http://www.yeniyol.org/yeniyol/
ORDU VE DEVRİM
Harnecker’in Chavez ile gerçekleştirdiği
Röportaj*
İngilizceden Çeviren: Onur Can Taştan
Başkan Chavez’in
Bolivarcı Devrimi yeni bir darbe (karşıdevrim) tehdidi altında. Muhalefet,
hükümetin başlattığı uzlaşı ve diyalog havasını bir tür zayıflık işareti sayıp
reddetti. Zengin mahallelerindekiler silahlanmaya başladı. 11 Haziran Salı günü
muhalefet 80-100 bin kişilik bir kitleyi Caracas’ta toplamıştı. Bir hafta sonra
zengin semtlerinde tencere-tava eylemleri başladı. İş çevreleri tarafından
desteklenen yeni bir greve hazırlanıyorlar. Chavez’i rüşvet çarkının sorumlusu
olmakla, cumhuriyet başsavcısını da taraflı davranmakla suçluyorlar. Söylentiler
bir istikrarsızlık havası yarattı; medya, darbe ortamının hazırlanmasında bir
kez daha baş rolde.
Tüm bu olup bitene rağmen, Chavez soğukkanlılığını
koruyor. Halkın desteğine ve tüm ülkede yüz binlerce insanı harekete geçirme
gücüne sahip olduğunun bilincinde. Tek bir sözü; 12, 13 ve 14 Nisan günlerinde
sokağa dökülen insan yığınlarının örgütlenmesine yetmişti. Chavez, en farklı
çizgilerde Bolivarcı Gruplar’ın oluşturulması için en ufak bir fırsatı bile
kaçırmıyor. Biliyor ki, halk örgütlendiğinde ve silahsızlandırılmadığında
–Silahlı Kuvvetlerin çoğunluğunun desteğini de arkasına aldığında- yenilmezdir.
Aşağıdaki metnin; Silahlı Kuvvetlerdeki çok sayıda yüksek rütbeli ordu
mensubunun ihanetine rağmen, Venezuela liderinin nasıl bu kadar iyimser
olabildiğinin anlaşılmasını sağlayacağını düşünüyoruz. (Z Mag sitesi)
1.
BÖLÜM: ORDU HALKLA BERABER ÇALIŞIYOR.
Harnecker – Sizi, kendinizi orduyla
çevrelediğinizi söyleyerek eleştirenlere karşı bir çok defa savunmak zorunda
kaldım. Temel sorunlar hakkında çabuk kararlar almak zorunda olan ama buna uygun
bir devlet aygıtına sahip olmayan bir hükümet liderinin sıkıntısını
anlayabiliyorum. Sizi ordu içinden destek aramaya itenin de bu durum olduğunu
düşünüyorum. Ama, devrimci sürecin en önemli görevlerinin temelde ordu
tarafından icra edilmesi gerçeği ile bu sürecin halk egemenliğinin, her alanda
yönetime katılımla iktidarı ele geçirmesi olarak tasarlanmış olması gerçeği
arasında bir çelişki var. Ordunun genel olarak etkili ve disiplinli olmasını
anlıyorum, ama ordu yetkiyi temsil etmeye alışkın değil, insanların katılımının
sağlanması için kurgulanmamış.
Bu bağlamda, Bolivar 2000 Planı’nın halk için
çok yararlı şeyler yaptığı; her biri somut çözümler olan yollar, okullar, evler
yapıldığı; ama bunların halkın katılımı olmadan tepeden sağlanan çözümler olduğu
söyleniyor.
Öte yandan, katılımın yukarıdan buyrularak
sağlanamayacağını da biliyorum; insanların katılımcılığı öğrenmesi gerekiyor. Bu
yavaş işleyen bir kültürel-dönüşüm sürecidir. Bu dönüşümü sağlayabilecek ağır ve
yavaş yapılmış işleri gösteren bir kaydımız var; yapılması gereken bu ve bunu
yapabilecek kadrolara ihtiyaç var. Bu konuda neler
söyleyeceksiniz?
