YAZARLARIMIZDAN RAHMİ YILDIRIMIN SAVUNMA DİLEKÇESİ ( Rahmi Yıldırım (Gazeteci))

ANKARA 12. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE

Sayın mahkeme heyeti,
Sözlerime başlamadan önce heyetinize ve davanın tüm taraflarına saygılar sunuyorum.
İnternet sitesi sansursuz.com sitesinde yayımlanan “İş Bilenin Kılıç Kuşananın” başlıklı yazıda geçen bazı ifadelerde “devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif” ettiğim iddiasıyla başlatılan soruşturma dolayısıyla huzurunuzda bulunuyorum.

İddianamede zikredilen metin bana ait değildir
Bu aşamada suçlamanın esasına, yani söz konusu yazıda tahkir tezyif suçunu işleyip işlemediğime ilişkin bir açıklama yapmayacağım. Çünkü, soruşturma zikrettiğim yazıdan dolayı açılmış olsa da, üç yıla kadar hapsimin istendiği iddianameyi bu yazıdan dolayı düzenlenmiş sayamıyorum. Bu noktayı çok önemsiyorum. Öncelikle bu konuya değinmek istiyorum.
İddianameyi hazırlayan Sayın Savcı ile bu soruşturmaya değin hiç karşılaşmadım. Bu soruşturma vesilesiyle kısaca yüzyüze geldik, saygılı bir yaklaşım içinde ifademi tespit etti.
Kısa görüşmemizden edindiğim izlenim ve hislerim beni yanıltmıyorsa, Sayın Savcı uygar kişiliğe sahip bir insandır; bana susma hakkımı kullanabileceğimi hatırlatma nezaketinde bulundu.
Yine hislerim beni yanıltmıyorsa, Sayın Savcı temel hak ve özgürlüklere saygılıdır. Bu yüzden, hakaret içermeyen, eleştiri niteliğindeki bir yazıdan dolayı üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılmamı aslında istememiştir.
Hakkımda böyle bir dava açmak Sayın Savcı’nın da içine sinmemiştir. Ama, görevi gereği bu davayı açmıştır. Bu tür davaların hangi yasal ve pratik zorlamalarla açıldığı bilinmektedir. Sayın Savcı da içine sinmese de, aynı yasal ve pratik zorunlulukla sonuçta bu davayı açmıştır.
Davayı içten gelerek açmadığından olsa gerek, iddianameye gereken özeni göstermemiştir. İddianame, adalet arayışının gerektirdiği titizlikten, yasal ve hukukî ağırlıktan yoksun kalmıştır. Neden bu kaanate vardığımı madde madde açıklamak istiyorum.

1) Özensizlik, daha iddianamenin ilk satırında kendisini göstermektedir.
Suçlanan yazının sansursuz.com adlı internet sitesinde 27 Ocak 2005 tarihinde yayımlandığı iddia edilmiştir. Oysa, yazı 23 Ocak 2005 tarihinde sayfaya konmuştur.
Genelkurmay Başkanlığı’nın Adalet Bakanlığı’na gönderdiği suç duyurusu ekindeki yazı fotokopisinin altında da 23 Ocak 2005 tarihi kayıtlıdır.
27 Ocak 2005, Genelkurmay Başkanlığı’nın yazıyı okuyup, yazıcıdan çıkarttığı tarihtir.
Yazının tarihi konusundaki tahrifat şu anlama gelmektedir: İddia edilen suçun işlendiği araç elektronik ortam değil de görsel, işitsel, yazılı medya olsaydı, suçlanan yazıyı arayanlar, 27 Ocak 2005 tarihli gazetede, radyoda, televizyonda yazıyı ya da programı bulamazlardı.

2) Tarih farklı olduğu gibi suçlanan yazının özgün başlığı ile iddianamede zikredilen başlık da farklıdır. Özgün yazıdaki başlık “İş Bilenin Kılıç Kuşananın” şeklindedir. Yani bütün sözcükler büyük harfle başlamıştır. Oysa iddianamede zikredilen başlık “İş bilenin kılıç kuşananın” şeklindedir, ilki dışındaki sözcükler küçük harfle başlatılmıştır.

