http://www.yeniyol.org/yeniyol/
SOSYALİST SANAT VE SANAT’IN GEREKLİLİĞİ ÜZERİNE…
Toplumlar her dönemde
kendilerini ifade etme biçimleri aramış, bulmuş ve geliştirmişlerdir. Bu ifade
biçimlerini yaşam koşulları şekillendirmiştir ve bu her dönem böyle olmuştur.
Geçmişten bugüne o ifade biçimleri ve bize bıraktıkları bir kültür mirası, bir
tarihtir. Sınıflı toplumlarla beraber bu ifade biçimleri de farklılıklar
göstermeye başlamıştır ve her dönem sınıfların karakterlerine göre
şekillenmiştir. Modern Sanat’ın başlangıç miladı çoğu çevrelerce 1905 kübizm’in
doğuşuyla kabul edilir. Tam da bu süreçte dünyada ciddi paylaşım savaşları ve
sınıf savaşları tavana vurmuştur. Sinema’nın doğuşu da bu sürece tekabül eder.
Özellikle 1917 Ekim devrimi sonrası Sovyetlerde sinema alanında çok iyi örnekler
çıkmaya başlamıştır. Lenin tüm sanatçıları ve aydınları partili olmaya
çağırıyordu. Çünkü Bolşevik parti ülkedeki ezilenlerin artık gerçek temsilcisi
ve iktidarı alan partiydi. Lenin sanatçıların sanatlarını kimden yana
kullanacaklarını, yapacaklarını sorgulamalarını istiyordu. Yeni insanı yaratmayı
şiar edinmiş bir iktidarın sanat anlayışı, kültürel-sosyal ve hukuk anlayışı da
elbette bu anlamda olmalıydı. Sosyalist sanat ya da devrimci sanat yapanlar hep
kendini yenileyen, ileri bakan, aydın üstenciliği olmayan, küçük burjuva
çıkarların peşinde koşmayan ve halkın gerçeklerini dile getiren sanatçıdır, öyle
olmalıdır. Hayatın her alanında Marksist felsefeyi koyabilmek, uygulayabilmek
gerekmektedir. Evet sanatın da bir diyalektiği vardır, tıpkı aşkın, ölümün,
mücadelenin ve yaşamın da olduğu gibi.
Sosyalist sanatçı ürettiklerine
“benim” gözüyle bakmamalıdır. O halkın gerçekliğinden yola çıkarak üretir bu
bağlamda halktan beslenir ve ürettikleri de aslında halkındır. Sovyetlerde
devrim sonrası köy köy devrimin propagandasını yapan,çekilen zorlukları ve gelen
başarıları anlatan,Rus halkının gerçeğini anlatan filmler gezdirildi ve kuşkusuz
topluma Rus edebiyatı kadar belki daha da fazla katkısı oldu.Ve aslında bu
başarı,üretilen eserler büyük oranda halkındı.
Bugün ülkemizde de kendine
aydın diyenleri büyük bir sorumluluk bekliyor. Kimden yana tavır koyulacak? kim
için ne üretilecek? Özellikle 1980 sonrası aydın halk arasında uçurum oluşmuş,
oluşturulmuştur. Aydınların ve halkın arasında yaratılan uçurum ve kopukluk
aydınları burjuvazinin kucağına, halkı da burjuvazinin zulmüne
sürüklemiştir.
Köy enstitüleri ile yaratılan değerler ve gelenekler, aydın
tanımı yerle bir edilmiştir.
Anadolu tarihi isyanlar ve buna karşılık
katliamlar tarihidir. Bu isyanlar neden çıkmış bu katliamlar nasıl yapılmış ve
sonucunda neler olmuşu sorgulayıp araştırıp kendi sanatına yansıtmayan, bunları
anlatmayan, yadsıyan bir aydın nasıl aydın olabilir?Ezenlerin yanında olanlar
aydın olabilir mi?Sanat yapıtları geçmişi bugüne,bugünü yarına taşırlar bu
anlamda gerekliliği kaçınılmazdır ancak tekrarlıyorum nasıl yapıldığı ve kime
hizmet ettiği yarın gelecek kuşaklar için önemlidir.Kollektivizm hayatın her
alanında olduğu gibi sanat eserleri üretilirken de geçerli olmalı, küçük burjuva
“ben” cilliğine düşülmemelidir.