Chavez - Askerlerin sadece emir alıp vermeyi
bildikleri ama katılıma eğilimli olmadıkları şeklindeki, aslında doğru olmayan,
–kimi parti toplantılarında bile işittiğim- eleştirinin tamamen haklı olduğunu
varsayalım. Ben böyle bir ordunun başındayım. Gençliğimden beri hep katılımdan
yana oldum; ülkenin ücra yerlerinde birlik komutanlığı yaptığım dönemlerde,
askerlerle beraber katılımcı çalışmalar yaptığımız ve yerel siyasetçilerle
çelişkiler yaşadığımız küçük kentlerde, anlamlı derslerle dolu çok güzel
tecrübeler yaşadım: bu asker yolları tamir ederek, halkla beraber spor yaparak,
halkın yaşamına katıldı. Bu sadece benim eğilimim değildi. Eğer öyle olsaydı,
kapalı, otoriter ve katılımcı olmayan ordu yapısıyla uyuşmazlık gösterir ve
orduda bu kadar uzun bir süre barınamazdım.
NEDEN HÜKÜMETTE BU KADAR ÇOK
ASKER BULUNUYOR
Şimdi, siz bana, benim hükümetimde neden bu kadar çok
asker olduğunu anladığınızı söylerken haklısınız. 2 Şubat 1999’daki durumu
düşünün, hemen hemen tüm merkezi yönetimin ve yerel yönetimlerin % 99.99’u
muhaliften de öte, düşman; Meclis bize karşı, Yüce Divan bize karşı; önceden
kararlaştırılmış bir bütçe devralmışız; maaşları ödemek için hemen hemen hiç
kaynağı olmayan bir hükümet; petrolün fiyatı 7 $ civarında, üstüne üstlük,
seçimlerdeki başarımız sayesinde oluşmuş yüksek bir beklenti seviyesi: Sarayın
etrafında iş isteyen, hasta çocuklarıyla orada, yerde uyuyan, arabamın geçmesine
izin vermeyen, “Chavez bizi duymadan buradan ayrılmayız” diyen binlerce kişinin
oluşturduğu kuyruklar... Tüm bunlara siyasi mücadele sırasında oluşmuş bir parti
yapısını eklemelisiniz: yeni anayasa yaklaşmakta, her şey yaklaşmakta. Bunun
üzerine, Silahlı Kuvvetleri kullanmaya karar verdim. Ordunun toplumsal hayata
katılımı olmasaydı, 1999’da başlatılan ve 2000’de de devam eden Bolivar 2000
Planının siyasi arenada bu kadar hızlı bir şekilde ilerletilemeyeceğine
inanıyorum.
BOLİVAR 2000 PLANI: KURŞUN DEĞİL HAYAT YAĞDIRACAĞIZ.
Bir sivil-askeri plan olan Bolivar 2000 Planı şu şekilde başladı.
Şöyle bir emir verdim:
“- Bölgede (düşmanı-çv.) aramak için ev ev
dolaşın. Düşman kim? Açlık.”
Ve böylece 27 Şubat 1999’da, Caracazo’dan*
10 yıl sonra, orduyu affettirmenin bir yolu olarak bu işe başladık. Kimi zaman
bu zıtlığı dahi kullanarak şunu söyledim:
“- On yıl önce halkı katletmek
için geldik, şimdi onları sevgiye boğacağız. Gidin ve bölgeyi arayın, yoksulluğu
arayın. Ölüm düşmanımızdır. Halka alışık olduğu gibi kurşun değil, hayat
yağdıracağız.”
Ve, aslına bakarsanız aldığımız karşılık gerçekten
güzeldi.
Biz politikacılar siyasi mücadele ile meşgulken, 40 bin asker
halkın sağlık sorunlarına yardımcı olmak; askeri makine ve araçlarla yolları
açmak; en yoksul bölgelere maliyeti karşılığı çok düşük bir bedelle askeri
uçaklarla yolcu taşımak gibi bir kampanya yürütüyorlardı.
1) BİR KİŞİ,
BİR PLAN
Her birine şunu söyledim:
“-Bana kendi kaynaklarınıza ve
kapasitesine uygun bir plan getirin.”
