DEVRİMCİLERİ “RÜZGARLARIN” ÖNÜNDEN ÇEKELİM ve BİZİM İÇİN “BİZ”
OLALIM
Emperyalizm, Dünya çapında görece bir hakimiyet elde etmiştir.
Sosyalist sistemin çöküşü ve Çin’in durumu; nedenleri ve sonuçlarıyla ortadadır.
Bunun yanı sıra; dünyamız korkunç “doğal” felaketlere de
gebe’dir!
Türkiye’de; Türkiye İşçi Sınıfı ve diğer emekçi katmanlar,
“işyerlerini kaybetmek” korkusundan yola çıkarak “ekmek belasına gardaş” deyip,
politik olarak da eğilerek, biz Devrimcileri yalnız bırakmışlardır.. Ecevit,
Baykal, Karayalçın, İnönü gibi solcu tanınanların, onları destekleyen
rant’çıların ve kimi eski solcuların “yedikleri herzeler” nedeniyle; soldan
ümidini kesen “Halk” kendilerine maddi imkan sunan, partilerin safına
geçmişdir.. Bunun sonunda da; Takiyyeciler; emperyalistleri ve Arap sermayesini
arkasına alarak, ABD’nin kurdurttuğu AKP’de birleşerek; çocuklarını ve
yakınlarını ABD ve AB ülkelerinde okutup, bunların bazılarını ABD’ye rehin
bırakıp, politik taklalar atıp, iktidarı almak hedefine kilitlenerek; insanları
kandırarak, satın alarak ve kendilerini de pazarlayarak, erk’e gelmişlerdir..
İşçi sınıfının ve diğer emekçi katmanların içinde ve örgütlerinde
çalışma yapan Devrimciler; “yeniden durum muhakemesi” yapıp, kendi aralarında
birleşip, tüm namuslu insanlarla biraraya gelip, Gerçek Halk için anlaşmak
yerine; dağlarda, şehirlerde ve hapishanelerde, yalnız başlarına; grup-grup
ölmeye, devam etmektedirler. Oysa bu “HALK’a” ne kadar acıyor olursak olalım, ne
kadar bilinç taşımaya çalışırsak çalışa-lım, onlara karşı ne kadar sabırlı
olursak olalım, “bunları” kurtarmak mümkün değildir. Çünkü “bunlar” kurtulmak
için çaba göstermedikleri gibi, mücadele eden iyileri sevmek yerine, onlardan
nefret ediyorlar. Zaten “bunların vijdanı eksik“ olduğundan dolayı;
namussuzdurlar ve gericidirler. Bu “HALK” sadece “sırtına binene” veya “güçlü
olana” saygı göstererek, onun sözünü dinleyerek, onun peşinden
gider..
Yapılan hiçbir toplantıya icabet etmeyen, eski bir iş arkadaşım ve
komşum olan ukala biri, geçenlerde; “Eşref bey, siz eskiden aktif bir
Devrimciydiniz, şimdi niye Devrimciliği bırakıp, işadamı oldunuz?” diye,
sormuştu. Ona cevabım “İşçilerin, diğer ezilen ve sömürülenlerin hakları için
mücadele etmiş oldu-ğum, doğrudur. İçeri de girdim. Bunlardan dolayı da, hiçbir
zaman pişman olmadım. O zamanları biliyorsun, fabrikada ki arkadaşların çoğu,
sendikadan ve benden uzak dururlardı. MHP ve dinci şarlatanların yandaşı
kimileri de; ellerinden gelebilseydi, derimi bile yüzebilirlerdi! Şimdi ise;
‘her halk layık olduğu şekilde yönetilir’ sözünü kabul ettiğim için, artık ‘bu
halk için’ uğraşmanın gereksiz olduğunu düşünerek, Fabrikalar Kalemizdir
sloganını bırakarak, kendime çalışmaya başladım. Artık, iyilikten anlamayan
Mazoşistleri, (iki elimle bir işaret yaparak) tepeliyorum. Şimdi herkes bana bey
diyor.” olmuştu.. Komşumun yüzü kızardı, hiç üstüne almadan, “Haklısınız.
İnsanlar iyilikten anlamıyor. Fakat fabrika’da çalışan birinin peşinden de kimse
gitmez ki. Parası ve gücü olan dinlenir, parayı veren düdüğü çalar” anlamına
gelen bir şeyler geveleyerek, konuyu değiştirmişti..
