http://www.yeniyol.org/bah/
BÜYÜK BAŞ BULUNDU ! TAMAM !
Kamuoyu bu kişiyi “balyoz”
olayıyla tanıdı. 12 Mart’ın meşhur başbakan yardımcısı SADİ KOÇAŞ.
1943 ‘ler
den itibaren hatıralarını daha doğrusu düşüncelerini ve düşüncesizliklerini
anlatan kitaplarda kendisini anlatıyor.
Bu ilginç beyefendiyi satır
aralarından tanımaya çalışacağız.,
1943 lerde çok yetenekli bir subay, etrafı
ve her tanıyan öyle söylüyor. Nereden mi biliyorum? Kendisi öyle söylediklerini
söylüyor. Kendisinin yalancısıyım.
Demokrasi aşığı tam Atatürkçü. 1943’
ten 1957’ye kadar askeri darbelere karşı .
1950 de Demokrat partinin iktidara
gelmesi ardından , subaylara gazozcu denmesini yalanlarcasına 1 yıl izin alıp
İngiltere’ye gidiyor. Bir genç subay olarak parasal sıkıntısı yok. Oradaki
eğitimini ve kişisel harcamalarını cebinden karşılıyor. Gazozcu olmadığına göre,
herhalde aileden zengin.(!) Arkadaşları ise İstanbul’ da bir çaybahçesine y
girseler, gazozdan başka şey içecek paraları yok.
1957’ den sonra
darbeye karar veriyor, demokrasi düşüncesini rafa kaldırıyor. Aşırı sola da
karşı aşırı sağa da, varsa yoksa Atatürkçülük. Ama şartları var; yeni örgüt
kurulacak bir, 3-4 kişiyi geçmeyecek iki ve en önemlisi tepede “büyük bir baş
olacak” üç. Kendi tabiri “büyük baş altında” olmak. Onun ömrü de ‘büyük baş’
aramakla geçiyor. 12 Mart’larda kendi de ‘büyük baş ‘olup altına gireceklere yer
açıyor.Ama “ büyük baş’lığı” fazla uzun sürmüyor
27 Mayıs 1960 hareketi
öncesi nihayet Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel’ i buluyor. ‘Büyük baş’
tamam kendi de irtibatı sağlayan tek kişi. Nedense 27 Mayıs hareketi yaklaşırken
‘ Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ ın ‘ yanında çıkan görevi istemiyor .Yakışır mı
ona. İhtilalci olup ihtilalde Cumhurbaşkanını tevkif etmek ayıp kaçar. Onun,
onur ve şerefine bağdaşmadığı için kabul etmiyor.27 mayıs hareketinden 8 ay önce
İngiltere’ye Ataşemiliter olarak gidiyor. Neden mi Yurtdışına kaçıyor, pardon
gidiyor. Kurmaylar toplanmış düşünmüşler. Ya ihtilal kaybedilirse. Hemen
çaresini bulmuşlar ,bu kıymetli kurmayın İngiltere’ye gidip, eğer hareket
kaybedilirse gelecek jön Türkleri Büyükelçilikte misafir edecek . Ya DP hükümeti
kendine darbe yapmak isteyenleri elçilikte ağırlamazsa ne olacak. Değerli
kurmayımız bunu da düşünmüştür herhalde. Demek ki ilgili İngiliz çevreleri
gereken ilgiyi göstermiş ki , O da altında kalmıyor. İngiliz sevgisi daha çok
artıyor. Anlatıyor da anlatıyor. İngilizleri de anlatıyor. Sayın Albayımız Sadi
Koçaş’ın anlatımına göre Dündar Seyhan da Amerika’ daki konaklamayı ayarlıyor .
Daha önce Talat Aydemir’in katakulli taktiğiyle Kore’ye gitmesini el
çabukluğuyla halledip tehlikeyi önlediklerini belirtmeden de geçemiyor değerli
kurmayım.
Ve 27 mayıs oluyor.
Kolay mı onun çok emeği geçmiş Cemal
Gürsel' le teması sağlayan O. Osman Köksal' ı tayin şubesinin başına getiren O.