Çok geçmeden Silahlı Kuvvetlerin
her bir unsuru kendi planının ana hatlarını belirlemeye başladı. Hava Kuvvetleri
ve sosyal güzergah planı: kara ulaşımı sağlanamayan bölgelere tavuk ve küçük
koli götüren yolcuları helikopterler ve askeri uçaklarla taşımak. Denizciler ve
Pescar 2000 Planı: onlar orada kooperatifler kurarak, buzdolaplarını ve derin
dondurucuları tamir ederek, kurslar açarak vb. balıkçılarla ilgilendiler. Ulusal
Muhafızlara genel olarak yurttaşları koruma ve çocuk suçlarını kontrol altına
alma; ama ayrıca, yerlilerin yaşadığı ve daha önce hiç hizmet görmemiş bölgeler
dahil tüm ülkede, çeşitli programlar yürütme görevini verdik. Gidin görün
oraları. Oralarda harikalar yaratılmakta, ama baştan savmaları, savsaklamaları
ve hatta askeriyenin bir kısmında, özellikle yüksek tabakalarda, rüşveti ve
muhalefetin sabotajlarını da yok saymıyorum. Bunlara rağmen çocuklar etkileyici
bir toplumsal bilinç geliştirdiler.
2) CASIQUIARE 2000
PLANI
Ulusal Muhafızlar Casiquiare 2000 Planını yürütmeye başladılar.
(Casiquiare binlerce yerlinin yaşamakta olduğu balta girmemiş ormanlar –cangıl-
içindeki bir nehir) Çocukları muayene edecek ve insanlara aşı yapacak doktorları
ve ilaçları köyden köye taşımak için bir bot bile yaptılar, yerlilerle beraber
evler inşa ediyorlar, ama bizim kendi zevklerimize göre değil yerli insanların
isteklerine uygun şekilde.
3) BARRANCO YOPAL VE CARAVALI
Daha
sonra, Cuiva ve Yaruro halklarıyla beraber Barranco Yopal ve Caravali benzeri
şeyler olmaya başladı. Yıllar önce yanıma sac levha ve kazıklar, direkler alarak
Barranco Yopal’a giderdim; çünkü yerliler bunlarla yazın kullanmadıkları kışlık
kulübeler inşa ediyorlardı. Göçebeydiler: 500 yıldır oldukları gibi avcı ve
toplayıcı. Orada yerli bir kadını doğum yaparken gördüm, bir tepeciğe kuruldu,
plasentayı bir kenara fırlattı, bebeği temizledi ve sonra da yoluna devam etti.
Çocukların büyük bir kısmı sıtma, tüberküloz ve başka bazı hastalıklar sonucu
ölüyordu. Ezilmişlerdi, çoğu sürekli sarhoş gezerdi. Yerli kadınlar hayat
kadınıydılar. Çoğu kez tecavüze uğrarlardı. Onlar toplumun çoğunluğu tarafından
hor görülen hayaletlerdi. Karınlarını doyurmak için hırsızlık yaparlardı.
Kafalarında özel mülkiyet gibi bir kavram yoktu; aç olduklarında bir yere girip
yemek için bir domuz almak onlara göre hırsızlık değildi. Peki şimdi ne var
orada? Bir ziraat teknisyeni ve hareket olanaklarıyla birlikte askerler:
araçlarıyla, aletleriyle, örgütleriyle, dakiklikleriyle; ama ayrıca yerlilerle,
liderlik eden ve “Bolivar Planı” yazılı kasketler giymiş yerli
komutanlarıyla.... Yerliler evlerin planlarını hazırlarken; okullarının,
evlerinin inşasında çalışırken askerler malzeme taşıdılar, onlara daha çok
mühendis personelle ve erlerle yardım ettiler.
Harnecker - Halkın sadece
kendisine sunulanı almak yerine işin içine girmesi fikri kimden doğdu?
Chavez
- Askerlerin ve bazı sivil danışmanların: bunların da biri zirai teknisyen, biri
mühendisti. Bolivar Planı sadece askeri bir girişim olmadı, her askeri birlik,
işinin ehli sivil teknisyenlerle anlaşma yaptı.
İşte şimdi bu yerliler
şimdi mutlu, yüzleri değişti. Mahsullerini görmem için beni çağırdılar. Sadece
dört hektarlık bir alanda şeker kamışı, karpuz, muz, mısır ve kavun
yetiştiriyorlardı. İyi bir şekilde besleniyorlardı ve artık ürettiklerini satmak
amacıyla köye götürebilmek için bir kamyon istiyorlardı. Motorlu küçük tekneler
edinmişlerdi ve eskiden küçük akarsu kıyılarında mızrak ve zıpkınlarla
avlandıkları için şimdi bunları kullanmayı öğrenmeye çalışıyorlardı. Bir kaç
defa onlarla beraber balığa çıktım. Eskiden çıplak elleriyle ya da büyük
taşlarla balık tutuyorlardı. Bu topluluk yaşama geri döndürüldü.
