“YARDIM EDERKEN MEMNUN OLAN SOLCULAR, İŞLER BOZULUNCA BENİ MAFYA
YAPTILAR”
Enis Tayman
15 yıllık yargı sürecinden sonra
Sarp Kuray, “müebbet” hapse mahkûm oldu. Daha önceki yattıkları filan
derken bu, 7 yıl daha hapis yatması anlamına geliyor. Sarp Kuray,
“giderayak” sorularımızı yanıtladı.
Ordudan atılma deniz
subayı… “Partizan Yolu”, “16 Haziran” adlı gizli sol örgütlerin lideri ve
içinde adam öldürme ile bombalamaların da bulunduğu 30 eylemin emir vereni
olduğu iddiaları bir yanda, müflis iş adamı Nasrullah Ayan’la ortaklık günlerine
atfen mafya babası olduğu iddiaları öte tarafa. Bütün bunlar Sarp Kuray hakkında
şimdiye kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler.
Sarp Kuray, geçen hafta, 15
yıllık yargı sürecinin sonunda “16 Haziran” örgütünün lideri olmak ve
otuz ayrı eylemin talimatını vermek gerekçesi ile müebbet hapis cezasına
çarptırıldı. Eğer bir değişiklik olmazsa, bu yedi senelik bir hapis cezasına
daha tekabül ediyor. Kuray, aldığı ceza yüzünden kaçmayı düşünmüyor ve kaçmasını
sağlık verenlere iyi gözle bakmıyor. Başına gelenleri ise siyasi bir olay olarak
görüyor. Ona göre, bu cezanın nedeni, Türkiye’nin gizli kalmış gerçeklerini
konuşmak ve bunları gündemde tutmak. Ceza ise bir nevi sus emri. Kuray’la,
mafya, devrimcilik ve Türkiye’nin konuşulmayanları üzerine konuştuk.
•
Müebbet cezadan başlayalım. Yargıtay cezanızı niye
ağırlaştırdı?
Türkiye’ye, 1993’te, isteğimle döndüm. Bizim davamızın
mensupları 1991’de tutuklanmışlardı. 8–9 ay sonra tahliye edildiler. Hem bu
nedenle hem de Avrupa’da devrimci çalışmaların benim kafamda giderek
marjinalleşmesi, Avrupa ile entegre olamamam, Türkiye’ye dönmeme neden oldu.
Tutuklandım, iki ay yattım. Sonra beraat ettim. Yargıtay bozdu. 168’e göre
(çete) yargılandım, 15 sene ceza aldım. Yine Yargıtay’a gittik. Önce usulden
bozuldu, bir 15 sene daha aldım. İkinci kez Yargıtay’a gittiğimde 146/1 den
yargılandım ve müebbet aldım.
• Sizce niye 146’ya
çevrildi?
Ben aynı adamım. Ülkemi özledim ve içinde bulunduğum
siyasal harekette tıkanıklıklar vardı. Genelde de Türkiye devrimci hareketinde
marjinalleşme gördüm. İllegal çalışmaların üretken olmadığını gördüm. Ayrıca
Türkiye’deki 16 Haziran’cı arkadaşlar, 1988 – 1991 arası ben yurtdışındayken
onlarla yaptığımız görüşmeleri banda almışlar ve bunlar polise teslim edilmiş.
Konuşmalar 480 sayfa olarak dava dosyasında. 1988 – 91 arası sürecin tartışmalı
olduğu belli. Kaldı ki sesimin kayda alınması bile benim o arkadaşlara komutaya
haiz olmadığımı gösteriyor. Bu kararı siyasi görüyorum. Son bir yıldır
www.yeniyol.org sitesinde yapılan yayınlar, Türkiye’nin temel meselelerinde
aldığımız tavır ve bugüne kadar kapanmayan hesaplarda uzlaşmaz tavrımız var.
Sitede 1919’dan bu yana Türkiye’nin sorunları ele alınıyor. Bunları işlememiz ve
hesapları kapatmaz tavrımız hoşa gitmiyor.
• Yatacak
mısınız?
Dışarı çıkmak yok. Zor geldim zaten ülkeme. Kimdir ki bana
dışarı çıkmayı öğütlüyor, o benim düşmanımdır.
• Hukuksal süreç
bittiği anda AİHM’e başvuracak mısınız?
O noktaya gelince
değerlendirme yapacağım.
• Cezanız kesin ama sizinle kamuya açık bu
yerde nasıl konuşabiliyoruz?
