yeniyol

NEDEN YENİYOL (1-Editör)

NEDEN YENİ YOL



Kapitalizmin bir sistem olarak, kendi tarihsel sınırlarına vardığı tezi, tüm burjuva söylemlerin aksine- aradan yaklaşık bir asır geçen bir sürede dünyada yaşanan gelişmelerle kendini doğrulamaktadır. Sistemin içine düştüğü açmaz,toplumsal yaşamın her alanında yaşanan derin krizlerle ifadesini bulmaktadır. Üretici güçlerin gelişmesine engel olmanın yarattığı durgunlukla ortaya çıkan işsizlik organik bir hastalık haline dönüşmüştür. Yaşam standartları büyük ölçüde tahrip olunmaktadır. “Uygarlık” adına bütün toplumsal değerlerin çökertilerek, ahlaki ve kültürel alanda derinlik kazanan krizler bu genel açmazın birer ifadeleri olarak karşımızda durmaktadır.Kendi açmazlarının farkında olan sistem,ürettiği karşı-tedbirlerle sonunu geciktirmeye çalışmaktan başka bir şey yapamamaktadır. ”Globalleşme” stratejileriyle “Kuzey-Batının efendileri”,dünyanın geri kalan bütününü monopol yapıların “açık sömürü pazarı” haline dönüştürerek kendi krizlerinin transfer planlarını uygularken,”demokrasi” ve “uygarlığı taşıma” adına teknolojik silah üstünlüğünün oluşturduğu “karşı konulamaz etkilerle” de bütün ülkeleri tehdit altına almaktadır.Bu tehdit dalgasıyla, psikolojisi bozulan toplumsal yapıların daha kolay sömürülebileceğini düşünmektedirler.Afganistan ve Irak’ta emperyalist devletlerin işgalinin bölge ve dünya üzerinde yaratması beklenilen etkisi tamı tamına budur.Ancak,buna rağmen yine Irak örneğinde olduğu gibi,halkların direnişi karşısında bu planlarının öyle pek kolay yürüyemeyeceği de açıktır.Emperyalizm,paylaşım savaşları arifesinde olduğu gibi, dünya ölçeğinde açık bir ulusal tehdit halini almak üzeredir.Bunu en sıcak hisseden ülkelerden biri olan Türkiye’nin cadde ve sokaklarında varoşlarında,dağlarında ve kırlarında yaşayan insanların, bu tehdit kasırgası karşısında yarınları için endişe duymaları doğaldır.Her insan,her grup,her kesim ve her toplumsal sınıf ve tabaka kafasını kurcalayan bu endişelerden sıyrılabilmenin tutarlı bir yolunu aramaktadır. Önümüze geçerli tek yolmuş gibi dayatılan AB üyeliği süreci, ülkeyi bir dizi konseptler ile emperyalizmin hizmetine sunmuş olanların, bu topraklar üzerinde koca bir ülkeyi AB’nin “cariyesi” yapma girişiminden başka bir şey değildir.Oysa bu ülke,kökleri uygarlığın temeline uzanan ve Anadolu insanının kimliğinde cisimlenen özgürlük kültüyle yetişmiştir.

Aslında özgürleşme kültürü genel olarak doğu toplumlarının temelinde var olan bir olgudur.Fakat bu kültün yalnızca batıda bilinmiyor oluşunun yanı sıra ülkemizde de bir takım çevrelerce unutturulmaya çalışılıyor olması , onu , üzerinde dikkatlice durmayı gerektiren bir olgu yapmaktadır.Derinlemesine bir tarihi inceleme yüzyıllardır bu kültle yoğrulmuş Anadolu insanının Kürt’ü,Türk’ü ve diğer dokularıyla Avrupa ve dünya kültürüne önemli katkılarda bulunduğunu açık-seçik ortaya koyar. Genel bir tarihsel bakış açısıyla ele alındığında, kapitalizmin batıda gelişiminin üretim araçlarını devrimcileştirmesi temelinde yaşam standartlarında göz alıcı bir dönüşüme yol açması”modern toplum” açısından nasıl ileri bir olgu olarak görünüyorsa , doğunun insanlarının da bu kazanımlardan yararlanma çabaları ve çalışmaları da (demokrasi ve bağımsızlık mücadelesi) o denli doğal görünmelidir.Oysa kapitalizm emperyalist çağla birlikte, kendisini dünya ölçeğinde ölümcül bir sonla yüz yüze bırakmıştır.Gelişmesinin doruğundayken, bu nimetlerden faydalanmak isteyenlere sunabileceği en iyi durum, işsizlik ve savaşlar olmuştur.Doğu toplumlarının uygarlaşma ve özgürleşme çabalarını şiddetle önüne geçerek,bu toprakları yerli çıkar gruplarıyla beraber bir talan yerine döndürmüşlerdir. Bunun karşısında doğu toplumlarının özgürlük kültü de, bağımsızlık ve demokrasi kavramlarıyla derinlik kazanmıştır.Anadolu topraklarındaki özgürlük kültünün yakın tarihimizin devrimci hareketlerine dek uzanan kökleri, bugün sıradan insanların kurtuluş ve demokrasi uğruna verdikleri mücadelede artık( halk kavramı içinde hiçbir kimliği öne koymadan) “kutsal “bir birlik oluşturmasının zamanı gelmiştir.Yüzyıllar üzerinden gelinerek yakın tarihimizin genç dinamik faktörleriyle bu köprüyü oluşturmak, bu kültürün bir gereği olarak karşımızda durmaktadır.YENİ YOL Sitemiz bu köprünün kurulmasında sizlerinde sağlayacağı katılımlarla katkıda bulunmayı amaçlamaktadır