İşte; 40 yıldır
kurtarmak için; işkencelere, ölümlere katlandığımız, vatandan, anamızdan,
babamızdan ayrı kalmamıza neden olan “halkın mantığı” aynen budur..
“Yasadışı” eylemlere karışan “devlet destekli birilerinin” yargılanması için
yapılan, “Susurluk” karşıtı eylemlere katılanlarla, Takiyyecibaşı “gulu-gulu
dansı yapıyorlar” diyerek, alay etmişti. Sivas’da insanları-mızı yakanları,
mahkeme’de savunan Takiyyeci Adalet Bakanı ise; ışıkları açıp-kapatarak yapılan
protesto eylemlerini “mum söndü yapıyorlar” diyerek, gırgıra almıştı! Şimdi de;
AKP’li Rize belediye başkanı, te- levizyonların karşısına çıkıp, “Rize halkını”
TAYAD’lıları öldürmeye kışkırtıyor. Atatürk’ü İneğe benze-ten ve gelmiş-geçmiş
tüm TBMM. üyelerine açıkça küfür eden ve “Şeriat Devleti kurmak” istediğini
açıkla-mış olan, Takiyyeci milletvekili Şevket YILMAZ gibileri; “böyle”
konuşabilme cesaretini nereden buluyor?. “Vatanın ve Atatürk Devrimlerinin
bekçisiyim” diyerek, yemin eden, derin devletin mensupları, niye şim-diye kadar,
tek bir “şeriatçıya” yönelmedi?. Anlaşılan “Derin Devletçilere!” sadece
vatanseverleri öldürmek için maaş ve harcırah veriliyor!. Hadi “Hepsi Amerikan
uşağıdır. İt, it’i ısırmaz” diyenlere hak verelim! “Atatürkçülüğü” kimseye
bırakmayanlar, Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kuranlar ve Deniz Gezmiş’in
resimlerini elinden düşürmeyen, bu derneğin üyesi “gençler,” bu Takiyyecilere,
niye yönelmiyorsunuz? Atatürk sizlere; “Memleketin dahilinde, iktidara sahip
olanlar, gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu
iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit
edebilirler.” “Bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve
cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda
mevcuttur!” dememiş miydi? “Ne oldü sana? Ne oldü boyle!” yoksa, kanınızı
değiştirdiler mi?!.
Devrimci ve diğer Vatansever örgütler, “Takiyyecileri ve
diğer Vatan hainlerini devirmiyorlarsa” ve de onların; babasına, anasına,
kardeşine, çocuklarına ve diğer yakınlarına “barışı sağlamak için konuşmaya”
gitmiyorlarsa, “böyle dayılanan vatan hainlerinin” sayısı, daha da artacaktır..
İngiltere’de, İspanya’da, Fransa’da ve hatta Almanya’da hükümetler “ülkenin
çıkarı için” muhataplarıyla “şu veya bu şekilde, çözüm bulmak için” temsilcileri
aracılığıyla oturup, konuşurlar. Türkiye’li sağcı ve ”solcu yöneticiler” ise;
sadece kendi PİS canlarını “garantiye” almak için, haberleşirler!. Eğer barış ve
huzur isteniyorsa; “bunları” görmek, gerekir.. Gerisi hikayedir!.
kandırmacadır!.
Şimdi; Şemdinli olaylarıyla ilgili de, benzer süreç
yaşanacaktır. Karşılıklı olarak; “Dağdaki ve bağdaki çe-şitli odaklar” güç
göstereceklerdir. Takiyyeciler ve işbirlikçi kesimler düşman gördükleri ordu ve
Derimci-lerin kapışmasını ellerini oğuşturarak ve sevinerek
değerlendireceklerdir. “Kafalarındaki şeriat devletini” kurmak için Türkiye’nin
parçalanması, veya güçsüz kalması Takiyyecilerin derdi değil, isteğidir. Polis
şimdilik ellerindedir. Karşılarında ki tek silahlı güç, Türk ordusudur. Ordu’yu
pasifize edebilmek için de; bir takım odakların yarattığı olayları; şeffaflık ve
hukuk adına çözmek için, “herşeyi” ABD ve AB’ye ispiyonlayacaklardır.
