SUBAYLIĞIMDAN UTANIYORUM (Omer Gürcan)

SUBAYLIĞIMDAN UTANIYORUM

"Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç askeriyeye iş yapan bir müteahhitten 150 bin dolar borç almış..
Yolsuzluk yok..

Rüşvet yok..

Kanunsuzluk yok..

Diyorlar ki:

- Şık değil, komutan daha duyarlı davranmalı, dikkatli olmalıydı..

150 bin dolar ne ki?.. ..............................

Komutanın yolsuzluğa bulaşmamış 150 bin doları medya tatavasında allanıp pullanıp tezgâha sürülürken, şeyhin kerametleri de göklere çıkarılıyor

" PENCERE İLHAN SELÇUK Cumhuriyet 12.01.2005 Vurun Komutana.. Yüceltin Şeyhi!..

"Beş sene havacı askeri öğrenci üniforması taşıdım.Bu şerefi ve onuru yaşadım.12 Mart 1971 sonrası Faruk Gürler Paşanın emriyle ordudan atıldım. 12 Eylül 1980 sonrası Evren Paşanın Mamak ta konuğu oldum.

1984 lerde özel işim nedeniyle Genelkurmay özel kalem ‘e gittim. Genel kurmay ilan panolarında “ İkinci elden satılık araba,ev,buzdolabı televizyon “ duyurularını görünce şaşırdım.Hep bize yeniçerinin ticarete bulaşmasının orduyu bozduğu anlatılırdı. Şimdi değişen neydi? Yanına gittiğim subayın odası ,çok hareketliydi. Giren paşalar “paralarının bir bankerden alıp diğerine yatırması” talimatını verip odadan çıkıyorlardı. Bir diğerleri “yurt dışından gelecek bavullarını nereye teslim edilmesi” talimatını verip çıkıyordu. Kahrolmuştum.Bütün değerlerim altüst olmuştu. Ne 12 Martta ordudan atılmam, ne 12 Eylül de işkence görerek hapis yatmam beni bu kadar sarsmamıştı. Bu ordu bizim kurtuluş savaşının içinden gelen ordumuzdu.Ateşten Gömlek giyilerek yaratılan orduydu. O üniformaların şerefi ve onuru savaş meydanlarında dökülen kandan ve yürekten geliyordu.

Hırsımdan , çaresizliğimden ağladım.

300 Osmanlı Paşa’sından sadece 6 genç general, kurtuluş savaşında yerini aldı.
Diğer Paşalar makamlarını riske sokmak istemediler.
Kurtuluş savaşı ardından yine bir ayrışım yaşandı. Kurtuluş savaşının Paşalarının bir bölümü Halife’yi ziyaret ederek, Halifeye bağlılıklarını sundular. Amaç yeni kurulacak düzende, Mustafa Kemal Paşanın gücüne karşı bir güce dayanma ihtiyaçlarıydı.
Mustafa Kemal Paşa karşıtlığı, onları Cumhuriyet ve devrim karşıtlığına dönüştürdü. Her gerici kalkışmayı ve Mustafa Kemal Paşa’ya suikasta yeltenenleri dolaylı yada dolaysız desteklemeye götürdü.

Mustafa Kemal Paşa bunları çil yavrusu gibi dağıttı. Atatürk, Nutuk’da bu Paşaların oyunlarını ve mücadelesini geniş olarak anlatmaktadır.Bunların ne kadar çabuk devrim karşısında kıvrıldıklarını olay olay anlatır. Atatürk devrimlerini genç kadrolara dayanarak yapar. İnancı gençliğedir.O yüzden “Ey Türk Gençliği” hitabesinde ve “Bursa Nutku’nda” gençliğe devrimleri ve Cumhuriyeti armağan eder.Atatürk’ün ölümünden sonra,hep Mustafa Kemal Paşa’nın yanında gözüken İsmet Paşa devri başlar.

İlk işi Mustafa Kemal Paşa’nın siyasetten sildiği Paşalara itibarlarını iade etmek , halk partisine ve meclise geri döndürmek olur. Mustafa Kemal Paşanın genç çevresi uzaklaştırılır. Onların yerini Paşalar alır. Her yerde Mustafa Kemal Paşa’nın resimleri yerini İsmet Paşa’nın resimleri ile yer değiştirir. Dışarı püskürtülen emperyalizm ve kapitülasyonlar, Amerikan’dan ve IMF den alınan borçla geri döner.Bu” borç alma kültürü” bu günkü bazı paşalara , işte böyle bulaşır. Ha IMF de almışsın ha Müteahhitten. Nasıl dışardan borç alırken anlaşma yapıyorsan, içerden de alırken çağırırsın astını kalem altına alırsın,ilgili noktalara bu anlaşmanı beyan edersin. Her şey uluslar arası ve ulusal yasalara uygun olur.
1938 sonrası İsmet Paşanın öncülüğünde yanına topladığı paşaların desteğiyle, kurtuluş savaşı sonrası kazanımlar birer birer verilmeye başlanır. Köy Enstitüleri kapanır, İmam hatip okulları ve İlahiyat fakülteleri açılmaya ve “En hakiki mürşit ilimdir” anlayışı yerine din ağırlıklı eğitim yerini almaya başlar. “Aydınlanmanın” yerini “Karartma” alır.