Gerçekte bu köprünün temelleri 1923 Kurtuluş savaşının netice tayin eden sürecine kadar atılmış bulunmaktaydı.Ancak o günden bugüne Türkiye’nin politik yaşamında rol oynayan ana kuvvetlerin mücadelesi;daha genel bir ifadeyle de belirtirsek Kurtuluş Savaşıyla birlikte geriliğe karşı başlatılmış kavga, henüz tayin edici ölçüde kazanılmış değildir.Bu mücadele, bir yandan emperyalizm tarafından tehdit edilirken,diğer yandan içeride oligarşik güçlerin baskısına maruz bırakılmaktadır.Egemen güçlerin bu yöndeki siyasetleri aslında, “uçurumun kenarında akıl yürütemeyen” bir insanın durumuyla yakın bir benzerlik içindedir.Lenin’in söyleminde bu Rus deyişi tam da günümüzde ülkemizdeki egemen çevrelerin geldiği noktayı özetlemektedir.Bağlı bulunulan sistemin genel etkilerinin yanı sıra toplumun yaşadığı sorunların bu etkilere bağlı olarak uzun yıllardır bir türlü çözülemiyor olmasının oluşturduğu birikimler artık son noktalara gelinmiş bir bunalımı yansıtmaktadır.Toplumsal yapı bir türlü kendini yenileyememekte ve çürüme yüzlerce görünüş biçimleriyle beraber açık-seçik sırıtmaktadır.Öyle ki, toplumsal bir yapının beyin gücünü ifade eden aydın tabakalarımız arasında; sınıfsal sorunlardan Kürt hareketinin yarattığı kimlik sorunlarını içeren ulusal sorunlara kadar,İslam’da reform tartışmalarına yol açan dinsel sorunlardan Alevi meselesini içeren sosyal-kültürel sorunlara kadar,çürüyen devlet yapısından en alttaki sivil toplum örgütlenmesinin içerdiği sorunlara kadar, bir yığın geleceğe ilişkin genel bir karamsarlık havası ve vurdumduymaz bir davranış hakimdir.İlerlemeden ve gelişmenin kaçınılmazlığından söz edenler,şimdi ne tuhaf ki geleceğe bakışta bir belirsizlik görüyorlar.Bu ülke 1970’lerden bu yana iki askeri darbe arası dönemin gerici-faşist kabusluğuna tanıklık ederek 21.yy’a doğru sendeleyerek yürümüştür.Bu darbeli sürecin içerdiği felaketler sonucunda , bir yandan kimlik sorununa gerçeklik kazandıran Kürt hareketinin duruşu ve diğer bir yandan da İslam inancında uzun yılların oluşturduğu ve İslam’ın çıkış noktasının sosyal yanlarını öne çıkartan demokratikleşme eğilimleri, egemen çevrelerin uyuşturucu söylemlerinin artık mazide kaldığına dair son derece ciddi uyarılardır.Bir de buna ekonomide yaşanan sıkıntılar ve sınıfsal duruşlar eklenince,bu sıkıntıların toplumdaki yansımaları olan ahlaki,kültürel ve düşünsel bunalımlarda da (spekülasyon ve çürüme,uyuşturucu,şiddet,becillik,başkalarının çektiği acılara kayıtsızlık,aile yapılarının parçalanması vb.) kendini göstermektedir.Yaşanan bunalımın başka bir belirtisi de egemen çevrelerin artık kendilerini toplumsal gelişmenin önünde bir engel olarak hissetmeye başlamış olmalarıdır.AB onlar için yapmayı düşündükleri kısmi reformlar için bir umut kapısı olmuştur.Bunu bile tam anlamıyla becerememektedirler.Aslında bu beceriksizliğin ülkemiz açısından temel nedenleri vardır.Marks,her toplumun egemen fikirlerinin egemen sınıfların fikri olduğuna işaret ederken toplumsal biçimlerin genellemesi içinde bundan bahsediyordu.Çağa damgasını vuran emperyalist dönemde ülkemiz gerçekliğine dönersek,1923 Hareketi’nin sosyal ayağı tamamlanamadığı,eksik bırakıldığından ve bizim burjuvazimiz devlet eliyle yaratılmak istenen ve devletin bütün imkanlarının ona sunulduğu bir burjuvazi olduğundan, batı burjuvazisi gibi toplumu çekip çevirebilecek yönetimsel bir güce ve düşünceye sahip olamamıştır.Bu anlamda,Osmanlı’nın yüzyıllar süren devlet geleneğinden güç alan bürokrasinin yönetimi, devlet söz konusu olduğunda burjuvazinin yönetiminden daima ön plana geçmiştir.Ve bu bürokrasinin doğru dürüst bir ideolojisi de bulunmadığından batıdan aktarılmış ve Atatürk’ün düşüncelerinin bir yanıyla kaynaştırılmış eklektik bir düşünce topluma ideoloji diye hakim kılınmaya çalışılmıştır.Kısaca ifade edersek bizim burjuvamız,bürokrasinin bu yardımı olmasına rağmen,batı burjuvazisi gibi meselelerin bilincinde olan bir burjuvazi asla olamamıştır.Bu anlamda toplumsal sorunlara yaklaşımı da kısır bir döngü içinde kalmıştır.Şimdi AB süreciyle ilgili yaşanan karamsarlıklar içinde, bürokrasi ile burjuvazi arasında eğreti temellerde kurulmuş bulunan bu yapısal görüntünün taşıdığı ağırlıklar vardır.Çürümeye ve ölmeye yazgılı böyle bir yapının temsilcileri hala gerçekleri görmezlikten gelmeye devam ediyorlar.Bugün egemen çevrelerin düşünce tarzına damgasını vuran belirleyici faktör budur..