12 senedir tutuklamadılar beni. Belli
çevrelerin kaçmayı düşünmemi istemeleri olası. Bir de bana kendi hukuk
sistemleri içinde haksızlık yapılıyor. Fethi Gürcan’ların idamı, 9 Mart, Haydar
Saltık, Kürt meselesinden söz ediyorsam, bunlar hala kapatılmamış demektir.
1946’dan sonra Türkiye’nin ABD’ye cariye gibi satılmasının aktörleriyle
kapanmamış hesaplar var. Şimdi de bana “Sus, cezalandırırım” deniyor. Sol
denilen salon züppeleri de benim ismimi bile anmıyor.
• Derin
Türkiye’nin içinde sol da mı var?
Onu bilemem benim terk ettiğim sol,
iç dinamiklere hitap etmiyor. Dış dinamiklere dayalı bir sol. Böyle bir devrimci
hareket olamaz.
• Sarp Kuray bu kadar önemli bir adam mı ki devlet
peşini bırakmıyor?
Mütevazı biriyim. Ama 1960’tan sonra ki devrimci
yükselişin içinde ağırlıklı insanlardandım. 9 Mart ittifakının içinde yer aldım.
Doğru referansım. Bu da onları rahatsız ediyor. Çünkü bu olayların yeni
kuşaklara aktarılmasında büyük kırılmalar yaşandı. Doğru aktarılmadı.
• Resmi tarih mi, alternatif tarihlerde de mi?
Devrimci
tarih açısından da doğru aktarılmadı. 1978, 1968’in genişletilmiş tekrarı
olmuştur. 1970’lerde Muhsin Batur vardı, 1980’lerde Haydar Saltık vardı mesela.
DEVRİMCİ PAŞA
•
Saltık, MGK’ de değil miydi?
Darbe öncesinde Haydar Saltık’ın
devrimci çevrelerle ciddi temasları var. Türkeş, Haydar Saltık yüzünden darbenin
sol görünümlü olduğu konusunda şüphe duymuştur. Saltık, sol çevrelerde, aynen
1971 yılında seleflerinin yaptığı gibi temas kurmuştur. O dönemki birçok
devrimci yayında da antiemperyalist devrimci bir paşa olarak tanıtılmıştır. O
anlamda Türkiye devrimci hareketindeki referanslar yanlış.
• Adınız da
kirli işlerle anıldı ama…
Nasrullah Ayan benim örgüt arkadaşım.
1978’de tanıdım. İzmir’de üzüm işi yapardı. Hareketimize bağlandı. Birlikte
yurtdışına çıktık, aynı evde kaldık. Türkiye’ye döndüğümde ve hapiste,
çocuklarımın okumasında, ihtiyaçlarım konusunda yardımcı oldu. Ayrıca o dönemde
de Alkazar Sineması’na yardım yapılmıştır. Onat Kutlar aracılıyla bize
gelinmiştir. Sekiz yüz bin dolarlık yardım yaptı. Halil Ergün’ün seçim
kampanyasına beş yüz bin dolarlık maddi yardım yapmıştır. Ben fiilen seçim
kampanyasına katıldım. 68’ler Birliği ile dayanışma içine girmiştir. Bu dönemde
hiç mafya lafı yok, kara para yok. Alan memnun, veren memnun. Sonra Ayan iflasa
götürüldü devlet tarafından. İstanbul, bilinen yapısıyla Ayan’a saldırmaya
başladı. Ben de arkadaşımı yalnız bırakmadım. İstanbul gibi, mafyalarla
kuşatılmış ve partnerlerinin de devlet kademelerinde oturduğu bir şehirde ben,
Ayan’ın yanında mücadeleye katıldım. Şirketler hikâyesine girmem bu. Bilinçli
olarak, iflas etmiş bir şirketin yönetim kuruluna girdim. Bir vefa. Bütün bu
faaliyetlere de dün sesini çıkartmayanlar, “mafya” dedi. Benim hiç yapmayacağım
iş mafyacılıktır. Ayan meselesinde mafyaların dikildiği noktada kurşunlara,
manipülasyonlarına karşı çıkmak, mafya tarzında gösterildi. Ve bu da birtakım
aydınlar, salon züppeleri tarafından desteklendi. Talat Turhan, Fikri Sağlar en
dikkatimi çekenler. Talat Turhan, 9 Mart cuntasıyla hesaplaşması açık kalmış bir
cephenin insanıdır. O bırakacak benim mafyalığımla uğraşmayı, 1970 senesinde
bize soygun yapılacak, bombalanacak yerlerin listesini vermekle başlayan
alakamızı izah edecek. Önce oradan başlayacak. İlk soygun bunların bize verdiği
referanslarla yapıldı. Lamartine Caddesi’ndeki Osman Efendi böyle soyuldu. Önce
bunu konuşacağız. Benim yaptıklarım mafyacılıksa bunlar da azmettirici olarak
yerlerine oturacaklar. Yok, öyle şey.
