http://www.yeniyol.org/yeniyol/
TERS YÜZ EDİLMİŞ TARİHİMİZ YENİDEN YAZILMALIDIR.
Yeniyol –
Röportaj :
Osman Deniz Kimdir ?
1922 Girit doğumlu. Emekli yarbay.
27 Mayıs 1960 İhtilali’ne katıldı. İhtilal sonrasında İstanbul vali muavinliği
ve Şişli kaymakamlığı yaptı. 22 Şubat 1962 olayı ve 21 Mayıs 1963 İhtilal
girişiminin lideri Talat Aydemir ile 1961’de Türk Silahlı Kuvvetler Birliği adlı
gizli örgüte üye oldu. Ankara’daki albaylarla İstanbul’daki generaller arasında
imzalanan 9 Şubat 1962 darbe protokolünü bizzat kendi el yazısıyla hazırlayan
kişidir.22 Şubat olayından sonra emekli edilen albaylar ve genç subaylar
arasında o da vardı. 21 Mayıs 1963 ihtilal girişimi hazırlıklarında İstanbul
bölgesi temsilcisiydi. Girişim başarısız olunca ihtilali hazırlayanlardan dört
kişi ( Talat Aydemir , Fethi Gürcan , Osman Deniz ve Erol Dinçer ) idama mahkum
oldu. İdam edilen Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’la Mamak Askeri Cezaevi’nde 13
ayı birlikte geçirdi. Arkadaşlarının idama götürülüşüne tanık oldu. En
sakıncalıların gönderildiği Sinop Cezaevi’nde 3 yıl , İstanbul Toptaşı
Cezaevi’nde de 8 ay yatıp , çıkan afla serbest kaldı.
Bu döneme ilişkin
anılarını , Dr. Yasemin Bradley’ in teşviki ve yardımıyla “ Parola: Harbiyeli
Aldanmaz “ adlı kitapta yayınladı. Yapı Kredi yayınları’nda çıkan bu kitap 12
Mart 1971 hareketinin baş aktörlerinden Faruk Gürler ile Muhsin Batur’u en iyi
tanıtan , başvurulabilecek temel kitaptır.
22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963
dönemlerinde yaşanan tecrübelerin , ihanetlerin gelecek kuşaklara anlatılması
toplumun ters-yüz edilmeye çalışılan tarih bilincinin yerli yerine oturtulması
açısından zorunlu bir görevdir. O dönemlerde görevini sürdüren generallerin ve
siyasetçilerin gerçek yüzlerinin sergilenmesinin gelinen aşamada ülkemizde ordu
gerçekliği ve oynanan oyunların daha iyi anlaşılabilmesine yardımcı olacağını
düşünmekteyiz.
Osman Deniz “yaşayan tarihin” delili olarak bu konuda
kararlıdır. Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’ın neden asıldıkları ve genç
Harbiyelilerin nasıl kıyıma uğratıldıklarını vicdanı temiz ve hür duygularla
anlatmaktadır. 3 sene Sinop Cezaevi’nde yattıktan sonra getirildiği İstanbul
Toptaşı Cezaevinde kendisini sık sık ziyaret edenlerden biri de Talat Turhan
‘dır. Onunla olaylar konusunda baştan hem fikirdiler.
Ne yazık ki Osman
Deniz en güvendiği arkadaşı Talat Turhan’ın yaşananlardan ders almadığını , yine
dönemin generallerinin peşine takıldığını görecek , gençlerin onun gibilerin
ihanetleri yüzünden kıyıma uğrayışlarını çaresizlikle seyredecek ve kendiside
bir ilgisi olmadığı halde ülke gerçeklerini bilen önemli görülen bir şahsiyet
olarak Talat Turhan’ın yüzünden tutuklanacak , 7 ay Selimiye Cezaevi’nin soğuk
taş zeminlerinde yatacaktır.
Aşağıda Osman Deniz’in ağzından o döneme
ilişkin yaşanmış bazı anılara yer verilmektedir.
Osman Deniz Anlatıyor
:
“ Fethi Gürcan , Talat Turhan’a “ mektupçu” derdi. Biz ihtilal
hazırlıklarıyla uğraşırken o genç subaylara bildiri dağıttırırdı. Onun için adı
“mektupçu” kaldı. Başka bir lakabı daha vardı ; “Kürt Talat” diye.Fakat bu lakap
12 Mart döneminde takılmıştı. Kendisi ile cezaevindeyken bu lakap üzerine bir
söyleşim oldu. “Kendinden büyük bedene sahip olunamaz” demiştim. “Mektupçu”
lakabıyla anıldığı dönemde bir bildiri yüzünden tutuklanmış ve bir müddet
bizlerle beraber Mamak Askeri Cezaevi’nde yatmıştı.
Toptaşı
Cezaevi’ndeyken de sık sık ziyaretime gelirdi. Ziyaretlerinde durum
değerlendirmesi yapardık. Birlikte hareket etmeye karar vermiştik. Ne acıdır ki
kendisinin Orhan Kabibay ve o dönemin generallerinin başını çektiği örgütlenme
içinde üst düzeylerde görev aldığını sonradan öğrenecektim. Bu ikili oynayışı
beni çok üzdü.
Hapisten çıktıktan sonra ilişkilerimiz devam etti.
Aldığımız karar doğrultusunda ben ikimiz beraberiz zannediyordum. O ise beni
Orhan Kabibay grubuna bağlamak için hazırlık yapıyormuş. Talat o zamanlar
Ankara’ya devamlı gider gelirdi. Bir gün Orhan Kabibay’ın beni görmek istediğini
söyledi. Orhan Kabibay’ın kendisi o dönem CHP milletvekili idi. Bir ara O.
Kabibay’la Av. Fakih Özfakih’in yazıhanesinde buluştuk. F.Özfakih’in kullandığı
arabaya binerek Atlı Spor Tesislerine gittik. Araba içinde konuşmaya başladık. O
zamana kadar arabayı kullananın kim olduğunu bilmiyordum . O.Kabibay beni
tanıştırdı. Avukat ve CHP milletvekili olan Fakih Özfakih’le böyle tanıştım.
Orhan Kabibay beni överek sözlerine girdi , oradan Türkiye’nin meselelerine
getirdi sözü. Bir şeyler yapmak gerektiğini belirterek , beni de aralarında
görmek istediklerini söyleyerek konuşmasını bitirdi.
Bende kendisine “ Bu
teşkilatlanmanın lideri sen misin?” diye sordum. Cevaben “ hayır “ , “ Faruk
Gürler” dedi. Şaşırmıştım. Geçmişte yaşanan o kadar acı deneylerden sonra böyle
bir adama nasıl güvenebilirlerdi. “ Ben onu çok iyi tanırım. 22 Şubat’ta
İstanbul’da yanındaydım.Talat Aydemir’i nasıl sattığını , ne kadar karaktersiz
bir adam olduğunu “ söyledim. O. Kabibay’da bana cevaben “Çok değişti. Geçmiş
olayların altından çok sular geçti “ dedi. Tekliflerini kabul
etmedim.
