AYAKTA İŞEMEK NETAMELİ İŞ! (Rahmi Yıldırım (Gazeteci))

Ayakta işemek konulu bir yazı yazdım, ne kadın düşmanlığım kaldı ne din düşmanlığım.
Meğer ne kadar da hassas bir konuymuş ayakta işemek.
Demek ki altyapı sorunlarına el atmak uğurlu bir iş değil, daha doğrusu bana göre değil.
Başıma dert açan yazıda özetle, İngiliz bilim adamlarının erkeklerin tür olarak gereksizliği yolunda kuram geliştirdiklerini, kuram doğru çıkar da dünyada erkek kalmazsa bunun tek faydasının, kadınların ayakta çiş yapamama ezikliğinden kurtulmaları olacağını söylemiştim. Sonra da İskilip Müftüsü’nün ayakta işemenin mekruh olduğuna ilişkin fetvasına değinmiştim.
Selami İlkay, “Bildim bileli kadınlar tarafından yönetilen İngiltere’de erkekliğin ne olduğunu İngiliz erkeklerinin bilmemesi gayet normal… Dolayısıyla İngiliz erkekleri kendilerini tabiatta fazlalık görebilirler…” diye yazmış ki, meselenin bu yönünü hiç düşünmemiştim. Sağol Selami!
Selami Bey, kadınlar üzerine espriler de yapmış; ama, şimdi yazıya aktarıp, Saime Hanımların öfkesini bir kere daha çekmeyeyim üstüme.
Saime Hanım, kadınları yerden yere vurduğumu, oysa kadınların aileyi topladığını, yuvayı yaptığını, at gibi ayakta işemeye de hiç özenmediklerini, asıl erkeklerin iki uzun bacak görünce salya sülük olduklarını ve bazılarının kadınların bir gülüşüne servet verecek kadar aptal olduklarını da yazmış. Bunlara itirazım yok da, Saime Hanım’ın beni bir “kadın düşmanı” ilan etmediği kalmış ki, bu öfkeyle kendisine görünmemekte fayda var.
Oysa Şirin Hanım da okumuş yazıyı, hiç öfkelenmedi, “Hoş bir yazı” diye herkese dağıtacağını bildirdi.
Yalana talana baltasını inatla savuran Hayri Balta da öyle.
Emekli Emniyet Müdürü Yusuf Eğritağ, yazımdan hüzünlenmiş, yüreği daralmış. Yüreğinin daralması yazdıklarımdan değil. Turizmin başkenti Muğla’da görevliyken gördüklerini anımsamış, ona hüzünlenmiş.
Yusuf Bey 2001 yılında Muğla’ya atandığında görmüş ki, 1982 yılında açılan Emniyet Müdürlüğü hizmet binasındaki tuvaletlerde hiç pisuar yoktur. Emniyete yolu düşen vatandaşlar ve turistler hela taşlarına su döküyorlar, kokudan ve pislikten geçilmiyor. Gördüğü manzarayı denetleme raporuna yazmış, ama şiddetli tepkiyle karşılanmış.
Yusuf Bey, “Yüreğimizi daraltan olaylar içinde kaybolup gidiyoruz.” diyor ki, bence de öyle.
Bir de, “Tuvalette dinimize göre nasıl işememiz lazım?” diye sormuş. Benim değil, Diyanet evliyalarının bileceği bir mesele.
Ayakta işeme tartışması, Çorum İskilip Müftüsü Cahit Erdinç’in cuma vaazında ayakta işemenin mekruh olduğunu söylemesi ve medyanın yazdığına göre, bu fetva üzerine AKP’li Belediye Başkanı’nın umumi tuvaletlerdeki pisuarları söktürmesiyle başladı. Tepkiler üzerine tamirat gerekçesi ortaya atıldı.
Tuvalette dinimize göre nasıl su döküleceği sorusunun yanıtı da bu vesileyle alındı.
Kadrosuz evliyalar, bir hadiste, “İdrardan çok korununuz; çünkü kabrin bütün azabı ondandır.” diye buyurulduğunu hatırlattılar. Sonra istinca (yani büyük abdest) ya da istibra (yani küçük abdest) niyetiyle tuvalete nasıl girileceğini, istinkanın (yani temizlemenin) nasıl yapılacağını anlattılar. Buna göre, helâya girerken “Allah'ım! Pislikten ve pis olmaktan sana sığınırım” diye dua edilir. Helâya sol ayakla girilir, helâdan sağ ayakla çıkılır. Helâda kıbleye yönelik oturulmaz, arka kıbleye çevrilmez. Rüzgâra karşı, bir özür yokken ayakta, karınca ve benzeri böceklerin yuvalarına, yol üzerine, mescit civarına, mezarlığa, durgun ve akarsulara, ırmak kenarlarına, ağaç altlarına abdest bozmak da mekruhtur. Taharet sol elle yapılmalıdır.
Kadrosuz evliyalar, böylece ayakta işeyenlerin yüreklerine günah korkusu saldılar. Neyse ki, Diyanet’in 657 sayılı yasaya tabi kadrolu evliyaları günah korkusunu bir parça hafiflettiler; “Necasetten (yani pislikten) sakınmak ve setr-i avrete uymak,yani mahrem yerlerin başkaları tarafından görülmesine engel olmak kaydı ile kişinin ayakta veya oturarak idrar yapmasında sakınca olmadığı anlaşılmaktadır” fetvasını verdiler.
Diyanet’in bu fetvasını, İskilip Müftüsü’nün ya da kadrosuz evliyaların “ayakta işemek mekruhtur” fetvası için “yürütmeyi durdurma fetvası” diye anlamak da mümkün. Yani, “ayakta işemek mekruhtur” fetvasının esastan iptali söz konusu değil.
Bu fetvalardan sonra “sidik yarışı” eskisi gibi keyifli olur mu, onu da erbabı düşünsün.
Erbabına göre, ayakta işemenin mekruh, yani küçük günah sayılması sadece Allah’ın gücüne gidecek olmasından, kabir azabı verebilecek olmasından değil. İşin bir de tıbbi tarafı var. Yani, tartışma çömelerek mi yoksa ayakta mı işemek sağlığa daha yararlı noktasına kadar geldi.
Bevliyeciler, mesela Opr. Dr. Nedim İnce ne der, bilemem; ama, Atilla Özdür’ün “Sidikçi faşizm” başlığı altında yazdığına göre, ayakta işememek aynı zamanda sağlık meselesidir, prostattan sakınma meselesidir. “Zira, çökmeden boşalamazsınız. Problem de, az ya da çok, torbada artık idrar ile dolaşmakla başlar...” (Vakit, 22 Ağustos 2005)
Atilla Özdür, işemenin aynı zamanda demokratik haklar sorunu olduğunu, isteyenin ayakta da işeyebileceğini, ama “Çökelim arkadaşlar” diyenleri inzibata teslim etmeye kalkışmanın faşizm olduğunu, yaşlı Kemalistlerin çömelerek işemeyi Laik Cumhuriyet’e karşı eylemli kalkışmanın ön hazırlığı saydıklarını da yazmış ki, bir yaşıma daha girdim. Yaşlı Kemalist bulabilirsem soracağım, çömelerek işemeyi gerçekten laik cumhuriyete karşı eylemli kalkışmanın ön hazırlığı mı sayıyorlar.
Bu sidik yarışı bundan sonra nasıl seyreder, artık bilmek istemiyorum.
Yusuf Eğritağ’ın dediği gibi “Yüreğimizi daraltan olaylar içinde kaybolup gidiyoruz.”