3) Asıl tahrifat ise, tahkir ve tezyif suçuna dayanak gösterilen bölümde yapılmıştır.
Özgün yazıdaki bölüm şöyledir:
[ Maaşıyla yetinip üniformanın onurunu herşeyin üstünde tutanları tenzih ederek, şimdilik şu kadarını söyleyeyim; “Atatürk ilke ve inkılaplarının yılmaz savunucusu” paşalar, bir tarihten beri, (diyelim, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin İsmet Paşa tarafından emperyalist limanlara yanaştırılmasından beri), aslında sermaye düzeninin koruyucusu, sıradan neferleri, aktörleri ve figüranlarıdırlar. Bu yüzden, sermaye düzeninin aktif birer aktörü, figüranı ve koruyucusu olarak nasıl davranmaları gerekiyorsa öyle davranıyorlar. ]
İddianamede zikredilen bölüm ise şöyledir:
(…şu kadarını söyleyeyim. Atatürk İlke ve İnkılaplarının yılmaz savunucusu Paşalar bir tarihten beri diyelim ikinci dünya savaşından sonra Türkiye’nin İsmet Paşa tarafından emperyalist limanlara yanaştırılmasından beri aslında sermaye düzeninin koruyucusu, sıradan neferleri aktörleri ve figüranlarıdırlar. Bu yüzden sermaye düzeninin aktif birer aktörü, figüranı ve koruyucusu olarak nasıl davranmaları gerekiyorsa öyle davranıyorlar…)
Dikkatli gözler aradaki farkları hemen görecektir. Özgün metindekinin tersine iddianamedeki metinde çift tırnak, parantez ve ayırma işaretleri kaldırılmıştır; özgün metinde büyük harfle başlayan bazı sözcükler iddianamedeki metinde küçük harfle başlatılmıştır; aynı şekilde, özgün metinde küçük harfle başlatılan bir sözcük de iddianamedeki metinde büyük harfle başlatılmıştır. Hepsinden önemlisi, özgün metindeki cümle iddianamedeki metinde ortasından bölünmüştür.
Yazı/yazar ilişkisi, ebeveyn/çocuk ilişkisi gibidir. Evladın gözünün kulağının, ağzının burnunun dış müdahaleyle yamultulması anne babayı nasıl rahatsız ederse, yazısının deforme edilmesi de yazarı öyle rencide eder. Hiçbir yazar, hakkında üç yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan bir dava vesilesiyle de olsa, yazısında tahrifat yapılmasına, yazısının tanınmaz hale getirilmesine razı olmaz. Dava konusu yazımdaki tahrifat konusunda gösterdiğim titizliğin bu bağlamda hoşgörüyle karşılanmasını diliyorum. Özensizlikten de olsa yazımı tahrif ettiği için Sayın Savcı’ya kırgınlık duyduğumun bilinmesini istiyorum.
Özgün metinde yapılan tahrifatı tek tek açıklamaya çalışacağım.

a) Özgün metinde “Maaşıyla yetinip üniformanın onurunu herşeyin üstünde tutanları tenzih ederek, şimdilik şu kadarını söyleyeyim” cümleciğinden sonra noktalı virgül kullanılmıştır; yani cümle bitmemiş, devam etmiştir. İddianamedeki metinde ise noktalı virgül yerine nokta konmuş, cümlecik, cümlenin tümünden kopartılarak ayrı bir cümle haline getirilmiştir. Hatta, cümlecik bile kendi içinde bölünmüştür. Bu tahrifat, sadece cümlenin değil, paragrafın ve yazının tümünü anlam bakımından köklü bir değişime uğratmıştır.
Esasen tahkir ve tezyif iddiası, cümlenin, paragrafın ve yazının tümünde anlamı kökten değiştiren bu tahrifat üzerine kuruludur. Cümlenin ortasından bölünüp devamı üzerine anlam kurulmasına ve iddianameye konu edilmesine, davaya devam edilecekse, sonraki duruşmada esasa ilişkin soruları yanıtlarken değineceğim.

