Sayın Emre Kongar’ın okuyucusu, onun birikimlerini ve bilimsel çalışmalarını
sonuçlarını öğrenmek istiyor. Yazdığı yazılarıyla aydınlanmak istiyor. Sayın
Emre Kongar, ise aydınlanma adlı yazısıyla,bilerek karartma yapıyor düşüncesine
kapıldım. Bilmiyorum,ben mi yanılıyorum. Okuyucusuna haksızlık yapıyor. Bu
yazısı tarihi bir belge olarak okuyucuya ulaşılıyor. Kendisi, bu karartmanın
nedenini açıklarsa sevinirim.
Emre Kongar yazısında tespit
yapıyor:
"1945'ten itibaren, anti-komünist eksenli Soğuk Savaş
bağlamında, Türkiye de İslamcı çizgide, "devlet" eliyle geri götürülmeye
başlandı
Ne yazık ki, 1945'ten sonra genel olarak "politikacılar" bu
çabalara şu ya da bu biçimde destek vermişler ve "devlet "eliyle
gerçekleştirilen toplumsal mühendislik, sürekli olarak Türkiye'nin laik ve
demokratik düzenden uzaklaşması sonucunu doğurmuştur.
1945'te
başlayan bu ''geriye dönüş'' ya da ''dinselleşme'' birkaç dönemde büyük ivme
kazanmıştır. "
Bu tespitleri aşağıda yapıldığı gibi yapsa daha doğru
ve aydınlık olmaz mıydı? Neden böyle yazılmaz. Neden laf ağızda yuvarlanır.
Aydınlanma, her şeyin olduğu gibi anlatılmasıdır. Birilerini korumak adına yazı
yazılırsa buna aydınlanma değil,karartma yada gölgeleme denir. Bu da bilim
adamına yakışmaz. İşte ne çektiysek, olayların üstünü örtmekten,kendi
tabularımızı yaratmaktan çektik.
"1945'ten itibaren, anti-komünist
eksenli Soğuk Savaş bağlamında, Türkiye de İslamcı çizgide, "Atatürk'ün silah
arkadaşı İsmet İnönü ve Atatürk'ün partisi CHP "eliyle geri götürülmeye
başlandı
Ne yazık ki, 1945'ten sonra genel "İsmet İnönü ve Atatürk'ün
partisi CHP" bu çabalara şu ya da bu biçimde destek vermişler ve "İsmet İnönü ve
Atatürk'ün partisi CHP eliyle "gerçekleştirilen toplumsal mühendislik, sürekli
olarak Türkiye'nin laik ve demokratik düzenden uzaklaşması sonucunu doğurmuştur.
1945'te başlayan bu ''geriye dönüş'' ya da ''dinselleşme'' birkaç
dönemde büyük ivme kazanmıştır."
Bu tespitleri Talat AYDEMİR 1962 yılında
yaptığı için tutuklanmıştır.
"İnönü güven oyu aldıktan sonra uzun
senelerden beri malûm ve kendine has taktik ve tabiatını bir kere daha
göstermiştir. Bu beyanatındaki 22 Şubatçılarla ilgili hususları şiddetle ret
ederiz. Senelerden beri asla Milletin hayrına işlememiş olduğunu bildiğimiz bir
taktiğin sahibinin karşısında olduğumuz için sergüzeştçi alarak damgalanıyorsak
bu kolaylıkla kabul edeceğimiz bir sıfattır. Bu sebeple asıl takbihe değer husus
İnönü'nün siyasî zümre ve şahıs menfaatleri üstüne çıkamayarak aziz ulusumuzun
sesine kulak vermeyen zihniyetidir. Bir hususu açıkça beyan etmek isteriz ki
İnönü'nün ismi zekâsından büyüktür. Bu Zaviyeden Tetkik Edilince Atatürk'ün
Dehasının Stratejik yaratıcılığından sonraki reformlardan mahrum statik devrenin
asıl sebebi anlaşılacaktır. İnönü tükenmiştir. Reformlara en çok ihtiyacımız
olduğu bu devrede bütün hayatı statükoyu muhafaza ile geçmiş İnönü'yü tekrar
başında görmek bu milletin talihsizliği olmuştur.
22 Şubat vahim bir
tecrübeye teşebbüs değil, memleketin sayısız dertlerini bir tarafa iterek
İnönü'nün yarattığı siyasî keşmekeşe karşı bir reaksiyondur. Demokrasinin bir
türlü rayına oturtulmak istenmeyişinden ıstırap duyanların bir ikazıdır.” (8
Temmuz 1962 de Talât Aydemir 22 Şubatçılar adına gazetecilere verdiği
beyanat)
İnönü'nün statükocu olması "zeka" kıtlığından veya "enerjisi
tükenmiş"liğinden değil, mevcut düzeni bizzat savunmasından kaynaklanıyordu.
"Statükocu" yapısı da bunu kolaylaştırıyordu.
