http://www.yeniyol.org/yeniyol/
Ne kadar sıksa saflar, ne kadar hacimliyse
Zulmün karşısında o kadar
amansız durur!
Seyyit Nezir
ŞİLİ’YE DUYARLIK
300
yıl süren Şili halkının bağımsızlık mücadelesinde kara bir isim Pinochet.
Avrupalılardan sonra ABD emperyalizmine karşı Şili halkının sempati ve oyunu da
kazanmış Salvador Allende’yle 4 bin’e yakın Şililinin katili. Allende ise
sömürge ve borç batağına saplanmış politik çalkantılar içindeki Şili’de çok kısa
bir zamanda üretimi arttırarak, enflasyonu düşürebilen, işsizliği yokederek
ekonomik başarılara ulaştırmış ve emperyalizme karşı geleneksel demokrasinin
oluşumunda rol oynamış bir liderdi.
1970’li yılların başında dünya
gerçekten ilginç bir deneye tanık olmuştu. Allende önderliğinde seçimle işbaşına
gelen Halk Birliği iktidarı tekellere karşı ardarda reformlara girişmiş, emekçi
halktan yana başarılı adımlar atmıştı. Buna karşılık ITT olmak üzere bundan
rahatsız olan çokuluslu şirketler ise Allende hükümetini düşürmek için üstüste
darbe girişimleri tezgahlamıştı. 11 Eylül 1973 sabahı işbirlikçi diktatör
yandaşlarıyla birlikte gerçekleştirdiği ABD parmağı açık darbeyle binlerce
ilericinin ve Başkan Allende’nin katledilmesinden sorumlu olacaktır. Şili
deneyimi bütün dünya sınıflar tarihi için emekçilerin çıkartacağı derslerle
doludur. Uluslar arası burjuva tekellerinin tezgahladığı darbe insanlık adına
kara bir leke ve bir örnektir…
Güney Amerika’ya Avrupalıların ilgisi daha
yy’lar önce başlamıştı. Şili de 16.yy’dan itibaren ilgi odağı haline gelmişti.
Şili başkenti bile zengin yer altı kaynakları yüzünden iştahı kabarmış
sömürgeciler tarafından kurulmuştu. Avrupalı işgalci güçler 1540 yılında bu
ülkenin topraklarına da ayak basmışlar bakır, altın, nitrat gibi değerli
madenlerine el koymak için özellikle verimli orta kesimleri seçmişlerdi.
İspanyolların kurduğu Şili’nin bugünkü başkenti Santiago’nun da bulunduğu bu
bölgelerden ülkenin gerçek sahipleri olan yerliler daha güneye sürülmüşlerdi.
İspanyolların Şili’de hakimiyeti 1810’a kadar devam eder. Bu tarihten
sonra İspanyollara başkaldıran Şili halkı 1818’de bağımsızlık kazanmayı başarır,
bir yanı Ant Dağları bir yanı Büyük Okyanus’la çevrilen Şili ülkesi kurulur.
Beyazlarla yerli kadınlar arasındaki evliliklerden melez bir ırk doğmuş olmakla
birlikte Şili halkı Araukanya’daki yerli kültüre de bağlı
kalmıştır.
Şili’deki bağımsızlıktan sonra kiliseyle milliyetçi kesim
arasındaki uyuşmazlıktan liberal yeni bir yönetici sınıf ortaya çıkar. 1860
sonrası ülkede Manuel Montt’un daha katı yönetimine karşı gelişen bu
liberal-muhafazakar kanat egemen olur. Laik radikallerin de bu ittifaka
katılmalarıyla Şili dünyaya açılır, başkanlığa José Joaquín Pérez getirilir.
Ortaya çıkan oligarşi yolculuklar yapıyor daha sonra yeni kültürel, siyasi,
edebi bilgilerle ülkeye geri dönüyordu. Bu tür gezilerde daha sonra geniş
ekonomik imtiyazlara kavuşan İngilizlerle yakın ticari ilişkiler de kuruluyordu.
