Devrimciler yola çıkarken birbirlerine güvenen, birbirlerine inanan,
kendi yoldaşı için göz kırpmadan canını veren, ekmeğini, giysisini yoldaşı ile
paylaşan bir anlayışla ve heyecanla davalarına bağlılıkla yollarına devam
edenlerdir. Bunlarında binlerce örnekleri vardır: Denizler, Mahirler, Ulaşlar,
İbrahimler, Mazlumlar, Kemal Pirler, Akif Yılmazlar örneğin bunlar gibi büyük
insanlar. Bir yoldaşları zora girdiği zaman onlar için veya davaları için
gözlerini kırpmadan kendilerini feda ederdiler. Nitekim de öylede yaptılar,
hepimizce malumdur.
Bende bunu anlatmaya çalışıyorum. Suphilerden tutun
günümüze kadar bunca yiğit devrimci, kendini devrim için, barış için, demokrasi
için, halkların kardeşliği için, emek için feda ettiler. Kimileri idam
sehpasında, kimileri işkencede, kimileri yargısız infazlarla, kimileri ise
yiğitçe dövüşerek şehit oldular. Bunların bu haklı davalarını destekleyen;
emekçiler, işçiler, köylüler, sanatçılar, yazarlar, gazeteciler, avukatlar,
siyasetçiler, bilim adamları, öğretmenler, öğrenciler özellikle kadınlar.
Yargısız infaz edildiler, sakat kaldılar, yıllarca zindanlara hapis edildiler ve
hatta tecavüze uğradılar. Bazıları ise her gün tehdit ve şantajlarla karşı
karşıya kaldılar.
Peki bu zulme karşı ve bu kadar bedellere karşı biz
sol ne yapıyoruz? 76,77,78,79 tarihlerinde, emekçilerin, varoşların, özgürlük
isteyenlerin, barış isteyenlerin, ezilenlerin, yoksulların, halkların
kardeşliğini isteyen Ortadoğu halkının kardeşliğini yeşerteceklerin umudu haline
gelen istedikleri zaman yüzbinleri sokaklara döken devrimciler, solcular bu gün
ne yapıyorlar ? Biliyoruz ki 12 Eylül faşist cunta darbesiyle devrimciler büyük
bir darbe aldılar. 12 Eylül faşizmi sınır tanımayan vahşetini; devrimcilere,
solculara, insanım diyen herkese acımasızca uyguladı. O vahşetten nasibini alan
biriyim ve o vahşetin tanığıyım. 12 Eylül faşizmine karşı Diyarbakır zindanında,
Kürt özgürlük hareketinin yiğit devrimcileri; Mazlum Doğan, Kemal Pir, Akif
Yılmaz, Ali Çiçek, Hayri Durmuş Diyarbakır zindanının o zifiri karanlığını kendi
bedenleri ile özgürlük ateşini yakarak aydınlattılar. O zindanın zifiri
karanlığında özgürlük ve aydınlık gülleri açtı. Bir anda özgürlük ışığı ülkenin
dört bir yanında yayılmaya başladı. Faşist zincir halkaları tek tek kırılmaya
başladı. 12 Eylül darbecilerinin korkulu rüyası oldular. O yiğit devrimciler
şahsında tüm devrim şehitlerini saygıyla anıyorum.
Şimdi sola bakıyorum
da hayretler içinde kalıyorum. Umudunu yitirmiş, güvenini kaybetmiş, bölünmüş ve
parçalanmış. Birbirini sorgulayan, çözüm üretmeyen, özeleştiri vermeyen,
arkadaşını acımasızca eleştiren, birbiriyle çatışan. Toplayıcı olmak yerine
varolanı dağıtan yada var olanı beğenmeyen bir anlayış içindedir. Maalesef bu
anlayış, bu yapı her gün halkı, emekçileri ümitsizliğe götürüyor. Halk sola olan
güvenini ve ümidini gün ve gün yitiriyor. Tabi insaflı olup Kürt Özgürlük
Hareketini bunun dışında tutmak lazım.