• Talat Turhan, açıklarını
bildiğiniz halde saldıracak kadar tedbirsiz mi?
Beni bitti sandılar.
Boşanma davamda estirilen hava paparazzilere kadar indirilen rezillik ve benim
uzlaşmaz kişiliğim, Nasrullah Ayan’ın parasının elinden alınmasıyla bizi
noktalanmış olarak sandılar. Ama biz heyecanımızla, ülke severliğimizle çıktık.
Bu, tamamen hazırlanmış bir senaryo.
• Sohbetin başında “15 yıl
haklıydı” dediniz; aslında bir yandan da suçu kabul
ediyorsunuz…
Çelik çomak oynamadım. Bu ülkede 1980 rejimini tespit
ettim. Evren bugün olsa ben yine direnirim. ABD’nin “our boys”larına ve ABD
planlarına karşı çıkmak esas ruhumuzu belirler. Tabiî ki bir şeyler yapılmış.
Ama 1988’den sonraki süreç yüzünden bana örgüt lideri diye ceza veremezler.
Yoksa bedel ödenecek. Kimseden şefaat, merhamet dilemiyorum. 12 sene uzatıp
tekrar davayı açmayı, onların açıklaması gerekiyor. Zaten içerideydim, ver o
zaman cezayı, şimdi niye veriyorsun! Siyasi demem bu yüzden bu
aydınlatılmalı.
• Nasıl Aydınlanır?
Türkiye’de bir durum
yaratıp kendilerine takdim ettiler. Benim duruşum ve meselelere karşı
hassasiyetim, onların takdim ettiği gibi değil.
• Onlar devlet mi,
yoksa başkaları mı?
Devlet. Zaten bir sürü yazarın, çizerin devletle
ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Keşke imkânımız olsa da MİT’in belgeleri Taksim
Meydanı’na getirilse, okusak hep beraber. Her şey çok değişir. Ben aynı adamım.
Kürt meselesinin barışçıl yoldan çözülmesine tarafım. 1919’ların
güncelleşmesiyle çözüleceğine inanıyorum. Kürt değilim, ama Türkiye’nin böyle
önemli bir sorununun barışçıl açıdan çözülmesine taraftarım. Bu, ABD’nin hoşuna
gitmiyor.
• Kürt sorununa bakış açınızla alakalı olduğunu düşünüyor
musunuz bu müebbedin?
Bekli de öyledir. Bu da içinde vardır.
• Hala devrimci misiniz?
Elbette. Emeklilik yoktur
devrimcilikte.
"TÜRK ORDUSU, KUL ORDUSU
DEĞİLDİR"
• Modası geçmiş bir şey değil mi
devrimcilik?
Bir ülkede GSMİH’nin yüzde yirmisini, yüzde 80 alıyorsa,
sokak tinerci çocuklarla dolmuşsa, fahişelik artmışsa, emperyalizm artık
toplarıyla oturuyorsa, o ülkede direnişin adı “devrimcilik” olacaktır. Ama
Türkiye’de bu, geçmişin kritiği ile daha değişik biçimde yapılmalı. Halkla
bütünleşmeli. İllegal zeminde bu işlerin kırılma noktaları cidden incelenmeli.
Yoksul yığınlarla birleşmek gerekiyor ve en azından 80 yıllık Türkiye Devrimci
Hareketi mantığına gruplar mantığının dışında topyekûn birikim olarak bakmak
gerekiyor.
• Silahlı devrimi savunuyordunuz hala böyle düşünüyor
musunuz?
1970 yılında silahı meşru müdafaa olarak ele aldık. Ama
bugünkü noktada gerek yeraltı, gerekse silahlı mücadelenin halka gidiş metodu
olarak başarısız kaldı ve bu dönem en azından benim kafamda kapandı.
• Bundan sonra ne yapılmalı?
Demokratik mücadele.
1919’ların ruhuyla ve sonraki süreçte genç cumhuriyetin demokratikleşmemesinin
nedenlerini iyi araştırmak lazım.
• Devrimciydiniz, Kuvvacı mı
oldunuz?
Kuvvayı Milliye bizim temelimiz. İç ve dış gericiliğe
karşıdır. Halkçı bir programla içinin doldurulması gerekli. 1919’larda ki Kürt
çözümünün hayata geçirilmesinden yanayız. O dönemde Şeyh Sait gibi İngiliz
emperyalizminin kuklası bir adam yüzünden genç cumhuriyetle Kürtlerin arası
açıldı, devlette bunu bahane bildi. Bunların içini ele alan bir programdan söz
ediyorum.