“Ağababalarından” başka türden “destekler” almak amacıyla, yine taklalar atacak
ve sonra da “tüm muhataplar” kapalı kapılar ardında, “başka pazarlıklara”
başlayacaklardır..
Politikacıların, zenginlerin, sivil ve asker
bürokratların çocukları Amerika’da, Avrupa’da ense yaparken, Barlarda,
Diskoteklerde, Tavernalarda fink atıp, hertürlü herzeyi yeyip, “şehit” olmaktan
“yırtıp” yaşarken! “ÇılgınTürkler’in”değil, yoksul ve aptal Türklerin çocukları;
emperyalistlerin, Türk-Kürt boğazlaşma-sının sağlanarak, Türkiye’nin
parçalanması veya zayıf düşürülmesi planı çerçevesinde; kardeşlerini öldürmeye,
askere uğurlama törenlerinde, “en büyük asker, bizim asker” sloganıyla ve de,
göbekler atılarak gönderiliyorsa ve bunların içinden ölenlere “ne şehittir ne
gazi, ... yoluna gitti Niyazi” diyenler varsa, bu kadar ölüme karşın; halen
analar “savaşa son” diyerek sokaklara, meydanlara çıkmıyorlarsa, babalar
oğulla-rının ölümüne sebep olan yöneticilerden hesap soracağına, bu katillerin
karşısında köpekler gibi “susta” durmaya devam ediyorlarsa, Televizyonlarda
“MEHMETÇİK” programları yayınlatılarak; çocuklarını topra-ğa vermiş insanların
acıları tazelenip, kan davası tekrar körükleniyorsa; bizim gibi kişiler, ne
kadar uğraşırsa uğraşsın, emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin devamını
istediği bu savaş ve ölümler bitmeyecektir!..
İşçiler, Köylüler, diğer
ezilen ve sömürülenler de, “böyle!” yaşamaya razı oldukları için, onların
fakirlik-leri ve çileleri de sürecek ve “tepelenmeye de” hep, devam
edileceklerdir..
Biz örgütlü Kafkasya Kökenliler, bazı Türk ve Kürt sol
hareketlerinin dönem-dönem yaptıkları; “her tür” yanlışa rağmen, çoğunluğumuzun
yaşadığı Türkiye’de; “Barış olsun, kan akmasın, Türk-Kürt çatışması olmasın,
Misaki milli sınırları içinde, eşit yurttaşlık temelinde, ortak vatan demokratik
Türkiye’de, herkes mutlu ve kardeşçe yaşasın” diyenlerle birlikte, hep uğraştık.
“Ülke’de Barış ve Demokrasi olsun” için çalıştık. Çalışılıyor da. İstenilen
sonuçlar alınıyor mu? Hayır, alınamıyor. Çünkü yönetenler ve onları
destekleyenler; sömürünün ortadan kalkmasını istemediği için, bizleri “halk’a”
düşman tanıtıyor.. “Halk” ise kendinden başkasını düşünmediği için, bize de
yardım etmiyor. Kimileri ise; savaşı engellemeye ça-lıştığımız için bizleri “PKK
yanlısı olmakla” suçlayarak, devlete hedef olarak gösteriyor. Bazıları da;
“hesaplarına” çomak sokulduğundan dolayı, birileri de “kariyerlerini
yitirecekleri korkusu ile, önerileri suskunlukla geçiştirmeye” devam ediyor.
Kimi “Devrimciler” ise; kan dökülmesini engellemek için, ta-rafları uzlaştırmaya
çalıştığımız için kızıyor,” ve bizleri “Genelkurmayın adamı, derin devletin
adamı” diyerek, karalamaya kalkışıyorlar da, ondan..
Mustafa KEMAL ATATÜRK,
yattığın yerden duy! Dünya’da; ilk antiemperyalist savaşı başarıyla
sonlan-dıran, senin kurduğun Genelkurmay’ının ve Devlet’inin adamı olmak, artık
ayıplanan bir şey olmuştur.. Mozele’nin önünde; “saygı duruşunda” bulunan
Takiyyeciler ve “Kemalistler,” seni yattığın yerde “rezil” ediyorlar.
