http://www.yeniyol.org/yeniyol/
SAYIN GENERALİM (Org. Hurşit TOLON) 31
Ekim 2002
l969/l970
Yıllarında ABD'de Lackland Hava Üssü'ndeki Dil Enstitüsü'nde birkaç ay birlikte
bulunmuştuk. Ben de o dönemde sizin gibi üsteğmen rütbesindeydim. Hani beyaz bir
WW arabanız vardı da ben arabamla onun kapısına çarpıp, hasarlamıştım. Sanırım
anımsamışsınızdır.
28 Ekim 2002 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde, sizin
ve maiyetinizdeki dört generalin eşlerinizle eşlerinizle birlikte Bergama'da
siyanürle altın çıkaran yabancı bir maden şirketini ziyaret edip, şirket
yetkililerine plaket verdiğinizi okuyunca gözlerime inanamadım. Ama bir süre
önce, 30 Ağustos'ta konser verdi diye sanatçı Sezen Aksu'yu eleştirmenizi
anımsayınca, bu davranışınızı olağan karşıladım. Bu iki olay konusunda
düşüncelerimi açıklamak için sizi rahatsız etmek zorunda kaldım. Kusura bakmayın
lütfen. Biliyorsunuz ki demokrasilerde hiç kimse eleştiriden bağışlanamaz.
Herkes eleştirilebilir. Çünkü, bu ülkede hiçbirimiz "padişah" değiliz.
Yargı, son sözü söyleyerek Normandy Şirketi'nin Bergama'da siyanürle
altın çıkarma işlemini haklı gerekçelerle durdurmuştur. Ancak, hukukun
üstünlüğünü koruyacaklarına Meclis'te namusları üzerine ant içen Başbakan Ecevit
ve bakanları yargı kararına karşın, hazırladıkları bir hükümet kararıyla
(kararname değil, çünkü Cumhurbaşkanı'nın imzası yok ve de Resmi Gazete'de
yayınlanmadı.) o şirketin çalışmayı sürdürmesine yeşil ışık yakmışlardır.
Hükümet üyeleri yargı kararına uymayarak "Anayasa'yı ihlal" suçunu
işlemişlerdir. Geçenlerde, eski Başbakan Mesut Yılmaz da aynı konudaki yargı
kararına uymadığı için, Bergama'daki köylülere tazminat ödemeye mahküm olmuştu.
Sayın Generalim, şirketin genel müdür yardımcısını dinledikten sonra,
O'na plaket vermeden önce bir de yöredeki köylüleri dinleseydiniz ne
kaybederdiniz acaba? Hem de nesnel davranmış olmaz mıydınız? Bu konuda olumlu ya
da olumsuz görüşleri olan ilgili bilim insanlarını da dinlemiş olsaydınız,
eminim plaket vermek bir yana, o işletmenin yanından bile geçmezdiniz.Yazık
oldu!...
Sezen Aksu'nun Anadolu insanının yüzyıllardır söylediği
ezgileri, barış ve kardeşlik adına seslendirmesinin zamanının 30 Ağustos'ta
olmasına gösterdiğiniz tepki de çok yersizdi. Çünkü "öküz altında buzağı arama"
yanlışlığına düşmüştünüz. Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Bağımsızlık
Savaşı'nda yalnızca Türkler mi savaşmıştı? Kuşkusuz ki hayır!... Kürdü, Lazı,
Çerkezi, Abhazı, Gürcüsü, Boşnağı, Manavı, Arnavut'u hepsi. Hatta İstanbul'daki
Yahudiler bile Anadolu'ya gizlice silah kaçırmışlardır. Ermenilerin yaptığı
kırımdan söz ediliyor. Türkler yapmadı mı? Rumca ezgiler de eleştiriliyor. Onlar
da bu topraklarda yaşamadılar mı? Araplardan öğrendiğimiz "Dini yayma" safsatası
ve bahanesiyle Ermenilerin, Rumların ve Kürtlerin topraklarını zorla alıp,
buralara yerleşmedik mi?
Milliyetçilikle yurtseverliği birbirinden
ayırdedelim: Yurtsever, doğduğu ülkenin taşını toprağını seven, insanlarına
yakınlık duyan kimsedir. Milliyetçi ise, o da doğduğu ülkeyi sever ama, kendi
ulusunun diğer uluslardan çok daha üstün olduğunu düşünür ve Hitler Almanyası
örneğinde görüldüğü gibi, diğer uluslar üzerinde baskı kurmaya kalkar.(x)
Biraz empati yapalım: Bir rastlantı sonucu Türk ana-babadan doğduğunuz
için Türksünüz. Ya bir Kürt, Ermeni ya da bir Fransız ana-babadan doğsaydınız o
zaman da bugünkü düşüncede mi olacaktınız acaba? Uygar insan, bulunduğu konuma
göre değil, karşısındakinin de durumunu gözönüne alarak düşünen kimsedir. İnsan,
kendi istenci dışında gelişen oluşumlar için ne övünmeli ve ne de üzülmelidir.
Önemli olan, dünyada barış içinde, özgür ve mutlu, sömürüsüz bir düzende
kardeşçe yaşamaktır. Bunun yolu, çok okuyup öğrenmekten ve öğrendiklerini
yaşamda uygulamaktan geçer.
Evet, Nazım Hikmet'in haykırdığı
gibi:
Yaşamak bir ağaç gibi, tek ve hür
Ve bir orman gibi,
kardeşçesine
Bu hasret bizim!
Erol SOYSEVER
E. Binbaşı
(x) Mina
Urgan'ın tanımı.