Talat Turhan’la karşılaşınca ağzıma geleni söyledim. Beni ikna
etmek için çok uğraştı. İkna edemedi. İkna olamazdım.
İlişkilerimiz ondan
sonra arkadaşlık düzeyinde devam etti. İşyerini ziyaretlerimde değişik kişiler
geliyor bende sohbetlere katılıyordum.
Nihayet 12 Mart hadiseleri oldu.
Olayın başını çeken Muhsin Batur ve Faruk Gürler ikilisi 22 Şubat’ta yaptıkları
gibi yaptılar. Bizim akıllı geçinen kurmaylarımızı ve genç subaylarımızı birden
ortada bırakıverdiler.Bir müddet sonra bunları içeri aldılar. Beni de göz altına
alıp sorguya götürdüler. Talat Turhan’ı ziyaret edenlerden bazıları benim
hakkımda ifade vermişler. Bu ifadelerde , beni orada gördüklerini , hükümet ve
meclisi eleştirdiğimi söylemişler. Ben de söylenenleri doğruladım. Olan –
bitenlerle hiçbir ilişkim olmadığını anlattım.
Talat Turhan ‘la
cezaevinde karşılaştığımda bu olaylara adımın neden karıştırıldığını sorarak
tepkimi koydum. Talat Turhan ve diğerleri sorguda verdikleri ifadeleri savcılık
karşısında reddetmişler , bir çok sorumluluk içeren olaylarda gençleri içine
attıkları tuzaklara karşın kendilerini kurtarma telaşına
düşmüşlerdi.
Tepkilerim karşısında T.Turhan “ Karşı planlamacılar var.
Onların zorlamalarıyla ifadeler alındı. Sen de mahkemede savcıya karşı
söylediklerini reddet “ dedi. “Bunu yapamam . Hayatım boyunca ne söyledim ve ne
yaptımsa hep arkasında oldum. İlgim olmayan bir olayda böyle davranmamı neden
istiyorsun. Bu kadar olayın sorumluluğunu başta olanların sırtlaması gerekmez
mi? Gerçekleri gizlemenin kimseye yarar sağlamayacağını , böyle bir davranışta
bulunanların sorumluları gizleme anlayışını kendine bir görev biçenlerin
anlayışı olacağını , kendisine böyle bir görev biçip biçmediğini “ sorduğumda
T.Turhan’ın verdiği yanıt ilginç oldu. “Evet, generalleri kurtarma görevini
üzerime aldım. Yakında Faruk Gürler Cumhurbaşkanı olacak ve bizleri kurtaracak
“dedi. Bende ona sorguda başımdan geçenleri anlattım.
Sorgulayıcıların
T.Turhan’ı kastederek “ senin kaz kafa , içerde Faruk Gürler’in Cumhurbaşkanı
olunca kendilerini kurtaracağını söylüyormuş. Faruk Gürler’in Genel kurmay
Başkanı iken yapamadıklarını , Cumhurbaşkanı olarak mı yapacak “ diye alay
konusu yapıldığını söyledim. İnanmadı.
Talat’ın taktiği 22 Şubat mektup
davasındaki taktiğin aynısıydı.Yukarıları korumak , dışarıda kalanların
ezilmesine kayıtsız kalmak. “Senin bu taktiğine ben bir şey diyemem , bu senin
tassarufun ama ifademden de vazgeçmem. Ben bu ülkenin hasbelkader
ihtilalcilerinden biriyim. İhtilallerle oynamak çocuk oyuncağı değil , ağır
sorumluluklar gerektirir. Hasbelkader bir ihtilalci olarak verdiğim ifade
doğrudur.” diye konuşunca o da bana “Ya Osmancığım biz birbirimizi severiz. En
kötü durumda sen en fazla 10 sene alırsın , fakat ben her şeyi söylediğimde
idamı alırım. Benim için 10 sene alsan ne olur .“
“Ben 10 sene yatarım
ama senin için değil , bildiklerimi savunmak uğruna yatarım , bunu bilmiş ol.
Sende şayet ihtilalciysen , çık konuş o zaman. En azından beni Orhan’ın yanına
gönderdiğini söyle..O zamanlar bu işin yürüyemeyeceğini , bu işlerden çekil
dediğimi söyle “ dediğimde bana karşılığı Tamam ama o şekilde söylemem “
oldu.
Kendisiyle anlaşamadık. Beni tehdit etti. Hatta üniversiteli bir
genci üzerime saldırttı. Defettim. Koğuşta olay büyüdü. “Burada en sonunda
birimizden biri ölecek” diye konuşmaya başladığım zamanlarda , bir sabah nöbetçi
subay koğuşa gelerek benimle konuşmak istedi.Anladım ki hakkımda şikayetler
var.”Seni bu koğuştan alacağız , idare böyle emretti” dedi subay. Başka şeyler
olur diye “yer değiştiririm ama koğuşu kendim seçmek isterim.” Diyerek
Sabahattin Küçük’ün koğuşunu istedim. “Peki” dedi subay ve böylece koğuştan
ayrıldım.
Duruşmalara çıktığımız bir gün mahkeme reisi “gereği düşünüldü”
deyince ben de dahil herkes şaşırdı. Mahkeme reisi devamla “Osman Deniz’in
tahliyesine” dedi ve beni duruşmalardan vareste tutan ek kararı da
açıkladı.Herkes suskun bir vaziyette taş kesilmişti. Sanırım orada bulunanlar o
an için meseleyi “dışardan bir etki” vb. yorumlar yaptılar içlerinden. Ben ise
“her şeyin üstüne perde çekiyorlar” diye düşündüm.
Öğlen duruşmaya ara
verildiğinde Talat Turhan ve Numan Esin “geçmiş olsun” dilekleriyle yanıma
geldiler. Talat’a son lafım “bu tahliyenin arkasında kimse bir şey aramasın ,
ben ifademle dışarı çıkıyorum. Sen de artık rahat edebilirsin” dedim. Sonra bir
ara Numan Esin bana bir şeyler söylemek istedi. “Böyle şeyler olur. Talat’tan
bende tedirginim. Sana özel bir şeyler söyleyeceğim. Ordu komutanını tanıyorsun.