b) Özgün metindeki çift tırnaklar, iddianamedeki metinde yoktur. Özgün metinde “Atatürk ilke ve inkılaplarının yılmaz savunucusu” ifadesi çift tırnak içindedir; iddianamedeki metinde çift tırnak kaldırılmıştır.
Bu tahrifat da, söz konusu paragrafın anlamını köklü değişikliğe uğratmıştır.
Çift tırnak işaretinin kaldırılması, paragrafın anlamını köklü değişikliğe uğratmıştır. Çünkü, bütün yazım kılavuzlarında, çift tırnak işaretinin üç ayrı işlevi olduğu anlatılır.
Örneğin, eski Türk Dil Kurumu Genel Yazmanı Ömer Asım Aksoy başkanlığındaki bir kurul tarafından hazırlanan “ANA YAZIM KULAVUZU”nda çift tırnak işaretinin işlevleri şöyle anlatılır:
Birincisi, özgün bir metinden alıntı yapıldığını gösterir, içinde başkalarına ait düşünceler vardır.
İkincisi, yazılı bir metin içinde geçen kitap, gazete, dergi, sanat ve edebiyat eserlerinin adları çift tırnak içine alınır.
Üçüncüsü, bir sözcük ya da ifade vurgulanacaksa, bu yolla anlamı güçlendirilecekse, çift tırnak içine alınır. (Ayrıntılı bilgi için bakınız, Ömer Asım Aksoy, ANA YAZIM KLAVUZU, Adam Yayınları, İstanbul, Eylül 2004, 24’üncü Baskı, s: 61)
Üçüncü işlevine bağlı olarak, çift tırnak, yazı metninin seyrine göre, içine aldığı sözcük ya da ifadelerdeki ironik anlamı güçlendirdiği gibi kendisi de ironik anlam katar.
Bu noktada “ironi” konusunda bir parantez açmak istiyorum.
İroni, olması istenen ve beklenen ile gerçekleşen arasındaki zıtlığın (mizah tadı da taşıyan) anlatımıdır. Günlük yaşamda pek de akıllıca hareket etmeyen kişiye “seninki de iyi akıl ha!” diye serzenişte bulunmak ironi örneğidir.
Sanat ve edebiyatta ironi, açıkça övmek ya da yermek yerine övgüyü ya da yergiyi gizleyen, övgü mü yergi mi olduğunu okuyucunun, izleyicinin algılamasına bırakan anlatım tarzıdır.
Ana Britannica’nın “İroni” maddesine göre, iki türlü ironi vardır.
Edebiyatta kullanılan “sözel ironi”de asıl anlam gizlidir ya da sözcük anlamlarıyla çelişiktir. Açık övgüyü ya da yergiyi gizleyen sözel ironinin temelinde, olan ile olması gereken arasındaki karşıtlığın biraz yukarıdan bakılarak kavranması yatar.
Tiyatro ahnesinde, beklenen olayla gerçekleşen olayın uyuşmama durumuna da “dramatik ironi” denir. Dramatik ironi, bir yapıtta kullanılan sözcüklere değil, yapıtın kuruluşuna bağlıdır. Tiyatro oyunlarında ironi, çoğunlukla kahramanın farkında olmadığı yazgısının seyirci tarafından bilinmesiyle sağlanır. Agamemnon’un, daha sonra kefeni olacak mor halı üzerinde yürümesi için yapılan övgü dolu daveti kabul etmesi buna örnektir. O. Henry öykülerinin beklenmedik sonlarında da dramatik ironi vardır. Çehov, “Dama s Sabaçkoy” (1899, Küçük Köpekli Kadın, 1911) adlı öyküsünde aynı etkiyi daha incelikli bir biçimde yaratır. Öyküde, deneyimli bir Don Juan, sıradan bir flört diye başladığı ilişkinin sonunda, öbürlerinden farksız kadın tarafından baştan çıkarılır ve yaşam boyu ona tutkuyla bağlı kalır. (Ana Britannica Genel Kültür Ansiklopedisi. Ana Yayıncılık. 1988. İstanbul. Cilt: 11. Sayfa: 627)
Bu bilgiler ışığında şunu eklemek istiyorum.
Ben yolsuzluk usulsüzlük tartışmalarında adları geçen asker sivil kamu görevlileriyle ilgili iki yazı yazdım. İlki, sansursuz.com adlı internet sitesinde sitesinde 16 Ocak 2005 tarihinde “İşini Bilen Paşalar” başlığıyla, ikincisi de 23 Ocak 2005 tarihinde “İş Bilenin Kılıç Kuşananın” başlığıyla yayımlandı. İkinci yazı birinci yazının devamıydı ve bu husus 16 Ocak 2005 tarihli yazının sonunda açıkça belirtilmiştir.
İkinci yazı hakkında soruşturma başlatıldı ve sonunda bu dava açıldı. Gerek suç duyurusunda gerekse iddianamede devletin askeri emniyet kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmekle suçlandım. Oysa, hakkında soruşturma açılan yazıda, suç duyurusunda ve iddianamede öne sürüldüğü gibi Türk Silahlı Kuvvetleri değil, yolsuzluk usulsüzlük tartışmalarında adları geçen asker sivil kamu görevlileri eleştiriliyordu.
Suçlanan yazı ironi yüklüydü. “Atatürk ilke ve inkılaplarının yılmaz savunucusu” ifadesindeki çift tırnak işaretinin işlevi, yazının tümündeki ironiyi bu ifadeye kazandırmak ve ironiyi güçlendirmekti. Atatürk ilke ve inkılaplarını savunma söyleminin yolsuzluk usulsüzlük tartışmalarında adları geçen kimselerde iğreti durduğunu vurgulamak, bu kimselere Atatürk ilke ve inkılaplarının savunuculuğunu yakıştıramama anlamındaki ironiyi güçlendirmek için, çift tırnak işareti kullanılmıştı. Suçlanan metin iddianameye aktarılırken yazının tümünden kopartılıp çift tırnak işareti de kaldırılınca ironi kalmamış, dolayısıyla ifadenin anlamı kökten değişmiştir.

