Birçok bilimadamına göre canlı türlerin devamı için erkeğe
ihtiyaç yok.
Örneğin, İngiltere’nin Southampton Üniversitesi biyologları,
‘Evrim sürecinde erkeklere niye ihtiyaç duyuldu?’ sorusuna cevap aramışlar.
Salyangoz ve solucan gibi tek cinsiyetli türlerin üremek için kendi kendilerini
kopyalamalarından hareketle, erkeklerin fazlalık olduğuna
hükmetmişler.
Peki, varlığı şart değilse tabiat bu fazlalığı niye var
etmiş? Cevap, çeşit olsun diye!..
Çünkü, kopya yavru çevredeki değişime
kolay uyum gösteremiyor, ama çift cinsiyetli türler daha uyumlu. İşte bu yüzden
doğada çeşitliliğin artması, canlıların çevre değişikliklerine daha rahat uyum
sağlayabilmesi için erkeklere ihtiyaç duyulmuş. (Hürriyet, 16 Mart
2000)
Erkeğin varlığı sırf, “çeşit olsun, çevreye uyum kolaylaşsın”
gerekçesine bağlanınca, teorinin devamı da geliyor. Bilim ve teknolojinin
olanakları çevreye uyumu kolaylaştırdıkça erkeklere ihtiyaç azalacak, sonunda
erkek nesli yok olacak.
Hatta, Oxford Üniversitesi genetik bilimcisi
Prof. Brian Sykes, erkek neslinin kalan ömrünü de hesaplamış. Prof. Sykes’ın
dediğine göre erkeklik kromozomu Y giderek azalıyor, gün gelecek hiç kalmayacak,
erkek neslinin şunun şurasında 125 bin yılı kaldı. (Milliyet, 5 Haziran
2005)
Prof. Sykes’ın dediklerini okuyunca dehşete kapılmadım değil. Kabul
etmek kolay değil ölüme ve yok olmaya mahkumiyeti.
Erkeklik gibisi var
mı?!
Televizyon kumandasının hakimiyiz, kadınlardan yüzde 98 daha hızlı
zap yaparız, pembe dizilerle vakit öldürmeyiz.
Tatil için minik bir çanta
bize yeter, denizde yüzmemiz özel günlere tabi değildir.
Ayna karşısında,
kuaförde saatler harcamayız.
Antonio Banderas’a benzemek için kilo verme
derdimiz yoktur, ne kadar çirkin olsak da bizden hoşlanacak bir kadın mutlaka
vardır. Üstelik saçlarımızdaki beyazlıklar, yüzümüzdeki kırışıklıklar
karizmamızı yüceltir
Tüm orgazmlarımız gerçektir ve yaşlanınca viagra
imdadımıza yetişir.
Düşüncesiz ve kırıcı davranışlarımızın çaresi bir
demet çiçek ya da ekstra kredi kartıdır.
Bir davette bizimle aynı
kıyafeti giyen erkekle rekabet etmeyecek rahatlığa sahibiz.
Bir
arkadaşımızı ziyaret edeceksek hediye götürmemiz şart değildir.
Bir iki
takım elbise, iki çift ayakkabıyla mezara kadar idare ederiz.
Daha neler
neler…
Demek bütün bunlar bir illüzyon, 125 bin yıl sonra tamamen ölmeye
razı etmek için tabiatın bize verdiği birer rüşvet, öyle mi?!
125 bin yıl
sonra biz yokuz, bizimle birlikte saltanatımız da yok olup gidecek, öyle
mi?!
Bizi bir kalemde silip atan, “Siz aslında çeşit olarak yaratıldınız,
ihtiyaç kalmadığında yok olup gideceksiniz” diyen bilimadamlarının boynu altında
kalsın!
İnşallah, dedikleri yalan çıkar.
İnşallah, başka
bilimadamları da çıkar, aslında kadınların fazlalık olduğunu, günü geldiğinde
yok olacaklarını, başımızda et bırakmayan dişi yaratıklardan kurtulacağımızı
müjdeler(!).
Hem dünya sadece kadınlara kalacak da ne
olacak?
İngiliz bilimadamları bunu düşündüler mi hiç?
Dünyada
erkek kalmadığında kadınlar kimin başının etini yiyecekler?
Kimin göğsüne
başını koyup salya sümük, zırıl zırıl ağlayacaklar?
Kimden sadece
kendisini sevmesini, biricik vazife olarak kendisine sürekli aşk sözcükleri
fısıldamasını, mecburen ayrı kaldıklarında geçici olarak hadım olmasını, başka
kadınları fark etmeyecek kadar aptal olmasını bekleyecekler? Kime aşk acısı
çektirecekler?
Bozulan musluğu kim tamir edecek, patlak ampulu kim
değiştirecek?
Otomobilin lastiği patlayıp yolda kaldıklarında kim lastiği
tamir edecek?
Yeryüzünde erkek kalmadığında kendileri mi Einstein,
Mc.Planck, Nazım Hikmet, Aristo, Hegel, Marks olacaklar?
Sözün kısası,
kadınlar, İngiliz bilimadamlarının palavralarına kanıp “Oh, erkeksiz hayat, ne
rahat!” diye boşuna sevinmesinler derim.
Ayakta işemenin
dayanılmaz cazibesi
Erkeksiz tabiatın ve hayatın kadınlara kazandıracağı
tek rahatlık, erkekler gibi ayakta çiş yapamama ezikliğinden kurtulmaları
olacak.