Gümüş, kömür gibi madenlere karşılık demiryolları, limanların yapımı vs. için
yardım alınıyordu…
1860 ve 70 arası dünyanın en büyük bakır üreticisi
olan Şili ödemeler dengesinde açık vermekten kurtulamıyordu. Üstelik bu açık
Bolivya ile Peru sınırındaki nitrat madenleriyle kapatılmak istenince iki
ülkeyle de savaşa girilmişti. 1879’da başlayan savaş tam 5 yıl sürdü. Sözde
savaşı kazanmasına rağmen bundan Şili ekonomisi zayıf düşmüştü.
1891’de
José Manuel Balmaceda hükümeti bütün nitrat madenlerini devlet yönetime sokmayı
denedi. Oligarşi buna istekli olmadığından daha zayıf bir merkezi yönetim için
ülkede kısa süren bir savaş çıktı. Bu iç savaş Balmaceda’nın kendi sarayında
intiharıyla son bulmuştu. 1891’den itibaren Şili’de parlamenter demokrasiye
geçildi ve böylece oligarşi ekonomik ve politik açıdan ayrıcalıklı konumunu
sağlamlaştırdı. Bu tarihten sonra 1920’lere kadar alt-orta sınıflar büyüyerek bu
oluşumu temsil edecek yeni siyasal partiler ortaya çıkmaya başlayacaktı…
1888’den itibaren bu oluşumlara yeniler eklendi, Liberal kanattan
kopanlar Radikal Partiyi kurdular ve Radikal Parti kısa sürede güçlenip orta
sınıfı temsil eder hale geldi. İdeolojik olarak evrimci bir sosyalizme
dayanıyordu. Nitrat ocaklarında çalışan madencilerle kamu kuruluşlarında çalışan
emekçilerin ücret artışlarına dönük yaptıkları ilk grevler de bu döneme
rastlamıştı. 1900’den itibaren artan grevler ve maden işçilerinin hoşnutsuzluğu
yeni bir partinin doğuşuna zemin hazırladı, 1912 ‘de de Sosyalist Parti kuruldu
ve özellikle maden bölgelerinde tabanı hızla gelişti.
Hiç kuşkusuz biraz
daha radikalleşmiş sol partilerin ortaya çıkışında tek etkili sebep yalnız
toplumsal tabandaki orta ve alt katmanlardaki gelişim değildi, yönetici sınıflar
ülkenin sosyal ve ekonomik sorunlarını geçiştiriyor çözmekte yetersiz kalıyordu.
Böylece kentli proletarya ile sanatkarları temsil eden Demokratik Parti orta
sınıf ve maden emekçilerini temsil eden Sosyalist Parti karşı karşıya gelmiş
bulunuyordu.
Öte yandan Şili’nin büyük miktarlarda borçlandığı ülkeler
arasına ABD’de katılmıştı. Bu ülkelerden alınan borçlar üretime dönük gerekli
yatırımlara değil eski borçları kapatmak için kullanılınca Şili ekonomisi daha
büyük krize girmişti. Ekonomi gittikçe bozuluyordu. 1920-1938 arasında orta
sınıftaki hoşnutsuzluk kendileri de birer orta sınıf üyesi olan askerlere de
sıçradı. Bu dönem boyunca “sol” cuntacılık ve faşist hareketler Şili siyasetinde
kendini ağırlıklı olarak hissettirdi. Meclisten reform istenirken senatör
ücretlerindeki artışların tartışılmaya başlanması ordunun hükümete ültimatom
vermesine yol açmıştır. Meclis reforma zorlanmış ve 16 sosyal reform yasası 3
gün içerisinde çıkartılmıştı.
Sivil iktidara 1 yıl sonra yönetim yeniden
geri verildi ve 1925’te tekrar parlamenter sistemden başkanlık sistemine dönüş
oldu. Bu yıllar Şili’de bunalım yıllarıydı, reformlara rağmen oligarşinin
politik gücü ve etkinliği kırılamamıştı. 1929’daki dünyadaki büyük ekonomik kriz
Şili’yi de vurdu. Nitrat ve bakır ihracatı düştü. Buna karşılık egemen sınıf
eski gücüne kavuştu.