Peki şimdi soruyorum: onbinlerce
devrimci şehit oldu. Binlerce insan sakat kaldı, yargısız infaza uğradı, ölüm
oruçlarında şehit oldu. Binlerce kadın tecavüze uğradı, binlercesi halen
zindanlarda çürüyor, birçoğu da tehdit ve hakarete maruz kalıyor. Peki bunların
hesabını kim soracak? Bu emekler, bu bedeller ve fedakarlıklar boşuna mıydı?
Halkın, emekçilerin umudu kim olacak. Halkın beklentisi olan halkların
kardeşliğini, demokrasiyi, barışı özgürlüğü kim getirecek?
Yoksa sol’da
umudunu AKP’ye mi bağladı,yoksa daha dün Madımak otelinde 37 insanı cayır cayır
yakan zihniyet mi memlekete barışı,demokrasiyi, halkların kardeşliğini
getirecek?Yoksa tek dil, tek din, tek devlet tek devlet “ne Mutlu Türkü
m
Diyene” zihniyetimi özgürlüğü, barışı, halkların kardeşliğini gerçekleştirecek?
Yoksa milliyetçilik adına yargısız infaz yapan, eroin satan, silah kaçakçılığı
yapan, adam kaçıranlar mı halkların kardeşliğini,barışı, özgürlüğü,demokrasiyi
ülkeye getireceklerdir? Yoksa bir çakıl taşı edebiyatı yapan, halkın seçtiği
millet vekillerinin dokunulmazlığını bir günde kaldıran,halkın seçtiği millet
vekillerini 19 yıla mahkum eden, örtülü ödenek te Susurluk çetelerini besleyen,
Kürt’lerin köylerini yakarak, coğrafyasını yok ederek, Kürtleri mülteci durumuna
düşürerek göçe zorlayan,”Vatan için kurşun atanda kurşun yiyende meşrudur” diyen
zihniyet mi ülkeye özgürlük, barış,demokrasi getirecek veya halkların
kardeşliğini yeşertecek? Yoksa cumhuriyetten bu yana Kürtlerin, Alevilerin oy
avcılığını yapan sahte solcu kara oğlanlar ve onun devamı mı ülkeye özgürlük
getirecek. Elbetteki hayır, çünkü onların eli Alevilerin, Kürtlerin ve
devrimcilerin kanına bulaşmıştır. Onlar iktidar ya da ana muhalefet olduğu
dönemlerde defalarca Alevileri, Kürtleri katletmişlerdir, zindanlara
atmışlardır, işkencelerden geçirmişlerdir. Çünkü bunlar Sosyal Şövendirler,
statükocudurlar faşistlerle ortak hareket etmişlerdir.
Yoksa şu andaki
ana muhalefet partisi CHP mi memlekete özgürlük, demokrasi getirecek. Elbetteki
hayır çünkü daha parti içinde demokrasi yok. Birbirini hırsızlıkla suçlayan
yılda iki olağanüstü kongre yapan, ona rağmen birlik ve beraberliği sağlayamayan
sosyal şöven, statükocu bir anlayışla ülkeye barışı, demokrasiyi, özgürlüğü
getiremediğine göre demek görev yine solculara yani devrimcilere düşer.
Evet yukarıda anlattığım bu anti demokratik uygulamalara karşı elbetteki
sol mücadele edecek. Başta Türkiye ve Orta Doğu halklarının kardeşliği için
mücadele edecek. Türkiye’deki temel sorun olan Kürt sorunu ancak güçlü bir sol
birliği ile çözülebilir. Bu süreçte sola çok büyük görevler düşüyor ve zaten
süreçte zorluyor. Artık solun kendini gözden geçirme zamanı gelmiştir.