Kalkabiliyorsan kalk da, Vatanı teslim ettiğin “Türk gençliğinin “asil” kanını
bir daha tahlil et! Kafasına çuval geçirilen subaylarına ve bu olaylara ses
çıkartmayan generallerine iyi bak!. Bir de; Bursa’da çektiğin NUTUK’a göre
hareket ettikleri için “faili meçhullerle” yok edilen, Devrimcilere BAK!. Kimdir
bu ülkenin gerçek sahipleri?. Kimlerdir NAMUSLU kalanlar?. SÖYLE!.
28
Kanunisani 1921’den bugüne baktığımızda; hep hainler, uşaklar ve namussuzlar
tarafından, devamlı katledilmişiz.. Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Telat Aydemir,
Fethi Gürcan, Sinan Cemgil, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim KAYPAKKAYA, Fatih
ÖKTÜLMÜŞ ve Didar ŞENSOY gibi, binlerce namuslu insan, bu vatan için öldü ve
ölümler devam ediyor..
..Vural Abaza kardeşimiz, 11 Temmuz 2005 tarihli
“Diaspora’da örgütlü Kafkasya kökenliler, Türkiye’deki gelişmelere ne diyor”
başlıklı yazısında; bizim HALK olgusuna bakışımızı anlatmıştır: “..Çünkü;
tanıdığımız bazı eski MHP’liler bile değişmiştir. Hatta “Kahrolsun Faşizm”
afişleri bile asanları vardır. Bunlar “Tanıdıkları Devrimcilerin”de, bu Vatan
icin mücadele ettiğini anlamışlardır. Hapishane’de işkence görmüş olan bu
Ülkücüler, Devrimcilerin cezaevlerinde ki direnişlerinden, inançlarından
sitayişle bahsetmekte ve bunlar; o nedenle de “bizlere” saygı duymaktadırlar..
Peki bu “Halk” denilenlere, yıllarca anlatıldığı ve pratikte tüm gerçekler
apaçık görüldüğü halde, niçin bunlar olumlu bir değişiklik göstermiyor?”
Evet, bize göre sorun, “eğitimli olup, olmamak değildir.” Esas mesele;
namuslu ve vijdanlı olup, olma-maya, karar verebilmektir..
“Bu tesbitimiz
nedeniyle de biz; Türkiye’de ekonomik olarak zavallı durumda olan her kişiyi,
HALK olarak görmüyoruz!.”
“BİZ, sadece Vatanseverlere, Devrimcilere ve
onlara saygı duyan, destekleyen, namuslu ve vijdanlı insanlardan meydana gelen
kitleye, HALK diyoruz..”
Bu tespitten yola çıkarak; “Halk” denilenlerin,
“Atatürkçüyüm” diyenlerin “ne” oldukları görüldükten son-ra; “bunlarsız, bunlar
için” kendi kendimize; “kurtarıcı misyonu” yüklenerek, “uğraşmaya devam etmek”
en kibar kelimeyle, MAZOŞİST’liktir..
“artık” NE YAPILMALIDIR?.
•
Devrimciler “güçleriyle oynanmasına” izin vermemek için; emperyalistlerin,
onların işbirlik-çilerinin ve pragmatik rüzgar güllerinin, “yarattıkları” savaş
alanlarından, çekilmelidir..
• HALK tanımlamasından yola çıkılarak;
Devrimciler; Ordu mensupları gibi, kendilerini “BİZ” olarak ayrıştırmalı ve içe
dönük olarak çalışıp, her alanda güçlenmelidir..
• Sonra da; Gerçek halk’ın
ve müttefiklerin! sayısının çoğaltılmasına, sıra gelmelidir!.
Bu hedefe
ulaşmak için de;
1. Türkiye ve başka ülkelerde, değişik kurum ve Partilerde
görev almış olan, namuslu insanlar biraraya gelerek, dünya’daki gelişmeleri
tekrar irdelemelidirler..
2. Görüşmelerin sonunda ”Dünya’yı yöneten kötüleri,
belirli nedenlerden dolayı yenemediğimize göre; insanlık ve doğa düşmanı
politikalarından ve bunların sebep olacağı ekolojik felaket-lerden, zarar
görmemek için; yaşanılan her yerde güvenlik önlemleri alarak, tanınan namuslu
insanlarla birlikte; sevgi, güven ve saygı temelinde; huzur içinde yaşanacak
Kolonilerin oluşturulması gerekmektedir?” diye, karar alınmalı ve pratik
çalışmalara başlanılmalıdır..
