Ayakta işemek konulu bir yazı yazdım, ne kadın düşmanlığım kaldı ne din
düşmanlığım.
Meğer ne kadar da hassas bir konuymuş ayakta işemek.
Demek
ki altyapı sorunlarına el atmak uğurlu bir iş değil, daha doğrusu bana göre
değil.
Başıma dert açan yazıda özetle, İngiliz bilim adamlarının erkeklerin
tür olarak gereksizliği yolunda kuram geliştirdiklerini, kuram doğru çıkar da
dünyada erkek kalmazsa bunun tek faydasının, kadınların ayakta çiş yapamama
ezikliğinden kurtulmaları olacağını söylemiştim. Sonra da İskilip Müftüsü’nün
ayakta işemenin mekruh olduğuna ilişkin fetvasına değinmiştim.
Selami İlkay,
“Bildim bileli kadınlar tarafından yönetilen İngiltere’de erkekliğin ne olduğunu
İngiliz erkeklerinin bilmemesi gayet normal… Dolayısıyla İngiliz erkekleri
kendilerini tabiatta fazlalık görebilirler…” diye yazmış ki, meselenin bu yönünü
hiç düşünmemiştim. Sağol Selami!
Selami Bey, kadınlar üzerine espriler de
yapmış; ama, şimdi yazıya aktarıp, Saime Hanımların öfkesini bir kere daha
çekmeyeyim üstüme.
Saime Hanım, kadınları yerden yere vurduğumu, oysa
kadınların aileyi topladığını, yuvayı yaptığını, at gibi ayakta işemeye de hiç
özenmediklerini, asıl erkeklerin iki uzun bacak görünce salya sülük olduklarını
ve bazılarının kadınların bir gülüşüne servet verecek kadar aptal olduklarını da
yazmış. Bunlara itirazım yok da, Saime Hanım’ın beni bir “kadın düşmanı” ilan
etmediği kalmış ki, bu öfkeyle kendisine görünmemekte fayda var.
Oysa Şirin
Hanım da okumuş yazıyı, hiç öfkelenmedi, “Hoş bir yazı” diye herkese
dağıtacağını bildirdi.
Yalana talana baltasını inatla savuran Hayri Balta da
öyle.
Emekli Emniyet Müdürü Yusuf Eğritağ, yazımdan hüzünlenmiş, yüreği
daralmış. Yüreğinin daralması yazdıklarımdan değil. Turizmin başkenti Muğla’da
görevliyken gördüklerini anımsamış, ona hüzünlenmiş.
Yusuf Bey 2001 yılında
Muğla’ya atandığında görmüş ki, 1982 yılında açılan Emniyet Müdürlüğü hizmet
binasındaki tuvaletlerde hiç pisuar yoktur. Emniyete yolu düşen vatandaşlar ve
turistler hela taşlarına su döküyorlar, kokudan ve pislikten geçilmiyor. Gördüğü
manzarayı denetleme raporuna yazmış, ama şiddetli tepkiyle karşılanmış.
Yusuf Bey, “Yüreğimizi daraltan olaylar içinde kaybolup gidiyoruz.” diyor
ki, bence de öyle.
Bir de, “Tuvalette dinimize göre nasıl işememiz lazım?”
diye sormuş. Benim değil, Diyanet evliyalarının bileceği bir mesele.
Ayakta
işeme tartışması, Çorum İskilip Müftüsü Cahit Erdinç’in cuma vaazında ayakta
işemenin mekruh olduğunu söylemesi ve medyanın yazdığına göre, bu fetva üzerine
AKP’li Belediye Başkanı’nın umumi tuvaletlerdeki pisuarları söktürmesiyle
başladı. Tepkiler üzerine tamirat gerekçesi ortaya atıldı.
Tuvalette
dinimize göre nasıl su döküleceği sorusunun yanıtı da bu vesileyle alındı.
Kadrosuz evliyalar, bir hadiste, “İdrardan çok korununuz; çünkü kabrin bütün
azabı ondandır.” diye buyurulduğunu hatırlattılar. Sonra istinca (yani büyük
abdest) ya da istibra (yani küçük abdest) niyetiyle tuvalete nasıl girileceğini,
istinkanın (yani temizlemenin) nasıl yapılacağını anlattılar. Buna göre, helâya
girerken “Allah'ım! Pislikten ve pis olmaktan sana sığınırım” diye dua edilir.
Helâya sol ayakla girilir, helâdan sağ ayakla çıkılır. Helâda kıbleye yönelik
oturulmaz, arka kıbleye çevrilmez. Rüzgâra karşı, bir özür yokken ayakta,
karınca ve benzeri böceklerin yuvalarına, yol üzerine, mescit civarına,
mezarlığa, durgun ve akarsulara, ırmak kenarlarına, ağaç altlarına abdest bozmak
da mekruhtur. Taharet sol elle yapılmalıdır.