Kendisi eski Silahlı Kuvvetler Birliği Örgütü’nün üyesiydi. Onu ziyaret eder
misin? Onlar seni sever. 70 tane TIR’ım yurtdışında kaldı. İşler karımın
sırtında . Benim mutlaka dışarı çıkmam gerekiyor. Seni tanırlar , bilirler. Rica
edersen beni dışarı alırlar.” Dedi. Bende “ Hayır , onlar her şeye ,bizlere,
gençlere ihanet ettiler. Numan sen 27 Mayıs’ta yönetim kadrosundaydın
teşkilatın. Siz başarılı olmasaydınız tutumunuz böyle mi olacaktı? Nasıl böyle
bir şeyi bana teklif edebilirsin? Şimdi söylediğin yere gitsem sen bunu kabul
edecek misin? Nasıl ihtilalcilersiniz siz? “ dememe rağmen , benden bu isteği
yerine getirmemi defalarca söyledi…”
Yeniyol
Röportaj
12 MART BOMBA DAVASI
NOT : Em. Kur. Yrb Osman
DENİZ’in anlatımlarına ışık tutması açısından 12 Mart Bomba Davası Olayı ile
ilgili yargılanan tutuklu sanıklar hakkında , dönemin Askeri Savcısı Hakim
Yarbay Süleyman Takkeci tarafından hazırlanan Esas Hakkındaki Mütalaa ‘da önemli
gördüğümüz pasajlara aşağıda yer verilmiştir :
ESAS HAKKINDAKİ
MÜTALAA
İstanbul Sıkıyönetim 3 No’lu Askeri Mahkemesi Kıdemli
Hakimliğine
Selimiye / İSTANBUL
Muhterem hakimler,
Askeri
Savcılığımızca yapılan hazırlık soruşturması sonunda; T.C.K. nun 146 ncı
maddesinin 1 nci fıkrasında derpiş edilmiş T.C.Anayasası’nın tamamını tağyir,
tebdil veya ilgaya, bu kanun ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ni iskata ve vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs etmek suçundan
sanıklar Em. Kur. Yb. Mehmet Talat TURHAN, Doktor Nebi EREN, Em. Hv. Yzb. Fevzi
ÖZKAYA, Avukat M.Nuri YAZICI, Avukat Salim YAVUZ, Muhasebeci Yüksel ÇENGEL,
Avukat Abdülvahap MUTLUGÜN, Öğrenci Turhan ÖNALAN, İktisatçı Sabahattin KÜÇÜK,
Öğrenci Selahattin UZUNİSMAİL, Öğrenci Mümtaz AKTAY ve Öğrenci Servet ÇEVİK ve
T.C.K.nun 146 ncı maddesinin 3 ncü fıkrasında izahını bulmuş aynı suça fer’an
iştirak suçlarından sanıklar Öğrenci Yusuf ALTAYLI, Öğrenci İbrahim ÇENET,
Öğrenci Mehmet YAVUZ, Öğrenci Yılmaz BEKTUR, Öğrenci Eyüp EĞRİOĞLU, Öğrenci
Metin GENÇ, Duvarcı ustası Selahattin SAYDAM, İşçi Kadim ÇULFAOĞLU, Öğrenci
Mehmet ÇINAR, ÖĞğrenci Niyazi ÖZGÜL, Öğrenci Bahattin ÖZVER, Öğenci Cemil ATEŞ,
Öğrenci Ahmet GÖKSU, Öğrenci Fahmi İLHAN, Öğrenci Atamer EROL, Ticaretle meşgul
Necdet DARAHTALI, Jeolog Ersin ERTEKİN, Mütercim Kamil GÜVEN, İşçi Chit YILMAZ ,
Öğrenci Nevzat Akay KAYNAK, Öğrenci M.Erkan METE, İşçi Necati ELEVLİ, Öğrenci
Kadir Dursun ÇAĞLI, Oto Tamircisi Yaşar SİVRİKAYA, İşçi Hadi ELEVLİ, İşçi Mehmet
Hayri GEZER, Hv. Yzb. Fuat TURHAN
(….)
s.18
Dayanağı bulunan temel
delilin muteberiyeti üzerine işkence karşı iddiasıyla çekilmek istenilen
örtünün, her şeyden önce hakiki hüviyetini teşhis etmeyi ve gerçekler
doğrultusunda tahlilini yapmağı ve buna göre oturacağı temeli ortaya koymağı
amaç edinen esas hakkındaki mütalaamızın bu başlangıç safhasında cevaplandırma
zımnında izhar etmek istediğimiz bir husus da , duruşmanın başlangıcından bu
yana gerek sanıklar ve gerekse müdafilerce musırren üzerinde durulan ve davanın
sanıklar yönünden vahdet arz etmeyişi münasebetiyle bir örgütten
bahsedilemeyeceğine dair itirazları ve karşı görüşleridir.
Bu itilaf ve
karşı görüşlerden biri; varlığı Askeri Savcılıkça ileri sürülüp asli fail
oldukları izah tarzından , olayların vaz ediliş şekli ve itibar olunduğu
belirtilen sanıklar ifadelerinde zamanın kuvvet komutanlarına kadar uzanan bir
cuntadan bahsedildiği halde bu asli fail durumunda olanlar Askeri Savcılıkça
davaya dahil edilmediğine göre dava açılmış işbu sanıklar hakkındaki davanın da
ciddiyet kazanmayacağı, mesmu olamayacağı, muhakeme edilemeyecekleri
yolundadır.
Bu hususta hemen ifade edelim ki bu görüşü Askeri
Savcılığımız da paylaşmaktadır.Zira hiç şüphe edilmeyecek açık bir husustur ki
iddia, bir küldür.Bu iddianın tesi..(okunamadı) amil olan deliller, çoğu yerde
müşterek deliller olarak tezahür etmektedir.Aynı neyden delillerin bir kısım hem
fiil için suçluluk ve diğer bir kısım hem fiil için suçsuzluk doğuracağı elbette
düşünülemez. Aksi halde bu davada müşahede olunduğu gibi örgütsel çalışmada hem
fiil görünen kişiler kamu tanığı imiş gibi bir hüviyete bürünür veya kamu görevi
niteliğini taşıyan müdafi durumunu ihraz eder. İşte bu görüş açısından hareket
eden Askeri Savcılığımız, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığının 29.05.1972 gün ve
Ad. Müş.:1972/2693-156 sayılı soruşturma istemine müsteniden yürüttüğü hazırlık
soruşturması sırasında soruşturmanın, haklarında soruşturma açılmış kişileri de
kapsadığını müşahede etmesi sebebiyle Askeri Savcılığımıza görev ve yetki veren
kanun hükümlerinin ve özellikle 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun, Sıkıyönetim
ilanından önce işlenmiş fiiller ve failleri hakkında Sıkıyönetim ilanına
sebebiyet alakası yönünden Sıkıyönetim komutanına tanıdığı geniş taktir hakkını
ve yüksek rütbeli zevatla ilgili 1402 sayılı kanunun müsaade alınmasına dair
hükmünü, keza 1402 sayılı kanunun Sıkıyönetim mahkemelerinde uygulanacak usul
hükümleri bakımından atıfta bulunduğu 353 sayılı kanunun Generaller ve
Amirallere müteallik ahvalde Genelkurmay Askeri Mahkemesine görev veren ahkamını
ve bu meyanda konunun nezaketini de dikkate alarak bu şahıslar hakkında da
soruşturma açtırılmasına mütedair, bir nüshası dava dosyasında bulunan
22.12.1972 gün ve 1972/353 sayılı soruşturma emri verilmesine ilişkin yazısı ile
keyfiyeti İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına bütün detaylarıyla intikal
ettirilmiştir.
s.19
Nitekim bu intikalin Talat TURHAN tarafından da
kavranmış ve bilinmiş olması mahsulü olarak, bu defa bu bölüme satırbaşı açmağa
mesnet olmuş savunmanın işbu karşı iddiasına ters düşecek şekilde Talat
TURHAN,mahkeme huzurundaki sorgusunun bazı bölümlerinde Askeri Savcıyı kuvvet
komutanlarını bu davaya katmak gayreti içinde olan bir kimse hüviyetinde
tanıtmaya çalışmış bulunmaktadır.