Bir
defasında o bölgede bir konuşma yaptım. Zarathustra’nın bir sözünü kullandım.
Şöyle dedim:
“- On beş yıl önce buraya geldim ve sizi küllerinizle
gördüm. Şimdi yine buradayım ve sizi ateşinizle görüyorum.”
1) WASP
PLANI
Katılımcılığın doğuşu olan Wasp Planını biliyorsunuz. Bu planı
General García Carneiro geliştirdi. Bir gün bu planla geldi.
"- Bu da
ne? İnsanlara aşı mı yapacağız?” dedim.
“- Hayır, dostum. İnsanlar,
kendilerine ayrılmış arazilerinde kendi evlerini inşa edecekler.”
“-
Bunu bana açıkla” dedim ve bana bazı resimler gösterdiler.
“- Eskiden
nasıl yaşadıklarına bak” dedi ve tahta kazıklar ve metal levhalardan yapılmış
barakalarının önünde ayakta duran bir ailenin fotoğrafını gösterdi.
“-
Ve iki ay sonrasına bak. Aynı aile, bir eve sahipler ve daha mutlular.” O evi
kim inşa etti? Halk. Özel bir şirket bu evlerden bir tanesini 10 milyon bolivar
karşılığında yaparken, Wasp Planı bunu 3 milyona mal etti. Neden? Çünkü evleri
inşa eden halkın kendisi. Bu aynı zamanda işsizlere yeni iş imkanı da sağlıyor.
Askerler beton blokları yapmak için bazı makineler buldular ve sivil
teknisyenler ve ustalarla beraber ders verdiler. Ayrıca tahta kapıları da
yaptılar. Çok hevesli ve üretken bir insan olan ve eski öğretmenim olduğu için
iyi tanıdığım emekli bir generali atadığım INCE (Eğitim Kooperatifi Ulusal
Enstitüsü) ile beraber, teknik eğitim için 40 kadar gezici (bindirilmiş) sınıf
yapmayı başardılar. Gezici birimlerimizin lastikleri noksan olduğunda ya da
söküldüğünde, onlara, onarmaları için para sağladık. İspanya’dan yeni malzemeler
ve bu tür şeyler için kredi sağladık. Şimdi tüm ülkede dolaşan gezici
(bindirilmiş) birimlerimiz var. Bir yere gidiyorlar; derslerini veriyorlar ve
insanlara nasıl kapı yapacaklarını öğretiyorlar. Daha sonra, beraberce kapılar,
inşaat blokları, çatı kiremitlerini yapıyorlar ve evleri inşa ediyorlar. Rüşvet
en alt seviyede. Hiç yok denemez ama ciddi bir şekilde azalıyor.
Bu
nereden kaynaklanıyor? Bolivar Planının ta kendisinden ve kuşkusuz sadece
ordudan değil, gerçek hayatla ilişki içinde olan bu askerlerden, kaynakların ev
inşa etmek için yeterli olmadığını görünce kendine “öyleyse ne yapmam gerekir”
diye soran askerden. İnsanlar konuşmaya, proje üretmeye başladılar ve bu
karşılıklı alışverişten Wasp Planı doğdu.
2) DAHA AZ MALİYETLİ BİR
ANAYOL
Bir yerde, bazı askerler bir anayolun 20 yıldır kullanımda olmayan
dar geçitlerini yeniden kullanılır hale getirmişler. Bu işi asfaltla ve gerekli
diğer malzemelerle beraber tamamlamak için yaklaşık 5 milyon bolivarlık bir
bütçe gerekiyordu. Askeri makineler ve ordunun mühendisleriyle, bu işi sadece
1.5 milyon bolivara mal ettiler. Yani, kimsenin kullanamadığı, konut, anayol,
tali yol, köprü vb.nin yeniden kullanılır hale getirilmesinin maliyeti düştü.