Ona rağmen, emekli de olsa
bir subayın açıkça gazete sütunlarında "İkinci Adam"a üstelik "zeka"sından
hareketle tavır alması "ilk"ti. Ömer GÜRCAN
www.yeniyol.org.tr
Sayın Emre Kongar’ın ilgi
yazısı:
Cumhuriyet 24.01.2005
AYDINLANMA
EMRE
KONGAR
Cumhuriyet Nasıl İslamlaştırılıyor-II
Osmanlı'dan
Cumhuriyete geçiş, yukardan aşağı devrimlerle oldu: Yasal devrimler ve eğitim
devrimi.
Siyasal ve toplumsal yaşam, özellikle de kamusal alan,
yasalarla laik ve demokratik bir biçimde düzenlendi ve bu düzen, eğitim yoluyla
insanlara aktarılmaya çalışıldı.
Bu çaba Soğuk Savaş 'ın
başladığı 1945'e kadar sürdü.
1945'ten itibaren, anti-komünist
eksenli Soğuk Savaş bağlamında, Türkiye de İslamcı çizgide, devlet eliyle geri
götürülmeye başlandı.
Atatürk devrimlerini toplumsal mühendislik
diye suçlayan ve eleştiren İslamcılar , devlet katlarında toplumsal
mühendisliğin dik âlâsını, başta eğitim olmak üzere her alanda bizzat kendileri
yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar.
Bugün Türkiye'de görülen
İslamlaşma eğilimleri, asla ''kendiliğinden'' olmayıp, tamamen bu bilinçli ve
planlı iç ve dış çabaların, yani toplumsal mühendisliğin bir sonucudur.
Ne yazık ki, 1945'ten sonra genel olarak politikacılar bu
çabalara şu ya da bu biçimde destek vermişler ve devlet eliyle gerçekleştirilen
toplumsal mühendislik, sürekli olarak Türkiye'nin laik ve demokratik düzenden
uzaklaşması sonucunu doğurmuştur.
1945'te başlayan bu ''geriye
dönüş'' ya da ''dinselleşme'' birkaç dönemde büyük ivme kazanmıştır.
Birinci ivme dönemi 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi
ile ortaya çıkmıştır.
İkinci ivme döneminin başlangıcını 1975'te
kurulan Birinci Milliyetçi Cephe hükümeti simgeler.
Üçüncü ivme
dönemi Fethullah Gülen'in ''cennetlik'' diye nitelediği Kenan Evren'in
liderliğindeki 1980 darbesi ile başlar.
Dördüncü ivme dönemi
1983'te Turgut Özal'ın başkanlığında kurulan ANAP hükümeti ile başlar.
Beşinci ve son ivme dönemi ise AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım
2002 seçimleri ile başlamıştır ve bugün de devam etmektedir.
Her
dönemde, bir yandan İslamcı çizgiye doğru yasal düzenlemeler yapılır ve
bürokrasideki kadrolaşma gerçekleştirilirken öte yandan esas olarak eğitim
sistemi üzerinde etkili olunmuş, hem normal eğitim dinselleştirilmiş hem de
dinsel eğitim yaygınlaştırılmıştır.
Eğitime yapılan her yatırım,
bir sonraki dönemdeki kültürü dinselleşme yönünde etkilemiş, böylece
İslamcıların seçmen desteği yıllar içinde giderek yükselmiştir; bu gidişle daha
da yükselecektir.
Bu arada, yasalarda ve eğitimde
gerçekleştirilen İslamlaştırma atılımları sonuç verdikçe, devlet eliyle İslamcı
sermayenin yaratılması ve güçlendirilmesi de gündeme gelmiş ve bu proje de
başarıyla uygulanmaya başlanmıştır.
Gelecek hafta ayrıntılarını
yayımlayacağım belge, bu İslamlaşma sürecinde politikacıların ve devletin rolünü
açıkça ortaya koyuyor:
Bu belge, kamuoyunda İkinci Milliyetçi
Cephe Hükümeti diye bilinen 41. Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilip Meclis'e
sevk edilen Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı taslağının ''Manevi Kalkınma''
bölümüdür.
4 ''ilkeden'' ve ''13 tedbir'' den oluşan bu taslak,
Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet Partisi tarafından
kurulmuş ve 21 Temmuz 1977 ile 5 Ocak 1978 tarihleri arasında ülkeyi yönetmiş
olan Demirel Hükümeti tarafından Bakanlar Kurulu kararı haline getirilmiş ve
Meclis'e sevk edilmiştir.
Bu hükümette Necmettin Erbakan ve
Alparslan Türkeş başbakan yardımcıları sıfatıyla görev yapmaktadırlar.
Dördüncü Beş Yıllık Plan Meclis'te yasalaşamadan hükümet düşmüş,
yerine gelen Ecevit Hükümeti bu metni de içeren taslağı Meclis'ten geri çekerek
yeni bir Kalkınma Planı hazırlamıştır.
Her ne kadar
yasalaşmamışsa da metin Türkiye'nin ''devlet eliyle İslamlaştırılma projesinin''
ana belgelerinden biri niteliğiyle bir ''Bakanlar Kurulu Kararı'' olarak
tarihteki yerini almıştır.
Not: Türkiye'nin
İslamlaştırılması projesi çerçevesinde işlenen cinayetler bağlamında İslamcı
katillerce 12 yıl önce bugün öldürülen Uğur Mumcu'yu saygı ve sevgiyle anıyorum.
ekongar@cumhuriyet.com.tr