Bu itibarla müdafaa..(okunamadı)
kastettiği, diğer hem fiillerin dahili dava edilmemiş olması gibi bir hal,
Askeri Savcılık tasarrufu olarak nitelendirilemez ve davanın hal ve rüyet olunan
yönüne herhangi bir şekilde menfi etkisi düşünülemez.
Davaya dahil
edilmemiş hem fiilleri hakkında , işbu davayı hal ve rüyet mevkiinde bulunan
mahkemenizce nihai kararla birlikte soruşturma açılması yolunda ihbar müzakeresi
yazılması yoluna gidilebilmesi mümkündür ve bu yolun ihtiyar edileceğinden
kuşkumuz yoktur. Kaldı ki usul Kanunlarımız muvacehesinde sanıklar hakkında dava
açılmamış veya açılamamış olması , haklarında dava açılmış olan sanıklar
hakkındaki davayı hal ve rüyetten men edici bir hüviyet taşıyamaz. Bu itibarla
bu yöne müteallik definin de davanın ciddiyetine halel veremeyeceği , hal ve
rüyetten alıkoyamayacağı açıkça ortadadır.
(…)
Savunmaca ortaya atılmış bu
karşı ve itirazda özetle ( iddianamenin yüksek komuta kademesi etrafında oluşmuş
bir cuntanın faaliyete dayandırıldığı, halbuki sanık olarak ortaya çıkarılmış
bulunanların bir kısmının serbest meslek mensubu, bir kısmının işçi, diğer
kısmının da sabıkalı kişiler olduğu, birbirlerini tanıyamayacak durumları açık
olan bu değişik hüviyetli kişilerin nasıl gizli bir ihtilal örgütü kuracakları,
bu durumun mantık kuralları ile dahi bağdaşamadığı, bu itibarla bu iddianın
mantık kuralları ile bağdaşabilecek bir iddia niteliği taşıyamayacağı, buna
nebni bir takım gerçek dışı ve hayal mahsulü olayın bir takım kişilere evvelce
hazırlanmış belli bir senaryo icabı ikrar ettirilmiş olmasından başka bir şeye
bağlanamayacağı) belirtilmiş ve ifade edilmiştir.
İddianın bu şekilde bir
karşı görüşle daha temelinden mantıksal açıdan muallel olduğu yolundaki iş bu
taan karşısında hemen ifade etmek gerekir ki gerçekten bu örgüt bünyesinde
kişiler ve kişilikler açısından pek karışık bir
s.20
hüviyet tenevvülü
vardır. Ama bu özellik, örgütün ciddiliği konusuna halel getirici bir özellik
olamaz. Bu özellik, taban ve tavan bütünlüğüne bağlanmış bir ittifakın tabii bir
sonucundan , geniş cephe halinde belirginleşmesinden , müsnet gaye suç
bakımından yakın tehlike teşkil edecek bir hale dönüşmüş ve gelişmiş olmasından
başka bir şey değildir. Bu , esasen gizli örgütün gayesi cümlesinden olup gizli
örgüt varlığının açık ve seçik bir ispatıdır.
Niteliğine uygun olarak
gizli örgütteki insanların, direkt bağlılıklar dışında birbirlerini tanıması
değil, tanımaması asıl olmak gerekir. Bunun dava dosyası itibariyle somutlaşmış
–hali ise, sanıklardan Turhan ÖNALAN’ın dava dosyası 53/2-5 sırasında yer almış
ifadesindeki; Salim YAVUZ’un, kendilerine, örgüt üyesi olarak yapacakları
çalışmalarda dikkat edecekleri esasları sayması sırasında bunlardan biri olarak(
ketum olmaları ve diğerini bilmemeleri) şeklindeki övütünde ifadesini
bulmaktadır. Esasen gayesine varabilmek için gizli örgütün merkezden muhite
doğru genişlemesinin tabii seyri icabıdır bu. Bu bakımdan aşağıda bulunanın yani
tabanı teşkil eden bir militanın , en üsttekilerle tanışıklık ve temas içinde
olması gerekmez. Aksi hal, örgütün kuruluş ve faaliyet maksadına ve gizliliğine
ters düşer. Farklılaşma, gizli örgütün tabiatı icabındandır. Örgütün en üst
kademesinde bulunanlar da esasen belirtilen bu tabiat icabı tabanı itibariyle
militana dayanmayan bir örgütün köksüz bir ağaca benzeyeceği cihetle
yaşayamayacağının idraki içinde olmak mevkiindedirler.Nitekim cuntasal
faaliyetin asıl halkaları mesabesindeki her grup kendi arasında birbirini
tanıyan kişilerden teşekkül etmiştir.
(…)
Kaldı ki emniyetin, bir
senaryota mesnet teşkil edecekşekilde örgüt mensuplarından hiçbirinin kişiliği
ile ilgili bir önyargıya müsteniden kimsenin peşine düşmüş bir hali, özel bir
gayretkeşliği de olmamıştır. Bu hususu somutlaştırarak ifade edelim ki, esasen
örgütün meydana çıkış şekli de böyle bir karşı iddiaya hak kazandıracak veya hak
kazandırmayı düşündürebilecek nitelikte değildir. Zira belli bir noktadan
ileriye müteveccih bir izlenimle değil, inkıtaa uğradığı ileri noktadan itibaren
geriye doğru bir izlenim ile ortaya çıkmıştır örgüt ve örgüt mensupları. Örgüt,
Marksist-Leninist felsefi düşünceyi
(…)
s.23
…
Malum bulunduğu üzere
gerek 12 Mart muhtırasının verilmesine ve Sıkıyönetim ilanına takaddüm esen
safhada ve gerekse 12 Mart muhtırasını ve Sıkıyönetim ilanını müteakip bilhassa
bomba patlatılması, tedhiş hareketlerine tevessül edilmesi konusunda İstanbul’da
vuku bulan olaylar bütün açıklığı ile gözler önündedir. İş bu cümleden olarak
gizli toplantılar yapıp kararlar alma, yapılması öngörülen ihtilalin
uygulayacağı bir ön anayasa taslağı hazırlama,ihtilalin vukuunu müteakip gerek
yönetici kadroda ve gerekse öngörülen sair hizmet yerlerinde görevlendirilecek
kişileri militan gruplarına varıncaya kadar tespite müteallik “Devrimci kadro
listesi” hazırlama ve bunları örgütün üst kademesinin tasvibine sunma sadedinde
Ankara!ya gönderme,halkı tedirgin etmek suretiyle toplumda bunalımlar yaratma ve
Sıkıyönetime rağmen anarşinin önlenemeyeceği kanısını verme, bu suretle değişik
bir yönetimin ve ihtilalin gerekliliği yolunda kamu oyunu hazırlama sadedinde
dava dosyasının 1376 sırasında yer alan 2.6.1969 tarihinden 10 Mayıs 1972
tarihine kadar İstanbul’da vukua gelmiş ve yalnız mal zayiatını değil, can
yönünden de zararları mucip patlamalara ilişkin listede yazılı ve büyük bir