(Osman Köksal da hareket öncesi Afganistan’a gitmeye çabalamıştı, ama
olmamıştı.Kendini hareketin ortasında bulmuştu). Önce kimse onun bu hizmetini
hatırlamıyor, ya da hatırlamak istemiyor. O da genç yaşında, 42 yaşında
hayatının 2. baharına başlıyor. İlk bahar dönemini büyük baş aramakla
geçirmişti. Artık sıra ondaydı. Gereken eğitim ve kültürü İngiltere’de almıştı.
O artık ‘büyük baş’ olacaktı. Ve bundan sonra değeri birden anlaşılıyor..
Bulunmaz ‘Hint Kumaşı’ oluyor. Üsteki büyük başlar O’nu altına almaya çabalıyor,
küçük başlar da O’nun altına girmeye can atıyor. Ama herkes her konuda ona
koşuyor, O da herkese koşuyor. Ne de olsa İngiltere’de kazandığı tecrübenin
bunda çok büyük payı vardı. Cemal Gürsel onu kontenjan senatörü yapıyor. Tabii
Senatör olamamıştı. Yerini tutardı. Ömür boyu olmasa da idare ederdi. Sonra bir
daha yapılıyor, oluyor 8 sene senatörlük. Bir de İsmet Paşa milletvekili
yapıyor. Al sana bir 4 sene daha. 12 mart 1971 sonrası paşalar da onu başbakan
yardımcısı yapıyor. Çıktığı en yüksek makam.. Sonra düşüş başlıyor.
Görevlendirenler onu emekli ediyor. 12 eylül 1980 de Haydar Saltık Paşa’ya
danışmanlık yapıyor. Kendi danışmanları da 12 Mart’ taki değerli arkadaşları.
Orhan Kabibay, Dündar Seyhan ve Talat Turhan. Talat Turhan’ı bakan yapmak
istiyorlar. Haydar Saltık Kenan Evren’e iletiyor. Kenan Evren’in cevabı net.
“Başımıza dert almayalım.” Nerden mi biliyorum ? Bizzat Talat TURHAN anlattı.
Şaşırdım. “Yazarım” ,dedim. “Delilin yok”,dedi. Olsun, benim adım Ömer Gürcan
dedim. Ermeni meselesinde, Kürt meselesinde velhasıl her konuda ahkam kesip
duruyor. Sağına aldığı Alpaslan Türkeş ve soluna aldığı Orhan Kabibay’la
gençleri birbirine kırdırarak 12 Mart 1971 hadisesini yaratıyorlar. Ama olan
oluyor.O’ nun da üstüne bir çizgi çiziyorlar. Yine de şükretsin sol ekibiyle
kendini Ziverbey’de bulabilirdi. Sağ ekibiyle yarasız beresiz bu olayı
atlatıyor. İnönü , “11 lere güvenilmez”, diyor. Dünyası kararıyor 11 ‘lerin başı
olarak.. Nasıl olur? O İnönü’ye o kadar istihbarat taşımıştı. İki taraflı
çalışan görevliler bilinirdi. Ama o yedi kocalı Hürmüz’ü geçmişti. Kaç kişiyi
idare ediyordu. İsmet İnönü, Talat Aydemir, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay , Doğan
Avcıoğlu, Alpaslan Türkeş, Orhan Kabibay, Amerika, İngiltere, Sovyetler Birliği
vesaire vesaire… İstihbarat götürdü getirdi. Bu işte uzmanlaşmıştı. İstihbarat
onun uzmanlık sahasıydı. İsmet İnön'ün deyimiyle 10 senede çok hizmet etmişti
devletine. 1960-1970 seneleri arasında. 27 mayıs 1960 arkasından, 22 şubat 1962,
21 mayıs 1963, 9 Mart 1971. İstihbarat, ordu içindeki ismiyle ispiyon, halk
deyimiyle bohçacı kadın. O nedenle CHP ya da AP, İsmet İnönü , Demirel, Genel
Kurmay, Kuvvet Komutanları velhasıl her kim ki aklına MİT yada İçişleri
bakanlığına birisini düşünse, ilk akla gelen isim o. SADİ KOÇAŞ. Her ne kadar
MİT içinden birileri onun Sovyetler Birliği İstihbaratıyla fazla yüz göz
olduğunu düşünse de, o kurmay olarak hemen açıklayacaktır. Cumhurbaşkanı Cevdet
Sunay ‘ ın oğlu Atila ve Ertuğrul Alatlı ile kurduğu , Sovyetlerle alış veriş
yapan şirkettir bu yakıştırmayı yakasına rozet diye taktıran. Eski ortağı 27
mayısçı Ertuğrul Alatlı anlatıyor da anlatıyor bu beyzadeyi. 12 Mart’ tan 2 sene
önce nasıl bakanlar listesinin hazır olduğunu, her yaptığını hemen her ilgiliye
bildirerek, kendini nasıl kamufle ettiğini.Nasıl sıkı bir istihbaratçı olduğunu
ve kendisini nasıl dolandırdığını.
