Eskiden aramızda bir espri vardı;”Marx öldü ,Lenin öldü ,bu aralar bende
kendimi iyi hissetmiyorum”. Bu espri genellikle uzun ideolojik
tartışmalardan sonra çok çaba sarf etmişlerin sözde mütevazılık göstermelerini
içerirdi ve iyi de espridir. Fakat anlıyorum ki bazıları bunu ciddi ciddi
düşünüyorlar.Yani kendilerini Marx’ın, Lenin’in yerine koyanlar var.Demir
Küçükaydın’ın da bunlardan biri olduğu muhakkak.
Nietzsche “ Alçak
gönüllülük aptallıktır” der ,bence de doğrudur.İnsan bilgili olduğu ve
araştırdığı konularda eğer doğruluğu ispatlanmış fikirlere sahip ise
“ukalalık” yapabilir. Kısaca ukalalığı hak etmesi gerekir. Hem yanlış
düşüncelerde ise hem de ukalalık yapıyorsa Anadolu’da bir laf vardır “Hem kel
hem fodul”. Söylediklerine bakılırsa Demir Küçükaydın Hem Kel (!) hem de
fodul.
Demir beyin söyledikleri aslında tartışılabilir konulardır. Ama
dediğim gibi eğer bunların doğruluğu tartışma amaçlı yazılıyor ise. Anladığım
kadarı ile böyle bir niyeti yok. Kendisini nerede ise solun Peygamberi ilan
ederek söylediklerini tartışmasız doğru kabul ediyor ,bu da tartışma zeminini
ortadan kaldırıyor.
Benim Küçükaydın’ın yazılarından çıkarttığım, bana
ters gelen iki şey var. Birincisi Sarp Kuray hakkındaki
ithamlarıdır.
Yıllar evvel bir doktor arkadaşım önemli bir söz
etmişti;”İnsan iki şeyi çok iyi bilecek birincisi ne bildiğini bilecek
,ikincisi haddini bilecek”. Aydınlığı tartışmasız kendi küçük Demir bey
ikisini de bilmiyor. Kalkıp bir insana düzen partinsin adamı, Cuntacı,
Genelkurmayın adamı, Devrimci Demokrat değildir gibi etiketler koymak ,bir
Sosyalist için ciddi suçlamalardır. İspatı şarttır!. Zira Sarp Kuray’ın
sosyalizm adına kendini ortaya koyuşu malumdur. Geçmişi ile ilgili tüm örtüleri
kaldırmış, tüm özeleştirilerini vermiş, gerekli yerlerle ulaşa bildiği ölçüde
hesaplarını tamamlamıştır. Bu yürekliliği sen ve senin gibi kaç kişi yapabildi.
Bunlar yapılmadığı için sol bu kadar sefil değimli? Bunun günahını çocuklarımız
çekecek, sende Avrupa’da devlet yardımları ile rahat rahat yaşayacaksın. Hiçbir
şeyin hesabını vermeyecek kadar temiz misiniz? O zaman şu sorulara cevap
verin
1- DP zulmüne rağmen H.Kıvılcımlı tarafından kurulan ve zor şartlar
içinde yaşatılan Vatan Partisini ,şimdilerde akademisyen olan bir arkadaşınız
ile birlikte , trajik bir olayla kapısına kilidi nasıl vurdurttuğunu, sana
emanet edilen böyle bir geleneği nasıl yıktığını , sosyalist ahlak açısından
izah edebilir misin?
2- “İşadamı” olan Hüseyin Uğurlu ile olan münasebetleri
izah edebilir misin?
Bunları açıklamaya yüreğin yetiyor
mu?
İkincisi ise korkunç bir tez. “ Biz Türk devletini ve ulusunu
ortadan kaldırmayı asgari bir program olarak görüyoruz ve ancak politik olarak
Türklüğün ve Türk devletinin olmadığı yerde Kürtlüğün veya başka benzeri bir
göndermenin de politik anlamda gerek olmayacağını düşünmüyoruz”. Arkasından
da “Yeniyol Devrimci Demokrat bir programı savunan çizgide olsa idi iki
farklı yerde yazmanızda sakınca yoktu” Şimdi demezler mi “bu ne perhiz bu
ne lahana turşusu”. Yeniyol devrimci demokrat değilse sende onun zıddı bir
tavırda isen devrimci demokratsındır. Peki sayın zig zag bey bu Devrimci
Demokrat programı Patagonya da mı uygulayacaksınız? Türkiye için Devrimci
Demokrat programın varsa eğer hangi mantıkla Türklüğü ve Kürtlüğü yok
sayacaksın. Apo’nun “ulusal devletler dönemi kapanmıştır” söylemini
buralara çekmen, senin ısrarla istediğin çok bölünmüşlüğün aslında kendine ve
zübükvari felsefende insanları birleştirme çabası ve bunu yaparken de Apo
üzerinden Kürtleri kullanma çabası değil mi?