kısmı işbu dava sanıklarının eseri olarak ortaya çıkmış bomba patlatma,
bunlardan ayrı olarak soygun yapma, Giresun’daki Madenci Amerikalıları kaçırmaya
teşebbüs ve sabotaj planlaması olaylarının içinde dava konusu bu örgüte mensup
kişilerin bulunduğu sarahat kesbettiği cihetle bu olayların tertipleyicilerinin
de bu gizli örgüt mensupları (Haklarında işbu dava açılmış olanlar kadar henüz
dava açılmamış ve fakat duruşmadan edindiği kanaatle mahkemenin haklarında
soruşturma açılmasını isteyeceği ve bu itibarla ihbar müzakeresi yazacağında
kuşku olmayacak kişiler de dahil) olduğu keza aynı açıklıkla ortadadır. Bu
olayların arkasındaki gaye ve maksatların, hedeflerinin ne olduğu ise
olayların
s.24
mahiyetinden, sanıkların kendi ifadelerinden bütün açıklığı
ile keza belirginleşmektedir. (…)
1-) GİZLİ ÖRGÜTÜN KURULUŞU, GELİŞİMİ VE
FAALİYETLERİ :
Malum bulunduğu üzere şurası tarihsel şekilde tespit edilen
bir gerçektir ki, aslında kendi fikir ve inanç dayanakları doğrultusunda bir
yönetim ve kadro getirmek amacıyla mevcut düzeni zor kullanarak yıkmak arzusu
içinde bulunanlar, kendilerinde memleket dertlerine çare-i hal bulmak gibi bir
çizgiyi maske edinmek suretiyle genellikle memleket bir buhranla karşı karşıya
kaldığı zamanlar mer’i mevzuat yasakları muvacehesinde bir araya gelerek birer
ihtilal örgütü şeklinde gizlice teşkilatlanırlar. Bu suretle oluşan ihtilal
örgütleri ya birbirlerinden habersiz veya haberli olarak kurulurlar. Zamanla da
bunlar ya ayrı ayrı faaliyetlerini sürdürürler veya birbirleriyle birleşirler ve
güç birliği ederler. Aksiyon haline geçişi bu yoldan böylece daha müessir bir
şekilde sağlamış olurlar. Nitekim memleketin 1968-1969 yıllarında içinde
bulunduğu buhranlı vaziyet, bu tarihsel gerçek doğrultusunda iddianamelerimizde
belirtildiği veçhiyle bir takım gizli örgütlerin ortaya çıkmasını amil olmuş
bulunmaktadır. Ancak yine tarihsel gerçek olarak işarette bulunduğumuz gibi bu
davaya mesnet teşkil eden faaliyetlere müteallik olmak üzere aynı fikirleri ve
kanaatleri paylaşma durumunda olan insanlar misüllü çeşitli örgütlerin de bir
araya gelmesi ve birleşmesi bir vakıa şeklinde ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Davamızdaki, Talat TURHAN’ın kendi etrafında oluşturduğu ve keza Memduh EREN’in
hiyerarşik yoldan neticede Talat Turhan’a bağlanmış olan ve fakat bidayette
kendi etrafında oluşturduğu örgütlerin birleşmesi ve artık bu birleşmiş hüviyeti
icabı lideri Talat Turhan olan işbu örgüt ile dava süjesi olmayan Orhan Kabibay
etrafında ve daha üst seviyede oluşmuş bulunduğu ortaya çıkan örgütün birleşmesi
ve kenetlenmesi ve hatta bu mayanda Marksist-Leninist doğrultuda muhtelif
öğrenci teşekküllerinde ve işçi teşekküllerinde militan görevi ifa edenlerin
örgüt bünyesine ithal suretiyle birleşmesi ve böylece tabanı oluşturmağa matuf
kenetlenmesi de bu tarihsel gerçeğin somut bir
örneğidir.
(…)
s.25
(…)
Ancak işte bu noktada örgütün organik
yapısının oturduğu temeli de kapsayacak şekilde konulabilmesi açısından
öncelikle T.C. Anayasası ile müesses düzeni zor yoluyla değiştirmek amacını
güden ve ihtilal hareketinin ordu içinde kurulmuş örgütlenme sonucu bizzat ordu
tarafından gerçekleştirilmesini öngören ve aynı zamanda öngörülen işbu ihtilalin
bir an önce tahakkukunu sağlayıcı ortamı hazırlamak bakımından da devlet düzeni
yıkmağı ve yerine Marksist- Leninist bir düzeni getirmeyi hedef alan T.H.K.O.ve
DEV-GENÇ gibi illegal teşekküllerin uyguladıkları taktik doğrultusunda devrimci
şiddet hareketlerini benimseyen işbu dava sanıklarının iddianamemizde yer yer
etraflıca belirtilmiş olan örgütlenme fikriyatının oluşumu, gelişimi ve
gruplaşma olanağına kavuşmasına amil şartların ve ortamın mahiyetine de kısaca
temasta zaruret görmekteyiz.
(…)
s.26
Malum bulunduğu üzere 27 Mayıs
1960 inkılabı ve bunu belgeleyen 1961 anayasası, bir taraftan Atatürk’ün
gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasını sağlayacak köklü reformları
mümkün kılıcı, öte yandan özgür bir ortam getirici hükümleri ile 1924
Anayasası’na göre temellenmiş Atatürk düzenini teyit eden hürriyetçi bir
anayasadır. İşte bu geniş hürriyet ortamı içinde muhtelif fikir ve inanç
grupları, gittikçe artan canlılığa kavuşmuşlar ve özellikle daha önceleri
kendini gizleme zorunluluğu duyan sol akım toplumsal sorunlara değişik bakış
açıları getirmiştir. Ancak ne var ki Türkiye koşulları, anayasa doğrultusunda
gerçekleşmesi gereken gelişim bakımından iyi bir biçimde değerlendirilememiş ve
neticede kavram ve eylem kargaşalığı yaratıcılığına dönüşen bir nitelik iktisap
etmiştir. Bu arada yekdiğerini hedef alan düşünce akımları, özellikle aşırı
solcular ve sağcılar, zamanla, getirdiği hürriyet ortamının bütün imkanlarından
yararlandıkları bu demokratik anayasadan memnun olmamaya başlamışlar ve toplumun
temel siyasi, hukuki ve iktisadi nizamlarını tahribe müteveccih tutum ve
davranışlar ihtiyar etmeye yönelmişlerdir. Öte yandan da 12 Mart 1971
muhtırasına gelinceye kadar ki dönemde aşırı sol ve sağ faaliyetlerin
gelişmesinde etkin sosyal ve ekonomik bozukluk ve dengesizlik üzerinde yeterince
durulmamış, anayasanın öngördüğü istikamette reformlar yapılmamış ve sosyal
adaletin gerçekleşmesini sağlayıcı tedbirler üzerinde yeterince durulmamış ve
böylece demokrasinin yozlaştırıldığı istismarına mesnet hal ve şartlar
yaratılmıştır.
