“1919’LARIN RUHU” ASLA MAHKUM EDİLEMEYECEKTİR!
9 ncu Ağır Ceza
Mahkemesi 29 Aralık 2005 günü, iç ve dış gericiler tarafından ipe çekilmek
üzere, “itirafçı”, “devletle anlaşmış”, hatta daha da ileri gidilerek
“derin devletin sol ayağı” olarak göstermeye çalıştıkları, yıllar önce
devrimci olduğu gerekçesi ile ordudan tart edilmiş 60 yaşındaki devrimci bir
subaya ömür boyu ağır hapis cezası verdi.
Aslında 9 ncu Ağır Ceza
Mahkemesi verdiği bu kararla, Türkiye’de yaşanılan siyasal ikilemlerin kapanına
sıkışmış devlet siyaseti ve yargı sisteminin tam kalbine derin bir neşteri de
vurmuş oldu.
Önce beraat ettirdiği, sonra “silahlı çete
oluşturmak”tan cezalandırdığı ve son olarak “Anayasal düzeni yıkmaya
teşebbüs”ten ömür boyu hapse mahkum ettiği Sarp Kuray arkadaşımızın bu
yargılanmalar manzumesi; yargının, siyasal ikilemlere bağlı kalan ilişkisini
açıkça ortaya koymakta ve bağımsızlığına - tarafsızlığına ilişkin karanlıkta
kalan yanlar bulunduğunu bizlere göstermektedir.
Her şeye rağmen, hukuken
artık, geri dönülmesi mümkün olmayan bir sürece girilmiştir. Sarp Kuray
arkadaşımıza “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs”ten hapishane yolu
gösterilmiştir. Türkiye’de siyasal tarihin ve mevcut sistemin belki de
yargılanmasına dönüşebilecek “tarihin tanığı” na açılmış bir dava, önce
parça parça yapılarak kamuoyunun dikkatleri zayıflatılacak şekilde
yapılandırılmış ve Sarp Kuray üstelik tek başına bırakılarak Anayasal düzeni
tek başına(!) yıkmaya teşebbüsten mahkum edilmiştir.
Sarp KURAY
arkadaşımızı cezalandırmaya çalışan yalnızca adli sistemin mahkemeleri değil,
aynı zamanda bu kararın alınmasında dolaylı- dolaysız etkide bulunan; kendi
çıkarlarını, hırslarını halkın çıkarlarının önüne koyan milliyetçi çevreler ve
“salon züppesi pespaye solcular” da bunda etkili
olmuşlardır.
Aslında, 9 ncu Ağır Ceza Mahkemesi ve boyalı sermayenin
zangoçlarının, Sarp Kuray arkadaşımıza hapishane yolunu gösterirlerken
unuttukları tek şey; içeriye, zincire vurulmuş bir Prometheus’u koyacak
olmalarıdır.
Öte yandan gerçeği yazmak gerekirse, kararın temyiz yolu
açık bırakılmış, tutuklama talebinde bulunulmamıştır. Fakat, büyük ihtimalle
siyasal ikilemler arasında bocalayarak yürüyen hukuksal süreç, Sarp Kuray
arkadaşımızın serbest kalmasına yol açmayacaktır.
Kararın temyiz yolunun
açık bırakılarak, tutuklama talebinde bulunulmamasının bu yüzden hukuki hiç bir
önemi yoktur; ancak siyasal açıdan yorumlanabilecek kışkırtıcı bir yanının da
bulunduğu gerçektir. Bu kışkırtıcı yan, büyük bir ihtimalle Sarp Kuray
arkadaşımızın duygusal sürecini sarsmaya ve karar alma mekanizmasını bozarak;
onu ya arenada yaralanmış bir boğaya döndürmek; ya da yurt dışına çıkma yönünde
çare arayışları içine girmesine sevk etmek içindir. Bundan başka bir sonuç
çıkartabilmek mümkün değildir. Böylece tarih yeniden tekerrür ettirilecek,
bilerek, isteyerek düşman yaratmada Sarp Kuray arkadaşımız kurban edilecektir.
İç – dış gericiliğin istediği, arzuladığı sonuç budur. Adalet ve galibin
kovuşturmasının içyüzü budur. “Tarihin tanıklığına” yönelik yargısız infaz,
suikast budur.
Sarp Kuray arkadaşımız şu anda halen Türkiye’dedir ve bir
yere de gitmeye niyeti yoktur. Basına yapmış olduğu açıklamalarda “ülkesinde
kalmaya kararlı olduğunu, düşünce ve eylemleri açısından bile bedel ödemesi
gerekiyorsa bunu ödemeye hazır bulunduğunu” ifade etmiştir. Toplumsal yalan ve
kurnazlığın labirentini çözme konusunda son derece duyarlı olan arkadaşımız,
olayların akışını değiştirmek üzere hakkında verilmiş hükmün siyasal sonuçlarını
şimdiden ters yüz etmeye yönelmiştir. Amerikancı ve AB’ci konseptlere sırtlarını
dayamış olanların, Sarp Kuray arkadaşımızın içinde bulunduğu şartları kendi
çıkarlarına göre belirlemek istemesi, onun devrimci sistematiğinin sorgulayıcı
mantığında tuz-buz olup erimeye başlamıştır.