1938’de işçilerin de desteğinde orta sınıfı temsil
eden Sosyalist Parti, Komünist Parti ve Radikal Parti’den oluşan sol koalisyon
(Halk Cephesi) başkanlık seçiminden zaferle çıktı. Seçimlere büyük bir katılım
olmuştu ve halkın katılım oranındaki yükseklik politize oluşundaki en açık
göstergeydi. Latin Amerika’da böylesi bir örnek ilk kez gerçekleşiyordu ve Şili
demokratik seçimlere ilk örnek oluşturuyordu…
Karşılıklı uzlaşma ile
devlet yönetimindeki konumu ve son çare olarak askerleri çağırmama konusunda
anlaşan sivil güçler 1973’teki kanlı darbeye kadar ülkede ordu etkisinden
yalıtılmış bir parlamenter sistemin kurulmasını da sağladılar. Sol koalisyonun
başarısı üzerine İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerine rağmen ülkede ekonomik,
siyasal istikrar sürdü: Üretim artışı oldu, borçlar düştü, eğitim ve toprak
reformu başarıyla sonuçlandı.
Ancak savaş ve iç sorunlar ülkeyi sağ
kesimin etkisi altına sokmuştu. 1948’de yürürlüğe giren “demokrasiyi savunma”
adı altındaki kanun Şili Komünist Partisi’ni yasadışı ilan etti. Parti liderleri
tutuklandı. 1950’lerden itibaren ABD ile ilişkiler sıklaştırıldı ve Şili’deki
yatırımları artmaya başladı. Teknik ve akademik elemanların ABD’ye
gönderilmesiyle iki ülke bağı güçlendirildi.
Ekonomik gelişme ve
kentleşme orta kesimin biraz daha durumunu düzeltmesine nazaran alt sınıfa
yaramadı. Yoksullar daha da yoksullaştı. 1952 seçimlerinde birçok kesim
tarafından desteklenen Carlos Ibáñez del Campo yönetime geldi, ancak onun
reformları da yeterli başarıyı sağlayamadı. Aşırı ve merkez sağ partilerin
yetersizliği ve oy kayıpları sosyalistlerin popülerliğini arttırdı. KP’ye
yeniden yasallık kazandırıldı ve 1958’de toplam oyun yüzde 11.7’sini elde etti.
1964’te sol tehlikesine karşı birleşen sağcı partiler Küba’ya bir
alternatif yaratmayı deneyen ABD’nin de desteğini aldı ve Hristiyan Demokrat
Parti adayı Eduardo Frei Montalva yüzde 56’lık bir oyla başkan seçildi. Frei
“özgürlük içinde devrim” sloganıyla reformlara girişerek ithal ikameci sanayi
modeline bir son vermeyi denedi ve özellikle toprak reformu sırasında sol
partilerden büyük destek gördü ancak sanayinin gelişmesi için dış yatırımlara
açılma politikası La Piranas (Pirana Balıkçıları) adı verilen güçlü bir sanayi
ve finans burjuvazisinin meydana çıkmasına yol açtı.
Bu yeni zümrenin
bir yandan tarım reformuna karşı olan oligarşiyle mücadelesi diğer yandan
yönetimle ilişkilerindeki belirsizlik Unidad Popular’a iktidar kapısını araladı
ve sol gelenek Şili’de kendi rönesansını yaşamaya başladı. 1964-70 arası dönemde
daha da kronikleşen ülkedeki ekonomik buhran Frei karşısında daha tutarlı yeni
bir seçenek güç ve program ortaya çıkarmıştı; Salvador Allende Gossens’in yeni
Halk Birliği programı “Unidad Popular”.
Ve 1970 seçimleri sonunda
Sosyalist, Komünist ve Radikal partilerden oluşan ve partilerinden ayrılan
Hristiyan Demokratların da destek verdiği Allende başkanlığa
geldi…
Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Şili’nin ilk Marksist başkanı
olan Salvador Allende 20 Haziran 1908’de liman kenti Valparaiso’da dünyaya
gelmişti. Annesi koyu bir Katolik babası ise özgürlük yanlısı bir avukattı.
Dedesi ise daha o zaman Kızıl Allende lakabıyla biliniyordu. General Bernardo
O'Higgins Riquelme yanında bağımsızlık mücadelesine katılmış laik bir doktordu
ve parlamento üyeliği de yapmıştı.