Demokratik Cumhuriyetin ekseninde sol gücünü birleştirmelidir. Demokratik
Cumhuriyet projesini sayın Öcalan ortaya koymuş “Tek çıkış yol Demokratik
Cumhuriyetle mümkün olacak” demiştir. Doğrusu da odur. Demokratik Cumhuriyet
için elbetteki demokrasiden yana olanlar, barış isteyenler, halkların kardeşçe
bir arada yaşamasını isteyenler, Kürt sorununun Demokratik yollarla çözümünden
yana olanlar ve emekten yana olanlar Demokratik Cumhuriyeti inşa edeceklerdir.
Sayın Öcalan “Bir Halkı Savunmak” adlı kitabında tüm solu ve demokratik
cumhuriyetten yana olan herkese tarihi sorumluluk yüklüyor ve göreve çağırıyor.
Bu görevi yapmayanlar yarın tarihe hesap vermek zorundadır. O zaman sol, güç
birliği yapmalı, kendine gelmeli, birbirini kabullenmeli her partinin, her
grubun birbirine ihtiyacı vardır.
DTH Demokratik Toplum Hareketi buna
öncülük yapabilir ve öyle çalışmaları da var. O proje kiminse selamlamak lazım.
Bu proje etrafında sol birleşmeli, güç vermeli, görev almalı ve desteklemelidir.
Sistem ve şovenler, demokrasiden rahatsız olanlar şimdiden DTH yi bir Kürt
partisi olarak kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Ama başaramayacaklar. Çünkü
artık maskeleri önemli ölçüde düşmüştür. Artık halk onlara inanmıyor, halk savaş
istemiyor, barış istiyor; Halk kardeşçe barış içinde yaşamak
istiyorlar.
Şimdi soruyorum, Kürt coğrafyasında 3500 köyü boşaltacaksın,
Kürt coğrafyasını muharebe alanı yapacaksın, ekolojik dengeyi bozacaksın,
insanları mülteci durumuna düşüreceksin, yargısız infaz yapacaksın, 12 yaşındaki
çocuğu katledeceksin, tecavüz yapacaksın, bölge dilini, inancını yok sayacaksın,
eroin sevkiyatını düzenleyeceksin, 70,000 korucu ordusu kuracaksın. O korucuları
pervasızca yurt sever devrimcilere saldırmalarını planlayacaksın, haraç alma,
fuhuş yapmaya göz yumacaksın, bölgede hiçbir hizmet yapmayacaksın. Nüfusun %90
ını açlık sınırının altında tutacaksın vs.vs. Bu yukarıda bahsettiğim anti
demokratik uygulamalara karşı çıkan bir siyasi partiyi de Kürt partisi ilan
edeceksin. Kargalar adama güler.
Kürtler tarih boyunca hiç ırkçılık
yapmamışlar ve de yapmayacaklar. Irkçı kime denir ? bağımsızlığı olan, devleti
olan, askeri gücü olan bazı devletler kendi ırkından başka bir halk tanımayan,
ona yaşam hakkı vermeyen, benim dilimi konuşacaksın, benim inandığım gibi
inanacaksın, her şeyinle benim gibi olacaksın diyen zihniyet, diyen parti, diyen
devlet ancak ırkçıdır. Mazlum bir Kürt halkı en demokratik insan halklarını
savunuyorsa kimsenin böyle bir halka, böyle bir partiye ırkçı veya Kürt
partisidir demeye hakkı yoktur.
Evet DTH toplumun tüm kesimini
kucaklamalıdır. Kapısını açık tutmalıdır. Kuşkulu, şüpheci, çekingen
davranmamalıdır. Türkiye’nin her köşesinde örgütlenmelidir. Koordinasyon
kurulunu geniş tutmalı, kendini anlatmalı ve kabul ettirmeli, insanların
kafasındaki kuşkuları gidermelidir. En başta halkın içine inmelidir. Sivil
toplum örgütleri, demokratik örgütler ve kuruluşlarıyla buluşmalı, basına açık
olmalıdır. Her il, ilçe ve beldede belediyeleri, kaymakamlıkları, valilikleri
ziyaret etmeli kendini anlatmalı, destek almalıdır. Sanatçı, yazar, siyasetçi,
bilim adamlarının şahsiyetleri, siyasi partiler, vakıflar, dernekler ziyaret
edilip destek alınmalıdır. Özellikle fabrika işçileri, emekçiler ihmal
edilmemelidir. Halktan gelen eleştiriler dinlenmelidir. Halka rağmen bir şeyler
yapmamalı, DTH projelerini Türk ve diğer halklara anlatabilecek kişi ve
şahsiyetlere görev vermelidir. Kısacası ağaç dallarıyla gürlenir, o dalların
kıymetini bilmeli ve değer vermelidir. İllegal değil legal bir parti olduğunu
onun için toplumun hiçbir kesimine tereddüt ve endişe ile bakmamalıdır.