• Bu şu anki siyasi partilerin içinde mümkün olur
mu?
Olamaz. Yeni bir oluşum gerekli. Bu anlamda bir boşluk var bu da
Kuvvayı Milliye değerlerine sahip olmalı.
• Türk ordusu bu
beklentinizi karşılar mı?
Fransa’da cumhuriyeti burjuvazi, Türkiye’de
de ordu kurmuştur. Bu anlamda Türk Ordusu devrimci bir ordudur. Kul ordusu
değildir. Anadolu Ordusudur. 1960’tan sonra operasyonlar başlamıştır orduda.
Sermaye ile yakınlaştırılmıştır. Halkçılık referansları törpülenmiştir. İçeride
1963, 1971, 1980 tasfiyeleri olmuştur. Bugün eski fonksiyonları mütalaa etmeme
imkân yoktur. Ama 27 Mayıs ordusu gibi göremiyorum kendilerini. 12 Mart, Haydar
Saltık ve BÇG’lerin dikkatle incelenmesinden yanayım.
• Haydar Saltık
olayında 12 Eylül bir sol darbe olacak mıydı da olmadı?
Baştan yoktu.
12 Mart iyi tahlil edilmiş olsaydı, bu Saltık’a benzeyen paşaların macerası
açıklanmış olsaydı bu olmazdı. Çünkü birikimi önlediler. 9 Mart’a girmiş olmamız
bizi küçültmez. Çizgimiz, meselelere bakışımız, ittifakı gerektiriyordu. Ama
orada altının çizilmesi gereken olay, ordudan bize gelenlerin bir manipülasyon
içinde olmaları.
• Yani Mahir Kaynak değil mi açığa çıkmanın
nedeni?
O zurnanın son deliği. Paşalar var, taşeronlar var. Esas
öbürlerini hala örtüyor. O gitmiş Madanoğlu filan diyor. Madanoğlu bu ülkede
darbe filan yapamaz. Hiyerarşinin dışında ki teşkilatlanmalar zaten darbe
yapamazlar. Kuvvet komutanlarıyla beraber var olan iri gövde ve altında da
taşeronlar var. Bunlarla bizim ilişkimiz var. Burada bir manipülasyon var. Bir
paratoner gibi genç insanları kömür etme var. Bu, gençlere anlatılmadı. Haydar
Saltık çıkmıştır bu yüzden. Faruk Gürler, Muhsin Batur’lara benzeyen bir adam,
bir paratoner.
• Darbede niye yer aldı?
Paratoner olmak
için. Solu çekmek için.
• Sağı çeken kimdi?
Nurettin
Ersinler…
• Bunların defteri açılacak mı?
Biz yazıyoruz;
ama halkın bunları tartışması lazım. İnanıyorum ki tartışılacak.
VİCDANİ HESAP
• Bundan sonra ne
yapacaksınız ceza yatmak dışında?
İnternet sitesini dergiye
dönüştürmek istiyoruz. Legal siyasi faaliyetlerimi sürdüreceğim. Türkiye’nin
ihtiyacı olan Anadolu Hareketi’ni organize etmeyi düşünen çevrelerin yanında
olacağım.
• Ayan’la görüşüyor musunuz?
İyisiyle, kötüsüyle
o sayfa kapanmıştır benim için. Ama vicdani hesap kapanmamıştır. Onun yanlışta
olduğunu düşünüyorum.
• Ama size yardım etti…
İnkâr
etmiyorum.
• Kazık mı yediniz?
Bir çatışma oldu
tarzlarımız arasında. Ben onu vurmaya gelenlerin önüne çıktım. Bu tercihti.
Yanılmışım.
• Sizin döneminizden bazı subayların halen orduda olduğu
söyleniyor. Bunların en üst noktası nereye kadar varır
acaba?
Bilemiyorum. Ama Deniz Kuvvetleri Komutanı gazetelerde,
“Avrupalılarla el sıkıştığınız zaman dikkat edin” diyordu. Mutlaka vardır. Türk
Ordusu’nun kuruluş gerekçeleri ve yapısı çok güçlüdür. O anlamda bir sömürge
ordusu gibi hareket edemez. Benim arkadaşlarım bu sene orgeneral oldu. Donanma
Komutanı benim sınıf arkadaşım. Bildirilere imza koyanlar ilerleyemedi. Ama
önemli olan ordu gençliği. Onların Türkiye meseleleriyle alakadar olduklarına
inanıyorum.
(Tempo 20 Ocak 2006 sayı 03/946)