Neden Sarp Kuray’la bu denli
uğraşılmakta, hakkında mesnetsiz iddialarla, neden tarihin derinliğine gömülmek
istenmektedir. Bunu sitemizde de yayınlanmış olan “Kamuoyuna Açık Mektup” ta
rahatça yanıtlarını bulabilmek mümkündür. Okuyucunun kafasını fazla meşgul
etmeden, bu mektubun çerçevesini ana hatlarıyla çizelim:
Sarp Kuray
Türkiye solunun bir referansıdır. Türkiye solunun bugüne değin içerdiği
ilişkiler bakımından amaç ve ilkeler doğrultusunda en samimi ve objektif
eleştiri ve özeleştiriler, tarihe tanıklık edercesine bu mektupta yer
verilmektedir. Hakkında bu denli mesnetsiz iddialarda bulunulması da bu
yüzdendir. İç- dış gericiliğin bu referansı bozmaya yönelik uğraşısı bunun
içindir.
Türkiye’de etnik, dini, milli, sosyal ve sınıfsal sorunların
çözümüne ilişkin tarihsel konakların incelenişi, toparlayıcı tahlillerle ciddi
bir birikimin son aşamaya gelindiğinin işaretlerini bu mektupta ön açılımlarıyla
görebilmek mümkündür. Sırf bu bile her türlü gericiliğin rüyalarını
kaçırmaktadır.
Son olarak; Türkiye’de her şeyi yeniden gözden geçirme ve yeni
bir şeyler yapma uğraşısı plan ve metotlarının ana fikirlerine, bu mektupta
rastlayabilmek mümkündür. Alternatif bir siyaset oluşturma modelinin ise sağda
solda ve devlet siyasetinin etkin çevreleri içinde nasıl rahatsızlık verdiğinin
farkındayız.
Biz Sarp Kuray arkadaşımıza yönelik her çeşit mesnetsiz
iddia ve yakıştırmaları sahiplerine iade ediyoruz.
“Bize
sorarsanız,sizin asıl yeriniz bataklıktır. Ve oraya varmak için, size, gücümüz
ölçüsünde her türlü yardımı yapmaya hazırız. Ama artık ellerimizi bırakınız,bize
asılmayınız ve ulu özgürlük sözcüğünü kirletmeyiniz, çünkü biz de istediğimiz
yere gitmekte ‘özgürüz’, bataklığa sürükleyenlere karşı olduğu kadar, bataklığa
karşı savaşmakta da özgürüz!”
Sarp Kuray arkadaşımıza 60 yaşından sonra
yeniden Anayasayı tek başına yıkmaya teşebbüsten hapishane yolu görünmüştür. Bu
durum, Türkiye’de tıkanmış siyasal sistemin önünü açabilecek ya da onu
aşabilecek denli demokratik müdahaleler ve eylemlerle değişebilir. Şurası açık
ki Sarp Kuray arkadaşımız yargı mekanizmasına karşı hukuksal zeminde, iç-dış
siyasal gericiliğe karşı da göğüs germeyi sürdürecektir. Bunu hem istediği için,
hem de bugüne değin savunduğu ilkeler bunu gerektirdiği için yapacaktır. Onu
seven, fikren duygu, düşünce ve yaşamlarını paylaşanlar da Sarp Kuray’ı yalnız
bırakmayacaklardır.
Kuşkusuz bu süreçte arkadaşımızı yurt dışına çıkmaya
teşvik edenler de olacaktır. Bu “ölüm ulaklarının” ateşleyici fitil gibi görünen
ürkütücü teklifleri, sırf kendi beceriksizliklerinin, soyut iddialarının iyiden
iyiye gülünç hale gelmesine yol açacağı kesindir. Bu tarz soyut teşvikler
kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, hayattan kopmuş ve tekrar hayata bağlanmak için
her türlü çılgınlığı göze alabilecek sefillerin işi olabilir ancak. Siyasi
entrikaların bu zeminde kolayca istediğini elde etme konusunda başarılı olduğunu
acı deneylerle yaşamış olan her kes çok iyi bilir.
Şunun iyice
anlaşılması gerekir ki, siyasi entrikacılar, boyalı sermayenin zangoçları
tarafından üfürülmüş ve yaşamdan kopuk fikir jimnastiği yapanlar tarafından öne
sürülebilecek yasadışı her teklif ve girişime Sarp Kuray arkadaşımız katılmamaya
kararlıdır. Kişisel menfaatler için iç ve dış gericiliğin eline, onların
kullanabileceği bir kozu verme riskini göze almaya hiçbir devrimcinin hakkı
yoktur.
Öte yandan yurt dışı mülteci hayatının eninde sonunda nasıl gizli
servis “uzmanlarının” emrinde hapsolunmuş bir hayata dönüştüğünü bu ülkede
bilmeyen yok. Unutmadan eklemek gerekir ki; Sarp Kuray arkadaşımıza 1990’ların
başında Türkiye’ye dönme kararını verdiren faktörlerden biri de bu olmuştur. O
batakhanelerde metan gazı gibi üretilmiş tüm mesnetsiz iddialara karşın yerel
kalmayı kişisel onur ve ilke sorunu yapmıştır. Çünkü onun kişisel tarihinin
ruhu, her zaman 1919’ların güncelleşmesi ve geliştirilmesi konusundaki genel
devrim tarihinin savaşçı ruhuyla dolu olmuştur. Bugün verdiği mücadele de,
orduda subayken yayınlanmış bildiride yazıldığı gibi “1919’ların sönmez
ateşiyle” doludur.
Ve bu ruh asla mahkum edilemeyecektir!