Artık şurası bir gerçek ki toplumumuz içinde bulunduğu çıkmazlardan ancak modern hayatın öngördüğü ölçütlerde baştan aşağıya yeniden örgütlenebilirse çıkabilir.Ve şunun da altını çizmek gerekir ki,Türkiye modern uygarlığa doğru bu yönelişte, belki de bütün bir yakın doğuya da yol gösterebilir.Tabii ki bunun ön koşulu bilimsel bir dünya görüşü ve devrimci bir programın benimsenmesinden geçer.Ve bu programın,yakın geçmişin devrimci yapılarının kendi konjonktürleri içinde önerdikleri ve tartışmaları yapılarak doğru ve yanlışları sınanmış bütün formülasyonlardan farklı ve yeni bir yanının yani doğal bir yapısının olması gerekir.Elbette tarihin oku geçmiş mücadelelerde kimin doğruya yakın kimin uzak kaldığını gözler önüne sermiştir.Bizim yapmamız gereken süreci tamamlanmış bu tartışmaları yeniden yapmak değil,ancak geçmiş doğruların özgün sentezine ulaşabilmektir.YENİ YOL Sitemiz bu sentezleri sizlerle paylaşacak, tartışacak tarihin okunu yanlış yönlere çekmeye çalışanlara karşıda çalışan insanların demokratik egemenliği ve özgürlüğüne dayanan bir programın felsefi diliyle yanıt verecektir.

Devrimci söylemimizin dilinin Marksist içerikte olması, kimilerine fazla “dışsal” “yabancı” ve “ürkütücü” gelebilir..Ama günümüzde ülkemiz pazar ekonomisi ve ilişkileri dahil(kapitalist ilişkiler) kullandığımız çoğu şey yabancı bir mal değil midir? İşin aslına bakılırsa sosyalist düşüncenin Anadolu topraklarında uzun zamandan beri ortaya çıktığını,farklı dönemlerde yeniden ve yeniden su yüzüne fırladığını göstermek o kadar zor değildir.Anadolu insanının inanç ve düşünce yapısında bu felsefenin öğelerini görebilmek mümkündür.Fakat yalnızca bir çekirdek olarak.YENİ YOL Sitemizde bizim amacımız çekirdek halindeki bu birikimleri bilimsel temeller içinde ele alarak herkesin öldüğüne inandırılmaya zorlandığı,fakat modern zamanın temel ilerlemelerinin kendisini daima haklı çıkarttığı bir felsefeyle buluşturmada kaynaştırıcı olmaktır.İçinde yaşanılan ağır şartların üstesinden gelme ve ülkemizi gelişmenin daha yüksek evrelerine ilerletmenin yolu, yüzyıllardır kapıları çalışan insanların yüzüne kapatılan bilimi tanımak ve içselleştirmekten geçer.YENİ YOL, toplum-bilimsel yeni bir yol arayışı değil, aslında önceden beri var olmuş ve yoğrulmuş birikimlerle dolu bir hazinenin, üstüne çöreklenmiş ucube düşünce kalıplarından arındırılarak bir pota içerisinde yeniden değerlendirilebilmesinin kürsüsü olmayı arzulamaktadır.



YENİ YOL