Ara sıra Amerika ile oynaşmaları.
Amerika’ya karşı verdiği mücadele Üsler, ikili anlaşmalar, Amerikanın tesirsiz
hale getirilecek ya da kazanılacak kişiler olarak belirlediği 50 kişi arasında
ekibiyle beraber boy göstermesi .. Olacak o kadar da, İrfan Solmazer in
deyimiyle o da aldatmacası.. Sis bulutları .. Sol göstereceksin , sağdan
vuracaksın. Şaşıp kalacak ulema takımı eski dostlar. Aptal Sol’um onu kendinden
sanacak halbuki o Memduh Tağmaç’ın Cevdet Sunay’ın bilumum büyükbaşların
hizmetinde her türlü istihbarata, bohçacılığa hazır ve nazır.. herkesin gözde
elemanı. Atatürk’ün Yarbay ‘ı Talat Turhan’da peşi sıra kurmaylık kültürünü
artırıyor. İyi ki 1920 lerde Mustafa Kemal’in yanında değilmiş. Nihat Erim kim
mi. “12 Mart tan önce son aylarda hemen her gün beraber olup bu işleri
konuştuğumuz insandı” diye tanıtıyor Sadi Koçaş. İnönü , "seni Nihat Erim’ i
Başbakan yapan adam ,diye tanıyorlar" deyince, ”estağfurullah” o beni başbakan
yardımcısı yaptı, diyecek kadar alçak gönüllü. En büyük düşü yayınevi açarak,
eczanelerde ve postanelerde satış noktaları içeren dağıtım şebekesi kurup,
Atatürkçü düşünceyi içeren kitapları dağıtıp diğer ideolojik kitapların önünü
kesmekti. Beceremedi. O da 12 mart 1971 de ve 12 eylül 1980 hareketi sonrası
bunların toplatılıp yakılmasında yol göstericilik hizmetini yaptı.
Ortanın
Solunu çok beğendi, CKMP nin sonrada MHP nin ideologları Muzaffer Özdağ ve Rıfat
Baykal’ı dinledi.. Ah keşke onlarla beraber olsaydım diye iç geçirdi. Çok
beğendiği Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın, kanunları, devlet gelenek ve
göreneklerini hatta yakından bildiği kendi kişisel ahlak anlayışını bile hiçe
sayarak tamamen yalan ve yanlışlarla dolu suçlama bildirisi günlerce usulsüz
olarak TRT tarafından radyo ve televizyonda yayınlanırken, aklına kendinin
devlet gelenek ve göreneklerine ve usulüne uygun günlerce yayınlanan balyoz
bildirisi geldi. Aklına dava arkadaşları Talat TURHAN ve Numan ESİN'in dedikleri
geldi. “Sunay ve Tağmaç’larlarla reform olmaz demişlerdi. 10 yıl sonra 12
Eylül’de Kenan Evren ve Haydar Saltık’larla birlikte Atatürk’ün Kurmayları
olarak bir reform denemesi daha yapacaklardı. En çok saydığı ve güvendiği sözüne
en güvenilir devlet adamı İnönü de onu vurmuştu. Kendisinin büyük baş olduğunu
sanmıştı. Ama diğer büyük başlar toslayıp, onu saha dışına atmışlardı. Bir daha
büyük baş olmaya özenmedi . Büyük başın altında olmak ona yeterdi de artardı
bile. Böylece gelip geçen hizmet dolu ömrünü 1997’ de noktaladı. Onunla gurur
duyan duydu. Biz ne mi diyoruz? Alışkınız böyle tiplere biri gider diğer görevli
yerini alır. Dünya ve Türkiye tarihi devrimcilerin böyle istihbarat uzmanlarına
karşı mücadeleleri ile doludur. Mit müsteşarı, cumhurbaşkanı genel sekreteri
kontenjan senatörü başbakan yardımcısı, yazar, danışman. ispiyon, bohçacı kadın
istihbarat uzmanı jurnal uzmanı v.s v.s…..