DTH hareketi dostları, destek verenler veya görev almak isteyenler, DTH
nin bazı eksiklikleri olabilir, hataları da olabilir. Bunu gören, fark eden
dostlar mutlaka yoldaşça eleştirilerini yapmalıdırlar. Eleştiriler yapıcı
olmalıdır. Yoldaşlığın, dostluğun gereği budur. Burada sol basına büyük görev
düşüyor. Solu bir araya getirmek, onlarla röportaj yapmak, radyo, televizyon
programları yapmak ve onların vereceği mesajları kamuoyuna duyurmak . Özellikle
Medya tv, gündem gazetesi, evrensel gazete ve benzerleri halka mesaj vererek,
insanları bulup onlarla program yaparak, söyleşi yaparak kamuoyunu
bilgilendirmelidir. Yani herkesin yapabileceği bir şey vardır. Herkesin taşın
altına elini sokma zamanı gelmiştir. İnsanım diyen, insanlara saygım var diyorsa
mutlaka bir şeyler yapmalıdır.
Düşününki toplum öyle bir hale gelmiş ki,
cinnet geçirip ailesini yok edenler, fuhuş, hırsızlık, kapkaççılık yapanlar,
intihar edenler, çareyi kumarda bulanlar, “ben akşam evime nasıl ekmek
götürürüm?” ün hesabını yapanlar. Çalışıp emeğinin karşılığını aşamayanlar,
hastanelerde rehin kalanlara, iş bulamayanlar. Asgari ücretle çalışıp acaba beni
işten ne zaman atacaklar korkusuyla yaşayanlar, sokak çocukları, vs. vs…Bu
tabloyu biz insan olarak kabul etmiyoruz diyorsak eğer o zaman bu insanlara
sahip çıkmalıyız ve bunları örgütlemeliyiz. Topluma kazandırmalıyız. Çünkü bu
insanlar bizim insanlarımız.
Ecevit, Mesut, Bahçeli hükümetini halk
sandığa gömdü. Fakat sol halka sahip çıkamadı, güvence veremedi, örgütleyemedi.
Yedi aylık AKP’ nin kucağına gitti. Mevcut AKP iktidarı sorunlara çözüm yerine
çözümsüzlük getiriyor ve çözümsüzlüğe dayatıyor.
Halk, Kürt sorununun
askeri yöntemlerle değil , demokratik, barışçıl yollarla çözülmesini istiyor.
Kirli savaşa son verilmesini istiyor. Koruculuk sisteminin lav edilmesini
istiyor. Siyasi artımsız genel bir af istiyor. Bölgeler arasındaki uçurumun
kaldırılmasını istiyor.Yargısız infazların bir daha yaşanmamasını istiyor. Halk
iş istiyor, sağlık ve eğitim eşitliği istiyor. Kirli savaşta harcanan paranın
eğitime ve sağlığa harcanmasını istiyor. Halk ırkçılığı, savaş kışkırtıcılığını
değil, halkların kardeşçe bir arada yaşamasını istiyor. Halk Ortadoğu’yu bir
savaş cehennemi olarak değil , bir barış cenneti olarak düşünmek istiyor. Halk
emeğinin karşılığını almak istiyor.
Haydi solcular görev size düşüyor:
AYRILIĞA HAYIR. FARKLILIĞA EVET şiarıyla
YAŞASIN DEMOKRATİK
CUMHURİYET
YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