“BİNDİRİLMİŞ KITALAR”
Ülkenin geleceği olan çocuklarımızı
yetiştirmekle yükümlü öğretmenlerin eylemi için, “Bindirilmiş Kıtalar”
benzetmesini yapan Bay Tayip Erdoğan’ın bilime karşı ne kadar ilgisiz olduğunu,
aşağıda vereceğim örnekle sanırım anlatabilmiş olacağım: Yıl 1994, yerel
seçimler yapılmış ve Bay Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına
seçilmiş. Kendisinin “İstanbul’un İmamı” olduğunu öne süren Tayip Efendi ve
avenesinin yaptığı ilk işlerden biri, kaldırım kenarlarında bulunan sarı-beyaz
boyalı kıyı süsü (bordür) taşlarının rengini yeşil-beyaza çevirmek olmuştur.
Yeşil, İslamcıların kutsal rengidir. Ama söz konusu taşların sarı-beyaz
olmasının bilimsel nedenini bilecek kafa yapısına sahip olmayan o softalar başka
türlü düşünemezlerdi ki! Ancak, toplumdan tepki görünce geri adım atmak zorunda
kaldılar.
Yıllık bütçeden; eğitime % 2,5, sağlığa %3 pay ayrılırken,
savunmaya %45 ve diyanete de %26 pay ayrılmaktadır. Bu ne yaman çelişkidir
dostlar? İnsanın en temel gereksinimi olan sağlık ve eğitime bütçeden ayrılan bu
gülünç ve düşündürücü oranları anlamak olanaksızdır. Değil mi ki, bu insanların
sağlığını ve eğitimini düşünmüyorsunuz, onları savunmak ve ibadetleri için neden
bu kadar çok para harcıyorsunuz? Bırakınız savunmasız ve ibadetsiz kalsınlar. Ne
gerek var böyle sağlıksız ve eğitimsiz insanları savunmaya, değil mi?
1972 Yılında kardeşimin ders durumunu öğrenmek için gittiğim Haydarpaşa
Lisesi’ndeki bir derslikte önümdeki bir bayan, çocuğunun başarısızlığından söz
ederek, onun hiç olmazsa öğretmen olabilmesi için ne gerektiğini sorarken
“çocuğum bari öğretmen olsun” sözlerini öğretmenin yüzüne karşı
söylüyordu!
Evet, öğretmenlik Demokrat Parti döneminden beri küçümsenen
bir uğraş dalı oldu. Halk arasında küçümsendiği gibi, devlet katında da benzer
davranışlar olmuştur ve olagelmektedir. Örneğin, eski Cumhurbaşkanı Cevdet
Sunay’a bir öğretmeni “kontenjan senatörü” ataması önerildiğinde, o büyük (!)
devlet adamı “ Öğretmenden senatör olmaz. Devlet adamı dediğin ağır ve oturaklı
olur.” yanıtını vererek öneriyi reddetmişti.
Bizleri yetiştirten ve daha
sonra da çocuklarımızı yetiştirecek olan bu “ ünlü büyüklerin, ünsüz büyükleri
olan vefakâr insanlar” a bilerek ya da bilmeyerek yıllardır haksızlık
yapılmaktadır. Geçim sıkıntısı nedeniyle öğretmenlikten ve ülkesinden ayrılarak
yurtdışına işçi olarak giden bir öğretmenin acılı durumu; bu toplumun, daha
doğrusu bizleri yönettiklerini sananların kocaman bir ayıbı ve suçudur. Zamanı
gelince, özellikle Öğretmenler Günü’nde Hz. Ali’nin “Öğretmenlik tanrı
sanatıdır. Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” Özlü sözüne, söylevlerinde
yer veren ilgili ve yetkililer, “laf” tan başka hiçbir şey
üretmediler.
Eğitimin niteliği çok önemlidir. Nitelikli eğitim nitelikli
öğretmen ve programlarla sağlanır. İlköğretim çağının, çocuğun yetişmesi için en
önemli evre olduğu eğitbilim (pedagojik) ve ruhbilim (psikolojik) açıdan
yadsınmaz bir gerçektir. Çocuğun eğitiminde ana etken olan öğretmenlerin,
ekonomik ve toplumsal sorunlarını ortadan kaldırıp iyileştirmeden eğitimden
verim almak olanaksızdır. Çünkü sorunları olan öğretmen, kendisini tam olarak
eğitime veremez. Bunun sonucunda da araştırma yapabilen, tartışmacı ve özgür
düşünceli çağdaş insanların yetiştirilmesi olasılığı az olur.
“Öğretmenler,
ben ve arkadaşlarım sarsılmaz bir imanla sizi izleyeceğiz ve sizin
karşılaştığınız tüm engelleri kaldıracağız.” Bu özlü söz sevgili Atatürk’e
aittir. ÖSS’lerde en yüksek puan alan öğrenciler öğretmen olurlarsa, acaba
eğitimde ne gibi gelişmeler olur?..Bir düşünün bakalım! Bu arada şunu da
belirteyim, en çok aylık alan devlet görevlisi de öğretmen olsun. Ne güzel bir
ütopya, değil mi? Atamızın dedikleri gibi, “Ulusları kurtaran yalnız ve ancak
öğretmenlerdir.” Dolayısıyla onlara tüm iyi ve güzel şeyler yaraşır. Geleceğimiz
olan çocuklarımızı yetiştirecek olan öğretmenlerimize ne versek azdır. Kimse
çıkıp da “ Efendim, devletin olanakları kısıtlı, daha fazla veremeyiz.” Demesin.
Sermaye kesimine verilecek krediler, sınırsız özendirmeler (teşvik) ve bedava
araziler her dönem bulunuyor. Üstelik bu kredilerin çoğu amacına uygun
kullanılmadığı gibi, geri de ödenmiyor! O batık krediler eğitime kaydırılsa,
insana ve dolayısıyla da ülkemizin geleceğine yatırım yapılmış
olur.
İstanbul eski imamı Tayip Efendi’ye soruyorum:” Bindirilmiş
Kıtalar” dediğin öğretmenlerin sorunlarını ortadan kaldıracak çağdaş bir kafa
yapısına sahip misin? Cumhuriyetin kazanımları olan kurumları, kaynakları
değerlerinin çok çok altında ona buna armağan ettin. Onlardan elde ettiğin
gelirleri, eğitime ve sağlığa aktarmayı acaba düşünür müsün? Yoksa, yoksulluktan
dolayı ileri eğitimini sürdüremeyen öğrencileri, kendi kızların gibi birer
“sponsor” aracılığıyla ABD’ye göndermeyi mi düşünürsün?
Erol
SOYSEVER
Emekli Binbaşı