Muazzam bir iş yapıldı.
3) GÖNÜLLÜ SAĞLIK ÇALIŞMASI
Sağlık
meselesine hiç değinmeyelim bile! Sıkı bir sağlık gönüllüleri ağı oluşturuldu.
Cerrahi savaş hastanelerinde ameliyatlar yapılmaya başladı, toplumsal savaşı
kastediyorum. İnsanlar kuyruklar oluşturmuşlardı. Örneğin, Zaraza kentinde,
Bolivar Planına dahil askerler ve siviller, kent hastanesinin geçtiğimiz 10
yılda yaptığından daha fazla sayıda göz ve bacak ameliyatı gerçekleştirdi. Çok
etkileyici bir sonuç! Bu çocuklardan biri şöyle demişti:
“- Yaşlı bir
adamın yeniden görmesini sağlamanın, onu mutluluktan ağlarken görmenin ve ‘Mavi
gökyüzünü bir daha göremeden öleceğimi sanıyordum’ dediğini duymanın ne kadar
güzel bir şey olduğunu bilemezsiniz. Bizi mutlu eden de bu. İşe yaradığımızı
hissediyoruz”. Halkla olan bu temas, bu yakınlık bir duygu seli ve müthiş bir
katılımcılık arzusu yarattı.
4) COJEDES EYALETİ VALİSİ
Cojedes
eyaleti –Caracas’ın güneyinde, ülkenin hemen hemen ortasında, geniş bir ova
üzerine kurulu bir eyalet- valisi hiç bir ayaklanmaya katılmamış bir Ulusal
Muhafız Yarbayıdır. Tam da anayasal süreçte Bolivar Planı’nın eyaletteki askeri
komutanıydı. Valilik seçimlerinin yapılacağı dönemde bana geldi ve dedi ki:
“- Başkanım, beni görevden almanızı istiyorum?”
“- Neden muchaco
(evladım) sen henüz sadece bir yarbaysın?”
“- Buradaki devrimci partiler
Demokratik Eylem Partisi’ni (gericileri-ç.n.) yenebilmek için benden vali adayı
olmamı istiyorlar.”
“Emin misin?”
Bunun üzerine, bir kaç gün
sonra MVR ve eyaletteki diğer solcu partiler tarafından imzalanmış bir mektup
aldım. Onun aday olmasıyla oradaki çözümsüz bir sorun olan iç bölünmeler
sorununu da çözmüş olduk. Bu çocuk herkesi bir araya getirmeyi başardı,
seçimleri kazandık ve o şimdi vali. Kendini bir lider olarak ortaya çıkardı.
Elbette, askerleri ile birlikte köylerde halka hizmet ederek uzun süre
geçirdiler ve insanlar onu bir lider olarak gördü. Bunun gibi bir çok vaka var.
Sadece bir kaç tanesine değindim.
Bakın, bir çok siyasi lider askerlerin
itibarına ulaşamadı ve kırgınlıklar, küskünlükler yaşandı. Liderliği bu şekilde
pratikte öğrenmiş çocukların gölgede bıraktığı siyasi liderlerin bu yenilgiyi
kaldırması zordu.
5) HATALAR VE KAYNAK İSRAFI
Bir çok güzel örneğe
rağmen, hala kötü örnekler de var. Ama iyi örneklerin sayısı çok fazla ve bazı
kişilerin hatalarını ya da istisnai vakaları telafi ediyor. Bu tür
olumsuzluklardan sorumlu olanlar soruşturma için baş müfettişliğe sevk edildi.
Cumhuriyet baş müfettişi geçen gün bana, birtakım hatalarla başlayan Bolivar
Planı’nın çok başarılı bir plan olduğunu fark ettiğini söyledi.
Harnecker
- Ne tür hatalar bunlar?
Chavez - Örneğin bir sorunun çözümü için ayrılan
para, başka bir sorunun çözümünde kullanıldı. Bu bütçeler sıkı bir şekilde
yönlendirilmiştir: Eğer 20 milyon bolivar evlerin onarılması için ayrılmışsa, bu
para başka işler için kullanılamaz.