Biraz kendi anlatımlarını
okuyalım
“ 1965 yılı haziran içinde bir gün cumhurbaşkanı Cemal gürsel)
tarafından davet edilmiştim. Hemen konuya girmişti. İçişleri bakanı olmamı
istiyordu.Bu konu benim için bir sürpriz olmamıştı”
“ Milli emniyet hizmeti
başkanı sayın Ziya Selışık dedi ki “büyük bir hizmet ile karşı karşıyasın Kocaş.
Ancak senin başarabileceğin, sana güvenebileceğimiz bir hizmet var. Biliyorsun
MİT kanunu çıktı bir müsteşar bir MAH başkanı bir istihbarat başkanı gerek öyle
üç insan ki Türkiye’nin kaderine hükmedecekler.”
“yol boyunca hep düşündüm.
Milli emniyet için daha evvel iki kez teklif almış kabul etmemiştim. Bu işi
sevmiyordum.” Başbakan Ürgüplü,büyük vukufla ,görevin öneminden ve
özelliklerinden,Amerika’da büyükelçi ikenCIA hakkında edindiği bilgilerden ve
Türkiye’nin durumundan bahsettikten sonra,bunları siz de biliyorsunuz. İkili
anlaşmalar hakkında söylediklerinizi unutmadım. Bu yüzden reddemezsiniz diye
düşünmüştüm dedi.
“benim özel istihbaratıma göre, Genel Kurmay Başkanı oraya
(mit müsteşarlığına) mutlaka muvazzaf bir asker gelsin ister.” Başbakan Ürgüplü
dedi ki “doğru öyle istiyordu. Fakat sayın Cumhurbaşkanı ile size karar verince,
evvelki gün kendilerini aradım.. Genelkurmay Başkanı ile üç kuvvet komutanı
,dördü birden en iyi seçimi yapmışlar cevabını vermişler.” Biz bunlarla
görüşürken sayın İnönü nün benimle görüşmek istediğini bildirdiler. Yemeğe davet
ediyorlardı. İsmet İnönü dedi ki “iyi seçtiklerini kabul etmek gerekir.fakat
reddet bu görevi” dedi.
“bu mücadelede asıl güçlü ve etkili olan
Amerikalılara ise söyleyecek sözüm yoktur.” “ben hümanist görüşlü, hem de
Mevlana Celaleddin-i Rumi anlayışına göre hümanizm anlayışı olan bir kişi idim.
Hindistan büyükelçisi dedi ki “Cumhurbaşkanı yardımcımız ekselans Zakir Husain
resmi temasları dışında sizinle de görüşmek arzusundalar.”
Ekselans Zakir
Husain dedi ki “İhtilalde Londra’da idiniz.. buna rağmen ihtilalin lideri olan
sayın Cumhurbaşkanı Gürsel, kendisini silahla başarıya götürenleri değil de,
sizi senatör seçti.bunun bir anlamı olsa gerek.”
“ Hindistan büyükelçisi dedi
ki “Cumhurbaşkanımızın dost olarak, özel mahiyette görüştüğü bir kişisiniz
Ankara’da
Başbakan Demirel Ürgüplü’ye dedi ki “sayın Koçaş’ın yardımını ve
iyi niyetini de biliyorum. Bu sabahki konuşması ile de bunu bir daha
gösterdiler. Yanınızda ,kendilerinden bu konuya şimdiye kadar olduğu gibi devam
etmelerini ve bu kez de yardımlarını benden esirgememelerini rica edeceğim..
bilmem kabul ederler mi? Deyince pek sevinmiştim. “hizmet ve şeref telakki
ederim” dedim.