c) Özgün metindeki parantez, iddianamedeki metinde yoktur. Özgün yazıda (diyelim, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin İsmet Paşa tarafından emperyalist limanlara yanaştırılmasından beri) ifadesi parantez içindedir, iddianamede parantez kaldırılmıştır.

ç) Özgün metinde geçen özel isimdeki tek tırnak, iddianamedeki metinde yoktur. Özgün yazıda parantez içindeki cümlecikte geçen İkinci Dünya Savaşı’ndan sözcükleri yazım kuralları gereği büyük harfle başlamışken, iddianamedeki metinde ikinci dünya savaşından şeklinde yazılarak küçük harfle başlatılmıştır ve ayırma işareti kaldırılmıştır..

d) Yine aynı şekilde özgün metindeki bazı sözcükler küçük harfle başlamışken, iddianamedeki metinde büyük harfle başlatılmıştır. Özgün yazıda ilke ve inkılaplarının sözcükleri küçük harfle başlamıştır; iddianamede ise İlke ve İnkılaplarının şeklinde yazılarak, bütün sözcükler büyük harfle başlatılmıştır.
Aynı şekilde özgün yazıda paşalar sözcüğü küçük harfle başlatılmıştır, iddianamede ise büyük harfle başlatılarak, Paşalar diye yazılmıştır.

İmlâsız yazı olmaz
Tahrifatın tümüyle ilgili olarak hemen belirtmeliyim ki, davayı içinden gelerek açmadığı için olsa gerek, sayın iddia makamı farkında olmadan görev ve yetkisini aşarak, yazı işleri müdürü ya da editör gibi davranmış, yazdığım yazıya müdahale etmiş; ama, ettiği müdahale metnin kurgusunu ve anlamını saptırdığı gibi Türkçe yanlışlığına da yol açmıştır.
Burada, yazıdaki sözcük örgüsünün yazım kurallarıyla bir bütün oluşturduğunu, noktalama işaretlerinin bir metnin anlamlandırılmasında çok büyük önem taşıdığını vurgulamak istiyorum.
Sözcük örgüsü ile yazım kuralları arasındaki bütünsellik, hukuk alanında, başka bir alanda olmadığı ölçüde önemlidir. Benzetme uygun görülürse, gazeteciler yazarlar sözcük mühendisidirler, hukukçular ise sözcük yüksek mühendisi titizliğine sahip olmak zorundadırlar. Zira hukukçular adalet terazisini ellerinde tutmaktadırlar. Adalet terazisinde denge, hukukçuların verdikleri kararla sağlanmaktadır. Karara ilişkin metinde kullanılan sözcüklerle yazım kuralları ve noktalama işaretleri arasında uyum yoksa, amaçlanandan çok farklı bir sonuca ulaşılır.
En harcıalem örnek olarak, “Oku da adam ol baban gibi eşek olma!” sözcük örgüsünde virgülün konacağı yere göre cümle, birbirinden yüzde yüz farklı iki ayrı anlama gelir.
“Oku da adam ol, baban gibi eşek olma!”
“Oku da adam ol baban gibi, eşek olma!”
İkisi arasındaki fark herkesin görebileceği netliktedir.
İlkinde, babası gibi eşek değil, adam olması öğütlenmektedir.
İkincisinde, eşek değil, babası gibi adam olması öğütlenmektedir.