Bir defasında, bacağı yerinden çıkmış
çocuğuyla kalabalığın içinde ağlayan bir kadın hatırlıyorum. Çocuk bir bez bebek
gibi görünüyordu. Kadın, yedi-sekiz yaşlarında yürüyemeyen daha büyük bir
çocukla birlikte taşıyordu onu. Kadını görünce çok etkilendim. Durdum, arabadan
çıktım, yanımda vali yoktu ama Bolivar Planı’nın da başkanı olan garnizon
komutanı vardı. Kadın, bana, çocuğunun doğuştan böyle olduğunu ve şu ana kadar
ameliyat için yeterli parayı bulamadığını söyledi. “General buraya gelin, adresi
yazın. Çocuğun ameliyat olmasını sağlayın.” Ameliyatın bedeli de karşılandı.
Başka bir sefer de birisinin proteze ihtiyacı olmuştu. Ve bunun gibi şeyler. Bir
şekilde para bulunması gerekiyordu ve bu yüzden de gerekli parayı bütçelerin
birinden aldılar. Kimileri bundan çıkar sağlarken, kimileri de tecrübesizlikten
yaptı.
İlk başlarda baş müfettişlik hükümet muhaliflerinin elinde olduğu
için, bana karşı olan mücadelelerinde bu olaylardan yararlanmak
istediler.
“Bolivar Planı’nda Rüşvet” ihbarları patlak verdiğinde planın
sonunun geldiğini sandım. Düşünün! Tüm projelerinizi yok etmeye çalışan basın,
rüşvet aldıklarını iddia ettiği askerlerin listesini yayınlıyor. Onlardan bir
kaçını çağırdım ve tek bir bolivarlık harcamanın dahi hesabını vermeleri
gerektiğini söyledim. Daha sonra, bir soruşturma süreci başladı: protez bacak
taktırdıkları çocuğu bulmak zorunda kaldılar. Faturalar tek tek incelendi. Bu
şekilde, hemen hemen her şey temize çıktı. Kimi davalar şu an askıda; diğerleri
arasında suçsuzluğunu kanıtlayamayanlar işten atıldı.
6) CUMHURİYET BAŞ
MÜFETTİŞİNİN GÖRÜŞÜ
Tabii ki pek çok insan basının verdiği bilgiyle
yetindi ve asla soruşturma sonuçlarını öğrenmedi. Yürütülen kampanyaların
temelsiz olması, suçlamaların haksızlığını gösteren kanıtlar sunduğumuzda
basının düzeltmeleri yayınlamaması, yayınlasa da insanların fark edemeyeceği
şekilde yayınlaması rezil bir şey.
Buralarda bu işler böyledir. Ama
neyse, biz plana dönelim. Cumhuriyet Baş Müfettişi 1999 ve 2000’de Bolivar
Planı’nın amaçlarının %28’inin gerçekleştirildiğini tespit etti. Örneğin bu yıl
Bolivar Planı’na kaynak aktaramadık. Şu anda sadece geçen yıldan sarkan işleri
yapıyorlar.
7) ŞU ANKİ AŞAMA: GARNİZONA DÖNÜŞ
Plan şimdi, bizim
‘yapıya başlamak’ dediğimiz, başka bir aşamada. Artık sokaklarda bir sürü asker
görülmüyor. Artık valilerim, belediye başkanlarım, tıkır tıkır işleyen
planlarım, işleyen bir sistemim var. Artık üç yıl önceki hükümet yok;
dolayısıyla askerler kendilerini yerel ve bölgesel yönetimlerdeki özel
projelerin koordinatörlüğü ile sınırladılar. Artık işleri bizzat
yürütmüyorlar.
Tamamen rutin askeri faaliyetlere uğraşmak üzere
kışlalarına dönen askerler de var; çünkü savaş eğitimi yapmak için muharip
birliklere ihtiyacımız var -muharip birlikler kullanmanın önemini fark
etmiştik-: piyade taburları, denizaltılar, paraşütçüler, herkes kendi eğitimini
yapıyor. Bu yüzden, bu insanların büyük bir kısmı rutin faaliyetlerin geri
döndü.