(…)
İşte bu noktada, müştereken önerdikleri hususlar
dikkate alınarak genel bir çizgi ile ifade etmemiş gerekirse bütün bu gruplar;
aslında milli iradeden ümidini kesen, yönetime ağırlığını koyabilecek bir kadro
ile azınlığın çoğunluğa hükmetmesini amaçlayan gruplar olarak, evvela mevcut
iktidarın boy hedefi üzerinde mevcut düzeni yıkma istikametinde birleşen fikri
yapı birlik ve beraberliği içindedirler. Bu bakımdan ideolojik farklılıklar,
öncelikle yıkma ön fikri karşısında ikinci planda kalmış hususlar olarak görül-
s.27
mektedir.Ve bu itibarla işbu yıkma odak noktasında güç birliği
etmelerini engelleyici bir faktör olarak gözükmektedir.Talat TURHAN özellikle
duruşmadaki sorgusunun bir bölümünde de belirtilmiş olan bu yöne dönük izah ve
kabullerin ideolojik esaslar itibariyle çelişiklikler ifade ettiğini ve buna
mebni iddia tutarsızlığı olarak belirdiğini işaretlemişse de arz ettiğimiz bu
nedenler muvacehesinde, dava süjesi işbu örgütün belirtilmiş stratejisi ve
taktiklerinde bir tutarsızlık mevcut değildir.
(…)
Boyutları kendilerinde
tespit edilen 27 Mayıs’çılık ve demokratik nizamı korumak maskesi altında Türk
Ordusu içinde bir grup oluşturmak ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile müesses
düzeni ordu içinde kurulmuş örgütlenme yolu ile yıkmak ve değiştirmek ve bunun
için de yapılacak ihtilalin sivil kesimlerde desteklenmesini sağlayıcı devrimci
şiddet hareketlerine tevessül etmek hedefi üzerine müesses silahlı mücadele
yolunu benimsemiş işbu gizli örgütün analizini yaptığımızda bünyesinde,
demokratik parlamenter nizamı yıkmak sadedindeki faaliyetlerini gerek 12 Mart
muhtırasının verilişine değin ve gerekse verilişinden sonra örgütün deşifre
olduğu 6-7 Mayıs 1972 tarihine kadar devam ettiren ve müşterek çalışma
içerisindeki bir cunta hareketini gerçekleştirme istikametinde çalışan İstanbul
ve Ankara gruplarının ortaya çıktığını ve İstanbul grubunun; 1- Talat TURHAN
grubu, 2- Memduh EREN grubu, 3- Bu gruplarca çengel atılmış devrimci, öğrenci ve
işçi grubu, Ankara grubunun ise; 1- Merkez üst grup, 2- Asker grup şeklinde
bölümlendiğini müşahede etmekteyiz. Her iki büyük grup ve bunların bünyesinde
yer alan daha küçük gruplar bidayette yek diğerinden ayrı birer ünite olarak
kurulmuşlardır. Ancak birlikten kuvvet doğacağı cihetle zaman zaman ittifak
edecekleri diğer bir grup aramak zorunluluğu hissetmişler ve irtibat elemanları
aracılığı ile temaslar sonucu neticede aynı amaç
s.28
etrafında
birleşmeyi sağlamışlar ve müessir bir cunta grubu şekline
dönüşmüşlerdir.
İşte bu noktada öncelikle işbu dava konusu örgütün,
cuntasal hüviyetini ortaya koyucu birleşmesini ele almak mevzuya istikamet verme
açısından bizce daha yararlı bir yol olarak görülmektedir.Zira işbu cuntasal
karaktere rağmen hem fiillerin bir kısmı hakkında yukarıda da açıkladığımız
veçhile soruşturma açılamamış ve böylece belli bir noktanın yukarıya çıkmayan ve
fakat aşağıya doğru bir seyirle ortaya çıkmış bulunan örgüt mensupları ve
fiilleri, dava mevzuu olarak ele alınmıştır. Bu itibarla cuntasal karakteri
veren yönünün evleviyetle ele alınmasını müteakip dava süjesi örgüt
mensuplarının ve fiillerinin ele alınması, davanın işbu hüviyetine daha uygun
bir yol ve yöntem olacaktır.
İSTANBUL GRUBU İLE ANKARA GRUBUNUN
BİRLEŞMESİ VE CUNTANIN TEŞEKKÜLÜ
Yukarı bölümlerde işaret ettiğimiz
veçhile yürütülen son soruşturmanın bugüne kadar ki safhasında irat ve ikamesi
yapılmış bilcümle delillerin,, özellikle sanıkların hem kendi yönlerinden
ikrarları ve hem de örgüt arkadaşları yönünden şahadet yerine kaim
açıklamalarının, davanın sübut noktası ile ilgili olarak bir değişiklik hasıl
etmediği ortaya çıkmış bulunduğundan sübuta ilişkin hususlar bakımından dayanak
noktası hüviyetini muhafaza eden iddianamelerimiz bünyesinde beher sanığa ait
özel bölümlerde ayrı ayrı açıklanan örgütsel çalışmanın özelliği,sanıklar
arasındaki gaye birlik ve beraberliği konusu bütünleştirilerek ele alınacak
olunursa; ihtilalci kişiliği ve tespit edilebilen eylemleri itibariyle genç
Kemalistler ordusu örgütünden bu yana hep mevcut düzenin yıkılması ve anayasanın
öngördüğü parlamentarizme dayalı demokrasinin alternatifi olmak üzere kadroya
dayanan bir ihtilal düzeni, bir cunta yönetimi getirilmesi istikametinde kesif
faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan sanıklardan Talat TURHAN ; Emekli Kur. Tb.
Osman DENİZ hakkındaki ek iddianamede de belirtildiği üzere Talat AYDEMİR
hareketinden itibaren Osman DENİZ ile zikredilen fikir birlik ve beraberliği
içinde bulunmaktadır.