Duygu ve düşüncelerin anlatılmasında yazım kuralları ve noktalama işaretlerinin önemi konusunda bir de Kanevsky’ye atfen denir ki:
“İnsanoğlu bir gün virgülü kaybetti; bütün söyledikleri birbirine karıştı.
Noktayı kaybetti; düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları.
Ünlem işaretini kaybetti bir gün de; sevincini, öfkesini, tüm duygularını yitirdi.
Soru işaretini kaybettiği gün de soru sormayı unuttu.
İki noktayı kaybetti bir başka gün; hiçbir açıklama yapamaz hale geldi.
Yaşamının sonuna geldiğinde elinde yalnızca tırnak işareti kalmıştı; ‘İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca.’”
Kanevsky’nin söyledikleri, dava konusu yapılan metin için de geçerlidir. İddia makamı özensizlik ve dikkatsizlikten, yazı metninin yazım kuralları ve noktalama işaretleriyle bir bütün oluşturduğunu gözden kaçırmıştır.
Özgün yazı iddianameye aktarılırken cümlenin ortasından bölünerek iki ayrı cümle haline getirilmesi ve çift tırnak işaretinin kaldırılması, yazının bütünündeki anlamı köklü değişikliğe uğratmıştır. Öteki tahrifatlar da bu ölçüde anlamı bozmasa bile yazının bütünlüğünün ve özgünlüğünün ortadan kalkmasına yol açmış, yazarını rencide etmiştir.
Bir yazarın suçlanan yazısındaki toplam 51 sözcüğün iddianameye aynen aktarılması bu denli zor olmamalıydı. Hele o yazar hakkında üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istemiyle dava açılıyorken, yazının tümüyle analiz edilmesinden geçtim, hiç değilse topu topu 51 sözcük iddianameye aynen aktarılabilmeliydi.

Kendi yazımdan yargılanmak istiyorum
Sonuçta, iddianamede bana atfedilen metin, bana ait olmaktan çıkmıştır.
Altını çizerek yineliyorum:
İddianamede aktarılan metin bana ait değildir. Ön soruşturma dosyasında gördüğüm fotokopide kayıtlı yazı bana aittir; ancak, iddianamede aktarılan, tahkir ve tezyif suçuna dayanak gösterilen metin bana ait değildir.
Suçlama konusu metin bana ait olmadığına göre, şu an yargılanmakta olduğum davayı hakkımda açılmış bir dava sayamıyorum.
Yani, ön soruşturma bana ait yazıdan dolayı yapılmış, ancak üç yıla kadar hapis cezası istemli dava bana ait olmayan bir metinden dolayı açılmıştır. Yargılamaya bu iddianameyle devam edilirse, verilecek karar da hakkımda verilmiş olmayacaktır.
Bana ait olmayan bir metinden dolayı yargılanmak istemiyorum. Yargılanacaksam bana ait metinden dolayı yargılanmalıyım.