Bizim “yasal” işlerimize karışılmadıkça,
“Yılanlara” bile dokunmayacağımızı, şimdiden açıklayabiliriz. Ancak; Gerçek Halk
için yapacağımız; yerleşim yerlerine, Okul ve dershanelerimize, Öğrenciyurdu,
Aşevi, Yaşlılarevi, Kadın ve Çocuk sığınma evlerine, Spor ve kültürel
çalışmaların yapılacağı tesisle-rimize, üretim üslerimize ve diğer yaptığımız
çalışmalarımıza; “namussuzlar veya kendilerini Mafia sanan piçler” müdahale
etmeye kalkışırlarsa; hiçkimseye acımayacağımızı, onların en çok sevdiklerine ve
mezarlarına bile rahat vermeyeceğimizi de, şimdiden açıkça söyleyebiliriz..
“Yurt dışına kaçıp, kurtu-luruz” diye de, kimse düşünmesin!. Onları başka
ülkelerde de buluruz. Çünkü biz her yerde varız ve olmaya da devam edeceğiz. Bu
çalışmalarımız sırasında ölenlerimiz olabilir. Fakat onlar, boşuna ölmüş
olmayacak-lardır. Ölümleri işe yarayacaktır. Çünkü bu tesislerden; dolaylı veya
dolaysız olarak faydalanmakta olan yüz-binlerce insanımız; bu kazanımları
korumak için, her yolu kullanarak, yanımızda duracaklardır da ondan.. Fakat
şimdi; “ortada Fol yok, Yumurta yok, Devrim yapmak için, bizimle ölmeye gelin!”
diyoruz.. Sen, ben, bizim oğlan ve bizim kız’dan başka kim geliyor?!.
Bu
düzen’de “Kıral” olanlar; bizler gibi eğitimli, cesur ve olağanüstü ilişkiler
ağına sahip olmadıkları halde “köşe” olarak yaşamaktadırlar. Bunların içlerinden
bazıları; elde ettikleri gücü, acımasızca bize karşı da kul-lanmaktadır. Bu
nedenle; “biz de bundan sonra; sadece devrimcilik yapmış olanları, onların
yakınlarını ve bizleri sevenleri rahat yaşatabilmek ve onları “herşeyden”
koruyabilecek durumda olmak için, varolmalıyız!.” diyoruz.. Bizler; kendimize ve
bizden yana olan GERÇEK HALK’a, bu sistemin içinde bile; işkencehanelere
düşmeden, huzurlu bir yaşam ortamı sağlayabiliriz..
Ayrıca; Devrimcileri
seven ve saygı duyan, gerçek HALK da; bizlerin işkencehanelerde acılar
çekmesini, yaşamımızın alt-üst olmasını istemiyor. Onlar bizden iş istiyor, Ev
istiyor. Doktor, İlaç istiyor. Çocuklarının okumalarına yardımcı olmamızı
istiyor.. Maddi destek sunmamızı ve gerektiğinde de onları kötülerden
koru-mamızı istiyor. Biz, onlara; “İsteklerinizi, yerine getirmek için, Devrim
yapmaya çalışıyoruz” diye, cevap verip, “Burjuvazinin Kanon’larının karşısına”
çıkarak, devamlı kendimizi öldürttük.. Fakat gerçek Halk; ölmemizi değil, bizden
ihtiyaçlarına “şimdi cevap bulmamızı” istiyor.. Gerçek halk; Burjuvazinin ve
onların işbirlikçilerinin, iktidarı ellerinden kolayca bırakmayacaklarını
biliyor.. O nedenle de; babaların ve annelerin büyük bölümü; sorumlu oldukları
kişileri ve çocuklarını düşünmek zorunda oldukları için, istediğimiz ölçüde
bizleri destekle(ye)miyorlar.. Bu sebeplerden dolayı da; yenilmeye devam
etmekteyiz..