Kadrosuz evliyalar, böylece
ayakta işeyenlerin yüreklerine günah korkusu saldılar. Neyse ki, Diyanet’in 657
sayılı yasaya tabi kadrolu evliyaları günah korkusunu bir parça hafiflettiler;
“Necasetten (yani pislikten) sakınmak ve setr-i avrete uymak,yani mahrem
yerlerin başkaları tarafından görülmesine engel olmak kaydı ile kişinin ayakta
veya oturarak idrar yapmasında sakınca olmadığı anlaşılmaktadır” fetvasını
verdiler.
Diyanet’in bu fetvasını, İskilip Müftüsü’nün ya da kadrosuz
evliyaların “ayakta işemek mekruhtur” fetvası için “yürütmeyi durdurma fetvası”
diye anlamak da mümkün. Yani, “ayakta işemek mekruhtur” fetvasının esastan
iptali söz konusu değil.
Bu fetvalardan sonra “sidik yarışı” eskisi gibi
keyifli olur mu, onu da erbabı düşünsün.
Erbabına göre, ayakta işemenin
mekruh, yani küçük günah sayılması sadece Allah’ın gücüne gidecek olmasından,
kabir azabı verebilecek olmasından değil. İşin bir de tıbbi tarafı var. Yani,
tartışma çömelerek mi yoksa ayakta mı işemek sağlığa daha yararlı noktasına
kadar geldi.
Bevliyeciler, mesela Opr. Dr. Nedim İnce ne der, bilemem; ama,
Atilla Özdür’ün “Sidikçi faşizm” başlığı altında yazdığına göre, ayakta işememek
aynı zamanda sağlık meselesidir, prostattan sakınma meselesidir. “Zira, çökmeden
boşalamazsınız. Problem de, az ya da çok, torbada artık idrar ile dolaşmakla
başlar...” (Vakit, 22 Ağustos 2005)
Atilla Özdür, işemenin aynı zamanda
demokratik haklar sorunu olduğunu, isteyenin ayakta da işeyebileceğini, ama
“Çökelim arkadaşlar” diyenleri inzibata teslim etmeye kalkışmanın faşizm
olduğunu, yaşlı Kemalistlerin çömelerek işemeyi Laik Cumhuriyet’e karşı eylemli
kalkışmanın ön hazırlığı saydıklarını da yazmış ki, bir yaşıma daha girdim.
Yaşlı Kemalist bulabilirsem soracağım, çömelerek işemeyi gerçekten laik
cumhuriyete karşı eylemli kalkışmanın ön hazırlığı mı sayıyorlar.
Bu sidik
yarışı bundan sonra nasıl seyreder, artık bilmek istemiyorum.
Yusuf
Eğritağ’ın dediği gibi “Yüreğimizi daraltan olaylar içinde kaybolup gidiyoruz.”
Bir fıkra ile rahatlamanın vakti geldi.
Hijyenik işeme !
Malum,
bir tarihe kadar memleketin kaderi “Harbiye, Mülkiye, Tıbbiye” ittifakının
elindeydi. Sonra memleketin kaderi sermayenin eline geçti, emperyalist sermaye
de memleketin kaderine ortak oldu. Ama, “Harbiye, Mülkiye, Tıbbiye” arkadaşlığı
nostaljik de olsa sürüyor.
Arkadaşlar bir konferansta yine beraberler.
Oturum arası verilince ihtiyaç gidermek için tuvalete koşmuşlar.
Abdest
bozma sonrası temizlik sırasında tıbbiyeli defalarca ellerini sabunla yıkadıktan
sonra beş peçete birden kullanıp ellerini kurulamış ve arkadaşlarını iğnelemiş :
- Bize okulda hijyenin önemini de öğrettiler!
Mülkiyeli altta kalmamış.
Ellerini bir defa sabunlayıp yıkamış, bir peçeteyle kurulayıp yanıtını
yapıştırmış:
- Bize okulda milli serveti israf etmemeyi de öğrettiler!
İkisi birden Harbiyeliye bakmışlar. Harbiyeli ellerini yıkamamış peçete de
kullanmamış. Müstehzi bir gülümsemeyle taşı gediğine koymuş:
- Bize okulda
ellerimizi kirletmeden çiş yapmasını da öğrettiler!
Sadece bir fıkraydı.
Umarım, kimse alınmaz, Genelkurmay Başkanı adına Orgeneral İlker Başbuğ bir suç
duyurusunda daha bulunmaz.
Burası Türkiye!
Rahmi Yıldırım
26 Ağustos
2005