http://www.yeniyol.org/yeniyol/
AHMEDİ-RECEP
Felaket tellallığı
olmasın ama gidişat hiç de iyimserliğe izin vermiyor.
Bir yanda ABD’nin
İran’ı vurmaya hazırlandığı yorumları, öte yanda İran’da nükleer silah
üretiminde son aşamaya gelindiği, kadınlara yönelik baskıların yoğunlaştığı
haberleri.
Bu haberlerin dumanı üstündeyken ABD Dışişleri Bakanı Rice 26
Nisan’da Ankara’ya geliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri de İran ve Irak sınırlarına
Cumhuriyet tarihinde görülmemiş yoğunlukta asker sevk ediyor. Medyaya göre,
sınıra yığılan asker sayısı iki yüz binin üstünde. Muhtemel harekâta Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt komuta edecek.
Türk ordusu
bunca askerle kime karşı harekât yapacak? Kuzey Irak’ta Kandil Dağı’na mı, yurt
içindeki PKK barınaklarına mı, yoksa ABD ile birlikte İran’a mı?
Net bir
yanıt yok, rivayet ve yorum ise muhtelif.
Bunca askerle harekât Kuzey
Irak’taki PKK’ye karşı olacaksa, göstere göstere bir harekâtın umulan sonucu
doğurmayacağını, harekât kokusunu alır almaz arazide dağılan gerillayı bulmanın
samanlıkta iğne bulmaktan zor olacağını öğrenmeyen kalmamıştır herhalde. Tabii
Kuzey Irak’ta sınır ötesi harekâtın, yerel Kürt yönetiminden çok ABD’nin iznine
bağlı olduğunu da.
İçerdeki PKK barınaklarına karşı bir harekât olacaksa
bunca askere lüzum yok, PKK’yi olduğundan daha güçlü göstermekten başka bir
sonucu olmaz. Zaten gayri nizami kuvvete karşı harekât, prensip itibariyle
nizami orduyla verilmez. Sivri sineğe karşı balyoz ne kadar etkili ve sonuç
alıcıysa, gayri nizami kuvvet karşısında düzenli ordu da o denli etkili ve sonuç
alıcıdır.
Peki Güneydoğu’ya bunca yığınak İran’a karşı mı? ABD Dışişleri
Bakanı Rice’ın 26 Nisan’daki Ankara ziyaretiyle Türk ordusunun Güneydoğu’ya
yığınağı arasında bir ilinti var mı? ABD’nin İran’ı vuracağı sırada Türk ordusu
da Kuzey Irak’a mı girecek? Condoleeza Rice ile bunun pazarlığı mı yapılacak?
Yoksa, zaten anlaşmaya varıldı da ayrıntılar mı görüşülecek?
Net bir yanıt
vermek çok zor. Çünkü, yanıtı netleştirecek bilgi yok.
ABD İran’a saldırır mı?
ABD, Irak’ta bataklığa
saplanmışken bir de İran’ı gerçekten vurmak istiyor mu?
İran’a saldırmak zor
iş, Irak’a saldırmaya benzemez.
Çünkü, İran, Irak gibi yapay bir devlet
değil, Türkiye büyüklüğünde bir devlet; stratejik derinliği, binlerce yıllık
uygarlıktan süzülmüş devlet geleneği var.
Kürt, Türkmen, Sünnî Arap, Şii Arap
olarak bölünmüş Irak’ın tersine rejimine ve devletine sadık, dirençli bir halkı
var İran’ın.
Buna karşın İran’a saldıracaksa ABD, İngiltere’nin desteğiyle
yetinemez, Avrupa’nın da desteğini almalıdır. Danimarka kaynaklı karikatür
provokasyonundan bu yana Almanya ve Fransa liderlerinin “İran’ın nükleer
silaha kavuşmasına izin verilemez” demeleri, Avrupa desteğinin sağlandığını
gösteriyor. Rusya da “karışmayız” dediğine göre ABD’nin İran’a karşı
askeri seçenek formülüne sarılmasının önünde uluslar arası düzlemde bir engel
kalmamış görünüyor.
İran’a saldırının önünde uluslar arası bir engel
kalmamış olsa da ABD’nin İran’ı gerçekten vurmak istediğine yine de inanmıyorum.
Bir şey bildiğimden değil, sadece Türkiye’deki Amerikancılara bakıyorum, o
kadar!
Örneğin Cengiz Çandar günlerdir İran’la ilgili yazıyor, hiçbir
yazısında İran’ın vurulması gerektiğine dair bir şey söylemiyor. Tam tersine
açık açık, İran’a saldırmanın ABD’nin girişebileceği en budalaca eylem olacağını
yazıyor, Cengiz Çandar.
