ÇİFTE STANDART
Çifte standart, en sade anlatımıyla, aynı ya da benzer
olaylar karşısında farklı tutum ve davranışları önleyen ahlak yokluğudur, ilke
yoksunluğudur. Kişinin kendisi için geçerli saydığını aynı durumdaki başkası
için geçerli saymamasıdır ya da tersidir.
Sınıflı toplumun bireylere
dayattığı düşünme ve davranış tarzı olarak çifte standart, özünde, sınıflı
toplum ahlakının, daha doğru bir deyişle egemen sınıf ahlakının kibarlaştırılmış
adıdır.
Sınıflara bölünmüş toplumda bireylerin olaylara ve olgulara
ilişkin yargıları, tutum ve davranışları her şeyden önce sınıfsal aidiyetlerince
belirlenir. Ancak, üretim araçlarının sahibi egemen sınıf bireylerinin ahlaki
refleksleri kesinlikle sınıf çıkarlarınca belirlenirken, ezilen sınıf
bireylerinin ahlaki refleksleri çoğunlukla, egemen sınıfın kendi çıkarını
“herkesin çıkarı” olarak meşrulaştıran ahlak anlayışına mahkum olur. Ezilen
sınıf bireyleri, sınıflara bölünmüşlüğü ortadan kaldırma iradesine sahip
değillerse, egemen sınıf ahlakının dayattığı çifte standard ve ikiyüzlülük
labirentinde dolanır dururlar. Hatta, en çok da egemen sınıfa karşı değil,
birbirlerine karşı çifte standartlı ve ikiyüzlü davranırlar.
Sınıfları ve
bireyleri esir alan çifte standart ve ikiyüzlülük, sınıflı toplumun en üst
örgütü devletleri de esir almıştır. Devletlerin ahlakı varsa (hukuk resmi
ahlaktır), o ahlak da özünde egemen sınıfın çıkarlarını korumaya hizmet eder ve
çifte standartla maluldür.
Kapitalist bir dünyada yaşıyoruz. Egemen olan
ahlak anlayışı kapitalizmin ahlakı. Yani, kârı azamileştirmek, sınıf
egemenliğini sürdürmek için her yol mübah. Herkes için özgürlük, eşitlik, adalet
ve mutluluk ezilen sınıf aydınlarının ütopyası. Kapitalist dünyanın efendileri
ABD ve AB, kendi çıkarlarını bütün dünyanın çıkarı olarak zihinlere nakşetmekte
güçlük çekmiyorlar; çifte standarttan yana öteki ülkeleri suya götürüp susuz
getirecek ölçüde becerikliler.
Bağımlı ülkeler ise kendi çifte
standartlarını kabul ettirmekten yana o denli becerikli, daha doğrusu güçlü
değiller. Temel değerlerden ve ölçülerden yoksunluğun, genel bir ikiyüzlülüğün
çukurunda debelenip duruyorlar.
Çifte standart cenneti
Geçen
hafta Türkiye’de de çifte standardın envai çeşit örneği yaşandı.
En
basitinden, İçişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği son genelge.
Genelgeye göre, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Danıştay, Yargıtay
başkanları, üyeleri ve savcıları, tetkik hakimleri, raportörleri, asker-sivil
tüm hakim ve savcılar ve diplomatik görevlilere, trafik suçu işlediklerinde
trafik ceza tutanağı yazılamayacak.
Bu kişiler trafik suçu
işlediklerinde, sonunda birileri ölse bile, polis sadece tespit tutanağı
düzenleyecek. Bu tutanak kişinin bağlı olduğu kuruma gönderilecek. İlgili kurum
da gerekli idari ve adli işlemi yapacak.
Genelge aynen böyle. Gerçekten
akıl ve vicdan sınırlarını zorlayan bir genelge. Başka ülkelerde örneği olduğunu
sanmıyorum. Cumhurbaşkanı bile trafikte kendisine ayrıcalık istemezken, bunlar
kırmızı ışıkta geçerlerse ceza yemeyecekler, alkollüyken araç kullandıklarında
engellenmeyecekler. Ve o yargıç ve savcılar vatandaşları trafik suçlarından
dolayı yargılayacak!
İnsanın akıl ve vicdan sınırlarının dışında; ama,
meğer yasaların içindeymiş. Yasa 12 Eylül döneminde çıkmış. Üzerinden bunca yıl
geçmiş. Yasanın varlığından habersiz bazı trafik polisleri, imtiyazlı kişilere
ceza kesmişler. İş mahkemeye gitmiş ve Yargıtay, bu çifte standardın yasal
olduğuna hükmetmiş. Bu imtiyazın, Anayasa’nın eşitlik ilkesinden geçtim,
kapitalist ahlaka bile aykırı olduğu, çifte standarda düşmeden adaleti
sağlamakla görevli hiçbir yargıcın aklına gelmemiş.
Ne yazsan, ne
söylesen nafile. Çünkü, burası Türkiye!