7 Temmuz 1966 günü Bursa'da idim. Akşam radyoda haberleri
dinlerken, o gün Milli Birlik Grubu sözcüsü, Tabii Senatör Sayın Haydar
Tunçkanat'ın Cumhuriyet Senatosunda yaptığı bir açıklama adeta tüylerimi
ürpertmişti. Ama olayı ayrıntıları ile öğrenememiştim. Ertesi günkü gazetelerden
aldığım bilgiye göre; bir Türk, hem de siyasi gücü olduğu anlaşılan bir kişi, 28
Aralık 1965 günü E.M. isimli bir Amerikalıya gönderdiği bir raporla, Türkiye'nin
o günkü siyasi durumunu kendi görüşü açısından; yetki ile tahlil etmiş ve bu
durumu düzeltebilmek için, isimlerini verdiği 50 Türk'ün ya tesirsiz hale
getirilmesi’ni veya kazanılmalarını tavsiye etmiş.
E.M. adlı Amerikalı da
raporu ve listeyi «ÇOK GİZLİ» işaretli bir mektupla, Ankara'daki Amerikan
Ataşemiliteri Albay Dickson'a göndermiş.
İ
şte o meşhur liste . Amerika
kimi kazandı? Kimi tesirsiz hale getirdi? Yaşıyanlar bilir
1. Kemal Satır 26.
Nuri Arslantaş
2. Turhan Feyzioğlu 27. Ahmet Yıldız
3. Orhan Öztrak 28.
Mustafa Ok
4. İlhami Sancar 29. Feridun Akkor
5. Bülent Ecevit 30. Numan
Esin
6. Feridun Cemal Erkin 31- Alpaslan Türkeş
7. Lebit Yurdoğlu 32.
Rifat Baykal
8. Suphi Baykam 33. Ahmet Tahtakılıc
9. Orhan Kabibay 34.
Burhan Apaydın
10. Orhan Erkanh 35. Ahmet Şükrü Esmer
11. Selim Sarper
36- Cihat Baban
12. Hasan Işık 37. Nadir Nadi
13. Sıtkı Ulay 38- Fethi
Naci
14. Coşkun Kırca 39. Ecvet Güresin
15. Şefik İnan 40. Refik
Erduran
16. Osman Koksal 41. Mustafa Azman
17- Sadi Koçaş 42. Erol
Simavi
18. Hüsnü Özkan 43. Prof. Dr. Derviş Manizade
19. Celâl Erikan 44.
Prof. Bahri Savcı
20. Refet Ülgenalp 45.. Prof. Muammer Aksoy
21. Refik
Tulga 48. Prof. Dr. Edip Çelik
22. Cemal Tural 47. Dr. O. N. Koçtürk
23.
Necdet Uran 48. Dr. Türkkaya Ataöv
24. Fahri Özdilek 49. Ahmet Güryüz
Ketenci
25. Mucip Ataklı 50. Yücel Akıncı
Kurmayımız yazmaya devam
ediyor:1960 Eylül başında, Londra'dan Ankara'ya geleceğim günlerde, üzerinde
Montreux damgası bulunan, tanıdığım, ama yazıdan yabancı olduğu açıkça anlaşılan
sahibini hemen kestiremediğim bir yazı ile adım ve adresim yazılı bir mektup
alınca hayret etmiştim. Montreux'de hiç tanıdığım yoktu. Ama zarfı açınca
problem çözüldü.
Mektup, Birinci Dünya Savasında, Kütülemare'de Türklere
esir düşmüş, Savaş süresince galiba Yozgat veya Tokat civarında bir yerde eterne
edilmiş. Türkçe öğrenmiş, Türk dostu Channer adında bir İngiliz generalinden
geliyordu.
General Channer, daha önce de Londra'da davet ederek
tanıştırdığı «M.R.A. «Moral rearmament — Manevî Cihazlanma» teşkilatının lideri
Dr. Frank Buchmann adına beni Caux'daki genel merkezlerinde bir kaç gün
misafirleri olmak üzere çağırıyordu.
M.R.A. Komünizmle mücadele için
A.B.D. de kurulmuş ve bütün dünyaya yayılmış bir örgüttü. İsviçre hükümetinin
hediye ettiği Caux şatosu Avrupa'daki genel merkezleri idi. Asıl Merkez
Amerika’da bir ada'da imiş. «CAUX -MOUNTAM HOUSE» (Caux «Ko okunur» - dağ evi)
adı verilen bu bina, resimde görüldüğü gibi, muazzam bir şatodur. Londra dışında
Astonburry'de, XVII. yüzyılda yapılmış bakımlı bir bahçe içinde, İngiliz antik
mimarisinin örneklerinden biri olan şatoya benzer küçük bir bina da Londra
merkezleri idi.