Allende de dedesinin yolundan giderek
ilk olarak doktorluk mesleğini seçti. Yüksek öğretime başlamadan önce askerlik
yapmış bu sırada bir eleştiri nedeniyle hapis cezası almıştı. 1926’da dedesinin
yolunu izleyerek hem tıp eğitimine başladı hem de aktif olarak politikaya
atıldı. Başkent Santiago’da Şili Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği
Başkanlığına seçildi. Ardından Üniversite Konseyi Üyesi ve Öğrenci Federasyonu
İkinci Başkanı oldu. Bir süre sonra siyasal faaliyetlerinden dolayı okuldan
uzaklaştırıldı.Hayatını kazanmak için bir yandan da çalışmaya koyulmuştu. Ünlü
şair Pablo Neruda ile arkadaşlık kurdu:
Bir solukta mümkün değil
anlatmak sana istediklerimi
anla beni dostum
duymasan da
sözlerimi
ne ağlayıp duruyorum, ne uykudayım
seninleyim seni görmeden
ne zamandır ve sonuna kadar.
Biliyorum, düşünen vardır
Pablo ne
yapıyor diye. İşte buradayım.
ararsan beni bu sokakta
bulacaksın
kemanımla
hazırlanırken şarkıma
ve ölüme.
diyen ünlü şair Pablo
Neruda ile arkadaşlığı işte bu yıllara dayanır Salvador Allende Gossens’in…
1932 yılında üniversiteden mezun olan Allende ailesinin politik ünü
dolayısıyla sık sık iş değiştirmek zorunda kalır. Sonunda bir morgta çalışması
Şili’nin toplumsal durumu üzerine radikal görüşler edinmesine yol açar. Başarılı
bir sosyal tıp uzmanı olan Allende Şili Tıplılar Birliği adını alan meslek
örgütünü kurar, ancak aklı politikadadır. 1933 yılında kuruluş çalışmalarına
katıldığı Sosyalist Parti’den 1938’de milletvekili olup henüz 29 yaşında
parlamentoya girer.
Şili Komünist Partisi 1921’de Luıs Emılıo
Recabarren’in kurduğu Sosyalist İşçi Partisi’nin devamıydı. Özellikle sendikal
faaliyetlerde bulunan KP 20’li yıllarda sonra birçok defa yasadışı ilan
edilmesine rağmen işçiler arasına kök salmayı, örgütlemeyi başarabilmişti.
1933’te birçok sosyalist ve devrimci parti, eğilim ve grubun birleşmesiyle
oluşan Sosyalist Parti ise 1959’dan itibaren Castroculuktan esinlenmeye
başlamıştı. İçinde kısa adı MİR olan Devrimci Sol harekete sempati duyan hatırı
sayılır bir grup vardı…
1959’daki Küba devriminden etkilenmiş radikal
öğrenci hareketinin sözcüsü olan ve silahlı mücadeleyi benimseyen devrimci ve
tutarlı yapısıyla MİR hem öteki silahlı gruplardan hem de diğer Castrocu
hareketlerden farklılıklar taşıyordu. Birçok kesimin içinde varolduğu MİR Unidad
Popular’a dahil değildi. !970 seçimlerinden önce Salvador Allende lehine
eylemlerini durdurmuştu çünkü UP’nin programı Hristiyan Demokratların başlayıp
ta bitiremediği bütün reformların yerine gelmesini özellikle toprak reformuyla
başta bakır madenleriyle sanayinin millileştirilmesini ve eğitimle sağlık
alanında halkçı düzenlemeleri öngörüyordu . Şili siyasal hayatında 1938’de
başlayan ve askeri müdahalelere son veren halk cepheleri döneminden bu yana hep
umutla beklenen fakat birtürlü gerçekleştirilemeyen hedeflere erişmeyi vaat
ediyordu.
Program yeni bir geçiş ekonomisini yani karma ekonomiyi
içeriyordu. İşçilere, köylülere, kamu çalışanlarına, meslek gruplarına ve
işadamlarına kadar geniş bir kesimi hedefliyordu. Ancak doğal olarak seçimle
gelen zafer ve alınan anayasal yetkiyle elde edilen taviz Allende’nin sosyalist
partisinin hedeflere ulaşılmasını ve sürecin sosyalist perspektifinin güvence
altına alınmasını sağlayacak, geçmiştekinden daha yüksek kapasiteli, devrimci
bir sınıf ideolojisi ve politikasına karşılık gelebilecek hareket alanını da
daraltıyordu.