s.31
..vaziyete hakim olamayacak durumda
bulunduğu , bu şartlar karşısında ordunun iktidara er geç el koyması gerekeceği,
kendisinin bu mülahaza ile o dönemde Hava Kuvvetleri Komutanı olan Musin BATUR,
İkinci Ordu komutanı olan Orgenerel Faruk GÜRLER ve Donanma Komutanı Oramiral
Kemal KAYACAN ile eski milli birlikçilerden Ekrem ACUNER ile Mucip ATAKLI ile
temasının olduğu, ayrıca Ekrem ACUNER İle Mucip ATAKLI’nın bu üç kumandanla
temas ve münasebetlerinin sürdürüldüğü, ancak Ekrem ACUNER’in Kumandanlardan
ayrılarak kendi başına bir çalışma içerisine girdiği, bu sebeple Faruk GÜRLER’in
Ekrem ACUNER’e karşı cephe aldığı, bu temas ve münasebetten amacın siyasi ve
iktisadi durumu takip ederek gelecekte doğabilecek ihtimallere göre zamanında
tedbir içinde olmak ve müdahale etmek olduğu, bu kumandanlarla temas ve
işbirliği halinde bulunduğu” hususlarını anlattıktan sonra bu durum karşısında
kendisiyle çalışıp çalışamayacağını sorduğu, bu soru üzerine teklife muhatap
olarak kendisinin bu kumandanlardan sadece Oramiral Kemal KAYACAN’ı 1963’ten
beri tanıyıp diğerlerini yakınen tanımadığı,fikir vr inançlarını bilmediği
hususunu ifade ettiği, ancak kendisine Orhan KABİBAY’ın bu konuda her bakımdan
güvenilir kimseler olduğu hususunu temin ettiği
, yine teklife muhatap
kılınan sıfatıyla kendisinin bu konuda komutanların ne dereceye kadar istekli ve
kararlı olduklarını sorması üzerine Orhan KABİBAY’ın “ Tamamdır, kesin olarak
kararlı ve isteklidirler, hem kendileriyle bu hususta hem fikirim ve onlarla
beraberim, sen de bu kişileri zamanla tanıyacak ve seveceksin” diye cevap
verdiği ve bu minval üzere yapılmış konuşma sonunda teklifi olumlu karşılayıp
örgütsel faaliyetler içine girmiş olduğu,
2- Kendisini bu konuşmadan
10-15 gün sonra Orhan KABİBAY’ın tekrar aradığı, yine evine çağırması üzerine
gittiği,bu faaliyetlerle ilgili olarak Doğan AVCIOĞLU, İlhami SOYSAL VE İlhan
SELÇUK ile anlaşmış olup yaptığı teklifin onlarca da olumlu karşılanması
neticesi onların da örgüte dahil olduğu, aralarında Numan ESİN’in de
bulunmasının bu arkadaşlara kıvanç verdiği, bu sebeple İlhami SOYSAL’ın Çankaya
Gazeteciler sitesindeki evine akşam yemeğine katılma teklifinde bulunduğu, kabul
edip giderek orada İlhami SOYSAL, Doğan AVCIOĞLU, İlhan SELÇUK ve Orhan KABİBAY
ile birlikte bir toplantı yaptıkları, toplantıların tekrarlanmasına,
çalışmaların sürdürülmesine karar alındığı, 3-4 saatlik görüşmeden sonra
dağıldıkları,
3-Bu toplantıdan 10 gün kadar sonra Orhan KABİBAY’ın evinde
toplandıkları, Orhan KABİBAY, i.SOYSAL, İ.SELÇUK, D.AVCIOĞLU ile bir arada
oldukları, toplantının 3-3,5 saat sürdüğü, Orhan KABİBAY’ın kumandanlarla
yaptığı temas ve faaliyetleri hakkında bilgi verdiği gibi örgüt içinde Avukat
Fakih ÖZFAKİH’ inde bulunmasını istediği hususlarının
konuşulduğu,
s.32
4-Bundan sonra Fakih ÖZFAKİH’in Ankara Kocatepe
semtindeki evinde toplandıkları, 3 saat süren toplantıda kendisi, Fakih ÖZFAKİH,
Orhan KABİBAY,İ.SOYSAL, D.AVCIOĞLU, İ.SELÇUK’un bulunduğu, Fakih ÖZFAKİH’İN
Orgeneral Faruk GÜRLER’in avukatı ve yakın adamı olduğu, toplantıda fikirlerini
yansıtacak bir yayın organına ihtiyaç konusunun görüşüldüğü, bu gazeteyi
D.AVCIOĞLU’nun sevk ve idare edeceği, yazılarıyla İlhami SOYSAL VE İlhan
SELÇUK’ungazeteyi takviye edecekleri, mali finansmanına adi ortaklık yoluyla
gidileceği ve büyük bölümüne Doğan AVCIOĞLU’na bağlı olarak faaliyete katılacak
Cemal Reşit EYÜPOĞLU tarafından sağlanacağı, kendisinin 8000 bin lira ile
katılacağı hususlarının ele alındığı,
5-(…)
6-Birkaç gün sonra
İlhan SELÇUK,Doğan AVCIOĞLU,İlhami SOYSAL birlikte önceden haber vermiş
oldukları cihetle Fakih ÖZFAKİH’in kendisini yazıhanede ziyarete geldikleri,
Orhan KABİBAY’a haber verilmiş olmasına rağmen gelmediği, İlhan SELÇUK
arkadaşları Doğan AVCIOĞLU VE İlhami SOYSAL adlarına da konuşacakları
faaliyetlerini ayrı yürütecekleri beyanla örgütten ayrıldıkları, Fakih ÖZFAKİH
ile kendisinin bunu kabul ettikleri ve sonucu Orhan KABİBAY’a
bildirdikleri
7-Orhan KABİBAY’ın 1970 yılının baharında Talat TURHAN
hakkında kendisini eskiden beri tanıdığı, güvenilir, dürüst, akıllı bir kimse
olduğu yolunda bilgi vererek komutanların ilgili faaliyetlerini nakletmek
suretiyle ona da teklifte bulunduğunu, Talat TURHANında kabul ettiğini
belirttiği, Talat TURHAN’ı kadroya dahil etmek konusunda ne düşündüğünü sorduğu,
esasen Numan ESİN olarak kendisi Talat TURHAN’ı bir iki defa Dündar SEYHAN’ın
evinde gördüğü, iyi kanaat sahibi olduğu cihetle kadroya alınması yönünde olumlu
cevap verdiği, bunu üzerine yakın zaman Talat TURHAN’ında dahil olduğu halde
Orhan Kabibay ve Fakih ÖZFAKİH’in evinde toplantı yaptıkları, Orhan KABİBAY’ın
ordudaki çalışmalarla ilgili bilgileri nakledip Ordu müdahalesinin gittikçe
yakınlaştığını anlattığı,
s.33
8-(…)
9-(…)
10-
Gruplarına İrfan SOLMAZER’inde girmiş olduğu, bu suretle faaliyeti aralarında
bölümlü şekilde icra sadedinde “ Numan ESİN olarak kendisinin Orhan KABİBAY’a
bağlı olarak Deniz subayı Sarp KURAY ve iki arkadaşı ile birlikte Deniz
Kuvvetlerinin genç subay kesimi ile – Orhan KABİBAY’ın Kara Kuvvetleri
mensuplarıyla Fakih ÖZFAKİH’in ise parlemento içi, Danıştay, Yargıtay, Anaysa
mahkemesi üyeleriyle ilişki ve faaliyetler içinde bulundukları, Talat TURHAN’ın
bu itibarla Orhan KABİBAY’a bağlı olarak İstanbul’da hem cuntaya dahil ordu
mensuplarından bazıları ve hem de sivil kesimin belirli şahıslarıyla ilişkisini
sürdürdüğü,
11-(…)
12- Talat TURHAN ile bir gün buluştuklarında
kendisine Talat TURHAN’ın “ T.H.K.O. Mensubu Deniz GE
13-
(…)
14- Rafet Kaplangı’nın da faaliyetleri içinde görev almış bir kimse
olduğu, temaslarını ve faaliyetlerini TALAT Turhan – Celil GÜRKAN ve Orhan
KABİBAY ile sürdürdüğü, Talat TURHAN ve İ rfan SOLMAZER’in Emniyet Genel Müdür
Muavini Adnan ÇAKMAK’ı 1965 yılından beri Dündar SEYHAN vasıtasıyla tanır
olduğu, fazla bir münasebete girişme halleri olmadığı, ancak Adnan ÇAKMAK ve
Talat TURHAN arasındaki münasebetin iyi olduğu ve birbirlerine gidip geldikleri
yolunda bilgi sahibi olduğu,
15- Taksim soygunun İrfan SOLMAZER, Talat
TURHAN ve ekibinin yapmış olduğu,
16- Talat TURHAN’ın bu dava dolayısıyla
tutuklanmasından sonra kendisinin ona avukat tutmuş olduğu, avukatlık ücreti
olarak karalaştırılan 20.000 liranın 10.000 lirasını vermesini tekeffül ettiği,
mütebakisini Talat TURHAN ailesinin ödeyeceği, kendisinin de bomba ve cunta
olayları ile ilgi,li olarak tutuklanacağını düşündüğü, ancak buna rağmen yurt
dışına çıkma pasaportu da olduğu halde Adalet önüne çıkmak amacıyla ,rfan
SOLMAZER gibi yurtdışına kaçmadığı,
17- Cunta hareketinin muvaffak
olmasından sonra kurulması düşünülen Kurucu Meclis ile Devrim Hükümetinin
işleyiş ve kurulmasını düzenleyen Anayasa taslağının hazırlanmasında Hakim Yb.