Çifte standart, egemen sınıf
adına topluma hükmetmekle görevlilerin trafik suçu işleme imtiyazıyla sınırlı
olsa gene iyi. Siyaset, dış politika ve toplum hayatı baştan ayağa çifte
standartla yüklü. Çifte standart örnekleri saymakla bitmez.
Örneğin,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları. Türkiye’nin lehine ise iyi,
değilse kötü. Abdullah Öcalan için AIHM’nin verdiği kararı Türkiye’nin
egemenleri beğenmedi, uygulamamak için kaçış yolları arıyor.
Hükümet de
dosyanın içeriğine göre sahipleniyor ya da kenara çekiliyor. Hükümete göre
Öcalan’la ilgili karar devletin sorunu, ama türbanla ilgili dava hükümetin
meselesi. Türban yasağı sürebilir ama “Türkiye'de hükümet özgürlüklerin
genişletilmesi için çaba harcamaktadır.”
Türban söz konusu olduğunda
özgürlüklerin genişletilmesi için çaba harcayacak; ama, ceza yasasıyla ifade
özgürlüğünü boğmak için elinden geleni ardına koymayacak.
Seçimden önce
milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyor; ama, iktidar olunca
vazgeçiyor. Neden? Çünkü, yargıya güvenilmez, yargı bağımsız değil. Yargı
başkalarını yargılanırken güvenilir ve bağımsız, ama bunlara gelince
değil.
Ermeni soykırımı konusunda da çifte standart. Bazı Avrupa ülkeleri
emperyalist diplomasiyi insanlığın önüne koyarak, “Ermeni soykırımı yoktur”
demeyi suç sayıp yasakladılar. AKP de, yeni Türk Ceza Yasası ile “Ermeni
soykırımı vardır” diyeceklere hapis cezası getirmenin peşinde.
Çifte
standarda sınır yok. Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Sultanbeyli’de ormanlık
arazide gecekondu diye 6 villa yaptırmış, bundan dolayı 10 ay hapis cezasına
çarptırılmış. Ama nasıl olmuşsa bu cezaya karşın önce İstanbul’a belediye
başkanı, sonra da Türkiye’ye başbakan olmuş. Geçenlerde televizyonda yayımlanan
bir programda, İstanbul Üsküdar’daki evinin de ruhsatsız olduğunu, satıp başka
bir ev almak istediğini söylüyor. Ama aynı Başbakan, sıra siyasi nutuk atmaya
gelince, gecekonduculara ve kaçak yapılaşmaya göz yummayacağını, Ankara’da
birçok gecekonduyu yıktıracağını söylüyor, “Yok öyle yağma, yok öyle 25 kuruşa 5
köfte” diyor.
Başbakan böyle olunca Maliye Bakanı da elbette geri
kalmıyor. Naylon fatura ile hayali ihracat davasından kurtulabilmek için
kendisini affeden bir yasa çıkardıktan sonra bu kez İstanbul Küçük Çamlıca’da
kaçak villa yaptırdığı ortaya çıkıyor. Bunca çifte standardı ve uzun mızrağı
saklayacak çuval bulamamış olmalı ki, gazeteler yazınca şimdi villasını
yıktırıyor.
Burası Türkiye.
Çifte standart, sadece kendisi için
hukuk ve ahlak, anlatmakla bitmez. Egemenlerin çifte standardı bütün topluma
karşı, ezilenler ise hedefi şaşırıp birbirlerine karşı çifte
standartlı.
Bu gibi durumlara fıkra anlatmak hâlâ yasak değil. Fıkra
anlatmanın bile tehlikeli olacağı yeni TCK’nin yürürlüğe girmesine on gün kaldı.
Fırsattan istifade, bir fıkra.
Politika nedir?
Okulda
çocuğa politika konulu kompozisyon ödevi verilir. Çocuk da babasına
sorar:
- Politika nedir?
Baba ne cevap vereceğini bilemez. Başlar
sallamaya:
- Yavrum, anlatacaklarımı iyi dinle. Ben evin geçimini
sağlamak için çalışıyorum para kazanıyorum. Yani ben kapitalistim. Annen,
kazandığım parayı harcayıp evi idare ediyor, yani hükümet. Hizmetçimiz ev
islerini yapıyor, yani işçi. Sen halk, kundaktaki kardeşin de istikbal.
Kompozisyon ödevini buna göre yaz! Anlaştık mı?
Çocuk, ‘anladım’ der,
sabah ödevini yazmak üzere uykuya çekilir. Gece tuvalete kalkar ve beşikteki
kardeşinin ağladığını duyar. Hizmetçiye haber vermek için odasına gider,
babasıyla hizmetçi yatakta sarmaş dolaş.
Annesine seslenir, ama annesi
horul horul uyumaktadır.
Çocuk hemen masasına geçip ödevini yazmaya
koyulur:
Politikanın ne olduğu çok basit. Kapitalist işçiyi götürüyor,
hükümet uyuyor, halkı duyan yok, istikbal bok içinde…
Rahmi
Yıldırım
21 Mayıs 2005