UP’nin programı 1971 boyunca öngörüldüğü şekilde
gerçekleştirildi. 1972 ortalarına gelindiğinde devletleştirmeler ve tarım
reformunun hızlandırılması sonucunda işsizlik büyük ölçüde yokedilmiş sanayideki
kapasite kullanım oranı yüzde 75’ten 90-100’lere kadar yükselmiştir. Asgari
ücret arttırılmıştı, başta işçiler olmak üzere halkın alım gücü yükseliyordu,
enflasyon ise yüzde 8’e indirilmişti.
Bütün bu gelişmeler aynı zamanda
küçük üreticinin orta çaplı tüccarın ve sanayicinin karında hızla bir artış
sağladı. UP ittifakı öyle güçlenmişti ki Nisan 1971’deki yerel seçimlerinde
oyların yüzde 49.75’ini alarak büyük bir zaferle çıkmıştır. Sol oylar ise yarıyı
aşmaktaydı...
1970 başkanlık seçiminde yüzde 36.3’lük oyla seçilen
Allende 1,5 yıllık iktidar dönemi boyunca gelir dağılımının düzeltilmesi ve
reformlar konusundaki parlak başarısına rağmen ABD’nin alışılmış ambargosu ve
tertiplediği sağ terör yüzünden tırmanan olaylar bahane edilerek ordunun kanlı
darbesiyle sona erdirildi.
General Augusto Pinochet’nin dikta dönemi
başlamıştı. 11 Eylül sabahı eğitim tatbikatını paravan olarak kullanan
Pinochet’nin komuta ettiği ordu sivil iktidara el koymuştur. Söz verildiği gibi
anayasal sınırlar içinde kalınmamıştı ve Şili Ordusu ABD ile Yahudi tröstlerin
çıkarları için, askeri-polisiye ve istihbarat kuruluşlarınca desteklenip
örgütlenen bir darbeyle kendi geleneğine de ihanet etmişti (cunta darbeden sonra
40 Amerikan holdingine bağlı 300 şirkete maden ve diğer iş kollarındaki
şirketleri geri verdi)…
Kısa sürede binlerce insan öldürülmüştü.
Binlercesi de stadyumlara dolduruldu. Bir milyondan fazla insan başka ülkelere
irtica etmek zorunda kalıyordu. 11 Eylül sabahı Şili Halkı Salvador Allende’nin
sesini son kez radyolardan duydu:
“Size seslenmek için bir daha elime
fırsat geçeceğini sanmıyorum. Acı konuşmayacağım ama sözlerimin Şili askeri
olarak and içenlere bu andı tutmadıkları için ahlaki bir ceza olmasını dilerim.
Bana gösterdiğiniz bağlılık ve duyduğunuz güven için hepinize teşekkür ederim.
Her zaman yanınızda olacağım, en azından anılarım yanınızda olacak. Şili’ye ve
onun geleneğine inanıyorum. Bizden sonrakiler bu karanlık ve acı günü yenmesini
bileceklerdir. Sizler çok geçmeden özgür insanların daha iyi bir toplum kurmak
için yürüyeceği yolları açacağına inanın. Yaşasın Şili.”
Seçimle açılan
yol ve barışçıl geçiş çıkmaza girmişti. 11 Eylül sabahı hükümetin elinde kalan 2
radyodan yayın kesilene kadar Şili Halkına hitaben konuşma yapan devlet başkanı
Allende başkanlık sarayına yapılan saldırıda silahı elinde ölecekti. Salvador
Allende Modena Sarayı’nda elinde silah intihar etti dediği darbecilere karşı
savaşarak can vermiş ve Şili deneyi acımasızca ezilmişti.
Pinochet
rejimi 11 Eylül’deki yy’ın en kanlı darbesinden sonra tam anlamıyla bir insan
avına çıkmıştı, başlarda 3 bin olduğu söylenen ölü sayısı 30 bini bulmuştu.
Sözde Marksist kanseri kazımak için savaş veriliyordu halka karşı. Mahalle
baskınları oluyor, toplu tutuklamalar katliamlar yaşanıyor, insanlar işkence
merkezlerine dolduruluyordu. Allende’yi destekleyen sanatçılar sürgüne uğruyor,
halk başka yerlere sığınıyordu.