Emin DEĞER, Hukuk Fakültesi MEZUNU Top. Pilot Alb. Hidyet ILGAR, Avukat Fakih
ÖZFAKİH ve Hava Kur. Albay İlyas ALBAYRAK’ın katkıları ve çalışmaları olduğu,
s.178
(…)
Şahit Fakih ÖZFAKİH’in şahadetinde ezcümle; (
N.ESİN,T.TURHAN, O. DENİZ’i tanırım. 1961-1969 döneminde C.H.P. Mielletvekili
idim. O.DENİZ’in de dahil olduğu 21 Mayıs olayları dolayısıyla verilen ölüm
cezaları hakkında kırmızı oy vermiştim. O.DENİZ affa uğradıktan sonra
şükranlarını ifade etmek üzere Ankara’da vana geldi. Onunla tanışmam böyla
başlar. 14’lerin C.H.P.’ye kazandırılması maksadıyla O.KABİBAY, N.ESİN,
O.ERKANLI, İ. SOLMAZER, Mustafa KAPLAN ile temas ettim. N.ESİN ve M.KAPTAN,
Alpaslan TÜRKEŞ’in yanında yer aldılar. Daha sonraları N.ESİN, yanında
İ.SELÇUK,İ.SOYSAL,D.AVCIOĞLU olduğu halde evime geldiler. Bir gazete
çıkaracaklarını söylediler. Bu iş için hukuki statü tanzim etmek istediler.
Yardımcı olmamı istediler. Sonra bu işle ilgilenmedim. T.TURHAN’ı Danıştay’daki
bir davası dolayısıyla tanımıştım ve vekaletini almıştı m. 1969 yılında eski
D.P.’ lilerin affı konusu aktüel hal almıştı. Ancak mecliste kırmızı oy
kullandım. Sebeplerini basına aksettirdim. Tam bu sıralar O.KABİBAY,O.DENİZ’in
Ankara’ya geldiğini haber verdi. Meclise gidecektik. Aynı arabayla Kızılay’a
kadar geldik. Aktüel meseleler üzerinde konuştuk. Ordu çevrelerinde affın
huzursuzluk nedeni olduğunu, müdahale ihtimalini ortaya çıkardığını çevreden
edindiğimiz kanaatlere göre karşılıklı anladık.. Konuşma bu mahiyette kaldı.
Yoksa örgütlenme konusunda O.DENİZ’e teklif yapılmadı. Nitekim ordunun aldığı
kesin sonuç af konusunun sonbahara bırakılmasını amil oldu.O zamn ki hava içinde
özellikle kara kuvvetlerinde ve genelkurmayda bazı hareketler ve hazırlıklar
kulağına gelen herkes aile meclislerinde dahi bunu konuşuyordu.)
(…)
s.178
Şahit O.KABİBAY’ın şahadetinde ezcümle; ( Benim
Ankara’da zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı, daha sonra Genelkurmay Başkanı olan
zatla, Hava Kuvvetleri Komutanı ve önce Donanma, daha sonra Deniz Kuvvetleri
Komutanı olan zatlarla temasta bulunduğum, ayrıca da bazı emekli subaylarla
temas ettiğim, örgütsel bir duruma geçtiğim, cunta teşebbüsü içinde olduğum
ileri sürülmüştür. Ben yukarıda saydığım komutanları Milli Birlik Komite üyesi
olduğum yıllarda 1960’lardan tanırım. O tarihlerde yakın münasebet içinde olmam
normaldir. Talat TURHAN’ı 1950 yılından itibaren tanırım. Daha sonraları Harp
Akademisi’nde aynı sınıfta okuduk. Yakınlığımız ela’n devam etmektedir. 12 Mart
arifesinde bir ameliyat geçirmiştim. Ziyaretime bir çok kişiler ve bu meyanda
Talat TURHAN’da gelmiştir. N.ESİN’i 1960 yılından beri, O.DENİZ’i daha sonraları
tanıdım. M.EREN’i 1960 devriminden sonra Ordu- Millet el ele temel sloganının
bir savunucusu olarak tanımışımdır. Bana her zaman bağlılığını belirtmiştir.
R.KAPLANGI’yı sadece T.TURHAN!ın arkadaşı sıfatıyla tanırım. A.ÇAKMAK’ı 1960
devriminde, devrime hizmetlerde bulunmuş bir kimse sıfatıyla tanırım. Hiç biri
ile örgütsel ilişkilerimiz olmamıştır. 1969 yılı bahar aylarında ….( okunamadı)’
lere ağ konusu çeşitli tepkilere yol açmıştır. Ordunun bu konuda hassas olduğu,
hatta bir müdahaleye kadar gidebileceği söylentilerini duymuştum. Bu sıralarda
O. DENİZ Ankara’da beni aradı. F.ÖZFAKİH ile birlikte kendisini Kızılay’a kadar
götürdük. Orada bıraktık. Aramızda cuntaya ilişkin bir konu olmadı. Bu
konuşmamızın akabinde T.TURHAN’ın Ankara’ya gelmesini sağlatma ve kendisine
cuntaya girme teklifi yapmak söz konusu değildir. Ayrıca N. ESİN ile cuntasal
faaliyetlere girildiği ve bu nedenle muhtelif evlerde toplantılar yapıldığı
hususu da bilgim dışındadır.
NOT : Em. Kur. Yrb.Osman DENİZ’ in
Askeri Savcılığın mütalaasında altını çizdiği yerler okuyucunun dikkatini çekmek
amacıyla kalın harflerle verilmiştir.