8) İHTİYAT BİRLİKLER OLUŞTURULMASI
Yedek ihtiyat birlikleri
de örgütlüyoruz. Bu ne demek? Halihazırda Silahlı Kuvvetler bünyesinde bulunan
ve bir çoğu uzmanlık eğitiminden, formasyondan yoksun işsiz gençlerden
kooperatif kurmalarını istiyoruz. 2001’de bu çocuklardan 8 binini örgütledik ve
kooperatif kurmaya başladılar. Aynı fikir: kooperatifler, küçük krediler, toprak
bağışları; hatta FOGADE’nin (Banka Mevduatları Garanti Fonları) elinde
kullunılmayan devlet varlıklarını bile transfer ettik. Bu banka krizi olayını
yaşadığımızda, bir çok bankacı çekip gitti, ama arkalarında da bir çok varlık
bıraktılar. Devlet bunları kamulaştırdı zira bunlar mevduat garantileriydi.
Büyük bir kısmı sermayeyi iyileştirmek için satıldı, ama yine de her yerde boş
topraklar ve terkedilmiş fabrikalar vardı. Bunları kimi gruplara ihtiyat birliği
gibi çalışabilmeleri için transfer ettik, böylece –kaynak yetersizliği nedeniyle
pek de iyi verilememiş olan- askeri eğitimlerini almış oldular ve kooperatif
kurmaya giriştiler. Ziraat dersleri aldılar ve çalışmaya başladılar.
Bu,
ihtiyatları, yani halkı örgütlemek ve çalışabilmeleri için araçlar sağlamak,
Bolivar Planı’nın bir parçası. Pescar (Balıkçılık) 2000 Planı devam etmekte.
Pescar Planı kendi sermayesini biriktirmiş ve donanma ile ilişki içinde
balıkçılık kooperatifleri kurmuş durumda. Donanma onları destekliyor,
iskelelerine uğruyor ve makinelerinin onarımlarına yardım ediyor. Sınır
bölgelerindeki yerli halkla beraber çalışmak Ulusal Muhafızlar için de bir
tecrübe oluyor.
4. EYLÜL DARBESİNİN ALTEDİLMESİNİN TEMELİ: HALK-ORDU
İŞBİRLİĞİ
12 ve 13 Nisan’da olanlar bu halk-ordu süreciyle ilgili.
Toplumsal ilgiyi bir yana bıraktığımızda, hatta Bolivar Planı’nın önemli
kazanımı ve bazen de zaafı olarak değerlendirilebilecek, kimi durumda hiç, kimi
durumda bir parça, bazen de muazzam oranlarda sağlanan toplumsal katılımı bile
göz ardı ederek düşündüğümüzde, asıl amacımıza, yani ‘halk-ordu ittifakı’na
ulaştığımızı söyleyebiliriz. 12 Nisan günü, bu ülkede daha önce görülmemiş bir
şey oldu: büyük çoğunluğunu siyasi açıdan belli bir yönelimi olmayan ve önceden
hazırlanmış bir planın içinde bulunmayan –tabii bu bizim hatamız- yüz binlerce
silahsız Venezuela’lı kışlalara yürüdü, milli marş söyleyerek buralarda
toplandı. Askerlerle konuştular ve onlara şöyle seslendiler:
“-
¡Soldado, consciente, busca a tu presidente! Askerler, vicdanınızı dinleyin,
gidin ve başkanınızı bulun!” ve “¡Soldado, amigo, el pueblo está contigo!
Askerler, dostlar, halk sizinle!”
Sadece Fort Tiuna’ya değil ülkenin
farklı bölgelerindeki pek çok kışlaya gittiler. Halk neden kışlalara gitti? Buna
benzer bir şey daha önce hiç olmamıştı. Bunun nedeni kesinlikle benim orada
(kışlada-çv.) bulunmam da değildir. Aslında, üçüncü gün, benim orada olmadığım
artık öğrenildiği halde Fort Tiuna’da toplanan kitleler büyüleyiciydi: 300 bin
belki de daha fazla insan.