Bu itirazım, yargılamayı geciktirme, oyalama niyetiyle sözcüklere ve yazım kurallarına ilişkin ayrıntılarla uğraşma çabası olarak görülmemelidir. Tam tersine, adalet terazisini elinde tutan mahkemeye yardımcı olmak için bir yanlışlığın başlangıçta düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Askerlikte yığınakta yapılan hatanın muharebenin neticesine tesir etmesi gibi, yargıda da yanlış bir iddianameyle işe başlanmış olması, yanlışlık düzeltilmediği takdirde yargılamanın bütün seyrini etkileyecek ve adalet terazisinin doğru bir tartı yapmasını önleyecektir. Hatta adalet terazisinde boşuna tartı yapılmış olacaktır.

İddianame iş kazasıdır
Açıklamaya çalıştığım nedenlerden ötürü iddianame, benzetmek gerekirse bir “iş kazası”dır. Her ne kadar sanık bölümünde bana ait kimlik bilgileri yazılı ise de, suçlama konusu metin bana ait olmaktan çıktığı için, iddianameyi hakkımda düzenlenmiş bir iddianame sayamıyorum. Bu iş kazası düzeltilmeden yargılamaya devam edilmesi, bundan sonrasını da etkileyecektir.
Bu “iş kazası”na Ceza Muhakemeleri Usul Hukuku açısından nasıl bir çözüm bulunur, bilemiyorum.
İddia makamı iddianameyi geri mi çeker?
İddianamedeki metnin bana ait olup olmadığı konusu bilirkişiye mi havale edilir?
Konu bilirkişiye sorulmasına ihtiyaç bırakmayacak açıklıkta olduğundan mahkeme kendisi mi karar verir?
İddianamede zikredilen metin bana ait değilse davanın akibeti ne olur?
Hukuk bilgim, bu soruları layıkıyla yanıtlamaya yeterli değil.
İddianameyi hakkımda düzenlenmiş sayamadığım için bu aşamada suçlamanın esasına, yani tahkir tezyif suçunun işlenip işlenmediğine ilişkin bir açıklama yapmaya gerek duymuyorum.
Bu aşamada, iddianamede suçlama konusu yapılan metnin, yukarda açıkladığım nedenlerden ötürü bana ait olmadığının karar altına alınmasını diliyorum.
Davanın esasına ilişkin soruları, bu konuda karar alınmasından sonra yanıtlayacağım.

Yeni TCK’ye eski iddianame
Esasen, üç yıla kadar hapsimin istendiği iddianame, 765 sayılı eski Türk Ceza Yasası’na göre düzenlenmiştir. 5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasası’nın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, 765 sayılı TCK yürürlükten kalkmıştır.
Yürürlükten kalkan eski TCK’nin 159/1’inci maddesini ihlalden, yani devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif suçlamasıyla hakkımda dava açılabilmesi, eski TCK’nin 160’ıncı maddesi gereğince Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlıydı. Şimdi yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’de ise Adalet Bakanlığı’nın izin şartı yoktur.
Sayın Savcı bu davayı içinden gelmeyerek açtığına, yeni TCK ile Adalet Bakanlığı’nın izin şartı da kalktığına göre, iddianamenin bu bakımdan da yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Yine iddianamenin dayandırıldığı eski TCK’nin 159’uncu maddesinde “tahkir ve tezyif etmek” fiilinden söz edilmektedir.
Şimdi yürürlükte olan TCK’de ise “tahkir ve tezyif” adıyla bir suçtan söz edilmemektedir. Bunun yerini aldığı düşünülebilecek 301/2’inci maddede, “askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilmektedir.
Yani, “tahkir ve tezyif etmek” ile “aşağılama” aynı suç mudur, tartışılmaya değer bir konu. Sayın Savcı’nın iddianamesini bu değişiklik ışığında da kendiliğinden gözden geçirmesi zarurettir.
İddianamenin yasa değişikliği karşısında düştüğü durumu daha fazla irdelemeye benim hukuk bilgim yeterli değildir. Savunma avukatları bu konuda gereken açıklamayı yapacaklardır.
Bu aşamada, iddianamede zikredilen, üç yıla kadar hapsimin istendiği metnin, biraz önce açıkladığım nedenlerden dolayı bana ait olmadığının karar altına alınması isteğimi yineliyorum.
Saygılarımla. 07 Eylül 2005

Rahmi Yıldırım