«Bu bina ve bahçesinin resimlerinde görülenler,
General Channer, İngiliz yöneticiler ve Türk misafirleridir.»
Ayrıca,
Tirley Garth'da geniş bir arazi içinde XIX. yüzyılda yapılmış bir malikânede de
İngiltere merkezleri vardır. Ve general Channer bir pazar günü beni, Londra'da
bulunan sayın Prof. İrfan Şahinbaşla beraber Astonburry'ye yemeğe çağırmıştı.
Bütün gayesi bu teşkilatı Türkiye'de güçlendirmek için benim başkan olmamı temin
etmek imiş.Dr. Buchmann örgüt mensupların gözünde bir peygamberden farksızdı.
Londra'da sık sık toplantılar tertipler, film'ler gösterir, ve aralarına almak
istedikleri yabancıları da davet ederlerdi.
Hiç birisi hakkında kesin bir
bilgim ve hiç birisine de mantıklı bir allerjim olmadığı halde, kökü dışarıda
her çeşit teşkilâta karşı toptan bir soğukluğum vardı. Bir kaç kez, «Yurt
dışında ve Türkiye'de» Mason derneklerine üye olmam istendiği zaman da aynı
tepkiyi göstermiştim. Bu yüzden M.R.A. derneğine girmeyi, hele başkan filân
olmayı hiç düşünmüyordum.
Bir mektupla «Türkiye'ye gitmek üzere olduğumu,
eğer imkân ve zaman bulursam ileride bir gün Caux'ya gitmekten ve Dr. Buchmann'ı
ziyaret etmekten memnun olacağımı yazdım. Hareketimden bir gün önce: «Lütfen
Türkiye'ye gitmeden önce bir iki gün için gelemez misiniz? Dr. Buchmann sizinle
görüşmekten çok memnun olacağını bildirmeye beni memur etti» diye bir telgraf
almıştım. O gün öğrendiğime göre bu, çok müstesna, çoğunlukla Devlet
başkanlarına gösterilen özel bir ilgi imiş.
«Maalesef iki gün sonra
Ankara'da bulunmak üzere emir aldım. İlgilerinden dolayı Dr. Buchmann'a ve size
teşekkür ederim.» diye yazıdığım telgrafı gören İngiliz sekreterim:
— Dr.
Buchmann'ın davetini red mî ediyorsunuz? diye şaşıp kalmıştı.
Ankara'da
konuyu Genelkurmay yetkilileri ile konuştum.
— Kabul ediniz ve buradan
dönerken Cauz'a uğrayınız,
demişlerdi. Bu sebeple Eylül ayı sonlarında
Londra'ya dönmeden önce, bir kaç gün ünlü Caux' şatosunda M.R.A. teşkilatının
misafiri oldum. f
Bütün dünyadan, her sınıf ve mevkiden misafirler vardı. Bir
kaç İngiliz ve Alman milletvekili, bir kaç Amerikalı ile general Channerin özel
dostu bazı İngiliz asillerini orada tanıdım. Montreux ve Lausanne'a bakan şahane
bir oda ayırmışlardı. Genç bir alman kızı da hizmetime memur edilmişti.
Üniversite mezunu ve çok zengin bir Alman ailesinin kızı olduğunu öğrenince
şaşırmış ve:
— İyi ama bunun sebebi ne? diye sormuştum. Gülerek:
—
İdealim, demişti. Sonra orada çalışan bütün genç kızların «galiba» birer aylık
süreler halinde Caux'da Dr. Buchmann'a ve misafirlerine hizmet etmek için
gönüllü Alman,İngiliz, Fransız, İsveç ve İsviçreli kızlar olduğunu
söylemişti.
Caux'da 3 gün kalabileceğimi söylemiştim ilk gün. 5 gün
bırakmadılar. Her gün uygulanan disiplinli ve programlı bir hayatı vardı
Caux'nun ünlü şatosundaki seçme misafirlerin.