Bir fıkra ile rahatlamanın vakti geldi.
Hijyenik işeme !
Malum, bir tarihe kadar memleketin kaderi “Harbiye, Mülkiye, Tıbbiye” ittifakının elindeydi. Sonra memleketin kaderi sermayenin eline geçti, emperyalist sermaye de memleketin kaderine ortak oldu. Ama, “Harbiye, Mülkiye, Tıbbiye” arkadaşlığı nostaljik de olsa sürüyor.
Arkadaşlar bir konferansta yine beraberler. Oturum arası verilince ihtiyaç gidermek için tuvalete koşmuşlar.
Abdest bozma sonrası temizlik sırasında tıbbiyeli defalarca ellerini sabunla yıkadıktan sonra beş peçete birden kullanıp ellerini kurulamış ve arkadaşlarını iğnelemiş :
- Bize okulda hijyenin önemini de öğrettiler!
Mülkiyeli altta kalmamış. Ellerini bir defa sabunlayıp yıkamış, bir peçeteyle kurulayıp yanıtını yapıştırmış:
- Bize okulda milli serveti israf etmemeyi de öğrettiler!
İkisi birden Harbiyeliye bakmışlar. Harbiyeli ellerini yıkamamış peçete de kullanmamış. Müstehzi bir gülümsemeyle taşı gediğine koymuş:
- Bize okulda ellerimizi kirletmeden çiş yapmasını da öğrettiler!

Sadece bir fıkraydı. Umarım, kimse alınmaz, Genelkurmay Başkanı adına Orgeneral İlker Başbuğ bir suç duyurusunda daha bulunmaz.
Burası Türkiye!
Rahmi Yıldırım
26 Ağustos 2005