1970’lerde UP ve Allende’nin yanında
yeralan Şili’deki geleneksel Latin kültürden doğan müzik toplulukları ABD
emperyalizmine karşı mücadelenin simgesi haline gelmişlerdi. La Segunda
Independencia (İkinci Bağımsızlık)’da adını Che’nin savaştığı Bolivya’daki
dağlardan alan İnti-İllimani “Bir Amerikalıyım ben ülkem önemli değil” diyor ve
tüm Orta ve Güney Amerika’yı kuzeyin gölgesine karşı tek bir ulus olarak
birleşmeye çağırıyordu. Victor Jara ise Allende’nin seçim kampanyalarında aktif
bir rol oynamıştı. Quilapayún’ın Şarkısında “El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido”
yani “Birleşen Halk Ölümsüzdür” sözleriyle Unidad Popular’ın adeta marşı dile
geliyordu.
Darbeden sonra tutuklanan Victor Jara onbinler gibi Santiago
Ulusal Stadyumuna kapatıldı. Her zamanki arkadaşı gitarıyla şarkılarını
söylemeye başladı. Nöbetçilerin ateş tehdidine rağmen, tutuklular da şarkıya
katıldılar. Jara’nın direnci karşısında öfkeli faşistler ellerini ezip kırdılar.
Gitar çalamıyordu artık, ama zayıflayan bir sesle şarkı söylemeye devam
ediyordu. Katiller Bir dipçik darbesiyle de kafatasını parçalayıp tutuklulara
ibret olsun diye tribünlerin önüne astılar.
Victor Jara, Şili Stadyumu'nda
katledilmeden önce bestelediği son şarkısında, ölümün yanıbaşında stadyumda
yazıp bestelediği ve daha sonra serbest bırakılan bir tutuklu tarafından
dışarıya ulaştırılan “Şili Stadyumu” adlı şarkısında gelecek için dayanışmanın
ve umudun dizelerini haykırıyordu:
Beş bin kişiyiz burada
Şehrin bu ufak
kıyısında
Beş bin kişiyiz
Kimbilir kaç kişidir
Bütün şehirlerde ve
bütün ülkede
Tohum eken ve fabrika işleten
Yalnız burada on bin
el
…
Ne zor şarkı söylemek
Şarkı dehşetinki olunca
Yaşadığım
dehşet
Öldüğüm dehşet
Kendimi böylesi bir kalabalık
Ve bu şarkımı
çığlıkların ve
Sessizliğin noktaladığı böyle çok
Sonsuzluk anı içinde
bulmak
Gördüğümü hiç görmemiştim
Hissetmiş ve hissetmekte olduğum
Yeni
bir anın doğumu olacak
Şili’de olup biten ve yaşanan kanlı darbeden sonrası
tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tepki gördü. Şili duyarlılığı tüm dünyayı
sardı. Birçok şair-yazar Şili’yle ilgili düşünceleri kaleme aldı. Bunlardan biri
de şair Seyyit Nezir idi. 70’lerin başında dünyanın tanık olduğu bu olay
karşısında kendi kurduğu Broy yayınlarında ilk şiir kitabı “Şili Duyarlılığı”nı
yayınladı. Dört bölümden oluşan tek ve uzun bir şiirdir Şili Duyarlılığı, tıpkı
Şili’deki acılardan, kayıplardan, yaşananlardan doğan ve yeniden doğumu bekleyen
bir destan gibiydi:
Şili’de hayat
Gebe
Ve halk
Olduruyor umudunu
durmadan
Böyle giderse
Doğurtacak
Bu iktidar
Mutlak
…
Bu
kitap şairin çağına karşı sorumluluğunun gereğini yerine getirmek amacıyla
şiirleştirdiği yaşananları insancıl-evrensel yönleriyle işleyen iyi bir örnek ve
Şili halkının acılarını ülkemize taşıyarak onlarla paylaşmamızı sağlayan
sosyal-politik bir misyon yüklendi. Kitabın arka kapağında bulunan yazı Şili
Duyarlılığı ile ilgili olarak “Şili gerçeğinden yola çıkıyorsa da faşizmin
saldırısıyla yüzyüze gelinen her yerde, insani değerleri savunma direnişinin
destansı öyküsü olmayı başarıyor” deniyordu.
Allende önderliğinde Halkçı
UP iktidarı tekellere karşı başarılı adımlar attı. 70’ler sadece Şili için değil
bütün dünyaya ilginç bir örnekti. Başta ITT, Anaconda ve Kennecott gibi ABD ve
Yahudi tekelleri Allende hükümetini düşürmek için türlü dolaplar çevirmişlerdi.