Hani erkekler, ayakta çiş yapmak, mevsim kış ise kar üzerinde
çişiyle adını yazmak, “Ayakta kot elde şişe, erkeklik bu değil kızım, erkeksen
ayakta işe!” diye kadınlara hava atıyorlar ya.
Cinsel anatominin Piri
Reis’i Ferud, kadınların çocukken “Benim neden pipim yok, neden ayakta çiş
yapamıyorum?” diye komplekse kapıldıklarını söylüyor; feministler de erkeklerle
yarışmak için kahvehanelere baskın veriyorlar, ayakta çiş yapmanın yollarını
arıyorlar ya.
İşte, dünyada erkek kalmadığında kadınlar bu dezavantajın
ezikliğinden kurtulmak dışında bir faydasını görmeyecekler.
Aslında bu
eziklikten kurtulmaları için İngiliz bilamadamlarının “erkekler yok olacak”
palavrasının doğrulanmasını beklemelerine gerek yok. Çünkü, erkek bilimciler
kadınlara erkekler gibi ayakta çiş yapma imkânı veren aleti de keşfettiler. Batı
ülkelerinde yıllardır kullanılıyor.
Kanadalı bir firmanın ürettiği ayakta
işeme aleti, büküldüğünde huni haline gelen bir kâğıttan ibaret. “Sihirli koni”
denilen tek kullanımlık alet, erkekler gibi ayakta çiş yapmak isteyen kadınların
yanı sıra, genel tuvaletlerde klozetlere oturmaktan çekinenlere de tavsiye
ediliyor.
Sihirli koni, üç ay önce Türkiye’ye de geldi. Cinsel
kimlikleriyle yetinmeyip erkekler gibi ayakta çiş yapmaya heves eden kadınlardan
yolunu bulmak isteyen uyanıklar, ilk partide 165 bin adet ithal ettiler. Üçlü
paketin hediyesi 2,5 lira. Paketin üzerinde ‘Bayanların tuvalet ihtiyacına,
ayakta pratik hijyenik çözüm’ yazılı. Uyanıklar, 2 milyon kadına satma
hayalindeler.
Hürriyet gazetesinden Şermin Sarıbaş ve Ebru Çapa, sihirli
koniyi denemişler, “Son derece fantastik” diyorlar. Bir gazete okuru kadın da
“Bunu da yaptım ya, bu dünyadan artık gözü açık gitmem” demiş; erkeklerin bir
kalesi daha düştü diye nerdeyse zil takıp oynayacak.
Hanımlar gene de
erkekler kadar hızlı çiş yapamamaktan şikâyetçiler. Çünkü, çiş yapmak için
pantolonu indirmek zorundalar. Erkeklerinse fermuarı çözmeleri yeterli.
(Hürriyet, 29 Mayıs 2005)
Ayakta işemek mekruh!
Ayakta
işeme hızında erkeklere yetişseler bile ben, kadınlara sevinmekte acele
etmemelerini tavsiye ederim.
Çünkü, burası Türkiye! İktidarda İslamcı bir
parti var. Ayakta işemenin günah boyutu da var.
Gerçi İstanbul
Müftülüğü’nün ‘Alo Fetva’ hattından sihirli koniye onay çıkmış. Telefonla fetva
evliyaları, tuvalete, “Allah’ım! Pislikten ve pis olmaktan sana sığınırım” diye
dua edilerek sol ayakla girilmesine, sağ ayakla çıkılmasına, ayakta
işenmemesine, ancak hijyen gibi zorunlu durumlarda ayakta işenebileceğine fetva
vermişler; ama konu Alo Fetva hattının tekelinde değil.
Meğer “Ayakta
işemek erkekliğin şanındandır!” derken kendi kendimizi kandırıyormuşuz da
haberimiz yokmuş.
Meğer, salt kadınların değil erkeklerin de ayakta
işemesi caiz değilmiş de haberimiz yokmuş.
Meğer, “Ayakta kot elde şişe,
erkeklik bu değil kızım, erkeksen ayakta işe!” diye kadınlara hava atarken ne
günahlar işliyormuşuz da haberimiz yokmuş.
Bereket, Çorum İskilip Müftüsü
Cahit Erdinç var.
Medyanın yalancısıyım, Müftü Cahit Erdinç, cuma
vaazında, “ayakta işemenin mekruh olduğunu” söylemiş; AKP’li Belediye Başkanı
Orhan Öztürk de, halkın ayakta işeyerek günah işlememesi için bu ay başında
belediye tuvaletlerindeki pisuvarları söktürmüş. Medyadaki günahkârların
belediye başkanını üzerine bir su dökmedikleri kaldı. Sonuçta, Başkan, tamirat
bahanesini ortaya atmış.
İlahiyatçılar, Peygamber zamanında ayakta
işendiğinde elbiseye de sıçrayacağı, bu durumda kılınan namazın kabul olmayacağı
gerekçesiyle ayakta işemenin caiz sayılmadığını, çömelerek işemenin tavsiye
olunduğunu, bugün ise pisuvarlarda sıçrama tehlikesinin bulunmadığını
söylediler.
Sonuç, İskilip’te pisuvarlar yerine takılacak, vatandaş
ayakta işemeye devam edecek...
Ah başkan ah ! “Senin yaptığını Çorumlular
yapmaz” diyeceğim; ama neyleyim, sen de benim gibi Çorumlusun.
Burası da
Türkiye !
Feminisitler de erkekler yok olduğunda ayakta işeyememe
ezikliğinden kurtulacaklarını sanma sevdasının boşa çıktığına yansınlar
!
Rahmi Yıldırım
19 Ağustos 2005