Sayın Mecit ÖZTEKİN’in yazısında; “Her bir parti başkanı
adeta bir mafya lideridir. Kendine biat etmeyen hiçbir kişiyi yapı içinde
barındırmazlar. Sağ partiler sağcılığı, sol partiler ise solculuğu ipotek altına
almışlardır. Sosyalistlik bile bu ülkede mafyalaşmıştır. Örgüt içinde mali
sorumluluk alanlar, yapay örgütler oluşturarak sadece örgüt için değil, örgütü
kullanarak kendi çıkarları için para bulmaktadırlar. Ayrıca kendi görüşünden
başka kendi istediğinden başka yazı yazdırtmayan, haber yapmayan solcu gazete
patronları da mafyalaşmışlardır. Bu kişiler hiç utanmadan birde diğer
mafyalardan şikayetçi olmaktadırlar. Bu duruma nasıl geldik, ortadadır. Bundan
kurtulmanın yolu da her kurum içinde özellikle ordu ve polis teşkilatında her
şeye rağmen temiz kalmış kişilerin bunun üzerine gitmesi ve halk muhalefetinin
güçlenmesi ile olur. Başka kurtuluş yoktur” diyor.
Büyüklerimiz de;
“Onlar, sizi yarı yolda bırakıp, başkasına yamanırlar. Bu ihtimali aklınızdan
hiç çıkartmayın. Size ihtiyaçları kalmadığında, yaptığınız iyilikleri ve
fedakarlıkları unuturlar. İhanet ve uşaklık onların kanında var. Onlara sakın,
güvenmeyin! Onlardan bağımsız olarak, hareket edin!.” diyerek, bizi hep
uyarırlardı.. Çünkü onlar; Balkanlar’da, Kafkasya’da, Lübnan, Filistin, Ürdün,
Suriye ve Türkiye’de, pek çok kez ihanete uğramışlardı. “Dost” sandıklarının
“yaptıklarını!” görmüşlerdi. Bu neden-le de bizleri hep, “onlardan ayrı tutmaya”
çalışmışlardı.. Bizler ise babalarımıza; “Bu ülkede yaşıyoruz, buradaki her
türlü kötülüklerin bize de zararı oluyor, o nedenle de iyilerin kötülere karşı
verdiği mücadele cephesinde biz de yerimizi almalıyız” diyerek ve Devrimci
şehitleri ve diğer tanıdıklarımızdan bahsederek, onları ikna etmeye çalışmıştık.
Sonunda Babalarımız “İnşallah bu şehitlerin açtığı yoldan giderek, iyiler için,
iktidarı alırsınız. Allah, sizleri, iyilikte de, kötülükte de muvaffak kılsın”
diyerek, bizleri uğurlamışlardı.. Türkiye Devrimci mücadelesine katkı sunduğumuz
85 senenin, son 20 yılında “dostları” Dedelerimiz ve Babalarımız gibi görerek
“Amerikayı” biz de keşfettik!.
Artık; 6000 yıllık tarihsel öğretilerden
ve geçmişden, büyüklerimizin bilgi ve tecrübelerinden ve de, kendi
edindiklerimizin toplamından yola çıkarak; Kafkasya Kökenli Kardeşlerimize ve
Dostlarımıza; “SADECE, Devrimci ruhunu yitirmemişlere, onların yakınlarına ve
kardeşçe yaşamak isteyen diğer namuslu insanlara, yardımcı olmak için; Ordu,
Polis ve başka kurumlarda görev yapmış ve yapmakta olanlarla ve namuslu kalmayı
becermiş diğer “güçlü kişilerle” birlikte; yapılması gerekenler, yapıl-malıdır”
diyoruz..
• “Dünyanın tuzu sizsiniz; fakat tuz tatsız olmuşsa, o ne ile
tuzlanır?” (Matta 5: 13)
• “Akılsıza söz söyleme, Çünkü senin
sözlerindeki hikmeti hor görür. (SM. 23: 9)
• “Ve her hangi şehir veya
köye girerseniz, orada değerli kim olduğunu araştırın” (Matta 10: 11)
•
“Kendisine ait olmayan kavgaya kızan, yoldan geçen köpeği kulaklarından tutan
adam gibidir.” (SM. 3: 27)
• “Çocukların ekmeğini alıp onu köpeklere
atmak iyi değildir.“ (Matta 15: 26)
• “İyiliğe hakkı olan adamlara,
Elinden gelince iyiliği esirgeme.“ (SM. 3: 27)
Eşref
ABAZA
07.12.2005