin önemi , ihtiyacı bu kadar acil iken , bunca seçimdir marjinal
siyasal itifaklar üzerinde bu kadar ısrarın anlamı ne ? Ankara ' da Kürt halk
temsiliyeti olsaydı , halkın umutları bunca örselenir miydi ? Hem temsiliyet .
katılımcılığın ön koşullarından biri değil mi ? Bakın önümüzdeki l - 2 yıl
içinde genel seçim var. DTH girişiminin sorunları aşmasının ön adımı , her
şeyden önce seçimde iyi sonuç almak , parlamentoya Kürt kimliğini açıkça ortaya
koyan temsilci göndermek olmalıdır. Kürt halkı için temsiliyet son derece yeni ,
yaşanmamış bir hadise . Katılımcılık gibi gerekli bir kavrayış derseniz , o
temsiliyeti becermiş olmayı gerektirir. O ancak orta, uzun vadede yaşam
bulabilir.
Sn. Öcalan,
İnsanları yedi kat göklere çıkaranlar da , yedi kat
yerin dibine sokanlarda büyük haksızlık, yanlışlık yapıyorlar. Pofpoflayanların
, karanlıyanların ortak hedefisiniz. Her iki eğilimdekiler size de haksızlık
yapıyorlar diye düşünüyorum. Günahları sevaplarıyla orada , o uğursuz adada zor
koşullarda ayakta kalmaya , yaşama katkı koymaya çalışıyorsunuz. Hakkınızdaki
gerçek hükmü tarih verecek. Doğrusu Kürt Halkı umutlarım , acılarını , binlerce
yıllık hüznünü sizde , imajınız çerçevesinde ifade ediyor. Bu bir realite.
Halkın , hak ve hukuk tutkusu içindeki insanların , güven duygusuna , kendisini
üzerinden ifade edebileceği bir sembole ihtiyaçları var. Ama iş o kadar da kolay
gözükmüyor. Sembol olabilmek kolaysa da, onu koruyabilmek zor.
Sn.
Öcalan,
Kürt Halk ' ı ; adı, adresi belirsiz olarak görülmek istenilen bir
kadim halktır. Bir tas suyu , bir lokma ekmeğin kendisine layik görülmediği bir
mazlum halktır. Ufukta kara bulutlar dağılıyor nihayet. Kürtler gecikmiş bir
özgürlük imkanım arıyor. Tüm bölge halklarına insanlık, kardeşlik elini
uzatıyor. Kendiniz için istediğinizi bana çok görmeyin diyor. Bölge
halklarından, insanlıktan, barış, özgürlük, eşitlik, adalet istiyor.
Ne
güneyde ne de bir başka yerde Kürtler ilkel milliyetçi değiller , olamazlar.
Zaten isteseler de böyle bir şansları da yok. Açık bir yanlışa düşmemeniz
gerekir. Bu yanlışınızı sürdürmemenizi yürekten diliyorum. " Taş yerinde ağırdır
" sözü ne de anlamlı bir söz. Kürtlerin yüzü çağdaşlığa , modernliğe , aydınlık
bir geleceğe dönük. Kürt çözümü olgunlaşma evresinde. Kürt sorununu çözmüş
Ortadoğu, demokratik bir Ortadoğu olacak.
Kusursuz , her şeyi en iyi bilen
insan olur mu ? Siz orada , şu uğursuz tecrit koşullarında özgür olabilir
misiniz Sn. Öcalan ? Kardeşiniz Mehmet ' e Kürtçe hal hatırını sorabilecek kadar
olsun özgür olmanız gerekmez miydi ? Söyledikleriniz gönül huzuruyla
söylediğiniz şeyler mi ? Avukatlarınız aracılığıyla kamu oyuna yansıyan fikirler
için bunlar benim özgür irademle söylediklerimdir diyebilir misiniz ?
Sn.
Öcalan,
Bir trajedi yaşanıyor. Ve bu, her şeyden önce de Kürt Halkının
yaşadığı bir trajedidir. Ve bu
kabul edilmez trajediyi bu halk hiçbir zaman
hak etmedi.
İçten sağlık ve özgürlük dileklerimi sunuyorum. Veysel Çamlıbel
Mart 2005 / İZMİR
Yukarıda aktardığım satırların yazarı olan zat
hemşerimdir, yakından tanırım. 12 Eylül darbesi öncesi Kemal Burkay ve Mehdi
Zana ların başını çektiği Özgürlük Yolu adlı hareketin yılmaz savunucularından
biridir. Bu hareketin Türkiye toprakları üzerinde yaşayan hiç bir halka yarar
sağlamadığı ve yarar sağlamayacağını artık sağır sultan bile bilmektedir. Büyük
bir başarısızlığa uğrayan bu hareket mensupları, kendilerini önce Kürt
Demokratik Hareketi içine atmış, şimdilerde de zemini müsait bulup itiraz
seslerini yükseltmeye başlamışlardır. "Açık Mektup" yazarı sayın Veysel Çamlıbel
1980 öncesinde iki dönem Doğubeyazit Belediye Başkanlığına aday oldu. Fakat
seçimi kazanamadı. O dönemde Doğubeyazit sokaklarının duvarlarına yazılan şu
yazı hala gözümün önündedir. "leyleğin ömrü vak vakla, Veysel'in ömrü Lak Lakla
geçer" acaba tarih tekerrürmü ediyor. Milliyetçilik bu coğrafyada yaşayan tüm
halklar için hüsrandır, gözyaşıdır, kandır. Türkiyenin Tanzimattan bu yana süren
modernleşme ve özgürlük hamlesi ancak Devrimci, Demokrat, Aydın ve kısacası
insanım diyen her kesimin bir araya delerek Demokratik Cumhuriyet projesini
hayata geçirmesiyle tamamlanabilir. Duymak ve anlamak isteyenlere taktimimdir.