Hakim sınıfların siyasetten ve ekonomik sıkışmaları kontrolsüz 27 Mayıs 1960 hareketini patlattı. Ordu ve öğrenci gençlik “Aydınlanmaya koştu. “Karanlık” perdesini yırtmaya cüret etti. Bunlardan bir kısmı Tabii senatörlük rüşveti ve “dış görev” ve makam” ile denetim altına alındı. Denetim altına alamadıkları kalkışmalar, Görevli paşalarca yine İsmet Paşanın kumandasında ezildi.. 21 Mayıs 1963 İsyanı arkası Albay Talat Aydemir ve Fethi Gürcan asıldı. Yüzlerce genç subay hapsedildi ve binlerce harp okul öğrencisi ordudan atıldı. Ömür boyu sürecek “tabii senatör” ve Cumhurbaşkanlığıyla seçilen “Kontenjan Senatör” kavramları, 27 Mayıs sonrası hakim sınıfların ve siyasetçilerin demokrasimize kazandırdığı kavramlardır. Müteahhit’in “ Borç Vermesine “ benzer “alan etkili kişi” istediği zaman geri verir.

Bu ezme, borç alıp ve verme günümüze kadar devam edip gider. “Etkili kişiler “ artıkça meclisteki olanaklar yetmez. Bankalarda ve büyük şirketlerde yönetim kurulu üyelikleri için kontenjan ayrılır.Uslanmazlar için ise dar ağaçlarında ,kuytu sokak aralarında,dağ başlarında , işkence hanelerde ve hapis hanelerde kontenjan ayrılır.Uslanmazlar buraların Tabii üyeleri olurlar.

1968 de görevli paşalar yükselen devrimci dalgayı kırdılar. Sarp Kuray gibi binlerce subay,astsubay ve askeri öğrenci işkenceden geçirilerek ordudan atıldı. Saffet Alp adlı üsteğmen Kızıldere’de Mahir Çayan ile birlikte öldürüldü.

1978 de yine aydınlanma dalgaları yükseldi. 12 Eylül de bu aydınlanma görevli paşalarca karartıldı Tahsin Paşanın “borç alması” uluslar arası oldu. Yabancı basında en iyi borç alan paşa olarak tarihe geçti.

Silahlı kuvvetler de 78’li dönem diye adlandırılan 1978 de Kara Harp okulundan mezun olan Harbiyeliler hedef tahtası seçildi. 1963 de, 21 mayısçı 1568 Harbiyeliye yapılan bir daha yapıldı. Yasa dışılığa ittirilen bir grup teğmen bahane edilerek tüm bu devre ve bu devreye değen subay ,astsubay ve askeri öğrenci işkenceli sorguya alınarak ordudan atıldı. Ömer Yazgan adlı teğmen asıldı.

Yakın tarih bilinmezse “borç alıp verme” anlaşılamaz.Bunların kökenleri ve genleri iyi bilinmeli. Körpe fidanlar yok edilirse ortaya kalan da bu olur. Eskiden bir makama kişiliğini satan kişi,artık bununla da yetinmeyip karısına,kızına , oğluna damadına ve gelinine de diğer dünya nimetlerini de ayrıca ister.

O hasretle andığımız,vatan için canını veren kurtuluş savaşından gelen subay olsaydı bu gibilerin alnına kurşunu sıkardı. Ya da sırf Mustafa Kemal Paşaya söz verdiği halde tepeyi yarım saate alamayan subay gibi canına kıyardı.

İşte o üniformanın şerefi ve onuru bu gibi subaylar sayesinde ayakta durur.
Bu durum bilindiği halde Kadro , Yön geleneğini zamanımıza taşıyan ve bazı gazetelerde köşe tutan bazı yazarlar , sağda solda gezinen düşünürler “Paşa solculuğu” yada “Paşa Kemalizmi” diye adlandıracağımız ideolojileri nedeniyle sus pus olurlar. Yada “ Bak onlar kaçmadı” diye yine övülecek bir nokta bulurlar.

Birkaç ilerici paşa bulursun, arkasında gençliği halkı saf tutturarak “devrim” yaparsın.27 Mayısta 1960 da İsmet Paşa,Gürsel Paşa, 12 Mart 1971 de Gürler Paşa,Batur Paşa, 12 Eylül 1981 de Evren Paşa, Saltık Paşa, 28 Şubat 1997 de Bir Paşa ,Doğu Paşa.Ve 2005 de aranan

Paşa.
Karşılarındaki Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Sarp Kuray, Saffet Alp ve Ömer Yazgan gibi hiyerarşi dışı ordu mensuplarıdır. Onlar methiye dışıdır. Tehlikelidirler. Zaten onlarında bunlarla işi yoktur. Olamaz da.
Bunlar yakın tarihimizi bilmezler mi? Bilmiyorlarsa aptaldırlar. Bilip de hala böyle yazı yazıyorlarsa, yada yazmayıp susuyorlarsa işbirlikçileridir.
Bunlara baktıkça Fethi Gürcan’ın 21 Mayıs 1963 sonrası kurulan Mahkeme salonunda haykırışı kulaklarımda çınlıyor “Size baktıkça Subaylığımdan utanıyorum.