Bu durum, paraşütçü tugayından bir grup
askerin dışarıda insanlar bulunduğunu fark ettiği Maracay gibi yerlerde de
gerçekleşti, ama:
“- Daha fazla insan gerekli, daha fazla insanın bize
katılmasına ihtiyacımız var” dediler ve mahellelere gittiler. Kuşkusuz onlar bu
mahallelerin önderlerini, bu önderler de onları tanıyordu, çünkü her askeri
birlik kendi planını yapmış, bölgeleri paylaşmıştı. Şu şu tabur, şu şu bölgeyle
ilişkilidir. Bunu ordunun bu bölgelere gittiği, devriye gezdiği, bir okul inşa
ettiği ya da bir tıbbi kliniği tamir ettiği üç yıl boyunca yapmaktaydılar. Ordu
bu mahallelere giderken, bu defa geçen seferki gibi gibi reddedilmeyeceğini
biliyordu. Örneğin 27 Şubat katliamından sonra bir askerin yoksul mahallerine
gitmesi için sivil giyinmesi gerekiyordu. Askerler için buralara gitmek
tehlikeliydi çünkü halk kendilerini katledenlerin askerler olduğunu biliyordu.
Bugün bir asker çıkageldiğinde insanlar onu coşku ve mutlulukla
karşılıyor.
Ordu ve halk arasında köklü bir ilişki kurulamasaydı böyle
bir tepki olmazdı. İşte Mao bu. Su ve balık. Su balık için neyse halk da ordu
için odur. Bugün Venezuela’da bizler suyun içindeki balıklarız ve Bolivar
Planı’na karşı yürütülen kampanyanın esas nedeni de bu birliği kırmak, bozmak.
Askerlerin önemli bir kısmı halkın safında. Elbette hepsi değil. Ordunun
muhalefet eden bölümleri de var; bunlar düşmanların söylemini tekrarlıyorlar.
Nedir bu söylem? İşte, Chavez Silahlı Kuvvetleri yok edecektir. Ordu yapısının
faal kapasitesi etkilendi, çünkü şu an lağımları askerler temizliyor başka bir
deyişle planı itibarsızlaştırıyor. Sokakları onlar temizliyorlar ve radyoda,
basında ve televizyonda, içeride ve dışarıda bunlar hep laf aralarına
sıkıştırılıyor ve kimi askerler de aynı şeyleri söyleyip duruyorlar.. Yine de,
plana verilen tepkiler olumlu: bu planın bir parçası olanların ne kadar mutlu
olduklarını görmek mümkün. Bu gün bu askerlerin hepsinin, özellikle de Bolivar
Planı’nın Puerto Cruz sorumlusu deniz yüzbaşısı Becerra’nın, halkıyla beraber
inşa ettiği okulu seyrederken ne kadar mutlu olduğunu
görüyorum.
* Bu röportaj ilk olarak Ekim 2002’de
yayınlandı. İngilizce’ye Alejandro Palavecino ve Susan Nerberg tarafından
çevrildi.
** Ç. N.: 1989 Şubat’ında, iktidarda bulunan Carlos Andres
Perez hükümeti IMF tarafından sunulan bir ekonomik reform paketini kabul
etmişti. Antlaşmanın imzalanmasının ardından, başta otobüs seferleri ücretleri
olmak üzere bir çok kamusal hizmetin ücretlerine de ardı ardına zam yapıldı.
Durumu protesto eden halk ayaklandı. Perez, ayaklanan yoksulları ‘çapulcular’
olarak nitelendirdi ve orduya, halka ateş açması emrini verdi. Tüm bunlar
yaşanırken, Perez’den gelen, ‘halka ateş açın’ emrinin, kendinde bir vicdani
hesaplaşmaya sebep olduğunu söyleyen Chavez, olanları şu şekilde açıklıyor: “O
sırada basit bir askerdim. İyi bir geleceğe sahip olan her sıradan asker gibi
benim açımdan da herşey yolunda gidiyordu, ama sonra kendime sordum: ‘Bu tüfekle
ne yapmalıyım, onu kime yönlendirmeliyim?’... Kasırga dizginlerinden boşalmıştı
ve ben ne mi yaptım? Silahımı yere atarak askerliği mi bıraktım yoksa silahımı
yoksul köylülere mi yönelttim? Ya da tüfeğimi, halkı bu durumlara sokanlara mı
yönelttim? Yoldaşlarım ve ben ‘Lanet olsun silahlarını kendi halkına yönelten
askere...’ diyen Bolivar’ın yolunu seçtik.” Bknz. Serkan Mercan, Onur Can
Taştan, “Venezuela’da Amerikancı Darbe Girişimi ve Devrimci Chavez’in Halk
Cumhuriyeti”, Kuvayı Milliye, sayı 34, 2002/3.