Onbinlerce Şililinin ölümünden sorumlu işbirlikçi darbeciler Şili Komünist
Partisi Genel Sekreteri Korvalan’ı da tutuklayıp ülke dışına sürgün ettiler.
Friedman modeline can yeleği gibi sarılan askeri yönetim ülkeyi borç
batağına sapladı. Şili ekonomisi 1973’ten itibaren başlayan monetarist
uygulamalar yüzünden 1980’lerin başında iflasın eşiğine getirildi. Tekellere ve
IMF’ye bağımlılık arttı. Buna karşılık politik gücünü yitirmiş dikta önce
düzmece bir referandumla 1978’e kadar sahte halk iradesiyle sonra da sandıktan
hayır oyları çıkınca 1988’e kadar kendi rızasıyla varlığını sürdürdü. Yeniden
bir darbe ve sıkıyönetim denemesine girişmeye cesaret edemeyen yüzsüzlerin başı
10 Mart 1998’de yani tam 10 yıl sonra ordu komutanlığı görevini bırakmak zorunda
kalmıştır.
18 Temmuz 1998’de Roma’da imzalanan ve insanlık ve savaş suçu
işleyenlerin yargılanması için uluslar arası mahkeme kurulmasını öngören
sözleşme çerçevesine göre Şili diktatörü de İspanyolların isteği üzerine
yargılanmak üzere bulunduğu Londra’dayken 16 Ekim 1998’de İngilizlerden iade
edilmesi istenmiştir. 25 Kasım 1998’de ise savunulacak tarafıyla artık
dokunulmazlık hakları da kalmayan diktatör için serbest bırakılma talebine
rağmen soykırım, adam kaçırma ve işkence suçlarından dolayı yargı yolu
açılmıştır.
10 milyonluk bir ülkede onbinlerce insanın katline neden
olan ve binlerce kişiye de işkence yaptırdığı bilinen bu kişi elbette
yargılanmalıydı. Augusto Pinochet Ugarte döneminde öldürülen bir generalin kızı
babasının Pınochet’nin 1974 Eylül ayında yaptığı bir toplantıya katıldığını ve
bu toplantıda Pinochet’e diğer generallerle birlikte gizli polis teşkilatı DİNA
hakkında kaygıları olduğunu belirttiğini söylüyordu. Öldürülen generalin kızı bu
uyarılar üzerine Pinochet’nin çok kızdığı ve “Ben DİNA’lıyım” diyerek
konuştuğunu ifade ediyordu.
90 yaşını aşmış Pinochet 1973’te yaptığı
kanlı darbeyle 1990’a kadar süren diktatörlüğü döneminde binlerce solcu
muhalifin ölümünden binlerce kişinin ağır işkencelere uğramasından sorumludur.
Bugün Şili’de cumhurbaşkanlığına seçilen sosyalist Michelle Bachelet 11 Eylül
1973’te düzenlenen darbeyle öldürülen sosyalist Allende’yi destekleyen General
Alberto Bachelet’in kızıdır.
32 yıl sonra Şili’de çok şey değişti,
köprünün altından çok sular aktı. Bugün darbeci general evinde göz hapsindeyken
sosyalistler gene Şili’nin geleceği için mücadeleye devam ediyor. Başka yerlerde
ABD ve işbirlikçileri yaptıklarıyla böbürlenedursun Bolivya, Venezuella, Peru,
Arjantin, Brezilya ve Uruguay’da sıcak rüzgarlar esiyor.
Ve Neruda’lar,
Jara’lar, Allende’ler yeniden görev başında…
TAMER
UYSAL
Halkla İlişkiler Uzmanı
Araştırmacı-Yazar
Bilgi ve diğer
yazılar için:
http://www.tameruysal.com
http://tamer_uysal.sitemynet.com
http://tamer_uysal.sitemynet.com/siir
www.mevsimsiz.com
www.sirince.net
www.guneydergisi.com
MailScanner has detected a
possible fraud attempt from "www.munzurlum.org" claiming to be
www.munzurum.org
www.ozgurpencere.com
www.devrimciler.com
www.antiemperyalizm.org
www.barisgazetesi.com