Türklüğü ve Kürtlüğü
politik anlamda kaldırmak isteyen Demir aydınlığı adı gibi “küçük” bey
;ulus politiği başka şey, sınıf mücadelesi başka şeydir. Aslında sınıf
mücadelesi ulusların varolabilme sebeplerinden biri değil midir? “Artık
globalizm geldi, ulusal sorunları bir kenara bırakın topyekün emperyalizme karşı
savaş yapalım” diyorsan eğer, peki yapalım da birbirine uymayan şartlarda
yaşayan halkları ne yapacağız? Almanya’dan her şey kolay gözüküyor, birde
Bangladeş’ten olaya bak. Oradaki insanların istemleri Avrupa’nın şu anki durumu
gibi olabilmekken, biz “hadi ulusları kaldırdık, emperyalizme karşı savaşacağız”
mı diyeceğiz. Bu konu şu anda bir ütopya. Uluslar önce kendi demokratik
devrimlerini kendi koşullarına göre yapmalıdırlar. Bu Marks’ ta da böyledir,
Lenin’de de böyledir sayın “junıor “ marks bey. Ayrıca sen kalkıp ulus
mücadelelerini unutun diyorsun. Kendin neden unutmuyorsun. 2002 yılının
Ekim’inde yazdığın yazıda Ermenilere methiyeler düzerken onların ulusal
kimliklerini ön plana çıkartmayı ihmal etmiyor ve şunları söylüyordun.
“VAROLAN bugünkü toplumsal yapı YOKOLAN Ermeni ulusu olmadan açıklanamaz.
Bugünkü toplumsal yapının varlığını belirleyen yok olan ermeni ulusudur. Diğer
bir deyişle, yok olmuş Ermeni ulusu, bugünkü Türkiye'nin toplum ve kültür
yapısında capcanlı yaşamaktadır.”
Üç yılda mı aklın başına geldi.
Yoksa o zamanlar da Ermeni burjuvazisinden mi nemalanıyordun? Hem de yalakalığı
o dereceye vardırdın ki Köroğlunu bile Ermeni yiğidi, Bolu dağı’nı da Ağrı Dağı
yapana dek.
2000 yılında da yazdığın başka bir yazıda Kürtlere yaranmak
için politik olarak yok saydığın Kürt halkına methiyeler düzüyordun. Ama
değişmeyen yek tarafın Türklere olan nefretin. 2000 yılında yazdığın yazıdan
alıntı yapmak istiyorum.
“Diğer bir deyişle Türk, aslını inkar eden
bir haramzadedir. İnanmayan Türk ve Müslüman burjuvazinin servetlerinin
kaynağını araştırsın. Hepsinin kaynağında Rum ve Ermenilerin imhası, sürgünü ile
edinilmiş bir ilkel sermaye birikimi vardır.
Türklerin bir ulus olarak bu
şizofrenik ruh hastası durumundan kurtulabilmeleri, kendi geçmişlerini inkardan
ve unutmadan kurtulmaları için ulus olarak bir tür toplumsal terapi görmeleri
gerekiyor. Ama günahları ile öylesine bütünleşmiş ve onların öylesine esiri
olmuş bulunuyorlar ki, kendi güçleriyle bu çürüme çemberinden çıkmaları
olanaksız. Bu yönde küçük kimi kültürel hareketler dışında hiç bir toplumsal ve
siyasi hareket yok. O küçük kültürel hareketler de varlığını her şeyden önce
yükselen Kürt hareketine borçlu.
Kürt hareketi Demokratikleşme ve Orta
Doğu projelerinde bir başarıya ulaşabilirse, bu Türklerin hafıza kaybından
kurtulup kendi gerçek kimlikleriyle barışmasının yolunu
açabilir.”
İçinden yetiştiğin topluma böylesine bir kin duyman çok
enteresan. Tabi daha enteresanı ise yükselen Kürt hareketinin önderi Türkiye
devrimci hareketine övgüler yağdırıp, liderlerine sevgilerini iletirken ve hatta
kendisinin de bu kaynaktan çıkıp, beslendiğini mertçe söylerken,senin
dalkavukluk icabı Türklerin “küçük kültürel” hareketlerinin yükselen Kürt
hareketine bağlamandır. Aslında Küçükaydın burada kendini özetliyor. Kürt
hareketlerine sırtını verip, “küçük kültürel” hareketler
yapıyor.
Gerçi "Demir"in en büyük özelliği en yakınındaki
mıknatısa yapışmasıdır. Biz demiri hep sağlamlık imgesi olarak görürüz ama
"Demir"in mıknatıslara olan zaafını hep unuturuz.
Yazımı ders
alınması gereken bir fıkrayla bitirmek istiyorum:
Eşek ile karga uçağa
binmişler ve hasbelkader yan yana düşmüşler.karga hareketten bir müddet sonra
hostes düğmesine basmış. Hostes gelip ne arzu ettiğini sorunca karga ona
“hiiiiç, iş* olsun diye bastım” demiş. Hostes şaşırıp geri dönmüş. Fakat
karga bunu üç dört defa tekrar edince eşeğin de hoşuna gitmiş, o da düğmeye
basmaya başlamış. Hostes geldiğinde de aynı cevabı vermiş. Hostes dayanamayıp
olayı pilota izah etmiş. Pilot da eşek ve karganın uçaktan atılması talimatını
vermiş. Tam eşekle karga kapıda atılacaklarken, karga eşeğe dönüp “ sen
uçmayı biliyor musun” deyince, eşek salak bir tavırla “yooo” demiş. O
zaman karga eşeğe kızgın bir tavırla “ madem uçmayı bilmiyordun neden iş*
yaptın” demiş
Uçmayı bilmeyenlere kıssadan hisse!. İş*güzarlık
yaparsan çıktığın yükseklikten yere çakılırsın.
İş* : adabı muaşeret
kurallarına göre editörler tarafından sansür yapılmıştır.