Ertuğrul Özkök, M. Ali Birand, Cüneyt Ülsever ve
öteki Amerikancılar da öyle, “Vurun İran’a!” havasında değiller. Oysa ABD
İran’ı gerçekten vurma niyetinde olsa, bunlar İran’ın vurulması gerektiğine Türk
kamuoyunu ikna etmek için ne diller dökerlerdi.
Bu durumda, ABD’nin İran’a
karşı kontrollü bir gerilim stratejisi uyguladığı, böylece İran’ı Iraklı Şiiler
üzerindeki nüfuzundan vazgeçirmek istediği söylenebilir ki, inşallah öyledir.
Her şeye karşın ABD İran’ı gerçekten vurmak istiyor da olabilir. Bunun için
bahanesi hazır: İran nükleer silah üretme peşinde, nükleer silah sahibi İran
Amerika için öncelikli tehdittir; nükleer silah üretmek için gerekli teknolojik
bilgi ve deneyime erişmeden İran vurulmalı, nükleer tesisleri yok edilmelidir.
Amerika’nın bu tezinin haklılığını haksızlığını tartışmak çokça anlamlı
değil. Çünkü, ABD’nin İran’a karşı tutumu, tek yanlı kaba güç gösterisinden
ibaret.
Oysa İran nükleer silah üretse bile bunu Amerika’ya gönderecek füzesi
yok, uçağı yok, yakın zamanda olamaz da. Dahası, Amerika nükleer silah sahibiyse
İran niye olmasın?
ABD İran’daki nükleer tesisleri hava harekâtıyla vurmak
istiyorsa aslında Türkiye’ye ihtiyacı da yok. Irak’taki havaalanlarından, Basra
Körfezi’ndeki uçak gemilerinden kaldıracağı uçaklarla hiç zorlanmadan
gerçekleştirebilir böyle bir saldırıyı. Ama ille de Türkiye topraklarından
saldırmak istediği söyleniyor. Çünkü hava harekâtıyla sonuç almayabilir, kara
harekâtı da gerekebilir.
Bu durumda Batı’nın İran çöllerinde ölecek askeri
yok. Peki kim ölecek?
Şimdi gel de sorma: “Türk ordusunun Güneydoğu’ya
yığınağı sadece PKK için mi?”
ABD’ye
yalvarmak
Türkiye’yi yönetenler, Irak işgal edilirken suça ortak olmak
için çok istekliydiler, şimdi de İran konusunda ABD ile birlikte aynı safta
olmaya çok istekliler. Şaşırmamalı. Hem ABD ile 70 yıldır süregelen bağımlılık
ilişkisinin, hem de bugün iktidarda olan kadronun iktidarda kalmak için Amerikan
yönetimine yalvarma ihtiyacı duymasının sonucu.
Geçen yazıda değinmiştik,
Başbakan Erdoğan, Amerikan yönetimi nezdindeki kredisini korumak için
Başdanışmanı Cüneyd Zapsu’yu Washington’a gönderdi. Zapsu “Bu adamı devirmeye
çalışmak, delikten aşağı koymak yerine kullanın...” diye
yalvardı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de geçen ay “Amerikan askerlerinin
çekilmesi durumunda İran’ın İslam devrimini Türkiye’ye ihraç etmesine artık
kimse mani olamaz” deyiverdi.
Bu akıl yürütmeler ve yalvarmalar işe
yaradı mı, şimdilik bilinmiyor. İster istemez, Güneydoğu’ya asker sevkiyatının
bu akıl yürütmeyle ilintili olup olmadığı sorusu akla geliyor.
Bu noktada
Türkiye’de dinci medya çok ilginç bir tartışma yürütüyor.
Malum, en geç bir
yıl sonra yeni bir cumhurbaşkanı seçilecek. Bugünkü siyasal tablo değişmezse,
cumhurbaşkanı AKP oylarıyla seçilecek.
Şimdiki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer’in AKP ile arası yok. Dinci medya Sezer’in irtica tehlikesine değindiği
bir konuşmasını diline doladı, bir haftadır Sezer aşağı Sezer yukarı.
Dinci
medya Sezer’i İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ile kıyaslıyor.
Dinci medyanın
önde gideni ‘Vakit’ gazetesinin “İki Ahmet Farkı” başlığıyla yazdığına
göre
“Ahmet Necdet; Halkın inancı ile kavgalı”,
“Ahmedinecad;
sömürgecilere karşı savaşıyor.”Bana sorulursa, dinci medyanın Ahmedinecad
ile Ahmet Necdet’i kıyaslaması densizlik.
İlla bir kıyaslama yapmak
gerekiyorsa Amhedinecad ile Recep Tayyip kıyaslanmalı.
İkisi de dinci ya da
dindar, ama…
Ahmedinecad: İyi kötü emperyalist ABD’ye karşı
direniyor.
Recep Tayyip: Birkaç yıllık iktidar uğruna ABD’ye
yalvarıyor.
Fark son derece açık!
Burası Türkiye!
Rahmi
Yıldırım
21 Nisan 2006